Pazartesi, Kasım 30

Bir Eksiklik Yokmu?

Galatasaray Profesyonel Futbol A Takımı, bir günlük aradan sonra çalışmalarına Florya Metin Oktay Tesisleri’nde yaptığı antrenmanla devam etti.

Alt antrenman sahasında basına ve taraftara kapalı olarak yapılan antrenman, Johan Neeskens, Nezih Ali Boloğlu, Albert Roca ve Carlos Cuadrat yönetiminde, saat 18.00’de, ısınma ve açma germe çalışmalarıyla başladı.

Antrenmanın ana bölümünde teknik çalışmalar yapıldı.

Cumartesi, Kasım 28

Bursaspor 1-0 Galatasaray, Çöküş ve İhanet

Bumaçta teknik olarak bir analiz yapmak imkansız. Yapılacak tek analiz Bursaspor için olur. Ne oynadığını bilerek mücadele ettiler. Ertuğrul Sağlam'ı 14. hafta sonunda takımına ikinci sırada yer bulduğu için tebrik etmek gerekir. Karşı cephede ise takımın başında antrenörü olmayan bir ekip. Sahada başıboş dolanan, kimin nerede ne yaptığı belli olmayan, mevki olarak karmaşık bir sistemi olan bir takım.

Bu takım sıradan bir takım olsasanırım gazetelerde dalga geçilirdi. Ancak adı Galatasaray olunca işin rengi tamamen değişiyor. Dünkü oyundan dolayı açıkcası utanç duyuyorum. Saymaya kalksak yazılacak çok yanlış var. Orta sahada güya üç adet kesici oynadı. Ancak kim ne kesti derseniz hiçbirşey deriz. Onların önünde dönme dolap gibi değişen bir üçlü vardı. Forvette genellikle Arda durdu. Maç sonu demecinde iyi duvar olduğunu ve görevini yaptığını söyledi. Demekki kendini başarılı buluyor. Bu performansı yeterli görüyor kendine. Birde bu takımın kaptanı kendisi. Diyecek birşey yok. Bu kadar şımartılırsa o da bu demeci verir.

Arka dörtlüye gelmek istemiyorum ancak değinmemek elde değil. Sabri hariç diğer dörtlüden bahsediyorum. İçinde kalecide olandörtlüden. Göbekte iki adet başı kesilmiş tavuk gibi dolananadam var. İkisini toplasak eli ayağıdüzgün bir defans oyuncu asla çıkmaz. Onların solunda ise tüm yetilerini yitirmiş Hakan Balta var. Bu kadar vurdumduymaz ve konsantrasyondan yoksun bir oyun oynamaya asla hakkı yok. Bu formuyla geldiği yere geri döner. Ancak bunu görebilecek ne teknik heyet nede yönetim var. Bu defansın arkasında iseher maç gol yeme başarısına sahip sadece ismi güzel olan bir kaleci var.

Ve Frank Rijkaard...

Herkesin dediği gibi düşünmüyorum ben bu duruma. Eşi hastalanmış olabilir. Bu hiç istenmeyen ve insanı üzen bir durumdur. Ancak bu insanın yaptığı iş var ve bunun karşılığınıda fazlası ile alıyor. Yarın gelip hangi futbolcuya sözünü dinletebilecek ve futbolcuların ona karşı bağlılığını koruyabilecek. Bu kötü drumda takımın başında durup kritik maçı yönetmeli ve oyuncuların mücadele ruhunu aşılamalıydı diye düşünüyorum. Çünkü ligdeki gidiş hiç iyi değil ve takım asla mücadele etmiyor. Yenilgiyi kabullenmiş gibioynuyorlar. Durağan ve sıradan bir takım haline geldiler. Sezonu erken açmış olmanın etkisi bu olamaz. Bu kötü durumu yönetebilecek bir yönetimde yok maalesef. Başarısızlığa doğrı yelken açmış ilerleyen bir takım var. Ancak ben sezon başından beri bu seneyi kaybetmeyi göze almıştım. Ama beni yanıltan bir durum. Takımın her geçen ay daha organize ve daha güzel oyunlar oynayacağını düşünüyordum. Şuanki duruma bakınca sene başındaki futbolun çok uzağındayız. Belkide bu topraklarda asla olmayacak bir "total futbol" çılgınlığına kendimizi kaptırdık. İşte bundan çok korkuyorum.

Cuma, Kasım 27

2. Mesaj da Peykan'dan... :) !



evet geç kalmışım sanırım... :)
Valide Sultan olmadan; bi de çalışınca anca bu zamana kadar temizlik tamamlanıyo... :)
aksilaza söz vermiştik bayram mesajı için ama benden önce davranmış, affına sığınıyorum yüce aksilaz :) :P kızdırdıysak affola:) duygu sömürüsü yapmıyım neyse; tek başına temizlik yapmanın ne denli zor olduğundan hele hele çalışınca aman Allah'ım zorluğun kat kat arttığından hiç bahsetmicem.. :)

neyse;
sadece kurban kesip,tamamdır hadi eyvallah değildir bayram.... bayramı bayram yapan; pek muhterem değerler vardır... dostluk-arkadaşlık-akrabalık...vs
bunları en iyi bilen ve yaşatan tüm dostlarımın; canlarımın ve tüüümm blog dünyasının Kurban Bayramı'nı kutlar;

evlenince çalışmayı bırakan yüce kadınların ellerinden öper, saygılarımı sunar; böylece mesajımı sulandırır ve ben kaçarım...:)
iyi bayramlar herkese.....

İyi Bayramlar


Perşembe, Kasım 26

Samimiyyet...



Kaçımız havadan gelen yedi yüz bin liraya hayır diyebiliriz...?Kesin birşey söylenemez tabiki.Yaşamak gerek yukarıdaki resimdeki şahsın başına geldiği gibi.

Hikayeyi duymuş yada yeni duyuyor olabilirsiniz.Kenan Sofuoğlu,adına iddiadan oynanan bahislerden hesabına geçen bu 700.000 lirayı reddetmiş.Tabiki almış parayı ama 300.000 lirasıyla memleketine okul yaptırmış.Geri kalanını da yine hiç kendi namına kullanmadan hayır işlerine aktaracakmış.İster istemez merak uyandıran bir mevzu elbette.Meraklıların (neden) sorusuna da gayet net"inancım gereği haram olduğu için" cevabını vermiş.Bir insan havadan gelen servete nasıl yüzçevirebilir değilmi?Zamanımız koşullarıyla da karşılaştırınca çoğumuz "oğlum manyakmısın nesin alınmazmııı?" yada "inancı gereğiymiş yemişim" diyordur.Diyenlerde haklı kendi çapında ona da amenna..!İster "manyak" diyelim ister "dini şovanizm yapıyor".Sofuoğlu,"inancım gereği almadım" diyor.Çok zor olan birşeyi yaparken inancındaki samimiyetini de kanıtlıyor.Uzaktan bakmak etkisizdir böyle durumlarda.Bizzat sınanmak gerek.Samimiyyet dediğinde büyük le sınanır zaten..Kim ne derse desin sana Sofuoğlu.Benden okkalı bi helal olsun.Yiğit,sadece er meydanında olunmuyor..

Çarşamba, Kasım 25

Manchester Fatihi Beşiktaş

Maç öncesi kadrolara bakınca beraberlik çıkabilirdiye düşünmüştüm. Ancak galibiyeti beklemiyordum açıkcası. Beşiktaş en iyi yaptığı işi yaptı bu gece. Takım olarak savunma yapmayı ülke sınırı içerisinde becerebilen tek takım olduğunu gösterdi bize. Bu maçta öne çıkan isim yazamayızherkes iyiydi. Denizli Üzülmez-İsmailile osl kanadı, Kaş-Ekrem ilede sağ kanadı kapattı. Tello sağ kanada yakın oynadı. Fink ve Ernst ise her zamanki görevlerini yerine getirdiler.

Ferguson maç içerisinde fazla bir hamle yapmadı. Aynı takım ve şablonla devam etti. Son anlarda tüm hünerli ayaklarını soktu ancak Beşiktaş'ın o direncini kıramadı. Ayrıca hesapta olmayan Rüştü performansı 23 maçlık yenilmezlik serisinin sonunu getirdi.

Tello ve Bobo o miskin hallerinden kurtulmaya başladılar. Beşiktaş ligdede psikolojik üstünlüğü ele geçirdi bu galibiyetle. Ancak en rahat nefesi başkan Demirören almıştır. Üzerindeki o baskıdan bi nebze kurtuldu bu galibiyetle. Son maç İnönü'de CSKA Moskova ile olacak. Son dakika Ekrem'in attığı gol ile Beşiktaş bu maçta alacağı galibiyetle Uefa kupasına gidecek. Ancak işimiz zor görünüyor. CSKA deplasmanlarda daha rahat oynayan bir ekip. Bu maçın skorunuda Beşiktaş savunması belirleyecek. 8 Aralık'taki maç Beşiktaş'ın avrupa ümidini yeni seneye taşıyıp taşıyamayacağını belirleyecek. Bu galibiyetin anlamlı olması için İnönü'de 3 puan almak şart. Ben Beşiktaş'a güveniyorum. Şuan oynadığı futbol bunu başaracak güçte.

Bugünkü galibiyet için bir kez daha tebrikler. Manchester United Galatasaray ve Fenerbahçe'den sonra Beşiktaş'danda darbe yedi. Türk takımlarına karşı bir zaafları var.

Miralem Pijanic

Miralem Pijanic Bosnalı ve Lyon'da oynuyor. Ancak ilginç bir kariyeri var bu oyuncunun. Bosna doğumlu olmasına rağmen hayatının önemli süresini Lüksemburg'da geçirmiş. Oradan Metz klübüne geçmiş bir isim. 2003-2007 yılları arsı Metz forması giydi. 2007 yılında 38 maça çıkarak kendini göstermiş oldu Avrupaya. Ligin abisi Lyon kaçırmadı bu yeteneği ve kadrosuna kattı. Bu sırada hem Lüksemburg hemde Bosna Hersek milli takımında oynatmak başvurdu kendisine. O da ülkesi olan Bosna'yı tercih etti. Juninho ile sadece bir sene oynayabildi. Ancak ondan çok şey öğrenmiş bu oyuncu. özelliklede frikik atışlarını. Dün akşam bir kez daha izledim ve emin oldum. Topa gelişi ve topa vuruş şekli tamamen benziyor. Juninho'nu o kendine has topun üstüne sert vuruşu Pjanic'dede var. Lyon'lular memnun bu durumdan. Juninho sonrası frikik sorunu yaşamayacaklar. Pjanic'in önünde uzun bir yol var ve bu yolu başarılarla geçecektir. 1990 doğumlu oyuncu Bosna formasınıda 4 kez giydi şuana kadar.

Liverpool Avrupa Liginde

Azda olsa gruptan çıkmak için bi umut mevcut idi. Ancak Fiorentina Lyon'u tek golle yenince bu şans ortadan kalkmış oldu. Fiorentina'ya tebrikler, Rafa'ya ise daha büyük tebrikler. Kolay değil bu duruma getirmek.

Salı, Kasım 24

Uçan Kupa




Türkiye Tekvando Şampiyonası'nda birinci olan TES Kulübü'nün kupa töreni az kalsın faciaya dönüşüyordu. Antrenörün havaya attığı kupa sporculardan Serap Aydeniz'in kafasına çarptı ve genç sporcunun dili nefes borusuna kaçtı.

Haftanın Ardından

- Derbide Beşiktaş'ın net bir galibiyeti vardı. İkinci oynadığı ısıran ve yaratıcı futbol sayesinde maçı koparttılar. Fenerbahçe'de ise Daum freni ve Alex'in durgun performansı vardı. Forvet olarak Kazım tercihi bu derbide tutmadı. Semih için üzülüyorum doğrusu. Eminimki 3 hafta sürekli forma şansı bulsa gol atmaya başlayacak. Ancak Herr Daum bildiğini okumaya devam ediyor. Güiza konusu ise ayrı bi komedi. Milli takımda gol atan asist yapan oyuncu kadroda yok. Medya bu konuyu fazla işlemedi. Ancak bariz bir kriz olduğu apaçık ortada. Ayrıca Fenerbahçe için 21 günlük bir boşluk mevcut idi. Bu süre içinde hazırlık maçı yapmamaları biraz düşündürücü. Beşiktaş cephesinde ise 7 de 7 lik bir seri mevcut. Ayrıca bu hafta İbrahim ve Ernst'in oyunu takıma müthiş bir dinamizm kattı. Buna başka oyuncularda eklenirse Beşiktaş geçen seneki temposunu bulacaktır.

- Liderin takipçisi Galatasaray eline geçen fırsatı kullanamadı. Maçı yazamadık bu hafta. Sıcağı sıcağına yazmayı tercih ediyorum. Maçtan sonraki günlerde yazmak doğal olamıyor sadece analiz olarak kalıyor. Maça dönersek sahada organize olamayan bir Galatasaray ve ön alanda iyi basan ancak yetenekleri kısıtlı bir Manisaspor vardı. Kewell ve Sabri'den başka bu maçı isteyen oyuncu göremedim sahada. Özellikle Gökhan ve Servet ikilisi tam facia. Geriden oyun kurmaya çalışan bir takım için asla oynayamayacak bir ikili. Devre arası olası Servet transferi sonrası bu bölgeye ciddi takviye yapılmalı. Servet'in kalması halinde transferi düşünmeyecektir Rijkaard. Orta sahadaki sorun sene başından beri çözülemedi takımda. Topal ve Barış'ın kıpırdanmaları bi dinamizm kattı ancak o kısırlığı çözemedi. Elano ise hala deneniyor en verimli mevkii bulunmak için. Ben bu konuda Borges gibi düşünüyorum. Orta üçlüden birisi olabilir Elano. Tabi şu aşamada asla olamaz. Sezon öncesini iyi geçiremediği için bu kadar formsuz duruyor. Devre arasında sıkı bir tempo ile bu mevkinin adamı olmalı. Manisaspor'da ise Simpson göze batmaya devam ediyor. Ancak forvet oyuncuları çok kalitesiz. Bu yüzden oraya gelince tıkanma yaşıyorlar.

- Trabzonspor'u yazmak istemiyorum ancak olaylar bir türlü durmuyor. Kasımpaşa maçı öncesi yaşananlar bu maçın kaybedileceğine işaretti. Deplasman kamp programı yapılmamış. Oyuncular apartopar maç günü İstanbul'a geliyor. Dinlenemeden maçı oynuyorlar. Maçta ise birbirinden kopuk ve anlaşmazlık içinde 11 oyuncu olduğu apaçık ortadaydı. Şanssızlıkları ise formu yükselen Kasımpaşa ile oynamaları oldu. Yılmaz Vural çıkışa geçeceklerini söylemişti ve bunu başardılar. Küme düşme hattından çıktılar. Trabzonsporda ise maç sonucu deprem etkisi yarattı. Tüm suçlular bulundu ve cezalandırıldı. Sadri Şener göreve geldiği motivasyonundan çok uzak. Olası bir kongrede koltuğunu bırakabilir. Şenol Güneş ve Tekke transferleri bir nefes olur sadece. Zaten Trabzon'un o cadı kazanı gibi olan fısıltıları başladı bile. Bu takımın başarısı birazda şehrin profiline endeksli. Takıma köstek olan bir yapı mevcut. Aynı yapı komşu il Rize'dede var. Onlarında hali içler acısı. Rizespor hakkındada devre arasına doğru bir yazı yazacağım.

- Artık güzel şeyler yazabiliriz. Bursaspor'dan başlayalım bu güzelliklere. Ertuğrul Sağlam ile çıkışları sürüyor. Bu hafta Gaziantep'te tam bir kırılma maçı oynadılar. Son dakikalarda Krita ile üç puana ulaştı Bursaspor. Önceki yazılarda dediğim gibi kaliteli yabancıları var ve takıma müspet katkıda bulunuyorlar. Gol yememe konusundada oldukça başarılılar. Ömer ve Zapo ikilisinin uyumu başarılı oldu. Sercan'da katkıya başlayınca daha çok puan alacaklar. Bu hafta Galatasaray ile evlerinde oynacaklar ve bu maç sezonun gidişini belirleyebilir. Alacakları galibiyet ile bir sıra daha yukarı çıkacaklar.

- Kayserispor'un yükselişi şöyle açıklayalım. Son 10 maçta bir mağlubiyet ve iki beraberlik aldılar sadece. Ayrıca Ariza Makukula gibi nokta santrafora sahipler. Ancak Kayseri seyircisi hala bu takıma yakışmıyor. Yine boş koltuklar vardı stadda. Devre arasına kadar alacakları 3 galibiyet ile Avrupa hedefini kovalayacaklar. Kupadan elenmeleri biraz moral bozsada lige daha sıkı asılmalarına yol açacak. Diyarbakırspor ise düşüşe başladı ve böyle gidecek gibi duruyor. Takımın hücum yükü iki oyuncu üzerinde. Tazameta ve Mendoza tüm sezon formda olmayacaklar.

- Thomas Doll başarılı çizgisini sürdürmeye devam ediyor. Bu hafta formda olan İBB'yi üç golle yendiler. Atılan goller kişisel beceri olsada takım oyununu iyi uyguluyorlar. Sahada ne yaptığını bilen bir görünüm sergiliyorlar. İBB ise bu maçı kayıp olarak görmüyordur. Ligin ne akan nede kokan takımı olma özellikleri yıllarca sürecek gibi.

- Eskişehir ve Ankaragücü arasında oynanan maçta futbol dışında olaylar gelişti. İki takım seyircisinin yaptığı çirkinlik yakışmadı. Gerçi Ankaragücü bu ligde asla görmek istemediğim ilk takım. Seyirci profilide keza öyle. Norveçli Sollied farklı bir hava katabilir Ankaragücü'ne. Ancak yönetim olarak rahat bırakmayacakları kesin. Oyuncu bolluğunu ise kadro dışı bırakarak çözdüler. Bu bile zihniyetlerini açıklıyor.

- Denizlispor-Antalyaspor maçı ev sahibinin kazanması gereken bir maçtı. Beraberlik Antalya adına kazanç sayılabilir. Denizli 7 puanla son sırada ve bu formu ile ligde tutunabilmesi güç olacak. Antalyaspor ise evinde aldığı puanlar ile rahat götürüyor ligi.

O An #22

Yiğidi gül ağlatır gam öldürür
Nice namert ava çıksa,
tuzak kursa, kurşun atsa;
Yiğidi çökertmezs kahır.

Bir dem yar hüzünle baksa
Bir gönül gözüyle baksa
Yiğidi gül ağlatır, gam öldürür.

Düşman yılan olup soksa,
Dokuz kavim taşa tutsa;
Yiğidi çökertmez kahır.

Bir dem yar hüzünle baksa,
Bir gönül gözüyle baksa
Yiğidi gül ağlatır, gam öldürür

Ömer Lütfi Mete

Öğretmenler Günü


Bu kutsal görevi yerine getiren yada getirmek için sıra bekleyen tüm öğretmenlerimizin günü kutlu olsun.

Pazar, Kasım 22

Deli İbo Resitali 3-0

Maç öncesi kadrolar açıklandığında bu maçın golsüz beraberlikle biteceğini düşünmüştüm. Daum her derbi ve kritik maçta olduğu gibi bu maçtada 4-4-1-1 düzeni ile çıktı. Ve yine ilk düşüncesi gol yememekti. Araya bir gol sıkıştırırsam ne ala mantığı işliyordu. Denizli ise kontrollü oyun oynayabileceği bir 11 ile sahadaydı. Serdar Özkan tercihini anlayamadık yine.

Maç Beşiktaş'ın baskısıilebaşladı. Bir ara iyi bunalttılar Fenerbahçeyi. Ancak Serdar Özkan'ın geleneksel gol vuruşu noksanlığı yine devam etti. Sonrasında oyun dengelendi ve ilk yarı sonlarında Fenerbahçe gole daha yakın olan taraftı. Alex'in ilk yarının sonunda direkte patlayan serbest vuruşu maçın kaderini belirleyebilirdi.


İkinci yarıda Denizli Serdar-Tello değişikliğine gitti. Hareketli başlamıştı bu yarıda. Karşılıklı gol kaçan gol pozisyonlarının ardından Deli İbo, namı diğer Delinho sazı eline aldı ve Barcelona maçındaki performansından bile yukarıda bir performans gösterdi. İlk gol onunyaptığı sayısızbindirmelerden birinin sonucunda geldi. Fink ceza sahasında buvuruşları hep koklar. Bu sefer Delinho ona topu muhteşem kesti. O da topun gelişine sert vurarak skor eşitliğini bozdu. Sonrasında Daum Emre'nin yerine Wederson'u tercih etti. Santos Baroni ile birlikte göbeğe çekildi. Bu değişiklikten kısa süre sonra yine Delinho'nun hazırladığı bir pozisyon sonrası Bobo en iyi yaptığı işi yaptı. Topu çok güzel sakladı ve sırtı dönük rakibi ekarte ederek müthiş bir vuruş çıkardı. Volkan hamle dahi yapamadı bu pozisyonda. Kazım'ın Galatasaray derbisindeki etkinliği yok olmuştu. Sivok ve Ferrari gibi iki zeki defans oyuncusu arasında ve Ernst'in katkısıyla adım atamadı. Alex'te silindi bu üçlünün markajıyla. Denizli yorulan Yusuf yerine Uğur hamlesini yaptı. O da Delinho'nun verdiği pasla golünü attı. Bu golden önce Delinho'nun orta sahada attığı çalım unutulmayacak cinstendi. Kazım'ın kırmızısı sonrası Semih'in tercih edilmesi Semih adına üzücü olmuştur.

Bu derbiden çıkan notları şöyle özetleyelim. Alex her büyük maçta olduğu gibi yine yok oldu sahada. Fenerbahçe yenik duruma düştüktensonra yelkenleri çok çabuk suya indirdi. Milli mola yaramamış göründü onlara. Emre'nin olası sakatlığı ciddi zorşuklar çıkarır Fenerbahçe'ye. Beşiktaş adına ise 6 maçta 6 galibiyet güzel performans. Ancak bu düzende gol atmakta yine zorlanacaktır. Orta saha ile forvet arası geçiş çok ağır oluyor. Ernst'in olmadığı her maç zor biter Beşiktaş için. Maç sonu yapılan bir tezahürat ile bitirelim :

“İbo doğru söyle ,İbo doğru söyle ,Ne içtin bu gece,Ne içtin bu gece..”

Cumartesi, Kasım 21

Dansöz Medya

Şöyle demiş bugün Fotomaç :

Skandalsaray
G.Saray'da skandalların arkası kesilmiyor! Sarı-kırmızılı takımda, basketbolda Cemal Nalga'nın başka isimle oynatılması gündemden düşmeden bu kez Arda Turan skandalı yaşandı. Domuz gribi olduğu açıklanan yıldız oyuncu, dün Florya'da idmana çıktı. A takımın sabah 10.30'da gerçekleştirdiği antrenmanın ardından tüm futbolcular tesisleri terk etti. Daha sonra Arda Turan Florya'ya gelerek yalnız başına idman yaptı.


Hadi basketbol skandalında haksız olduğumuz susuyoruz. Ancak Hürriyet ve Fotomaç gibi yanlı gazeteler belaltı vurmaya başladı. Bugün Skandalsaray Fotomaç'tan, dünde Hürriyet'te Gazsaray skandalı vardı. Hatta ileri gidip bütün branşlarda küme düşürülmesi gerektiğini söyleyenler bile mevcut. Beni asıl üzen ise beğendiğim bir yorumcu olan Kaan Kural'ın yaptığı sert yorumlar oldu. Fenerbahçe-Efes pilsen final se risinden sonra ağzını bıçak açmıyordu. Ancak bu maçtan sonra coştukça coştu Kaan. Medya zaten olayların peşinden gitmeyi tercih etmeyip Galatasaray alacağı ceza üzerine yoğunlaşmış durumda. Amaç her zamanki gibi üzüm yemek değil. Cezalar bugün açıklanacak ama Galatasaray taraftarının bu cezanın ne olacağı pek umrunda değil. Onları, beni asıl üzen böyle bir lekenin sürülmüş olması. Bu yüzden bugünkü ceza hiç umrumda değil. Hatta klübün gidip en alt ligden başlamak istemesini beklerdim. Ama Gazsaray yada Skaldalsaray'ın değil Galatasaray klübünün. Zaman içerisinde başka sahtekarlıkları ve olaylara medyanın bakış açısını yazacağım.

Perşembe, Kasım 19

Ömer Lütfi Mete


1950 - 2009

Çocukluk yıllarımın kahramanı olmuştur. Copların Askerleri kitabını kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum bile. Hapishane yıllarında çektiği çileleri, yaşadığı işkenceleri tarafsız bir gözle kaleme almıştı. Güzel insandı Ömer Lütfi Mete. Bir sohbet ortamında konuşmacı olarak katılmıştı. O gün tanışmıştık ve kendisine çocukluk kahramanlarımdan biri olduğunu söylediğimde verdiği cevap hala aklımdadır. Hayatta çizdiği bir yol vardı ve o yoldan sapmadan ilerledi yaşamı boyunca. O elim hastalığa tutulduğunda yenmeyi başarmıştı. Dualarınızla demişti o gün. Ancak bugün ruhuna göndereceğimiz dualarla daha güzel yerlere gidecektir Ömer abi. Ruhun şad olsun hemşerim. Son görevimi kabristanda yerine getireceğim. Bir kahraman daha kutlu yerlere gitti.

Aziz Henry

Fransa Dünya kupasına işte bu elle gidiyor. İrlanda’dan 1-0 galibiyetle dönen Fransa evinde maçı koparır diyenleri şaşırttı. İrlanda muazzam bir oyunla 90 dakikayı 1-0 galibiyetle bitirdi. Hatta golü atan Keane bir tanede kaleciyi geçip gol vuruşunu yapamamıştı. O an eleneceklerini düşündüm ancak maç uzatmaya gitti. İşte bu anlarda Aziz Henry çıktı sahneye. Topu eliyle düzeltti ve kale çizgisindeki Gallas’a aktardı ve boş kaleye atılan bir gol. İrlandalı futbolcuları ve trapatton’yi tebrik ediyorum. Bu haksızlık bize yapılsa idi sanırım değişik görüntüler çıkardı ekrana. Domenech’te gidip Henry’nin elini öpsün. Yoksa bavulları hazırlayıp tatile çıkmıştı bugünden. Henry mi ? Onuda vicdanı ile baş başa bırakalım. Nede olsa bi Barcalı. Orda neler öğrendiği belli.

Rezalet

Yukarıdaki resimdeki oyuncu hepimizin bildiği Cemal Nalga. Ancak giydiği formanın numarası 7 ve yazan isim ise Tufan Ersöz. Cemal geçtiğimiz sezon sonundan 4 maçlık bir ceza ile başlayacaktı sezona. Almanyada yapılan kampta oynanacak iki hazırlık maçında oynamamış görünüyor maç listesinde. Ancak ortaya çıkan videolarda ve resimlerde Tufan Ersöz değilde Cemal Nalga'nın bu maçlarda oynatıldığı açıkca görünüyor. Ligdede ilk iki maçta oynamayarak cezası kağıt üzerinde tamamlamıştı Cemal. Ancak ortaya çıkan bu videolar ve resimler sayesinde yapılan rezalet ortaya çıktı. Bu rezaleti klübüm olan Galatasaray'a yapanlardan hakkımı arayacağım. Böyle bir işgüzarlık olamaz olmamalı. Üstelik bunları yapanlara sorsanız hepsi candan kandan Galatasaraylılar. Daha fazla yazmaya gerek yok bu rezaleti. Galatasaray yönetimi dün gece apartopar toplanıp şu kararı almışlar. Ancak çok geç kalmışlar.

Galatasaray Spor Kulübü Erkek basketbol şubesinde yurtdışındaki hazırlık maçlarında maalesef spor ahlakı ve Galatasaraylılık Ruhu’yla taban tabana zıt bir olay meydana gelmiş, bir Galatasaray basketbolcusu başka bir kimlikle sahaya sürülmüş ve oynatılmıştır. Kulüpte çalışan bazı profesyonellerin isteği ve izniyle gerçekleştiğini yeni öğrendiğimiz bu olay Galatasaray Spor Kulübü, Galatasaray Camiası ve bütün Galatasaraylılar adına büyük bir utançtır. Bizlere bu utancı yaşatanlar adına Galatasaray Spor Kulübü olarak tüm spor kamuoyundan ve Türkiye’den özür diliyoruz.
Tüm camiamızı büyük bir üzüntüye boğan bu olaya neden olan ve Galatasaraylılık’tan nasibini alamamış sorumlu tüm idari ve teknik kadronun kulübümüzle ilişkisi hemen kesilmiştir.
Saygılarımızla
Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu

Çarşamba, Kasım 18

Ay Yıldız Dünya Kupasında

Cezayir, Sudan'da oynanan playoff maçında Mısır'ı Anter Tahia'nın ilkyarıda attığı golle 1-0 yenerekDünya Kupasına katılmaya hak kazandı. Mısır'ı yıllar yılı sevmem. Hem politik hemde sosyal sebepleri var bunların. Ancak Cezayir ile aramızda tarihsel bir bağ mevcut. Bayraklarındaki ay ve yıldız bile onların gitmesine sevinmeye bir nedendir. Umarım Dünya kupasındada başarılı sonuç alıp ay-yıldızı dalgalandıracaklar.

Salı, Kasım 17

O An #21

Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf
Ne anlam katan bir harekem…
Kalakaldım sayfalar ortasında.
İşte ben gibi, sen gibi…
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki…
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…

Pazartesi, Kasım 16

Sizleri Özlüyoruz




Bu ülkede sizin gibi futbolcu ve başkan özleniyor.

Ziraat Türkiye Kupası Gruplar

A Grubu
Fenerbahçe, Eskişehirspor, Antalyaspor, Altay, Tokatspor

B Grubu
Trabzonspor, Galatasaray, Ankaragücü, Denizli Belediyespor, Orduspor

C Grubu
Sivasspor, Bursaspor, Denizlipor, Giresunspor, Tarsus İdman Yurdu

D Grubu
Beşiktaş, İstanbul BŞB, Manisaspor,Kasımpaşa, Konya Şekerspor

Antonio De Nigris

Antonio De Nigris ülkesinde kalp krizi sonucu vefat eti. Bu sıralar futbolda ölüm haberleri çoğaldı. Onu güzel kafa vuruşlarıyla hatırlayacağız.

Rezaletin Başlangıcı

Seninde Allah belanı versin kadın !!!

Dün gece o sinirle bu anın resmini bulamadan yazdım postu. Foto Ultras-Movement'ten.

Pazar, Kasım 15

Galibiyet ve Hüzün

Galatasaray basketbol takımı bu sezonun en güzel maçını çıkardı. Ancak tarftar olarakutanç gecesiydi. Bir bayan taraftarın yaptığı el kol hareketiyle bu kadar olay çıkma. İçlerindeki kini zoraki tuttuklarının kanıtı oldu. Fenerbahçeli basketbolcuya yumruk atan bir çocuk vardı sahada. Ona sorsan en büyük Galatasaraylı odur. Yiğit Şardan taraftarını korumaya yönelik açıklamalr yapıyor ancak asıl emeli az ceza almak. Geçen sezon final serisinde yaptığı çirkinliklerle Fenerbahçe taraftarına kızmıştık ancak bu sene hemen hemen aynı olayları yapan klüp olduk. Sezonun ikinci devresindeki maçta olacakları şimdiden kestirebiliriz. Böyle galibiyet olmaz olsun. Basketbolcularımıza sonsuz tebrikler. Hepsi yürekleriyle oynadı bu maçı. Adnan Polat ve Yiğit Şardan'ın yalancı üzüntülerine ise gülüyorum. Seyirci olarak orada olan sözde Galatasaraylıları ise kınıyorum ve onalrdan utanıyorum.

Nefes...!


öldüler.... ve hepsi öldü.
çabuk unutuldular...
"45 saniyeydi kahramanlıkları"... "ya da 53 mü?"
peki farkı var mıydı? sonunda bikaç gün değil miydi hatırlanma süreçleri?
ya anneleri babaları? onlar da bu kadar çabuk unutmuş olabilirler miydi?
sevgilileri? canlarından çok sevdiği eşleri...... ? onlar da mı?

kendimden utandım bugün.... salak saçma sudan sebepler, ya da kendini bilmezler yüzünden salya sümük akıttığım gözyaşlarımdan utandım. yattığım yataktan, yediğim yemekten utandım... evimden utandım. şehrimden. rahatlığımdan. ben!..kendimden utandım bugün!
filmler ikiye ayrılır; evde de izlenebilecekler ve kesinlikle sinema da izlenmesi gerekenler.... işte "Nefes" kesinlikle sinemada izlenmesi gereken bi film... çatışma sahnelerinde kendinizi orada hissedebileceğiniz kadar canlı bi film.... yer yer korkup kasıldığım anlar dahi oldu, bazen nefes almayı dahi unuttum... terörün iğrençliğini bilmeye biliyoduk da; hiç bu kadar yüreğimi sızlatmış mıydı hatırlamıyorum...... belki de sonuçlarıydı şimdiye kadar olan,,, ama bugün başkaydı.
etkilen-e-meyen var mıdır? vardır elbet......
etkileyen yönü sadece film olarak bakamamak. hepsinin gerçekliğini hissetmek. bi zamanlar bunların gerçekten yaşandığını bilmek. ne için? kim için? bi avuç densizin kandırılmaları uğruna.... sebep bu mu... kendi ülkemizde, kendi topraklarımızda, kendi bayrağımız altında o bi avuçlar yüzünden kan dökmek. bu ülkenin toprağında yaşayın, suyunu için, ekmeğini yeyin, okullarında okuyun,,,, sonra öğretmenini öldürün, askerini öldürün, mühendisini öldürün. sizin de köylerinizi gördüm, Ankara'nın İstanbul'un Kayseri'nin Sivas'ın da.... eksiğiniz yok fazlanız var. ?
oyuncular tanıdık simalar değil, ama sanki cidden kaybettiklerimiz, sanki içimizi burkanlar, sanki gerçekten şehit oldular..... sanki gerçekten onların analarıydı televizyondan gördüğümüz.... sanki karnında bebeğiyle asker karısı olduğu için zoraki kendini tutan, dudakları titreyen gözleri buğulu kadın o şehitin karısı... sanki tabutunun başında hiç bişeyden habersiz selam duran elinde bayraklı küçük onun çocuğu....... tebrikler cidden. bu kadar beklemiyodum. bana hayatta çok daha ciddi meselelerin varlığını hatırlattınız. düşünülecek ve kafa yoracak onca şey varken ülkemde, saçma sapan, manasız şeyleri ve insanları çözmeye çalışmaktan, üzülmekten boş yere ağlaşmaktan, kafa yormaktan kurtardınız. film böyle olmalı işte... kafasına kafasına dank ettirmeli bişeyleri...... unutturmamalı, unuttukça yüzüne vurmalı insanların. vurmalı ki kendimizi aşağılatıcı hareketler yaptırmamalı.

ve filmin sonunda hıçkırarark dinledim hayatımda hiç ilgimi çekmeyen şu şarkıyı belki o an defalarca dinleyesim geldi..... defalarca dinleyip, saatlerce ağlamak istedim....... ülkem için, toprağımiçin, bayrağım için....
izleyin derim ben.... :
sensiz ben nefes alamam..
buralarda hiç duramam,
tek başıma yalnız kalamam....
senin kokunu özledim
hep yollarını gözledim,,,
götür beni gittiğin yere.... <--- şarkı bu...
izlemeyenler için, iyi seyirler şimdiden........

Cumartesi, Kasım 14

Ula Hepsi mi Aynidur?


İnsanoğlu nankördür tamam mı..... askere gider,mis gibi bi yerdir, şükredeceğine gittiği yeri yerden yere vurur, hele öğrenci milleti, hiç bulaşılmaz; kesinlikle kendi memleketi Paris'tir, öğrenci olduğu kentin yanında...... amma velâkin ben bu gruptan hiç olmadım... evet bir Sivas milliyetçisi olabilirim ama; tam da bir Karadeniz aşığıyım. pek möhterem İstanbul şivemi dahi bozup; cümle sonlarına "daaa" yı eklemeden edemez oldum...:) Fasülye turşusu, karalahana çorbası ve hamsili pilav ile bi de sütlacını pek bi özledim :(,,,(gerisini ben daha güzel yapıyorum:)) bi de Temel'e ba-yı-lı-yo-rum..... ( bak bak görüyosun dimi, konuyu müthiş bağladım, kendimle gurur duydum bak şimdi). Neyse işte, Temel fıkrası geldi aklıma;


Bir otobüs dolusu politikacı seçim kampanyası için Karadeniz'i dolaşırken, Otobüs şoförün bir dalgınlığı yüzünden derin bir şarampole yuvarlanır.
Yakın bir yerde evi olan Temel koşarak gelir.yardımseverdir tabi habu Karadenızliler Gece kurda kuşa yem olmasınlar diye cesetleri gömmeye başlar.
Ertesi sabah Jandarma soruşturma için Temel'in yanına gelir, Temel'e sorarlar:
- Otobüsteki bütün politikacıları gömmüşsün Temel. Hepsi de ölüydü, eminsin değil mi?
Temel gururla cevap verir :
- Komutanum bazılari, yaşaduklaruni iddia ettıler lakin habu politikacılari biliysınız. hepsi da yalancidır, ben yer miyim...

kat-i suretle ye-mez!
işte böyle birşey bizimki, :)

Cuma, Kasım 13

...

Ne demiş Üstad Necip Fazıl :



Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?



Kanarya binbir başlı kartalı taşıdı o gün. Kimlerle başardı bu zor imtihanı ?

Tabi ki Türk milleti ile. Bu Türk milleti kimdi ? Yanyana savaşan ekmeğini, siperini bölüşen kimlerdi ?



Sonra Mehmet Akif yazıya döktü duyguları :



Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.



Hakikat mahşerdi o gün. Yokluk içinde o mahşerde kıldan ince köprü geçilmişti. Şimdi binlerce mehmetçik beraber yatıyor o topraklarda. Kimse demiyor sen busun, sen şusun. İnsana kardeşinden yakındı onlar.

Kim di onlar Türk milleti. Bu Türk milleti kimdi ? Yanyana savaşan ekmeğini, siperini bölüşen kimlerdi ?

Ve herşeyden onca sıkıntıdan, yokluktan, sefaletten, imkansızlıktan yeniden ayağa kalkan bir millete heran aklında bulunması gereken şu satırları bıraktı :

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ–mahrem eli!
Bu ezanlar –ki şehâdetleri dinin temeli–
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder –varsa– taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh–ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

Çarşamba, Kasım 11

O An #20

NE İÇİNDEYİM ZAMANIN

Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sukutu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
Içim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;

Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim

Ahmet Hamdi TANPINAR

Avrupa'dan Futbol

Fransa liginde bu hafta tarihi bir maç oynandı. Lyon – Marsilya karşılaşması 5-5 gibi çok çok nadir görülen bir skorla sonuçlandı. Maçı seyredememenin üzüntüsünü yaşıyorum. Tekrarını gece yarısı veren kanal A ya ise ne demeli bilmiyorum. Bu maçtaki beraberlik Lille deplasmanında maplup ayrılan Bordeaux’a yaramış oldu. Monaco’dan sonra en büyük çıkışı yapan ekip Lorient liderin sadece 4 puan gerisinde. Bu takımda 6 gol atan Gameiro’yu dikkatle izlemek gerekiyor. Bir üst kademe takıma geçecektir bu sezon sonu. Bir türlü dümeni toparlayamayan PSG bu haftada evinde Nice’e tek golle boyun eğdi. St Etienne ise geçen yıllarda yaşadığı düşme korkusundan hala ders almış değil. Yine diplere doğru yol almaya başladılar. Bu hafta kazanmaları sadece bir nefes almalarına yol açtı.

İngilterede hafta sonu yine zevkli maçlar oynandı. Chelsea sahasında ManU’yu Terry’nin tek golü ile geçmeyi başardı. Skor olarak kısır olan bu maç seyir zevki açısında doruk noktalara yakın geçti. Bu takımların ligde yaptığı maçlar Avrupa kupalarında yarı finallere hatta finallere eş değer bir gerilimde geçiyor. Bu yüzdendir ki Şampiyonlar ligi yarı finallerinde 3’er İngiliz ekip görüyoruz sık sık. Ancelotti’li Chelsea bu sonuça liderliğini sürdürdü. ManU mağlubiyetle üçüncülüğe geriledi. Arsenal ise bu sene müthiş bir gol istatiği ile sağlam geliyor. Oynadıkları 11 maçta 36 gol atmayı başardılar. Arsene Wenger istediğini almaya yakın duruyor. Bu genç kadro artık yeterince olgunlaştı. Eksik maçınıda kazanırsa iki puan gerisinde olacak Chelsea’nin. Liverpool ise bildiğimiz haline devam ediyor. Büyük maçlardaki performansının yarısını evinde diğer maçlarda gösteremiyor. Bu hafta Birmingham önünde bir puanı hatalı bir penaltı ile kurtardılar. Flaş transferlerin takımı City evinde Burnley ile 3-3 berabere kalarak kan kaybına devam etti. Tottenham ve Aston Villa kazanmayı bilerek tepedeki yerlerini korudular. Özellikle Aston Villa, Bolton önünde 5 golle gövde gösteri yaptı. Carew’in formu göz kamaştırıyor. Geçtiğimiz yılların flaş takımı Everton ise çok kötü başladığı sezonda durumu düzeltmeye başladı. Tatil sonrası Liverpool – City maçında iki testiden biri kırılacak ve kırılan Liverpool olursa Benitez veda edebilir.

İnter en iyi sezonlarında bile Roma’yı yenmekte zorlanıyor ve çoğu kezde kazanamıyorlar. Bu haftada aynı olay oldu. Evlerinde 1-1 berabere kaldılar. Roma kötü sezonda bile Meazza’dan puanla ayrılmayı başarıyor. Vucinic attığı gol dışında çok müsait birkaç pozisyonu heba etti. Roma 12. Hafta sonunda 15 puanla 13. Sırada. Bu onlar adına utanılacak bi durum. Düşman kardeşi Lazio ise dibe vurmaya devam ediyor. Bu hafta evlerinde Milan’a maplup olarak son 5 maçta sadece 2 puanda kaldılar. Halbuki sezon onlar adına gayet güzel başlamıştı. İki Roma ekibinin bu durumda olması İtalya için kötü bir durum. Milan’da kendini toparlyıp üçüncü sıraya yerleşti. Ronaldinho ekseninde ilerliyorlar son haftalarda. İkinci sıradaki Juventus ise Atalanta’ya patladı. Deplasmanda 5-2 lik sonuç gayet güzel. Diego varsa sorun yok onlar adına. Son yılların en istikrarlı takımı olan Fİorentina bu sende bu başarısını koruyor. Bir ay öncesinin lideri Sampdoria kötü sonuçlara devam etti bu haftada. Ancak Genao tam tersi bir grafik çizerek çıkışını sürdürüyor. Bu sene flaş takım olması beklenen Napoli ise sıradan takım hüviyetine büründü. İnter bi aksilik çıkmadığı sürece bu ligde şampiyon olacaktır bu sezon. Juventus bu seneyide gelişim senesi olarak algılayıp tüm gücünü (ekonomik) gelecek sezona harcamalı.


Beklenenden daha çekişmeli geçen İspanya liginde derbi haftasıydı. Madrid derbisinde son yıllardaki Real Madrid üstünlüğü korunmuş oldu. Ezici bir üstünlükleri var son yıllarda. Atletico Madrid için kaybetmenin kötü olacağı bir maçtı. Zira 7 puanla düşme hattına kadar indiler. Böylesine bir kadronun bu halde olması üzücü. Real Madrid ise Ronaldosuz’da kazanmayı biliyor. Ancak Pellegrini Raul’u yedek bıraktığı üçüncü maç oldu. Raul’un gücünü biliyor olması lazım. Lider Barcelona ise Mallorca önünde Pedro ile gelibiyete yürüdü. Pedro ciddi katkılar yapıyor takıma. Guardiola’nında desteği var arkasında. Bu iki takımı takipedebilecek birkaç takımdan biri olan Sevilla zorlu Villarreal maçından 3-2 lik galibiyet çıkararak zorlu bir engeli daha aşmış oldu. Kendi sahasında bambaşka oynadıklarıda bir gerçek. Valencia sahasında daha çok kazandıkça bu sezon dördüncü sıradan inmez. Deplasman formunu sahasında gösterememe sıkıntıları var. Deportivo bu sezonun flaş takımı. Yılalrdır süren suskunluklarından sonra ayağa kalkmaya çalışıyorlar. La liga bu sene daha çekşmeli geçiyor. Villarreal ve Atletico’nun durumları bunun örneği. Ancak kalite bakımından her sene gerileyen bir lig konumundalar. Tabi bunu iki dev Barca ve Real Madrid’e bakarak değil totale bakarak söylüyorum.

Seyretmesi en keyifli hangisi deseler Almanya diyorum son yıllarda. Gerçekten yaptıkları inanılmaz lezzetli çekimler ve stadyumların doluluk oranı bunda en baş nedenler. Sezon başlamadan yaptığım değerendirmede Leverkusen üzerinde çok durmuştum. Artık başarı kazanmaları gerektiğini ve bu sezonun onlar adına kritik olduğu vurgusuna dikkat çekmiştim. Geçen 12 hafta sonunda mağlubiyetsiz lider durumdalar. Üç puan gerisinde Werder Bremen ve Hamburg bulunuyor. Bu iki takımda bu hafta sonu berabere kaldılar. Ancak son haftaya kadar yarışta olacaklar. Sezon başında en büyük favori olan Bayern Münih liderin 6 puan gerisinde 8. Sırada bulunuyor. Sene başında hedefledikleri yerden çok uzaktalar. Bir türlü düzenli galibiyet almadılar. Van Gaal son haftalarda Klose-Toni ikilisine dönerek arayışta olduğunu gösteriyor. Schalke, Wolfsburg ve Hoffeinheim’da şampiyonluk için savaşan takımlar. Bu sezon birde şuana kadar bu yarışta olan Mainz eklendi. Gerçekten takip edilmesi gereken bir lig haline geldi Almanya. Şampiyonluk hedefinde olan 6-7 takımın olduğu bir lig. Ancak yıllardan beri bu şampiyonluk yarışı dışında olan Dortmund’un durumu ise beni üzüyor. Bu sezon en büyük kazançları son 5 maçtada gol atmayı başaran Barrios.

Salı, Kasım 10

Robert Enke İntihar Etti

Ne yaptın sen Enke.
Tren çarpması sonucu hayatını kaybetmiş. İntihar üzerinde duruluyor.

Haftanın Ardından

Ligde 12. Haftayıda geride bıraktık. İlkyarı sonuna kadar takımlar toplayabildikleri kadar puan toplamaya çalışacaklar. Önümüzdeki hafta lig tatile giriyor. Dünya kupası baraj maçlarına kalacağımız düşünülerek hazırlanmış bir takvim. Ancak hesabımız tutmadı deyim yerindeyse. Afrikayı Tv den izleyeceğiz. Tatil sonrası ilkyarının bitimine kadar non stop bir lig izleyeceğiz. Bu haftaki maçları yazalım :

- Lider Fenerbahçe’nin bay geçtiği haftada takipçisi Galatasaray Diyarbakır deplasmanındaydı. Maça çıkıp çıkmama kararını sık sık değiştiren Diyarbakırspor maça konsantre başlamıştı. İyi pres sonucu golde buldular fakat nefesleri yetmedi. Son anlarda eksik Galatasaray üstüne dahi gidemediler. Bunun nedeni lig öncesi para sorunu ve geç transferler. Ancak başkanının takımı çekerim restlerinden önce takım yapmayı başarmayı öğrenmesi gerekli. Federasyondan alınan paralarla transfer yapabildiler ve o federasyona savaş açma cüretini göterebiliyorlar. Tüm bunlara rağmen maç öncesi ve sonu dostça geçti. Bu maçta Barış’ın verilmeyen penaltısını anlamak mümkün değil.

- Bu hafta üçüncülük el değiştirdi. Bursa’dan tahtını alan Beşiktaş oldu. Son 5 maçıda kazanmayı başardılar. Sadece 1 gol yiyerek kazanmalarıda defansfi açıdan başarısını gösteriyor. Ancak bu hafta Trabzon önünde düşülen mahkum durum Denizli’yi çok düşündürmesi gerekli. Bu maç ve Beşiktaş hakkında detaylı bir yazı yazmıştım birkaç post aşağıda. Trabzon cephesinde ise üzgünlük hakim. Bu maçta iyi oynadılar fakat Ernst2in o müthiş şutu onları demoralize etmeyi başardı. Acilen forvet takviyesi şart. Fatih Tekke panzehir gibi gelir onlara. Umarım bu transfer gerçekleşir ve daha güçlü bir Trabzon izleriz.

- Haftanın en dikkat çekici maçlarından biride Cuma günü Bursa’da oynandı. Timsahlar seyircisi önünde istikrarını sürdürmek istediler fakat bunu başaramadılar. Thomas Doll güzel işler yapıyor Gençlerbirliğinde. İlhan Cavcav’ın hışmına uğramaması için dua ediyoruz. Bu mağlubiyet Bursa içinde nazar boncuğu olsun. Yabancı transferi konusunda başarılı olduklarını kanıtladılar.

- Bir başka övgüye layık takım Kayserispor. Sivas deplasmanındanda üç puanla döndüler. Makukula ve Gökhan golleri paylaşan isimler oldu. Özellikle Gökhan Emreciksin’in ilk golü çok şık. Makukula’da krallıkta ilk sıraya yerleşti bu gollerle. Sivasspor için işler artık geri dönülmez noktaya doğru gidiyor. Yenilen goller bu haftada çok komik. Taç atışı sonrası benim görebildiğim iki gol yediler. Takımın konsantrasyon sorunu yaşadığı aşikar. Birde Mehmet Yıldız’ın geri dönmeme ihtimali onlar adına durumu daha vahim yapıyor. Devre arası Muhsin Ertuğral transferlerle takıma kan pompalamaya çalışacaktır. O zamana kadar alınacak 7 puan başarıdır Sivasspor için.

- İstikrar deyince ülkede en istikrarlı isim olan Abdullah Avcı’yı es geçemeyiz. Son 6 maçta aldıkları 5 galibiyet var. Bursa’dan yenen 6 gol sonrası durumu toparlayıp üst üste iki galibiyet almasını bildiler. Bu hafta üç puan kazandıran isim Tum oldu. Antalyaspor ise inişli çıkışlı grafiği sürdürüyor. Kendi sahasında çok iyi maçlar çıkarıyor ancak deplasmanda kayboluyorlar. Bunun çaresini bulmaları şart. En azından beraberlik çıkarmayı öğrenmeliler.

- Ve tribün kareografi Eskişehir var sırada. Bu hafta Denizlispor’u iki golle geçtiler. Mehmet Yılmaz ve Ümit Karan gollerin sahibi. Ümit Karan gol attıkça seviniyorum. Ancak kendisinden spektaküler goller bekliyorum. Böyle düz vuruşlar ona yakışmıyor. Denizlispor ise her sene düştüğü durumu bu senede yaşıyor. Son haftalarda bir antrenör değişikliği ile ligde kalmayaı başarıyorlardı. Bu sene işleri yine zor. Kadro olarak belki geçen yıllara göre iyiler ancak takım içi uyumsuzluk göze çarpıyor.

- Bu ligin ne yapacağı belli olmayan iki ekibinin maçında deplasmanda oynayan Gaziantepspor galip geldi. Manisaspor’u net bir skorlar geçtiler. Haftalardır süren istikrarsızlıklarına devam ettiler. Ancak kadro olaran çok inandığım bir takım konumundalar. İkinci yarıda daha etkili ve daha çok gollü maçlar izletecekler bize. Manisaspor ise ligin dibine doğru yol almaya başladı. Artık iyi futboldan çok skora yönelik oynama zamanı geldiğini düşünmeye başladı seyircisi. Mesut Bakkal’ın işi önümüzdeki haftalar daha da zorlaşacak.

- Yılmaz Vural yine üzgün moda girdi bu haftasonu. Son dakikada yediği golle iki puan bıraktılar Ankaragücü önünde. Ama oynadıkları futbol ilk yarı sonuna kadar şuan aldıkları 9 puana yakın bir puan alacakalrını gösteriyor. Ankaragücüne ise bir türlü huzur ortamı gelmiyor. Bu hafta Ceyhun kadro dışı bırakıldı. Hikmet Karaman’ın ipide her an çekilebilir. Ayrıca Karaman’ın elind 32 kişilik bir kadro var ve beklide en çok bu durum onu zorluyor. Kolay değil bu kadar kalabalık topluluğu yönetmek.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

ruhun şa'd olsun

Pazartesi, Kasım 9

Beşiktaş Değerlendirmesi

Beşiktaş hakkında uzun süredir yazmayı istiyodum ancak bi türlü vakit bulamadım. Birkaç şey söylemek istiyorum. Çevremde çok sayıda Beşiktaşlı var ve hemen hemen hepsi çifte kupa kazandıktan sonra bile Denizli ve Demirören’e destek vermiyorlardı. Sanki bu sezon başındaki o kötü performansı bekliyorlardı. Sene başında takıma Ferrari, Fink, Tabata, İsmail gibi isimler katıldı. Denizli bu transferleri yaparken kafasında nasıl bir oyun sistemi tasarladı bilemiyorum. Ancak her maçta değişik denemeler yaptı diyebiliriz. Sene başında 4-4-2 oynayacağının sinyallerini veren takım her maça değişik bi dizilişle çıktı.

Son Trabzonspor maçı ise belkide ülkemiz adına ilklerin yaşandığı bir geceydi. Bu kadar mahkum bir oyunu en son Liverpool’da oynamıştır sanırım. Ligde bu kadar silik futbolu gördüğümü hatırlamıyorum. Geçen sene Ali Sami Yen’de oyunun bi dönemi sürklase olmuşlardı fakat toparlanmayı başarmıştı Denizli’nin ekibi. Ben Beşiktaş’ın ne oynadığını b,r türlü çözümleyemiyorum. Takım atağa çıktığında eminim futbolcular ne yapacağını dahi bilmiyordur. Topu kanatlaramı yoksa başka bir şekildemi hücuma çıkartacakları konusunda bir fikir sahibi değiller.

Atılan gollere baktığımızda ya bireysel bir hareketle oluyor yada karambolden gol buluyor genelde Beşiktaş. Ernst o ekstra vuruşu yapmamış olsa ve maç golsüz bitmiş olsa bugün basında nelerin yazılacağını az çok tahmin edebiliriz. Ya da Trabzonsporda Umut biraz daha şanslı olsaydı. Kolay pozisyonlardaki vuruşları gol olsaydı Beşiktaş beklide acı bir mağlubiyetle bitirecekti bu maçı. Sadece bu maç değil elbette Denizlispor önündeki tek gollü galibiyet, Kasımpaşa karşısında oynanan o mahkum futbol, Eskişehir, Ankaragücü önündeki yine tek gollü galibiyetler. Gol yememe konusunda başarılı olduğu istatitiki bi gerçek. Ancak takım olarak bir başarı değil bu. Defans bölgesinde Sivok-Ferrari uyumu, Ernst’in takıma katkısı ve kalecilerinin günlük üstün performansına bağlı bu başarılar. Trabzonspor maçında anladığım kadarıyla 3 lü savunma kurgusu denendi.


Beşiktaş kazandığı maçlarda bir türlü ağırlığını ortaya koyamıyor. Rakibi bunaltacak bi baskı kuramıyor. Rakip kim olursa olsun (Trabzonspor maçı hariç) ezilmiyor ancak verimli oynamayı başaramıyor. Denizli her maçta farklı kişileri farklı yerlerde oynatmayı deniyor. Ekrem’den orta saha, Bobo ve Yusuf’tan kanat oyuncusu yapma denemelerinden vazgeçmeli artık. Bazı kaprisleri yüzünden bazı oyunculara şans vermiyor. Özellikle Batuhan bu konuda çok mağdur. Ben eminim 3 hafta sürekli oynatılsın bu takımın en verimli forveti olur. Tamam ben Denizli’den daha çok bilmiyorum ancak görülen sıkıntılar var. Bu kadro bu kadar zor gol atıyorsa sorunu oyunculara yıkmak anlamsız. Ayrıca Demirören yönetimi beklide hiçbir antrenöre vermediği transfer yetkisini tamamen Denizli’ye bıraktı. Bugünkü kadro tamamen onun eseridir. Bu konuda diyeceği tek bir şey dahi olamaz. Önümüzdeki günler Beşiktaş taraftarı adına sıkıntılı geçecek gibi. Fenerbahçe ve deplasmandaki ManU maçları önemli bir deneyim olacak. Beşiktaş taraftarına şimdiden bol sabırlı günler diliyorum.

Diyarbakırspor 1-2 Galatasaray #11

Açıkcası maç öncesi kolay bir galibiyet bekliyordum Galatasaray’dan. Son maçlardaki futbol ve özellikler Diyarbakırspor defansının durumu beni böyle düşünmeye itmişti. Rijkaard Sarp’ın yokluğunda Ayhan’ı tercih etmişti. Ayhan seyirciye antipatik gelen bir isim. Maç içindeki tavırlarını bunun ana sebebi. Çokca itiraz ve rakip oyuncuya saygı göstermeyen karakteri yıllardır değişmedi. Ancak bu oyun şablonunda işlerin ilerlemesi için gerekli bir oyuncu. Linderoth’tan sonra iki yönlü oynayabilen en iyi oyuncu kendisi. Dün sıkça hata yaptı. Ciddi top kayıplarına yol açtı. Pas seçimleri ve geri oynama alışkanlığı zor anlar yaşattı takıma. Ancak attırdığı birde gol var Ayhan’ın. İlk golde ise Hakan Balta’nın kademesine girdi fakat hızı yeterli olmadı golü önlemeye. Diyarbakır gole kadar ve golden sonraki 15 dakika sıkı pres uyguladı. Tam saha baskı yapıp alan daralttılar. Galatasaray’ın topu preste çıkaramama sorunu hala çözülemedi. Bu sorun orta sahaya ait gibi duruyor fakat takım halinde yaşanıyor bu sorun. Sık sık gördük bu durumu dün. Orta saha oyuncuları pas verecek kişiyi bulamıyorlar çoğu zaman.

Gol sonrası ise gücü yavaş yavaş tükenen Diyarbakırspor vardı sahada. Her geçen an oyundan düştüler. Sabri’nin golünde Kewell’ın akıl dolu vücut çalımı ve pası Ayhan’a aktarması çok güzeldi. Sabri topa gelirken yne sert vurma isteğiyle topu üstten dışarı atacak diye düşündüm. Ancak Sabri’deki değişim bu goldede görüldü. Sakin ve net bir vuruşla attı golünü. İlkyarının en iyileri Sabri ve Kewell idi. Arda’da zaman zaman etkili oldu bu yarıda. Ancak sağ kanatta Sabri-Keita uyumu bozulunca o kanatta zayıfladı Galatasaray. Keita defansif açıdanda takımı rahatlatayı başaran bi isimdi. İlk yarıda dikkat çeken bir başka noktada Barış’ın penaltı beklediği andı. Barış çoğu zaman kendini abartılı yere atan bir oyuncu ancak bu pozisyonda müdahale direk ayağına geldi ve net bir penaltıydı. Bunun görülmemesi hakem adına üzücü. Çünkü net bir hareket olduğu aşikar.

İkinci yarıya bu maçı Galatasaray kazanır görüntüsü ile başladık. Nitekim yine Kewell’ın girişimleri oldu gol için. 52. Dakikada Barış, Kewell’ı gördü, Kewell’da o ince zekasıyla Arda’nın önüne bıraktı topu. Bu sırada Diallo ayağının kaymasıyla yere düştü ve Arda kalecininde yardımıyla golü yapmayı başardı. Bu gol sonrası maç farka gider diye düşünmeye başlamıştım fakat Barış’ın o gereksiz hareketini hesaba katamamıştım. Bu kırmızı kartlara bir çözüm bulunması gerekli. Keita’nın attığı sorumsuz yumruk, Elano’nun gereksiz yaptığı hareket değerindedir bu kart. Sonrasında Diyarbakırspor’un gücünün tükenmesi ve Galatasaray’ın skor koruma düşüncesiyle oynadığı pasif oyun. Birkaç tane akıllarda kalan pozisyon oldu bu dakikadan sonra. Vasat altı kaleci olan Espinoza’nın ceza sahası dışında tuttuğu top ve son dakikada Diyarbakır adına 1 m den kaçan gol pozisyonu.

Sonuç olarak alınan 3 puan çok iyi. Mehmet Topal’ın yükselen formu beklide senenin kazancı olacak. Çünkü kestiği kritik toplar var her maçta. Ancak pres yiyince takımın sıkışması takımı zor durumda bırakıyor. Bunun çözümüde takım halinde olacak. Takım uyumuda belli bir süre daha alacaktır. Keita’nın dönüşü ve Linderoth’un daha çok süre alması bu sorunun aşılmasında kritik noktadır.

Yerleşke 2023

Sizlere bu güzel dergiyi ve editörü hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Geçtiğimiz hafta içi bir toplantıda konuşmacı olarak çağırılan Suat Turgut'u tanımaktan gurur duydum. Öncelikle yaptığı güzel konuşma için buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Yerleşke 2023 adlı bir dergi çıkarıyorlar ekibiyle birlikte. İlk hedefleri kuruluşunun 100. yılında Türkiye Cumhuriyetini lider ülke olarak görmek. Bir başka güzel amaçları daha var. İlkokullarda okuduğumuz onca hikayeyi yeniden derlemek. Şöyle örnek vereyim. Karınca ile Ağustos Böceği hikayesinde karınca kışın yiyeceği kalmayan Ağustos Böceğine yardım edecek ve ona anlatacak. Yazında çalışmasını sağlayacak. Daha bir çok güzel amaçları var. İnternet adreslerine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca bu ayki yazısında bir psikolojik testi açıklamış. Bu testin denekleri olduğumuzu şu yazısıyla anlatmış. Çok güzel özetlemiş şuan ki koşulları. Suat Turgut'a bu zor yolda başarılar diliyorum.

Cumartesi, Kasım 7

Eziz Dostum

Eziz dostum mennen küsüp incidi
Ayrılık yağ kimi çekti yeridi
Gezdiğin yerleri od basıp indi
O gedip galmışam hesretindeyem
Neçe nağme goşum
Neçe dillenim
Dost gedip özüme gelebilmirem
Ele bir ellerim yoh olup menim
Gözümün yaşını silebilmirem
Çaldığı tarını getirip mene
Görsün ki çalmakta neçe mahirem
Elinde yay kimin incelsin gine
Ziyler hep çekilin güyüldi odam
Neçe nağme goşum
Neçe dillenim
Dost gedip özüme gelebilmirem
Ele bir ellerim yoh olup menim
Gözümün yaşını silebilmirem

Cuma, Kasım 6

Vizyonsuz TFF

14 ve 18 Kasım tarihleri arasında Dünya Kupasına kalmak için eleme maçları oynanacak. Bu tarihlerde aynı zamanda ülkeler hazırlık maçları yapıyor. Dolayısıyla kadrolar açıklanıyor her ülke antrenörü tarafından. Bizde ise böyle birşey olmayacak. Çünkü bu tarihlerde Türkiye A milli futbol takımının bir maçı görünmüyor. Federasyonun sitesinden araştırdım ve mail attım neden maç yapmadığımız hakkında. Takım antrenörü 10 Ekim'de istifa edeceğini bildirmiş ve hala yerine geçecek bir antrenör bulunamadı.

Hadi diyelim en iyi ismi getirmeye çalışıyorsunuz. Belkide anlaşılan bir isim var ve sözleşme tarihinin bitmesi bekleniyor. Bunlar doğal sebeplerdir ve anlayışla karşılanabilir. Ama hazırlık maçı yapmamanın bir anlamı yok. Takımda antrenör yok diyeceklerdir. Ümit milli takımında o tarihlerde maçı var. Ancak başka alt kademelerdeki antrenörlerden hiç birimi boş değil. Sonuçta tüm bu isimler en baştaki isme bağlıydılar ve onun yoklugunda bu görevi yürütmeleri bekleniyordu. Bizden daha kötü durumda olan Belçika geleceği görüp sezon sonunda takıma katılacak olan Advocat'ı elemeler bitmeden takımın başına getirdi. Biz takım olarak Dünya üçüncüsü, Avrupa üçüncüsü olacak kaliteye sahibiz ancak yönetimsel olarak bu vizyonun çok çok uzağındayız. Önümüzdeki hafta ligde maç yok. Ancak milli takımın hazırlık maçıda yok. Ya sabır ...

Haftanın Tatlısı

bardakta tiramisu

* resme tıklayınca baş döndürücü bi güzellik oluyor


Leverkusen - Frankfurt Maç Öncesi

Bu akşam güzel bir maç var Bundesliga’da. Sezon başından favorim olmasada kadro kalitesini artık kullanma zamanı geldiğine inandığım Leverkusen’i destekleyeceğimi belirtmiştim. 11. Hafta sonunda sıralamada en üstteler. Mağlubiyetleri bulunmuyor şu ana kadar. Attıkları 21 golvar, kalelerinde ise sadece 8 gol gördüler. Kolay gol yememelerinin nedenlerinin başına Liverpool’dan alınan Sami Hyypia’yı gösterebiliriz. Bunun en güzel örneği geçen hafta oynanan Schlake maçıydı. İki farklı önde giden maç Hyypia’nın 74. Dakikada çıkması ile berabere bitti. Gollerde Kuranyi’nin gayretini göz ardı edemeyiz ancak çıkana kadar Hyypia rahat bırakmamıştı Kuranyi’yi. Leverkusen’in attığı gollerde ise Kiesling 7 golle en tepede bulunuyor. Yeni transfer Eren ve orta sahanın yöneticisi Rolfes 4 er golle takip ediyor kendisini. Leverkusen son haftalara kadar bu yarışın içinde olacaktır buna inanıyorum. Ayrıca her geçen sene daha da iyi olacaktır.

Bugünkü rakibi ise sezona flaş bir galibiyetle başlayan ve geçen sene Galatasaray’ın başında bulunan Skibbe’nin takımı Frankfurt olacak. 16 puanla 9. Sıradalar. Frankfurt’un önemli bir özelliği var. Kolay kolay maçı bırakmayan bir hüviyette oynuyorlar. 3-0 kaybettikleri Stutgart maçından başka hiçbir maçta ezilmediler. Ki o maçtada ilk yarım saat sonunda bir kişi eksik kaldılar. Diğer bütün maçlarında mücadele ettiler. Skibbe sene başı Lincoln ile yakından ilgilendi ancak klübün ekonomik yapısı nedeniyle bu transfer sadece fikriyatta kaldı. Bu isteğinde haklı olduğu ortaya çıkıyor. 13 gol atıp, 14 gol yemişler. İzlediğim maçlarda beğendiğim birkaç isim var Frankfurt’ta. Sağ bek Ochs, Meier ve tabi ki Fenin. Skibbe’yi kötü anılarla hatırlıyorum ancak yinede kendisine saygım var. En azından kendine has bir sistemi var diyebiliriz. Tabi Galatasaray’daki son 2-3 maçındaki üçlü defans kurgusu hariç.

Bu akşam işte bu iki takımın maçı oynanacak. Başlama saati 21:30 Trt-3 den naklen yayınlanacak. Vakti olanların takip etmesi gereken bir maç. Güzel geçeceğine eminim bu maçın. Saldır Leverkusen diyorum son olarak.

Perşembe, Kasım 5

Üç Satırda Bitmiştir... !


şimdi ben şöööle bişey yazsam tamam mı;kimseye gösteremem heralde utanırım, o neymiş öle; atıyorum; iki cümle 10 kelime der, abim benle dalga geçer diye de ortalık yerde bırakmam. :)
ama adam yazmış abi,,, 3 cümle ama olmuş yani, cuk oturmuş... oku oku dertlen, dertlen dertlen yine oku.... :) 3 cümlede, bu kadar güzel nakşeder duygu insana... olay bitmiştir...

evet Orhan abi ver coşkuyu... --->

---> Baka kalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam.

Çarşamba, Kasım 4

Ah Trt Vah Trt

Üç gündür gece yarılarına kadar çalıştıktan sonra bu akşam için plan yapıyorum. Rubin-Barca maçımı yoksa 17 yaşaltı takımımızın Dünya kupasında çeyrek finale kalma maçını izleyeyim diye düşündüm. Ancak Trt deyince beş defa düşüneceksin. Öyle çağdışı uygulamaları var ki ne yapsa şaşırmıyorum artık. Dünya kupasını veriyoruz diye övünen bu kanal. Ülkenin milli futbol takımının çeyrek finale kalma maçını saat 00:05 de banttan yayınlayacak. O sırada TBMM Tv yayını var. Onuda vermesi gerekiyor elbette ancak bu maçı vermeyeceklerini baştan söyleseler bizde turnuvayı başından beri takip etmezdik. İlla ki Eurosport'a yönlendirecekler bizleri. Bu ülkenin resmi televizyonunun Trt-Şeş vs açmasından önce spor kanalını kurma vakti gelmiştir. Bir kez daha yazıklar olsun.

Galatasaray'ın Yabancı Oyuncu Tercihleri

Galatasaray’ın yabancı oyuncu tercihlerine bakıyordum. Son 8 senelik bilgiler mevcut aşağıda. Sürekli yükselen bir grafik değil. Ancak en azından kalite olarak bir artış var. Son yıllarda hem kalite hemde performans açısından güzel işler yapıyor yönetim. Arada çürük yumurtalarda çıkıyor tabiî ki. Carrusca, Bratu, (maalesef) Pinto, Lukunku, gibi. Zaten Carrusca hariç diğer isimlerin bulunduğu ancak 6. olabilmişti. Yabancı oyuncu kalitesi ile başarı doğru orantılı değil elbette. Ancak ciddi bir etken olduğu kesin. Kadrolar ve lig sıralamaları şöyle :

2002 – 2003 (İkinci) :
Mondragon, Abel Xavier, Sarr, Felipe, Pinto, Revivo, Christian, Lukunku

2003 – 2004 (Altıncı) :
Mondragon, De Boer, Tamas, Petre, Batista, Bratu, Pinto, Lukunku

2004 – 2005 (Üçüncü) :
Mondragon, Tomas, Song, Conceçao, Ribery

2005 2006 (Şampiyon) :
Mondragon, Tomas, Song, İlic, Saidou, Ribery

2006 – 2007 ( Üçüncü) :
Mondragon, Tomas, Song, İlic, İnamoto, Carrusca

2007 – 2008 ( Şampiyon) :
Song, Bouzid, Linderoth, Lincoln, Carrusca, Barusso, Nonda

2008 – 2009 ( Beşinci ) :
De Sanctis, Lincoln, Kewell, Meira, Linderoth, Baros, Nonda

2009 – 2010 :
Leo Franco, Linderoth, Kewell, Elano, Keita, Baros, Nonda

Salı, Kasım 3

Karlaaaar Düşeeer...!

nostalji - karlar düşer | izlesene.com



sabahları adettendir; kalkılır bi göz atılır şöööle bi dışarıya; güneşliyse, bulutluysa, yağmurluysa, rüzgarlıysa...bilmemneysee ona göre bi kıyafet arayışına geçilir... efenim hâl böyle olunca biz de bugün kalkıp perdeyi hafiften aralayıp bakıverdik ki ne görelim,,,, önce 82763438. rüyamdayım sansam da habu olay gerçeğun kendisu... uzun zamandır Sivas'taki ilk karı görmemiştim. görmeye değer en güzel şekliydi bu karın.lapa lapa tabiri vardırya ta kendisi işte('kar'ın güzel yüzüdür bu... bi de don buz tipi...vs vardır, hiç bulaşılmaz, Sivas'ta mı? amanın gördüğünüz yerde kaçın, ama 'lapa lapa' sı başkadır.)
ve işte bu kışın ilk karı da teşrif ettiler.... bu da; sadece gözleriniz açıkta kalacak şekilde sarmalanıp put misali işe gidecek, ağzınızdaki buhardan mütevellid kirpikleriniz donacak, hatta birbirine yapışınca "amanın dur len makyaj gitti" diye vay yandıma düşecek, servis, otobüs...vs araç beklerken sövecek, 93736534 kez düşme tehlikesiyle karşı karşıya gelecek bunlardan 92765683 kez yerlere yeksan olup karları öpecek, sonra kimse gördü mü acaba diye aklınız sıra çaktırmadan kontrol edecek, bi yandan acı çekip bi yandan hiç düşmemiş edasıyla ve yüzünüzde beliren tebessümle yürümeye devam ederken tekrar bi düşme tehlikesi geçireceksiniz demektir :) velhasılı manzara akşamları fevkaladedir.... hoştur, güzeldir yalnız soğuktur işte :) amaaan o da yani devede kulak :P, hatta kadı kızı görmediysem de onda da bu gada gusur olur heralde bilemiciim.... tamam ben saçmalamaya başladığımdan tüüüm başka memleketli ama soğuk memleketlerde iş, eş..vs faktörlerden bulunmak zorunda olanlara bu zorlu kış maratonunda başarılar diliyorum... :)
bi de iyi geceler diler ve ben susar ve de ben kaçar... :)

(yalnız çaktırmadan video eklemeyi yeni keşfettim, tadını çıkarmaca... :))

Pazartesi, Kasım 2

Damat

Damadımız içindeki irinleri sık sık ortaya döker. Ancak bu sefer faka bastığını söylemek lazım. Kah Galatasaray'ın renklerini Pkk'ya benzetmiştir, kah spor müdürü olduğu gazeteden yapılan taraflı haberlere göz yummuştur, kah Arda'ya akıllı ol çekmiştir vs haberleri yazıları mevcuttur. Ancak videosuda çıktı oraya. Bu videoyu buraya koymak isterdim ancak inanın koymaya utanırım. Ne olduğunu, nasıl bir şahsiyet olduğunu ortaya koymuş. Bugünde gazetesinde özür dilemiş. Kim küfür etmedi ki demiş. Suçunu masumlaştırma çabaları içine girmiş. Basında sahip çıkanlar olacaktır elbet. Tıpkı dün akşam Ahmet Çakar, Sinan Engin gibi isimlerin sahip çıktığı gibi. Bu isimlerinde bu tip vakaları karıştığı var. Bu yüzden hem kendilerini hemde Ercan Saatçi'yi aklama peşindeler.

Olayın hukuki boyutuna Galatasaray klubü vakıf. En kısa sürede adalet önüne çıkaracakalrdır bu olayı. Bir başka noktada bakalım hangi klüpler kınama yazısı yazacaklar. Karşı yakanın takımı en ufak bir gazete yazısına kınama yazısını geciktirmeden yazardı. Bu olaya karşı şu ana kadar üç maymunu oynuyor. Bir Metin Özülkü denen insan var. Sanatçı ruhuna vakıf olamadığı belli. Tüm Galatasaraylıların Ultraslan'ın günlerdir vurguladığı "Hürriyet" alma tepkisine katılmasını istiyorum.

Pazar, Kasım 1

Galatasaray 2-0 Sivasspor #11

Yoğun bir hafta ve Pazar günü mesaisinden sonrai laç gibi geldi bu maç.

Derbi ve sonrasının yıprattığı Galatasaray için kolay bir maç oldu. Rijkaard için B planı yok diyenler için bir ders niteliğindeydi sahadaki ilk onbir. Barış- Topal - Sarp lı orta saha üçlüsü maç boyunca rakibe büyük üstünlük sağladı. Özellikle Sarp hücum anlamında ciddi katkıalrda bulundu. Rakibi ısıran bu üçlüye Arda'da zaman zaman eşlik edince maç başladığı gibi bitti.

İlk golün geldiği dakikaya kadar muazzam bir baskı yaptı Galatasaray. Sivasspor rakip sahayı geçemedi bu dakikaya kadar. Özellikle iki bek Hakan ve Sabri oyuna pozitif olarak girince farklı bir takım oluyor Galatasaray. Nonda'nın ilk goldeki usta ve soğukkanlı vuruşu takdir edilir. Sonrasındaki baskı ve ilk yarının son dakikasında Kewell'ın enfes golü. O noktalardan öyle vurulmalı ki gol olsun. Büyük ustada o işi en bilen oyuncu takımda. Keita'nın yokluğunda kazanılan maç önemli. Bir önemli noktada haftalar sonra gol yemeden kazanılması. Tabi burda geçen yıldan çok çok geride olan bir rakip Sivasspor'unda katkısı büyük. Hiç üzülmüyorum bu takıma. Çünkü haketmedikleri yerdeydiler son iki senede. Ayrıca Mecnun gibi bi başkana sahipler bu yeterli bi neden sevmemek için. Bugünkü galibiyette Ercan "damat" Saatçi'ye gitsin.

Başka detaylar ise Linderoth'un dönüşü, Sabri'nin artık güzel orta yapabilmesi, Rijkaard'ın savaşan oyuncu tercihini sayabiliriz.

Gün Ağarınca.....



ben ufakken hep gün ağarınca başlardı korkularım.... gün ağarınca üzülürdüm ağarmadan önceki düşülen kötü durumlara.... akşamları aklıma düşerdi beni ertesi sabah sokakta oynarken kaçırabilecek bin bir türlü ucube....:O(aman Allah'ım neler neleer, bi dizi film çıkar heralde, 'how ı met your mother' tadında sürükleyici... :) peykân'ın 5-10 yaş arası serüvenleri.... :))...
en çok da akşamları gelirdi aklıma tüm sevdiklerimin bi gün gidebilecekleri fikri.en acısı da buydu zaten.küçük yaşta düşünülebilecek ve üzülünebilecek en son saçmalıklar. korkular hüzünler hep gün ağarınca başlardı bende.... hâlâ da öyle esasen. nefret ediyorum yalnız olmaktan akşamları.... hem tırsıyorum itiraf ediyim:) hem de.... hem de işte.... (şimdi de yalnız kaldım sardım saçmalıklara:)ordan burdan çıt pat sesler geliyooo, o yüzden müzik açınca duymuyorum:))
neyse zeki amcam pek güzel söyler velhasıl.... dinlersiniz daha bi dertlenirsiniz... sonra tekrar başa sararsınız... sonra araya tanju okan karışır, sonra yine zeki müren'e başlarsınız...dinledikçe dertlenir dertlendikçe dinlersiniz.. dolar da dolarsınız... sövmek isteyip, hayatınızda hiç sövmediğiniz için vazcayarsınız :)
bazen ağlamayı becerip rahatlar, bazense daha bi kızarsınız insan'cık'lara.....
:)
mutlu akşamlar ...... :)