Salı, Şubat 28

Doğru Söze Ne Denir .

Tepki Koyamamak


Pazar günü havanında güzel olması sebebiyle binlerce kişi Taksim’de Hocalı Soykırımını protesto için toplandı. Her toplu gösteride olduğu gibi burada provakatörler ve mikserler ön plana geçti. “Hepimiz Türküz” pankartına diyecek bir söz yok. Kendini Türk hisseden herkes Türktür yada ne hissediyorsa odur. Yeter ki topluma saygılı olsun, genel kurallara uysun. Ancak üst resimdeki gibi bir afiş basılıp binlerce kişiye dağıtılınca tepki göstermek yerine tepki çekmiş oluyorsun. Yanlışı yanlış ile kapatmaya çalışmak büyük cahilliktir.

Öyle bir haldeyiz ki içerisine sinsilik işlememiş hiçbir kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü, siyasi parti vs kalmadı. Bu sebeple herkes yanındakini iyi seçmeli. Pazar günü Hocalı’da can veren binleri anmak yerine Ermeni, Rum vs azınlıklara lanet okumakla geçti. Tepki vermek yerine tepki çekildi. Halbuki çok daha anlamlı işler yapılabilirdi. Ancak dediğim gibi hainler, sinsiler heryerdeler. Buna ister derin devlet ister ajan fark etmiyor. Amaçları toplum refahını, huzurunu kaçırtmak. Uyanık olun ve topluluğun koyunu olmayın. TOPLUM OLARAK TEPKİ KOYMAKTAN ANLADIĞIMIZ; KARŞI OLDUĞUMUZ HERŞEYİ YOKETMEK YADA ZARAR VERMEK MAALESEF.

Pazartesi, Şubat 27

Galatasaray 3-2 Beşiktaş





Galatasaray bu sezon adeta bir film şeriti gibi akıyor. Senaristler başta Fatih Terim ve Ünal Aysal, oyuncular ise futbolcular. Ancak bu filmde yardımcı oyuncular (taraftarlar) önemli rollere sahipler. Bazı anlarda filmin seyrini dahi değiştirirken, bazen oynayanlara ekstra güç oluyorlar. Dün gece maç öncesi yapılan kareografi ve gösterilen hedef (şampiyonlar ligi kupası) çok anlamlıydı. Galatasaray'ın Fatih Terim önderliğinde yeni ve güzel bir yola girdiği apaçık ortada.

Cim Bom başı dik yürür ...

Cumartesi, Şubat 25

Hocalı Katliamı

Ermenilerin Rusya'nın taşeronluğunu yaptığı 1992 yılının 25 Şubat'ı 26 Şubat'a bağlayan gece Hocalı'da resmi sayısı 613 olan fakat gayriresmi çalışmalarda 1000 den fazla Azeri vatandaşımızın katledilişinden tam 20 yıl geçti. Ölenlerin içinde her yaştan insan var fakat çocuklara ve kadınlara yapılan şiddet bambaşka boyuttaydı. Bir anne vücuduan 4 kurşun yiyor. Kurşunlardan biri göğsünü delerek sırtında taşıdığı 3 yaşındaki oğlunun ölümüne neden oluyor. Karnındaki yavrusu için hayata tutunuyor. Bunun gibi yüzlerce hikaye mevcut.

Bu katliamı Dünya'ya daha gür duyurmak için yarın Taksim meydanında miting düzenlenecek.

Yer: Taksim Meydanı
Tarih: 26 Şubat Pazar
Saat: 14:00

Cuma, Şubat 24

İnsanın Anavatanı Çocukluğudur


Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”
Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
- Radikal bir karar!
- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
- Eşiniz ne dedi?

- Hocam biliyor musun ne oldu?
- Ne oldu?
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”
- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.
- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!

- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.
- Eşiniz gelmek istemedi!
- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”
- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.
“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.


“Çocuklar gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler. Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!


Doğan CÜCELOĞLU

buradan alıntıdır.

Haftanın Tatlısı

ayva tatlısı

Mirsad Türkcan

Mirsad Türkcan benim için özel bir oyuncudur her zaman. Avrupa kariyeri sonrası sarı-kırmızılı formayı giymesi için kulübe bir çok mail attım. Fakat o gönlündeki takımı seçti. Ezeli rakibim Fenerbahçe'de oynayabilir ancak Mirsad her zaman destekledim bir isim oldu. Lise yıllarımda aldığım her ribauntta onun payı vardı. Mirsadla ilgili en özel anım 1999 Avrupa Basketbol şampiyonasına ait. Çok zorlu giden bir Hırvatistan maçında maçın son basketini smaç ile tamamlamış ve parkeye tokat atarcasına vurup öylece kalmıştı.

Mirsad şuan 36 yaşında ancak mücadele gücünden ve hırsından hiçbirşey kaybetmemiş. Umarım bir kaç sene daha devam eder ve zevkle izlerim kendisini. Dün gecede eski günlerinden kısa bir demet sunarak galibiyeti takımına kazandırdı.

Avrupa ligi 3. Tur Eşleşmeleri

8 Mart / 15 Mart

Atletico Madrid - Beşiktaş
Metalist Kharkov - Olimpiakos
Sporting Lisbon - Manchester City
Twente - Schalke 04
Standart Liege - Hannover
Valencia - Psv
AZ Alkmaar - Udinese
Manchester United - Atletic Bilbao

Pazartesi, Şubat 20

Ümidimiz Bitmesin



Maç hakkında söylenecek çok birşey yok. İki ekipte kazanabilirdi, maçın hakkı beraberlikti fakat Beşiktaş pozisyonları değerlendirmede daha becerikliydi.

Gençlerbirliği beklediğimden daha işlevsizdi, biz ise kazanmamız gereken bir maçı kazandık. Kazanamasaydık ümidimiz kalmazdı, şampiyonluk zora girerdi play-off'a rağmen.Bir şekilde lige zirveye yakın bir yerde tutunmamız için önemli bir üç puan kazanmış olduk.

Fernandesin sarı kartdan dolayı Galatasaray derbisinde olmayacak olması üzücü. Bu skor endişesi değil sadece derbide Fernandesi izlemek isterdim. Gördüğü sarı kart haklı yalnız aynı hareketleri yapan Melo ve Emre'nin kart görmeden maçı tamamlıyor olmaları düşündürücü.

Son olarak Başkanımız TFF başkanı oluyor büyük ihtimalle, başkan olacak hiç adam kalmamış federasyona, Demirörene kadar gelinmiş helal olsun bize...
Kendiside takımın en önemli haftasında takımı allak-bullak ediyor, 8 senede takımın başarı-ekonomi grafiği eksilere dayandı ve bu durumu çözmeden, birçok soruyu cevapsız bırakarak bırakacaksa helal olsun kendisine.

Beşiktaş elbet ona kalmaz, Sahipsizde kalmaz ama başlanan bir süreç böyle tamamlanmadan ya da yaralı-bereli şekilde bırakılmaz buna KAÇMA denir. Naçizane önerim bu yönetimin yerine Serdar Bilgili ve Hüsnü Güreli'nin içinde olacağı ikisinden birinin başkanlığı yapacağı bir yönetimle iler ki günlere bakmamızdır.

KUPA BİZİM!


TEBRİKLER POTANIN KARTALLARI

Hergün İki Adet Yeniçağ Kampanyası

Yeniçağ Gazetesini yıllardır takip ederim. Kurulduğu günden itibaren birçok badireler atlattı. Mali olarak her daim zorlukla boğuştu ancak şu sıralar üzerlerindeki baskı çok daha fazla. Yazarlardan Hasan Demir bugün durumu kısaca şöyle özetlemiş:
Bu damar kopmamalı!
Bir gazete yönetici ve çalışanları için zaten kıt kanaat geçinen okurlarından “Her gün 2 gazete alınız” çağrısında bulunmak kolay bir şey değil.
Böyle bir çağırıyı vicdan rahatlığıyla yaptıran iki sebep var.
Bir: Gazete çalışan ve çıkaranlarının okurlarından çok daha büyük fedakârlığa katlanıyor olmaları.
Evet, gerçek budur. Arkasında iktidar olan gazeteler her gün, tomar tomar, marketler zincirinde müşterilerine ücretsiz verilir, gazete çalışanları sanki aldıkları ücretlerle orta büyüklükte bir işadamı standardında hayat sürerken Yeniçağ ve Türkiye’nin varlık ve bütünlüğünü savunan bir iki gazete varlığını sürdürebilmek için çırpınır durur. Çalışanlarının bir ayda aldıkları ücret, iktidar yanlısı o gazete çalışanlarının bir sabah kahvaltısı bedeli ya da bir akşam yemeğinde garsona verdikleri bahşiş kadardır. Bu değirmenin suyu, iktidar gücünün ve o gücün devlet imkânlarını, o gazete patronlarının ve çalışanlarının arkasına konması ile elde edilmektedir. Bizim vergilerimizden düşen kısımlarını helâl etmiyoruz.
İki: Yeniçağ’ın derdi, iktidar yanlısı gazetelerle yarış etmek değildir. Dert, vatan, devlet ve millet bütünlüğünün tehlikeye girdiği şu son yıllarda milleti işte böylesine devasa imkânlarla esas hedefin Türkiye olduğu Genişletilmiş Ortadoğu Projesini, yani Libya gibi, Tunus gibi, Mısır gibi, Suriye gibi Türkiye’yi paramparça edecek “böl-parçala-yut” tezgâhını hayata geçirenlerin güdümüne girmiş yönetim karşısında Türk milletini uyarma derdidir. Yani, kimse kendisi için bir şey istemiyor. Ey ehli vatan, gelin hep birlikte Kurtuluş Savaşı ruhu ile imkânlarımızı zorlayarak İnebolu’dan Ankara’ya mermi taşıyan analarımız gibi, şu davaya bir omuz verelim, şehitlerimizin ruhunu şad edelim, vatanımız avuçlarımızın içinden kayıp gitmesin, isteniyor.
Belki her politikamızı beğenmiyor olabilirsiniz. Belki her yazdığımız sizin umduğunuz ve beklediğiniz bir yazı değildir. Amma gün, fikirlerdeki küçük farklılıkların büyütülmesi gereken gün değil, aksine, her türlü farklılığın Birinci Meclis Ruhu ile ertelenmesi gereken gündür. Değil mi ki vatan bütün kalsın, değil mi ki İslâm sulandırılmasın, değil mi ki devletimiz dağılmasın, değil mi ki binlerce yıllık kardeşliğimiz tutuşturulan fitne ateşleri ile imha edilmesin...
Öyleyse duyguda, düşüncede, hedefte biriz...
İşte bu duygu, düşünce ve hedef birliğimiz yüzündendir ki Yeniçağ ve Yeniçağ gibi gazetelere bugün abluka altındaki Gazze muamelesi yapılmaktadır. Sabah bültenlerinde bütün gazeteler okunur, Yeniçağ okunmaz. İşadamları bütün gazetelere reklâm verir, Yeniçağ’a reklam vermek cüret ister. Bütün gazete yazarları her konuda televizyon ekranlarına çıkartılır, Yeniçağ ve Yeniçağ gibiler bu bahiste de ambargo yer.
“Her gün 2 Yeniçağ” demek bu tuzakları kuranlara, “Sizden büyük Millet var” demektir. “Her gün 2 Yeniçağ” demek, “ABD, AB ve taşeronlarından büyük Allah(c.c.)” var demektir.

Ersan İlyasova ; 29 s - 25 r

Ersan bu gece kariyer rekorunu müthiş bir şekilde kırmış. İstatistikler ortada. NBA tarihinde 20 sayı ve ribaund barajını aşan 17. isim olmuş. Tebrikler Ersan.

Cumartesi, Şubat 18

Mersin İdman Yurdu 1-3 Galatasaray

- Necati yapması gerekeni yapmaya devam ediyor. Antep deplasmanındaki katkısından sonra Mersin'dede 3 puana direk etki etti. 2 gol ve 1 asistlik performans övgüye değer.

- Melo'nun yokluğunda Ceyhun hazır olduğunu gösterdi. özellikle şok presleri ile dikkat çekti. yaptığı pas hataları ile uzun süredir oynamamasından kaynaklanıyor.

- Engin Baytar; göz kamaştıran bir performans daha sergiledi. Top ondayken hücum varyasyonlarımız çoğalıyor. Ayrıca takımı dinlendirmesi de cabası. Umarım sakatlığı ciddi değildir.

- Emre Çolak ; dün gece attığı paslardaki isabet oranı ile dikkat çekti. Gelecek sezon için yapması gereken fizik gücünü korumak ve üstüne eklemek olmalı.

- Selçuk İnan ; orta sahada hücum olarak olmasada savunma yönünde mükemmel bir performans sergiledi.

- Takım savunmasında Hakan Balta maç eksikliğinden ağır kaldığı anlar oldu. Eboue Afrika Kupasının genelinde kulübede bekleyince bu maçta hata yapması tolere edilebilir. Derbi öncesi savunmanın as adamlarının geri dönmesi sevindirici.

- Ve Fatih Terim ; maç sonu demeci yine güzeldi. "Durmaksızın oynuyoruz. Meşhur playoff için."

- Gelecek hafta Beşiktaş karşısında alınaack galibiyet play-off için önemli.

Cuma, Şubat 17

Geri Dönüyor

Gider tıkandı ve taşıyor. Heryer pislik içinde ve bir kahraman lazım. kimsenin laf edemeyeceği ve bu kirli işleri iyi bilen biri. Daha iki gün önce biz bu işlere karışamayız diyen Bakan Suat Kılıç bugün Şenes Erzik adayımız diyor resmen. Kulüpler Birliği'de onay veriyor bu isme. Nasıl bir düzen bu çözebilene helal olsun. Herkes kirli olunca böyle oluyor demek ki. Siyasi iradede fırsatı kaçırmamış her zaman ki gibi.

Yokmu bu mahallenin bi delisi !!!

Haftanın Tatlısı

karamelli etimek tatlısı

Çarşamba, Şubat 15

Arda Turan ; Bir Cahilin Günlüğü

Atletico Madrid yarınki avrupa ligi maçı öncesi Roma'da Papa'yı ziyarete gitmiş. Arda Turan'da bu ziyareti şöyle açıklamış :

"Gayet keyifliydi. Takım arkadaşlarım Vatikan’ı ziyarete geldi. Ben de Müslüman biri olarak, onları yalnız bırakmamak adına, takım olmak adına yanlarındaydım. Vatikan güzel bir izlenimdi." Basına kapalı gerçekleşen kabulde, Papa ile selamlaştıklarını belirten Arda Turan, el öpmediklerini, Papa’nın kendisine ve arkadaşlarına tespih hediye ettiğini, kendisinin de bu tespihi takım arkadaşlarından birine verdiğini ifade etti."


Bu çocuk adam olmayacak. Milyarlarca hristiyanın ruhani lideri sana tespih vermiş onu gidip ne diye başka arkadaşına verirsin ki. Sürekli tribünlere oynama isteği artık sıkıyor Arda. Sen oradasın ve artık buradaki gibi popüler değilsin. Sahaya çık topunu oyna, özgürce gez, dolaş. Ama artık buraya mesaj göndermeye çalışmaktan ve sıradanlıktan kurtul. Daha fazla nefret ettirme kendinden. Olaya birde şöyle bakın.

Konya'da maç öncesi mevlana türbesini ziyaret eden Galatasaray'da Melo hediye edilen tespihi başka arkadaşına verdiğini söyledi. Böyle bir olay yaşansa Konya'da herhangi bir şehrimizde Melo'ya sahada tespih fırlatırlar. Hadisenin özü Arda Turan tribünlere değil sahada oynamaya çalışmalı.

BRAGAmadık




Maçtan önce herkes ağzına geleni söyledi, Bragaya çoktan tur verilmişti onlara göre ama unutulmamalı ki maç sahada oynanıyor ve futbol her sonuca açık bir spor.

Braga geçen senenin finalisti ve kendi liginde üçüncü sırada futbol felsefesine sahip saygıyı hakeden bir ekip bunu herkes kabul ediyor. Fakat karşısındaki Beşiktaşın ne olduğu hemen unutuluyor ve kendi medyamızca yok edilmeye çalışılıyor. Bu ayrı bi konu...

Maçtan önce deplasmandan alınacak gollü bir beraberlik bizi tur atma konusunda oldukça şanslı hale getirecekti, açıkçası bende yenilmeyeceğimizi düşünürken galibiyeti fantastik buluyordum. Çünkü rakip hernekadar güç kaybetmiş olsada kendi evinde oynuyor ve geçen senenin finalisti, aynı şekilde bizimde son zamanlardaki form grafiğimiz aşağıya doğru ivmeli.

Fakat benim umudum Avrupa arenasındaki form durumumuz, bizim açımızdan bu maçın bir çıkış maçı olması ve maç seyrini değişitirebilen oyuncularımızın Avrupa arenasında kendilerini ayrı bi göstermeleriydi ki...

Öyle oldu maç başındaki 5 dakikayı saymazsak Braga kalemizi göremedi, bunda otuzuncu dakikada rakibin 10 kişi kalması ne kadar etkiliyse Beşiktaşımızın konsantrasyonu, taktik disiplini, özverisi ve Carlosun taktik anlayışı etkiliydi.

Maç başlagıcında ilk onbiri gördüğümde kafamda kurduğum kurgu sahada hiç yoktu, özellikle Necibin sağ kenarda oluşu, Quaresmanın ileride olumsuz olmayan çırpınışları, Fernandesin sorumluluk alarak takımı ayrı bi güzel yönlendirmesi(tabii ikinci yarıda braga teknik direktörünün erkeklik yapıp hücuma yönelik değişiklik yapması Fernandesin ekmeğine yağ sürdü), Braganın beklenendenden etkisiz olması galibiyette büyük rol oynadı.

Turu daha geçmedik fakat büyük avntaj sağladık, İnönüde Braga bu şekilde oynamayacak fakat turu vermek için sadece Braga değil bizimde uğraşmamız gerek anca öyle kaçar tur...

Salı, Şubat 14

Kadın

Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Ne o,ne bu,ne döşek,ne köçek,
Ne ayal,ne vebal
O benim kollarım,bacaklarım
Yavrum,annem,Kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.

Nazım Hikmet Ran

Pazartesi, Şubat 13

Skibbe Yine Kovuldu



Perşembe günü işlerin kötü gittiğini belirtmiştik. Cumartesi oynanan Stuttgart maçında alınan 5-0 lık hezimet sonucunda görevine son verildi. 43 gün kaldığı Hertha Berlin'de bir puan dahi alamadan gönderildi. Eskişehir'den apar topar ayrılması hem ona hemde Eskişehir'e yaramadı. Skibbe şimdi yine işsiz. Ali Sami Yen'deki Kocaelispor maçında yenilen 5 golden sonra benim içinde bitmişti.


Hertha Berlin'de kaldığı 43 gün için 900.000 euro kazanmış Skibbe. Sıfır puan ve bol sıfırlı para kazanmak.

Yağmur - Karmate

izlemex.tv

On

58 - 48 = 10

Şampiyon ZAMBİYA






Afrika kupası kendine has bir organizasyon. Favorilerin şampiyon olamadığı bir turnuva oluyor genelde. Dün gece Zambiya, yıldızlar topluluğu Fildişi Sahilleri önünde kupaya uzanarak bu geleneği devam ettirdi. Drogba 70. dakikada kaçırdığı penaltı sonrası normal süre golsüz bitti. Ayrıca Fildişi Sahilleri turnuva boyunca kalesinde gol görmedi. Uzatmalardada gol olmayınca şampiyon bir kez daha penaltı atışları ile belirlenecekti. Penaltılarda 8-7 üstünlük sağlayan Zambiya tarihinde ilk kez bu kupayı kazanarak büyük bir sevinç yaşadı. Maç sonu saha ortasında yaşanan seramoni ise en güzel anlardı. Zambiya rüya gibi bir turnuva geçirip kupayı kazandı. Ülkedeki görüntüleri bulup eklemek lazım. En üstteki fotoğraf çok şey anlatıyor.

Cuma, Şubat 10

ERİYORUZ


Ne değişti dört haftada burlara geldik. Maç trafiğimi? Eksik oyuncular mı? Para problemi mi? Bunların hepsi bu sezonda da vardı, önceki sezonda daha önceki sezonlarda da...

Ciddi bir sorun var anlayamadığımız, yönetimin olaya ARTIK el koyma vakti gelmiştir. Dört hafta önce üç kulvarda yarışan takım şimdi ortada yok... Herşey dört hafta önce harikayken takım 11 puan bırakınca başlanan para-oyuncu-fifa-teknik heyet-yönetim karalamalarınıda anlayamıyorum. Tamam herşey mükemmel değil olamazda bir çok yanlış hata var ama bunları dört hafta hatta sezon başında yazabilmek marifet. Kendim adına konuşursam doğruyu yanlışı ayırt edip hakkını vermeye çalıştım herzaman yalnız kirli kalem, tiraj avcıları ve eski dönem adamlarının reyting uğruna koca camiayı kaosa sürüklemesine izin verilmemelidir. Burda en büyük rol başkan ve yönetimdedir.

Sivas şuan ligin en iyi futbol oynayan ekibidir. Şüphesiz bu zor deplasmandan, bu dönemde alınan bir puan zarar hanesine yazılsada bir puanı kar görüp önümüzdeki Braga maçını çıkış maçı kabul etmeliyiz. Play-off gibi saçma salak bir sistem var bu senenin içine eden önümüzdeki haftalarda ligi lider bitiremesekte liderle aramızdaki 3-6 puanlık fark bizi şampiyonluğa ortak edecektir. Artı Türkiye kupası ve Avrupa Liginde de nerdeyse bir günde iki maç oynayacak şekilde fikstür düzenlemeside ekstra bir trajedi olarak görünüyor.

Haftanın Tatlısı

cevizli kahveli parfe

Not : uzun süre bakmak tehlikeli ve zararlıdır.

Zaferler Senin Ruhunda Var







Çok değil iki sene önce kümede kalma savaşı veriyordu bu takım. Oktay Mahmuti hocanın gelmesi ile başlayan ivme önüne gelen engelleri birer birer aşıyor. Dün gece bambaşka bir boyuttaydı. Cska lı sporcular en çok kenarda olduğu anları sevmiştir. Zira o atmosferde sahada olmaktansa kenarda oturup tribünleri izlemek daha fazla keyif verir insana.Mağlubiyetsiz Cska ilk mağlubiyetini alarak dönüyor evine.




Bize bu rüya gibi geceyi yaşatan sahadaki aslan yüreklilere ve tribündeki fedarkar, cefakar taraftarlara sonsuz teşekkürler. Zaferler bu takımın genlerinde var. Basketbol camiası adeta sıfırdan başladı ve iki yılda alınan mesafe ortada.

Perşembe, Şubat 9

Karadenizli İcadı

Resme bakınca ne olduğunu anlamak güç ancak işin içinde bi cinlik olduğu kesin. Şalpazarı'nda bir vatandaşımız kütükleri taşımak için ilginç bir yol bulmuş. haber şu şekilde :

"Yer Şalpazarı Acısu Karayolu. Karadeniz insanı yine farkını ortaya koymuş. Şalpazarlı hemşerimiz, Dodge olarak bilinen aracının arka tekerleklerinden birisini havaya kaldırarak bir kütüğün üzerine oturtmuş. Lastiği de yerinden çıkartarak yerine boş bir jant takmış. Aracını çalıştırmış boş dönen jantta sardığı çelik tel ile dere kenarında bulunan ağaçları yukarı çekmeye başlamış."


Haberin linki

Nasıl Bir Federasyon Başkanı

Uğur Meleke muhteşem bir yazıya imza atmış. İnsani yönünü ön plana çıkarıp futbol bilgisi ile birleştirince okumak keyif veriyor. Hele bu kirli futbol ortamında temiz nefes almamızı sağlayan ender yazarlardan bir tanesi. Umarım diledikleri gerçekleşir ve Türk futbolu denen sahte yapay balon söner, yerine sıfırdan başlanarak adil bir düzen gelir.
Yazının linki

27 Şubat, Türk futbolu için çok kritik bir gün... Deniz bitti, sona gelindi. Mart’ta mührü eline alacak yeni başkanın artık futbolu memleket gündeminin birinci sırasından çıkarması lazım. Dışişlerinde sıcak günler yaşanıyor, sınır komşumuz Suriye’de maalesef tarihin en büyük katliamlarından birine tanıklık ediyoruz. İç işlerinde buruğuz, Hrant’ın katledilişini iki çocuğun oyununa çevirdik; peşinden Uludere’de masum vatandaşlarımızı topluca kaybettik. Ama her birimiz maalesef sokakta hâlâ pişkin pişkin futbol konuşuyoruz.“Yeni TFF Başkanı kim olmalı” diye soruyor herkes... Ben de (hâlâ bu konuyu konuşuyor olmamızdan utanarak, işim bu olduğu için mecburen) o sorunun cevabını aradım aşağıda...
“KUCAĞIMDA BOMBA BULDUM” DEMEMELİ
Yeni gelecek başkan kim olursa olsun; ilk basın açıklaması, “Kucağımda bomba buldum” olmamalı. Aydınlar’ın bunu demeye belki bir yere kadar hakkı vardı; ama o da bombayı kucağında bulduktan sonraki 7 ay içinde Türk futbolunu içinden çıkılmaz kaosa sürüklemeden, “Bu işin içinden çıkamayacağım” deyip pekâlâ istifa edebilirdi. Yeni başkanın kucağında bulacağı bombadan şikayet etmeden, bu bombanın kablolarının renklerini dahi ezbere bilerek göreve gelmesi; kurullarını ona göre yapmış olması gerek.
MARKA DEĞERİNDEN BAHSETMEMELİ
Aydınlar’ın en büyük açmazı “Türk futbolunun kerameti kendinden menkul marka değeri” idi. M.Ali Bey (Ağustos sonunda TFF binasında bizzat bana) alacakları kararla Türk futbolunun marka değerini korumak zorunda olduğunu söylediği için birinci açmazının bu olduğunu biliyorum. Ben de ona karar mekanizmasının birinci sacayağının “ekonomi” değil, saf ve katıksız “adalet” olması gerektiğini bizzat söylediğim için tekrar ediyorum burada gönül rahatlığıyla: Yeni gelecek başkan, Türk futbolunun marka değerini ağzına almayı bırakın, bu noktadan sonra aklından bile geçirmemeli... Bu ülke futbolunun marka değeri nedir diye merak edenler varsa...
Milli takımı son 5 büyük turnuvanın birine katılmış, kulüp takımları son 8 sezonda Avrupa’da sadece bir çeyrek final görmüş bir ülke futbolunun marka değeri ne kadarsa işte o...Ligine sponsor bulamayan, gençlere spor sahaları yapmakla, Anadolu’ya imkân adaleti götürmekle yükümlü devlet kuruluşu Spor-Toto’yu sponsor yapan bir ülke futbolunun marka değeri neyse o...Yayıncı kuruluşu -mevcut konjonktür nedeniyle- sözleşmede vaat ettiği paraları ödemeyecek diye ona yine halkın spor yapması için harcaması gereken 25 milyon liralık bir kaynağı aktarma sözü veren bir spor bakanı olan ülke futbolunun marka değeri neyse o işte...)
GLOBAL SPOR BİLGİSİ OLMALI
Yeni gelecek başkanın, Türk futbolunun marka değeri/yüce ekonomimiz filan diyerek ligi zoraki başlattığı Eylül ayında dünyanın en büyük spor organizasyonu NBA’in oynanmadığından haberdar olması da gerekir tabii...Eğer dünyanın sporcu başına en yüksek maaş ödenen spor organizasyonu NBA ötelenebiliyorsa, hatta bir yıl hiç oynanmaması bile gündeme geliyorsa; Süper Lig de pekâlâ Ocak’a ötelenebilir; bütün hukuki adımlar o günlere kadar atılıp bitirilebilirdi.Burada (tamamen sübjektif olan ve sadece beni bağlayacak) kişisel fikrimi de açıkça söylüyorum: Teşebbüsle şikeyi eşdeğer cezalandıran 58’inci madde bence de adaletsiz. Ama 58’inci madde değişikliği Aralık ayında değil Ağustos’ta gündeme gelseydi; TFF yönetimi (zaten elinde olan yetkiyle) doğru değişikliği o gün yapsaydı, bugün bu sorunları yaşamamış olacaktık.Lig de (58’inci madde değiştikten ve ilgili kararlar verildikten sonra) Ocak’ta başlasa (ve tek devre olarak oynansa) eminim bundan daha büyük hasarlar oluşmazdı hayatımızda...
GLOBAL SPOR HUKUKUNA DA HAKİM OLMALI
Yeni başkanın (ve ekibinin) spor hukukunda uzman olması gerektiğini söylemek çok enteresan bir şey değil farkındayım. Ayrıca yeni başkanın UEFA’ya “Beklentileri yerine getirmezsek ne gibi yaptırımlar uygulanacak?” sorusunu soracak noktaya düşmemesi gerektiği konusunda da herkes hemfikir sanırım.UEFA’nın en büyük meselesinin kendi organizasyonlarının (özellikle de birkaç yüz milyon dolarlık sponsorları olan Şampiyonlar Ligi’nin) güvenilirliği-inandırıcılığı olduğunun farkında olunmalı. Platini’nin (eski bir futbolcu olduğu için doğal olarak) spor hukukuyla ilgili çok az fikri olduğunun, bu tarz meselelerin hiç şüphesiz ilgili kurulların temasıyla çözüldüğünün de...
EN BÜYÜK MESELESİ TUTTUĞU TAKIM OLMAMALI
TFF Başkanlarını görev süreleri boyunca en fazla bağlayan konulardan birinin de “İstinye sonrası planları” olduğunu tahmin etmek için herhalde kâhinlik gerekmez. Yeni gelecek TFF Başkanı da, durup durup en çok üzüldüğü konunun “XSpor taraftarlığının tartışılması” olduğunu açıklamamalı.Ayrıca yeni gelecek başkanın hayattaki en büyük meselesi takım taraftarlığı olmamalı. Hayatta tuttuğu takımdan daha önemli meseleleri olan insanlar var: Aile, namus, adalet, insan hakları, sağlık vs. gibi...Belli ki Kulüpler Birliği üyelerinin öncelik sıralamasında bazı sorunlar var ki; çareyi bu değerlere sahip kişilerde (yani en başta Erzik’te, sonra Bıçakçı’da, Kapulluoğlu’nda) değil, başka yerlerde arıyorlar.
TÜRK FUTBOLUNUN EN BÜYÜK SORUNUNUN ŞİKE OLMADIĞINI BİLMELİ
Sadece son bir ay içinde İzmir’de ve İstanbul’da iki maçta iki ayrı meydan savaşı çıktı! Burak Yılmaz’ın gözünde kartopu patladı, sadece kadınların olduğu tribünde dahi meşale yakıldı. Yeni gelecek başkanın (Mısır’dan tek eksiği 74 ölü olan) Türk futbolunun en büyük meselesinin şike olmadığını da bilmesi gerek sanırım...6222 sayılı yasanın (şike zanlıları ile ilgili) bir maddesini jet hızıyla, 4 partinin mutabakatıyla değiştirebilen bu ülke, 10 yıldır statlardaki kamera donanımı meselesini çözemiyor! Artık bu ülke, en modern statlarında o meşaleyi yakanı, o kartopunu atanı masumların içinden ayırt edebilecek kamera donanımına sahip olmalı...Artık bu ülkede 3’üncü ligin emekçi futbolcuları 24’ünde saçma bir yaş sınırına takılıp işsiz kalmamalı.Artık bu ülkede (işsiz güçsüz, niteliksiz) kulüp başkanlarından sözleşmeleri gereği olan alacaklarını tahsil edemeyen antrenörler yerel mahkemelerde sürünmemeli.Ve belki de en önemlisi:Artık bu ülkede TFF Başkanı’nı 283 kişilik bir zengin fanatikler güruhu belirlememeli...
TFF Kongresinde en az 10 bin kişinin oy kullanması sağlanmalı. Bu 10 bin kişinin içinde futbolcu-antrenör-hakem gibi oyunun ana unsurları sayı olarak baskın olmalı. Bu işi yapanları, bu işi yapmışlar yönetmeli...Bu konuda son kez yazıyor olmak umuduyla... Herkese mutlu, adaletli bir hafta dileklerimle

Final Eşleşmesi : Zambiya - Fildişi Sahili

Zambiya, Gana karşısında içaçıcı bir oyun oynamamasına rağmen tek golle kazanarak finale adını yazdırdı. Gana daha üstün oynamasına karşın gol bulma sıkıntısı nedeniyle yarı finalde turnuvaya veda etti. Gana Gyan Asamoah penaltı kaçırarak psikolojik olarak zor duruma düştü. Zira geçtiğimiz yaz Uruguay karşısındada penaltı kaçırarak Dünya kupasına veda etmişlerdi. Sonuçta Zambiya turnuvanın flaş takımı olarak imzasını attı. Finalde gönlümüz onlarla.


Turnuvada henüz gol yemediler ve finale kadar geldiler. Mali karşısında Gervinho'nun tek golü ile kazanarak kendilerinden beklenileni yerine getirdiler. Altın jenerasyonu ile bu turnuvada başarısız sonuçlara imza atan Fildişi Sahili kupa kazanarak tarihe geçmek istiyorlar. Kupayı sadece 1992 yılında kazanan Fildişi Sahili, Zambiya önünde finalin favorisi ve Drogba en önemli silahı olacak. Drogba son turnuvasına kupa ile veda etmek istiyor.


12 Şubat Pazar

21:00 Zambiya - Fildişi Sahili

Skibbe ve Hertha Berlin

Devrearasında başarılı Eskişehir kariyerini bırakıp yeniden Almanya yolunu tutan Skibbe, belin'de umduğu başlangıcı yapamadı. Ligde oynadığı 3 maçıda kaybeden Hertha Berlin son olarak dün gece Almanya kupası çeyrek finalinde bu senenin flaş takımı Monchengladbach'a sahasında yenilerek elendi. Ligde 15. sırada bulunan Hertha Berlin için iyi futboldan ziyade puan toplamak çok daha önemli artık. Bu hafta sonu Stuttgart deplasmanına çıkacaklar ve işleri çok zor.


Nürnberg 2-0 Hertha Berlin

Hertha berlin 1-2 Hamburg

Hertha Berlin 0-1 Hannover 96

Hertha Berlin 0-2 Monchengladbach

Salı, Şubat 7

İslam Çupi

1932 Tiran - 2001 İstanbul


"Başka takımlar UEFA Kupası’nı,Süper Kupa’yı müzelerine götürmüş iken,yerli tenekelerle çocuğu nasıl Fbli yaparsınız artık..."

Diyanet Çalışıyor

Slogan şu olacak :
" Kanundan kaçarım ama Allah'tan kaçamam "

Müthiş yaratıcı bir Diyanet kurumumuz var. öyle derin konularla uğraşıyorlar ki, şu sloganı akıl etmek büyük iş.

Pazartesi, Şubat 6

Afrika Uluslar Kupası Yarı Final

8 Şubat Çarşamba
Zambiya - Gana

Mali - Fildişi Sahilleri

Geriye Kalanlar



Ligde iki hafta üst üste alınan mağlubiyetler, umut vermeyen futbol, sizi ileriye taşıyıcı iki önemli futbolcunuzun kırmızı kart cezalı olması, size güç katan, yoklukları her daim hissedilen iki bekinizin sakatlıktan kadroda olmamaları ve de ileri uçtaki Cv'si en iyi oyuncunuzun bileğinin şişmesi...

Bu koşullarda çıktık Kadıköye. Umut mu hiç bitmedi maçtan önce de maç esnasında da. Bukadar olumsuzluklarla bu mağlubiyet kaçınılmazmıydı? Tabikide değildi. Saha çıkan kadro kurgu ve isimleriyle şaşırtıcı geldi ilk önce yalnız maç başlangıcından itibaren görüldü ki Carlosun önce durdur sonra vur taktiği işleyebilirdi. Holoskonun final paslarında başarılı olamaması, fark katan oyuncu rolünü üstlenen Simaonun etkisizliği bu mağlubiyete bilet çıkardı resmen.

Maçın trajikomik hali ise yine duran toptan, 6 uzun futbolcunun arasından rakip stoperin bomboş kalarak konropiden gol bulmasıydı.

İkinci yarı yer yer galibiyet umutlarımız daha da yeşerse de nefesimiz yetmedi az da şansımız olsaydı en azından bir puan almak içten bile değildi.

Maçtan sonra konuşulanlar: Beşiktaş onuruyla oynadı(ne bekleniyodu ki Beşiktaştan?)

Beşiktaş ikinci yarı oynadı çünkü Fenerbahçe oynamadı:(Bu nedir nasıl bir açıklamadır, niye oyna(ya)madı Fenerbahçe bunu sormak istiyorum)

Portekizliler huzursuz, takım 4 aydır para alamıyor, ondan dolayı yaprak dökümü başladı:(Hiç mühim değil tabikide futbolcuların paraları ödenmeli ve neden öden(e)miyor bu konuşulmalı ama Beşiktaş gibi bir değerde para yüzünden bunlar konuşuluyorsa yazık...)

Son olarak maçın en iyileri Toraman,Ernst ve Yoboydu derbinin hakkını verdi bu arkadaşlar.

Masal Tadında Haber

Milliyet ibretlik bir habere imza atmış. Fazla laf kalabalığına gerek yok, haberin tam metni şu şekilde :

Fenerbahçe’de sakatlıkları devam eden Emre ile Gökhan, büyük bir fedakarlık örneği göstererek Beşiktaş derbisinde forma giydiler. Ancak her iki futbolcu da henüz ilk yarıda sakatlandı. Gökhan, 40. dakikada yerini Orhan Şam’a bırakırken Emre, acılar içerisinde soyunma odasına gitti. Aykut Kocaman, soyunma odasında tedavi olan Emre’ye döner ve şunları söyler:

- Biraz daha devam edebilir misin? En azından 20 dakika dayan!
Emre, fedakarlığa hazırdır. Hocasını kırmaz:
- 15-20 dakika kendimi denerim.
Bu sırada ilginç bir olay yaşanır. Yerli-yabancı futbolcular Emre’nin ikinci yarıda sahada olmasını ister.
Yerliler, yalvarır:
Yabancılar da rica etti

Aman abi dayan. Bizi yalnız bırakma. Sahada varlığın bize güç veriyor. Ağrılarla oynuyorsun, biliyoruz ama en iyimiz sensin. Ne olur çık oyna!
Yabancılar, tercümanları kollarından tutup Emre’nin yanına gelirler ve tecrübeli yıldızdan oyundan çıkmamasını rica ederler. Arkadaşlarının ısrarlarına kayıtsız kalamayan Emre Belözoğlu’nun yanıtı olumludur:
- Arkadaşlar merak etmeyin. Sahaya çıkıp, kendimi 15-20 dakika deneyeceğim.




haberin linki.

Cumartesi, Şubat 4

WestHam United - Millwall







İngiltere Championship'te derbi günü. Aralarındaki rekabet sinemaya aktarılan Westham ile Millwall ligde karşı karşıya geliyor. Westham lider Millwall ise 21. sırada yeralıyor.

Cuma, Şubat 3

Mevlit Kandiliniz Kutlu Olsun


"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."
(Sebe, 28)

Haftanın Tatlısı

tahinli kabak tatlısı

Perşembe, Şubat 2

Afrika Uluslar Kupası Çeyrek Final Eşleşmeleri

4 Şubat Cumartesi

Zambiya - Sudan
Fildişi Sahilleri - Ekvator Ginesi

5 Şubat Pazar

Gabon - Mali
Gana - Tunus

Şampiyonun kim oalcağına dair tahminlerinizi bekliyorum. Tahminim Gana. Gönlüm Sudan'la beraber.

Galatasaray 1-1 Antalyaspor


Puan kaybetmeyi alışkanlık haline getirdi Galatasaray. Dün soğuk havada kaliteli olmasada mücadelesi zevk veren bir futbol vardı. İki takım futbolcularını tebrik etmek gerekli. Galatasaray maç öncesi yine karışık ruh hallerindeydi. Transfer restleşmesi yaşandığı apaçık ortada. Başkanın nokta koyması gerekirdi ancak beceremedi. Fatih Terim transfer istiyor haklı olarak ancak transfer ettiği Yiğit bu maçta oynamayacak düzeydeyse ne zaman oynayacak merak ediyorum. Riera ısrarıda nazire yaparcasına devam edioyr. Halbuki Riera rakip yorulduğunda çok daha etkili oluyor.Tüm bunlar yetmezmiş gibi birde savunmada değişiklik ile başlandı. Semih sağ stoperden sola, Ujfa stoperden sağ beke, Gökhan Zan ise kulübeden sahaya geçmişti. ¾ değişiklik ister istemez handikap yarattı.

Yinede maça baskılı başlandı. Ligin ikinci devresindeki en büyük sorunlardan biri olan gol o anlarda gelmedi. İlkyarıda baskılı anlarda bir şekilde gol atılıyordu. Bu sayede maçların kazanılması kolaylaşıyordu. Ancak son maçlarda bu mümkün olmuyor. Bir diğer sorun ise takım savunması ve pozisyon almada. Yenilen golü izleyince çok net görülüyor ki Galatasaray takım bütünlüğünden çok şey kaybetmiş. Korner sonrası en geride Engin ve Hakan Balta var. Bunlara Ujfalusi ekleniyor. Hakan gereksiz şekilde rakibi karşılıyor. Halbuki kendi bölgesinde Mehmet Eren boş pozisyonda hızlanmış geliyor. Enginde ofsayt yaptırmayı aklına getirmeyince arkaya atılan ve sonrasında tek pasla gol. Ujfalusi’yi tebrik etmek lazım ilk koşan oyuncu o oldu. Engin ise belini döndürene kadar rakip ceza sahasındaydı. Golün yeniliş nedeni Ujfalusi’nin en geride kalmaması. Zira iki bek kornerlerde en geride dururlar. Ancak Ujfalusi hava topu hakimiyeti nedeniyle ceza sahasında olmasını yadırgayamayız. Ancak onun yerine orada Engin’in durması olmadı. Çoğu kez Emre Çolak orada olurdu ancak onunda şut gücünden yararlanmak istendi ve ceza sahası dışında konumlandırılmış. Kısacası acemice yenilen bir gol ve yanlış tercihler söz konusu.

Gol sonrası suni baskı yaşandı. Pozisyonsuz giden maç haklı olarak verilen penaltı ile dengelendi. İlkyarı berabere bittiğinde ikinci yarı için umut tazelenmişti. Bu yarıyada istekli başlandı. İlk 15 dakikada gl gelmemesi birazda şanssızlıktı. Ancak bu yarıda baş gösteren bir disiplin eksikliği vardı. Melo kendi içinde bambaşka bir maç oynuyor. Takıma zarar verdiğini göremiyor. Oyuna giren Baros pozisyon ve mücadeleyi arttırdı ancak hakemle çok sık diyaloga girmesi korkutuyordu. Ve bunun sonucunu haklı bir kırmızı kart ile aldı. Gerçi vurgulamak istediği nokta doğru olsada bu sert tepki oynana iyi oyunda gereksizdi. 10 kişi kaldıktan sonra alınan beraberlik iyi sonuç sayılabilir. Zira Antalyaspor galibiyeti düşünse bunu başarabilirdi. Son anlarda verilmeyen penaltı ve Elmander’in direkten sönen kafa topu sadece daha fazla acıtıyordu bizleri. Sonuç olarak kaybedilen iki puan ve takım olgusundan uzaklaşmaya devam eden bir Galatasaray.

Maçın hakemi İlker Meral’e fazla yüklenmemek gerekli. Zira o sadece bir maşa. Türk futbolunda şikeci kardeşleri (Fb ve Bjk) kurtarmak için uygulanan senaryo çok güzel işliyor. Atılan son istifa adımı ise artık sona gelindiğini gösteriyor. O sebeple Galatasaray’ın tüm bunları düşünerek hareket etmesi gerekirken gereksiz tartışmalara girdi. Transfer dönemi verimli geçmedi maalesef. Fatih Terim tüm bunları görmüş olacak ki kendisiyle çelişen davranış ve tercihlere imza atıyor. Galatasaray taraftarı sezon başında şampiyonluktan ziyade savaşan bir takım istiyordu. O sebeple yarış sonunda geride kalınması sonucu tepki vermemeli. Gaziantep deplasmanı yeni bir serinin başlangıcı olur umarım.

Son olarak Ömer'i sahamızda 4-5 gol ile gönderememek daha çok acı veriyor.

Çarşamba, Şubat 1

Kar ve Düşündürdükleri


Kar İstanbul’u etkisi altına alınca medyada yer bulmayı başardı. Halbuki bu ülkede 6 ay karın kalkmadığı bir çok il var. Toplu taşıma araçlarını kullanarak işime gidip gelmekteyim. Buda halkımızın tavırlarını net görebilmemi sağlıyor. Açıkcası bu durumdan çok memnunum.

Havaya bakıp bu kar şu kadar saat daha yağar diyenler çoğunlukta. Karın yağması için sesli şekilde dua ederler ise azımsanmayacak sayıdalar. Kardan dolayı aksayan yada iptal edilen seferlerden dolayı yakınanlar ise en komik olanları. Dün yaşadığım bir diyalog sabahın köründe kahkaha atmamı sağladı. Aynen aktarıyorum :

Kar dolayısıyla otobüsler ana duraktan değil ana yolun başından kalkmaktadır. Bu nedenle uzun bir yürüyüş sonrası kalkış yerine gidilmektedir.
X – Yolcu 1
Y – Yolcu 2
Z – Otobüs Şoförü

X – Bu nasıl Belediye karı temizlememişler sabaha kadar.
Y – Kolay mi hemşerum, tek burasi yok.
X – Para almasını biliyorlar ama. Ne kadar yol yürüdüm biliyor musun?
Y – Benda yürudum. Biraz fedaçar olacasun bu zamanlarda. Cotuni kaldurda biraz yüru. Herşeyi devlettan beklema.
X – Ben hizmet bekliyorum sadece.
Y – Koyayim o kafaya.
Z – Hay ağzına sağlık.

Bu diyalog sonrası epey güldüm. Soğuk sayesinde buz pistine dönen kaldırımlarda kayarak ilerleyen insanlarımıza ne desek az. Daha kaygan bir zemin oluştura oluştura ilerliyorlar. Türlü türlü tiriplere giren bir çok insan var.

Kar çocukken bir eğlence aracıydı adeta. Kar ufaktan yağmaya başladımı telefonlarla arkadaşlar aranır. Bir saat sonrası için randevulaşırdık. Sonrasında ise ver elini futbol sahası. Kardanadam yaptığımızı hatırlamıyorum. Zaten pek heyecan vermezdi bize. Topa vurursun gitmez, kaleci olursan donarsın gibi türlü türlü farklılıklar sunardı. Bir başka eğlence ise yokuş aşağı naylon torba ile kaymak. Bundan alınan haz bambaşkaydı. O soğukta terden sırılsıklam olurdun. Eve girmek ise ustalık gerektirirdi. Anneyle minimum göz teması ve sobalı odaya hızlı bir koşu en önemli kuraldı. Karlı elbiseleri bi çırpıda çıkarıp odayı eriyen karlarla doldurmak ve sonrasında anneden yenilen azar. Şimdinin çocukları bu zevkten mahrumlar. Yapabildikleri en büyük aktivite birkaç kar topu yapıp atmak.

Şimdilerde ise kar yağınca gelecek faturaları, işe gidiş-gelişlerdeki sıkıntıları düşünüyorum. Yağan kar aynı ancak insanoğlu farklılaşıyor yıllar içinde. Durdurması imkansız bir takım değişimler oluyor. Kısacası kar yağınca çocuk olacaksın.

Not : Karlı sahaları görünce akla Werder Bremen maçı gelir ki, sonrasında okkalı bi küfür ile defedersin bu düşünceyi.