Cumartesi, Mart 31

Stiliyan Alyoshev Petrov - Futbol Emekçisi

Aston Villa'nın başarılı Bulgar oyuncusu Petrov kan kanseri teşhisi sebebiyle futbolu bıraktığını açıkladı. Petrov gerçek anlamda bir futbol emekçisiydi ve formasını giydiği her takımda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. CSKA Sofia, Celtic ve Aston Villa formalarını giyen Petrov için üzülmemek elde değil gerçekten.  Özellikle Celtic döneminde gıpta ile izlediğim bir isimdi. Etkili şutları ve çalışkanlığı her daim ön plandaydı. Umarım bu lanet hastalıklada başa çıkacaktır.

Cuma, Mart 30

Haftanın Tatlısı

tel kadayıf

Deniz Üstüne Fener - Serkan Balcı


Selçuk Balcı- Deniz Üstünde Fener Dinle - Video

Şikenin Resmi

Anlaşılan o ki bu şike konusunda sadece bu resim kalacak akıllarda. Şike yapanlar aklanacak ve hatta devrik lider havası ile tekrar görevlerinin başına dönecekler. Başbakan RTE'nin yaptığı açıklama şu şekildeydi :

"Kulübü cezalandırmak neden? 8 takım birden ligden düşerse ne olur, futbol biter"

Mantık bu olduktan sonra ne desek boş. Dediğim gibi akılalrda sadece bu resim kalacak. Şikenin resmi olarak.

Cuma, Mart 23

Haftanın Tatlısı

waffle

Bahar


Bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla
Bir kuş tel tel kirpiklerim kanat olsun
Bir kuş çırpınan kalbi dudağımda
Bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun
Bahar gelmiş balam benim
Bahar gelmiş dayanmış
Dalda yaprak bebeciğim
Suda köpük uyanmış
Kuzulara özenmiş kızım benim
Körpe sesler dinlenmiş
Ay ışığında yanmış yavrucuğum
Onun için beyazmış.

Perşembe, Mart 22

Fenerbahçe Taraftarı



Tümünü aynı kefeye koymak gibi bir niyetim yok ancak çok çok büyük çoğunluğunun seviyesiz ve antipatik olduğu yadsınamaz bir gerçek. Fazlada uzun yazmaya gerek yok. ne deseniz anlamayacakalr ve her zaman ki gibi Fenerbahçe büyüklüğünden bahsedecekler. Rakip takım teknik direktörüne, futbolcusuna eline geçen maddeyi at ve sonra haklıymış gibi göstermeye çalış. Medya o çakmağı, parayı atanı değilde alnı yarılan kişiyi sorgulasın. Neyse TFF'den büyük UEFA var ve hakettikleri cezayı alacaklar.

Salı, Mart 20

Gözden Irak - Gönülden Kerkük


Kerkük benim, demek ayrı gördüler
Şu döşüme paslı hançer vurdular
Sanki benim öz evime girdiler
Oğlum gibi ağlayan vatan Kerkük
Soysuz ite yurt mu oldun sen Kerkük?

Bu nasıl özgürlük, sana hiç düşmez
Garipleri kimse görmez, görüşmez
Zalim değişir de, mazlum değişmez
Ellerimde can çekişen can Kerkük
O itlere yurt mu oldun sen Kerkük?

Beni sorma, halkın kesiriyim ben
Mükemmel(!) bir çağın kusuruyum ben
Bir eski destanın esiriyim ben
Bir kendine, bir de bana yan Kerkük
Soysuzlara yurt mu oldun sen Kerkük?

Günahım çok ama gel gör gizlerim
Gelemem de içten içe sızlarım
Bıktırmıştır tutulmayan sözlerim
Ama bu son, ama bu son, son, Kerkük
Peşmerge’ye yurt mu oldun sen Kerkük?

Bayrağındır, mavi görsem, ölürüm
Tabutundur, çivi görsem, ölürüm
Mezarındır, evi görsem, ölürüm
Uykularım ve gözlerim kan, Kerkük
Düşmanıma yurt mu oldun sen Kerkük?

Bilmez miyim, beni nerde kim bekler
Ak nineler, gün görmemiş bebekler
Kurda karşı bir olurmuş köpekler
İşte benim çıldırdığım an Kerkük
Çakallara yurt mu oldun sen Kerkük?

Irak’tasın, başın yine dar da mı?
Bebeklerin, çoluk-çocuk zorda mı?
Ve peşmerge, ve Barzani orda mı?
Namus sözü, geleceğim ben Kerkük
O itlere yurt mu oldun sen Kerkük?
Ali Kınık

Pazartesi, Mart 19

Fenerbahçe 2-2 Galatasaray

Maç bitti ancak akıllarda hala bu pozisyon var.

Cumartesi, Mart 17

...


“Adana’nın Seyhan ilçesinde iki çocuk annesi Emine Akçay, eşi işsiz kalınca sefalete düştü. Ne yiyecekleri bir lokma ekmek, ne de ısınacakları kömür vardı. Yoksulluk canına tak etti. Soğuktan titreşen çocukları ısınsın diye saç kurutma makinesini açtı, yan odada kendini astı.”

“Eşi iftarda ‘yemek yok’ deyince kendini astı. El arabası ile sebze satan Hacı Oruç, iftar için evine döndü... Eşine ne yemek yaptığını sorduğunda, ‘Yemek yapacak bir şey yoktu, yemek yok’ yanıtını alınca kendini asarak canına kıydı...”

“Henüz 2.5 aylıkken ‘açlıktan öldüğü’ haberi basına yansıyınca Samsun Emniyeti’nin ” Polis raporuna açlıktan ölüm sehven yazılmıştır” açıklamasının, gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Raporu hazırlayan polisin ‘sürgün’ edilmesine de yol açan olayla ilgili hastane raporunda, Kübra bebeğin ‘açlıktan öldüğü’ resmen kayıtlara geçti. Savcılık otopsisinde de, bebeğin midesinin tamamen boş olduğu yer aldı. ”


Büyük Doğu Dergisi

Star gazetesi gerçekten muazzam bir işe imza atıyor. Büyük Doğu dergisini her Cumartesi orjinal haliyle verecek. Kazın ayağı bu güzel dergiye saygı olmasada meraklıları için güzel bir fırsat. Son olarak Üstad Necip Fazıl'ı son günlerde sık sık dillerine dolayan akp lilere lütfen kanmayın. Üstadın fikriyatı ile akp tabanı asla uyuşmamaktadır. Oy avcılığına izin vermeyin.

Cuma, Mart 16

Yetmez ama Evet



Olmadı, neden olmadı ? Bu soruya cevap bulmak hiç zor değil, 40 tane cevap, maddeler halinde yazılabilir. Eksikler bahane değil, maç trafiği bahane değil, başkansızlık bahane değil...

Sonuçta dün gece 11 adam sahadaydı ellerinden geleni sahaya verdiler ama yetmedi. Futbolcularımızı bu Türk Futbolu adına Bayrağımızı buraya kadar taşıdıkları için tebrik etmemiz lazım.

Maçta tek olumsuzluk Cenk'in yediği ikinci goldür. Beşiktaş değil Cenk yemiştir o golü... Bu 1,2,3 değil sayamıyorum. Taraftar arkasında durdukça yavşıyor sanki... Al o taraftar yavşatır seni bi kalemde. Genç, milli bir kaleci öyle gol yemez, yememelidir. Yine de Cenk'in arkasındayım ve onu kazanmamız gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi elimizde lig ve kupa var. Lig zoraki olsa da onurlu,şerefli Beşiktaşımıza yakışır bir mücadeleyle şu berbat sezonu tamamlayıp, yeni gelen yönetimimizle alacak-verecek defterlerini her kademede denkleştirerek önümüze bakmalıyız.

Derbi Tahminleri

Yarın akşam oynanacak derbi maçı öncesi skor tahminlerini alalım.
Tahminim : Fenerbahçe 1-1 Galatasaray

Haftanın Tatlısı

Vişneli Cheesecake

Bu haftaki tatlımız ev yapımı. Tarif ve yapılışını merak edenler
buradan. Ellerine sağlık.

Perşembe, Mart 15

HER ÇAĞIN MASALI: BOZDOĞANLA SARI YILAN


Sarı yılan, kavurucu yaz güneşinin altında çöreklenmiş, dinleniyordu. Üzerinde yattığı kaya, güneşin bütün sıcaklığını emiyor ve bu sıcaklığı sarı yılanın derisine geçiriyordu. Bulutsuz, rüzgârsız, gürültüsüz bir yerde uzanmak onun en özlediği şeydi. Burada kendisini rahatsız edecek hiçbir şey yoktu. Karnı tok olduktan, çevrede düşman bulunmadıktan sonra bahtiyar olmamak için sebep var mıydı?

Yılan keyif sürerken çok yükseklerde uçan bozdoğanın keskin gözleri onu seçti. Yıldırım gibi bir hızla süzülerek aşağıya doğru saldırdı. Her şeye rağmen uzakları kollamakta olan sarı yılan da bu tehlikeli saldırışı görmüş ve bir kaç adım ilerideki kaya kovuğuna sığınacak kadar vakit bulabilmişti.

Bozdoğan kovuğun önüne gelince öfkeli öfkeli güldü:

— Kancık, dedi, meydana çıkıp döğüşeceğine deliğe kaçmaktan utanmıyor musun?

Sarı yılan yerinden emin olduğu için alaydan çekinmedi:

— Ne diye döğüşeyim? Burada rahat rahat oturmak varken neden tatlı canımı eziyete sokayım? Döğüş budalaların işidir! Bozdoğanın kızıl gözlerinde şimşekler çaktı. Gagasını, sarı yılanın sığınmış olduğu deliğin ağzına vurarak cevap verdi:

— Sen de bütün korkaklar gibi döğüşe budalalık diyorsun. Çünkü mayan kancıklıkla yoğrulmuştur. Yerde sürünmeye alışıksın. Düşmanlarını gizlice zehirlersin. Kuvvetlilerle çarpışmak için yüreğin yoktur. Yalnız menfaat için kıpırdarsın. Şeref için savaşmanın ne olduğunu bilmezsin.

Bu sözler üzerine sarı yılan bir kahkaha koyuverdi:

— Haydi oradan budala! Senin şeref dediğin şey karın doyurur mu? Şeref diye döğüşüp günün birinde geberirsin. Şerefler senin olsun. Ben halimden memnunum!

Bozdoğan döğüşemediği için hırçınlaşıyordu. Kanat çırpıp kovuğun ağzına hızla çarptıktan sonra haykırdı.

— Alçak, namuslu isen, ersen çık da sana dünyayı göstereyim. Deliklere sığınmakla kurtulacağını mı zannediyorsun. Senin gibi deliklere kovuklara sığınan, yerin altına giren nice korkaklar gördüm ki sonunda geberip parçalanmaktan yakalarını sıyıramadılar. Sarı yılan bu meydan okumalara soğuk ıslıklarla gülerek karşılık veriyordu. Bozdoğan kızgınlıktan delirmiş gibiydi. Kovuğun ağzına saldırarak kanat ve gaga vuruşlarıyla deliği açmaya çabalıyordu. Her vuruşta kayanın küçük bir parçasını kırıyordu. Yılanı birden bire korku aldı. Böyle giderse bir müddet sonra delik büyüyecek ve bozdoğan kendisini parçalayacaktı. İşin şakaya gelir tarafı kalmadığını anlayınca ciddileşti.

— Azizim, dedi, sen boşuna üzülüyorsun. Buraya girdiğim için sen beni korkak sanma, istersen seninle kuvvet dene selim. Meselâ ilk önce şu dağın tepesine dek yarışalım!

Bu sözler o kadar umulmadık sözlerdi ki bozdoğanın şaşkınlıktan kanatları düştü. Gözleri öfke yerine hayretle açılarak:

“Yarışalım mı? Sen mi benimle yarışacaksın? Sen nasıl yarışırsın” diye sordu. Sarı yılan güldü:

Evet, seninle yarışacağım. Şu dağın tepesine hangimiz daha önce varacağız bakalım? Nasıl? Razı mısın?

Yarışı kaybettiği takdirde sarı yılan bazı tavizler de vermek üzere idi. Fakat bozdoğan bu meydan okumadan o kadar sıkılmıştı ki, her şeyi unuttu. Göğe doğru yükselerek yarışmanın verdiği coşkunlukla:

— Haydi çık, dedi, sana dokunmayacağım. Sen dağın tepe sine çıkıncaya kadar ben oraya kaç defa çıkıp ineceğimi hesaplamak istiyorum.

Sarı yılan, bozdoğanın sözünün eri olduğunu biliyordu. Kovuktan sürünerek çıktı. Yan yana durdular. Yılan bir, iki, üç diye saydı ve daha üç demeden önce bütün hızıyla ileri atıldı. Bozdoğan da göğe doğru ok gibi fırladı. Hava sıcak olduğu için sarı yılan yorulmadan, sağa sola kıvrılmadan ilerliyordu. Bozdoğan ise dövüş durumunu almış olduğu halde yükseliyordu.

Birkaç yüz adım ilerideki ağaçlıkta yuva kurmuş olan kargalar bir bozdoğanın orada olduğunu görünce yavrularını korumak üzere toplanıp saldırdılar. Bozdoğan yoluna devam etseydi kargalar kendisine yetişemezlerdi. Fakat, o kendisiyle çarpışmak isteyen düşmanları ihmal edemezdi. Geriye döndü ve karga sürüsüne daldı. Birkaç dakika vuruştular. Gaga, pençe ve kanat vuruşlarıyla birkaçını devirdi. Ötekiler kaçtılar. Keyifli keyifli dönerek yeniden yükselmeye başladı. Bozdoğan kargalarla savaşırken sarı yılan dağa doğru sürünerek çıkıyordu. Yolda uyuyan bir kirpi görüp sessizce yanaşarak onu sokmuş, sonra yine tırmanmaya başlamıştı. Tam bu sırada yükseklerde uçan aksungur onu seçmiş ve yıldırım gibi tepesine inmişti. Bu sefer sığınacak yer de yoktu. Kurnazlıkla kendisini kurtarabilirse kurtaracaktı. Aksungur tepesine inerken bağırdı:

— Aman! Aksungur kardeş! Ben de sana yardıma geliyordum. Bozdoğan seninle döğüşmeye geliyor.
Sana bu haberi yetiştirmek için bak ne kadar yoruldum.

Aksungur cevap vermedi. Bozdoğanı görmüştü. Yılanı bırakarak ona döndü. Bozdoğan da şerefli düşmanını görünce yarışı bırakmış, onun üzerine atılmıştı. Ah, döğüşmek bahtiyarlığı! İki denk düşman şiddetle vuruşuyorlardı. Havada kısa kavisler çiziyorlar, sonra şiddetle birbirine doğru fırlayarak sert kanat ve pençe vuruşları yapıyorlar, gagalarıyla birbirlerinin kanat tüylerini yolarak uçuş kabiliyetlerini azaltmaya çalışıyorlardı. Yılan bir an döğüşe baktı. Bunun uzun süreceğini anlayarak dayanılmaz bir hırsa kapıldı ve olanca hızıyla dağatırmanmaya başladı.

Döğüş sarı yılanın düşündüğü gibi uzun sürdü. Bozdoğan kanadından ve göğsünden yaralandı. Fakat aksunguru yenerek düşürmeyi başarmıştı. Keskin gözleriyle dağa bakarak yılanın kendisini geçmiş olduğunu görünce hızlanmak istedi. Gerçi yaralı olduğu için eskisi gibi uçamıyordu, fakat ne de olsa sürünerek çıkan yılan tepeye varıncaya kadar on defa oraya çıkıp inebilirdi. Bir iki kanat çırpışından sonra sarı yılana yetişti ve onu geçerken:

“Kargalarla ve aksungurla dövüştüğüm için bu kadar geciktim. Yoksa şimdiye kadar iki defa inip çıkmıştım” diye seslendi. Yılan nefes nefese cevap verdi:

Yalnız sen mi dövüştün? Ben de yolda kirpi ile dövüşüp onu hakladım.

Yükselmekte olan bozdoğan bu sözleri duymamıştı bile. Dağın tepesine varmıştı. Fakat orda yuva kurmuş olan kara kartal bir yabancının geldiğini görünce dışarı fırladı ve bozdoğanı önledi. Bozdoğan zaferle sarhoştu. Kendisinden güçsüz olanları, kendisiyle denk olanı yenmişti. Şimdi kendisinden güçlü olanla çarpışacaktı. Tanrım!.. Bu dövüşte, hiçbir karşılık beklemeden ün ve şan için yapılan bu çarpışmada ne büyük tat vardı! Bozdoğan yüksünmeden savaşı kabul etti. Yaralı olduğu halde kartalın saldırışına bir saldırışla karşılık verdi.

Havada pek sert kanat sesleri işitiliyordu. Bu kuvvetli kanatların yaptığı rüzgâr dağın doruğunda esen rüzgârla eşitti. Sarı yılan kızışmış olduğu halde yukarılara doğru çıktıkça havanın serinlediğini duyuyordu. Rüzgâr nerdeyse kendisini aşağıya sürükleyecekti. İçinden bir an:

- “Bu kartallar, sungurlar, doğanlar bu yükseklerde nasıl yaşıyorlar” diye düşündü. Bunların yaşayışı çetin bir boğuşmadan ibaretti. Keskin göz, güçlü kanat, yırtıcı pençe gerekti. Bir zayıflık anı buradaki yaratıkları yok edebilirdi.

Yılan göğsünü şişirdi. Gururlandı. İşte dağın doruğuna yaklaşmıştı. Başının üstünde dövüşen iki yırtıcıya baktı. Nasıl kıyasıya dövüşüyorlardı. Bunların zehiri yoktu. Kaçmayı düşünmüyorlardı. Hile yapmıyorlardı. Gerileyişi bile hız almak içindi. Birbirlerine saldırışları, vuruşları, hatta bakışları sarı yılanın o kadar hoşuna gitti ki her şeyi, hatta yerde sürünmek için yaratılmış olduğunu bile unuttu ve tıpkı onlar gibi uçarak dövüşe karışmak için bu gücü ve hızı ile havaya zıpladı.

Heyhat!… Yerden ancak bir karış yükselebilmiş ve bütün ağırlığı ile yine toprağa çarpmıştı. Bir an üzülür gibi oldu. Sonra bütün felsefi kurnazlığını toplayarak şöyle düşündü:

- Uçup dövüşüp nolacak? İşte şimdi biri ölecek. Yarın da ötekine başka biri öldürecek. Daima heyecan, daima tehlike neden? B,en kendi dünyamda pek rahat yaşıyorum. Düşmanımı gizlice zehirler, Öldürürüm. Maksat yükselmekte ise dağa kadar yükseldim ve poz doğanı geçtim.

Hakikaten, sarı yılan dağın tam tepesindeki kayanın üstüne kadar çıkmıştı. Bu sırada kara kartalla boz doğanın dövüşü bitmek üzere idi. Kara kartal kavgayı kazanmıştı. Boz doğa; bir kanadı kırılmış, bir gözü kapanmış, her yeri kan içinde kalmıştı. Yavaş yavaş düşüyordu.

Sarı yılan memnundu. Bir zafer haykırışı ona bağırdı:

- Yarışı kazandım. Senden önce buraya geldim. Senden yüksekteyim.

Boz doğan acı acı gülerek cevap verdi:

- Sürünerek çıkmak yükselmek demek değildir. Sen yukarılara doğru çıksan bile yine alçaksın. Ben aşağıya düşerken bile yükseğim. Sen yılan gibi yükseldin. Ben doğan gibi düşüyorum.
Hüseyin Nihal Atsız

Salı, Mart 13

1905

1905. post olmuş. Resimdeki ninemizde 1905 doğumlu :)

Pazartesi, Mart 12

İstiklal Marşı Arefesinden Dönen Marş


Necip Fazıl, O ve Ben adlı eserinde bu konuyu şöyle anlatıyor :

İstifamdan da bir yıl evvel, benden bir «Millî Marş» istenmişti. Akif in İstiklâl Marşı beğenilmiyor, bunun yerine bir Millî Marş isteniyordu. Hattâ (Ulus) gazetesi bu maksatla bir de müsabaka açmıştı. Demişlerdi ki baş alâkalısına:

- Bunu yazsa yazsa Necip Fazıl yazabilir; ama bir garip adamdır, yazmaz!

Ve bana teklif edilmişti. Ben de:

- Akif'in ruhuna ve eserine hürmetim var... Fakat içinde hiçbir hâs isim geçmemek ve kendi anlayışıma göre yazmak şartiyle, milletimden aldığım heyecanı böyle bir marş içinde billûrlaştırmak isterim. Razı mısınız?

Öyleyse durdurun müsabakayı!

- Pek güzel!..Demişler ve müsabakayı durdurmuşlardı.

Bu vesileyle «Büyük Doğu Marşı» meydana gelmişti.

«Doğsun Büyük Doğu benden doğarak...»

Ve yukarılarda:

«Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun;
Nur yolu izinden git, Kılavuzun!"

O zaman kimse bana:

- Bu kılavuz kimdir? Diye sormamıştı.

Sorsalardı:

- Mücerret kılavuz... Millet öncüsü... Diyecektim ve yalan olmıyacaktı.

Halbuki «kılavuz» bende, majüskülle yazılı müşahhas bir delâletti; ve isteyen, onu, istediğine yakıştırmakta serbestti.

Benim «Kılâvuz»um, zaman ve mekân boyunca tek rehber, Kâinatın Efendisi...

Fakat Devlet Reisinin hastalanması ve peşinden ölmesi, marşın kendisine gösterilmesine engel olmuş; ve böylece manzume, «Büyük Doğu Marşı» ismiyle bana kalmış, üstelik «Büyük Doğu» ismini doğurmuştu.

Nelerden neler doğuyor; ve neler nelere vesile oluyor. İşte Beylerbeyindeki yalı arsasında, Efendimin yanıbaşındayım!..

Ve yepyeni bir yolda...

BÜYÜK DOĞU MARŞI

Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.

Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!

Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, KILAVUZ'un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!

Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.

Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey-kılıç, kalem ve orak!
Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!

Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak
(1938)

Cuma, Mart 9

Haftanın Tatlısı

kemal paşa

Siyah-Beyaz Gece



Siyah-Beyaz bir gece yaşandı Beşiktaş için dün akşam. İlk yarısı tamamen kapkara, ikinci yarı ise bi okadar bembeyazdı. Çıkan kadroyu gördüğümde eyvah dedim kendimce ama Carlosa güvenim tamdı. Vardır diyordum bir bildiği ofans çıkan ilk 11'de sol bekte Veliyle başlamasının vardır bir sebebi. Fakat hesabı neydi anlayamadım. İlk yarı batırdık resmen bunda sadece defansif anlayışı az olan Veli değil önünde oynayan ve ilk yarı sahada sadece artistik yürüyüşler yapan Quaresma'nında payı oldukça fazlaydı. İlk yarı İsmail ile başlasak 3 değil ama o pozisyonlarda 2 yerdik bence. Çünkü Madrid maça asılıyordu zaten ev sahibi ve elindeki malzemenin kalitesi avantajıyla.

İkinci yarı hoca bence geç kaldığı müdahelesi ile oyunda dengeyi kurdu, Simao'nun golüyle az olan avantajlı skor beklentimiz artmış oldu. Daha sonra yakalanan pozisyonların en az biri gol olsa tur için şansımız oldukça artmıştı. Şuanda umutlar bitmiş değil yalnız ikinci yarıda oyunda denge kurulmasının yalnız bir oyuncu değişimine bağlamak yanlış, evet oyunu etkiledi fakat Madridin'de ikinci yarıda, ilk yarıya göre oynadığı oyun rahatlığı ve rehaveti unutulmamalı.

İkinci maçta turlayabiliriz. Madridin Avrupa ligindeki deplasman grafiğide baya iyi ayrıca Cenk 60dk Casillas 30 dk rüştü vari oynamaya devam ederse İnönüde 4 yeriz.Ernstin ikinci maçta olmaması, Quaresma'nın kafasında Beşiktaşı bitirdiği sinyallerini veren haraketleri ikinci maç ve ilerisi için can sıkıcı.

1373 m

Bir futbolcu formsuz olabilir, kötü oynayabilir, yanlış tercihler yapabilir, kendi kalesine gol atabilir fakat kötü koşamaz. Bu kötü koşakaz cümlesine hep inanırım. Zira profesyonel olarak bu mesleği yapan bir kimse sahada yürümeyi değil koşmayı tercih edecek. Yazmayan gazeteci, okumayan öğrenci gibi birşey bu. Dün gece Atletico Madrid deplasmanında Beşiktaş ilkyarıda takım halinde çok kötüydü fakat Quaresma takımdan ayrı bambaşka bir iklimde oynuyordu sanki. Bekide kendisine futbol oynaması için sağlıklı şartlar sağlanamamış olabilir fakat bu kadar isteksiz olması için geçerli hiçbir neden yok. Oyunda kaldığı 45 içerisinde 1373 m mesafe katetmiş sadece. İnanması çok güç bir rakam bu.

Perşembe, Mart 8

Atmacadan Sonra Sıra Kargada





Memlekette Atmaca sevdası ilginçtir. Evlat kadar değer verilir bazen. çarşıya çıktığınızda kolunda atmacasıyla bir çok insan görebilirsiniz. Ancak oto tamircisi Mehmet Varlı 1,5 yıl önce yavru olarak bulduğu Kargayı ehlileştirmeye uğraşıyor. Sıradaki kuşu merakla bekliyorum. Zira bi zihni sinir Karadenizli çıkıp Baykuş besleyebilir.

Fotolar pazar53 alınmıştır. Bugünkü haber başlıklarından bazıları şu şekilde :
- Rize'den Artvin'e taksiyle inek taşıyorlar!
- Kayayı yuvarlanmasın diye ağaca bağladılar.
- Çaldıkları mazotla 5 ayrı evi soydular!

Dünya Kadınlar Günü

Kadın olmak ve özellikle anne olmak zordur ülkemizde. Annemizin, eşimizin, sevgilimizin, arkadaşlarımızın yüzünü güldürmeye çalışalım.

Kalıp değil bir fikir...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...

Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...

Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak....
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...

Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...

Salı, Mart 6

Hayat Güzeldir


“Hayat zor” klişe bir cümle olsa da hergün insanın yüzüne çarpan bir tokat gibi. Fakat bu cümleyi ne kadar erken kullanırsanız hayat size bir o kadar daha zor gelir. Misal ilköğretim döneminde bu sözün ne manaya geldiğini düşünmezsiniz hatta dimağınızda yer dahi etmez. Lise yıllarında sıkça duyarsınız ve yavaş yavaş hak vermeye başlarsınız. İşte buradan sonra yol ayrımına gelirsiniz. Üniversite okumayı tercih edenlere hayat bazen zor gelir fakat hiçbirşey yapmadan evde dahi otursanız hayatın zorluğu gün geçtikçe kendini gösterir. Bazen evde boş boş otururken sokaktan geçen ve işten dönen arkadaşınızı görürsünüz, sonrasında ise masada duran doğalgaz faturası gözünüze ilişir ve artık duvarlar sizin peşinizdedir. Çalışma hayatına başladıktan sonra ise paranız olur fakat bu sefer kendinize ait zamanınız kalmaz. Kariyer hırsı sarar benliğinizi. Ev artık yatmak için kullanılan ve Pazar günleri kahvaltı yapılan bir mekana dönüşür. Günün birinde el ele değil de kalp kalbe uyuyacağınız biri çıkar ve hayat mücadelesine iki kişi devam edersiniz. Hayatın zorluğu bu kez her alanda ortaya çıkar. Tam bu ritme alışmışken mücadeleye bir kişi daha katılır ve üç kişi olursunuz bu Survivor oyununda. Survivor çünkü zamanın gereksinimleri sizi bu mücadeleye iter. Ne kadar direnirseniz de ringe çıkmamak elinizde değildir artık.

İşte böyledir ortalama bir insanın hayatı.” Hayat zor” evet; ancak zorluğundan kat kat olanı ise hayatın güzelliği. Ne olursanız olun ister öğrenci, evli, bekar, işsiz vs bu hayatın güzel olduğu gerçekliğini örtemez. Güneşli bir günde güneşe koşun çünkü o hayatın ta kendisi, yağmurun her damlası değerlidir sakın kaçmayın ondan, rüzgar ise uzak diyarlardan başka hayatları getirir size. Bu yaşam savaşında kendinize zaman ayırın.

Pazartesi, Mart 5

BEŞİKTAŞLI OLUNMAZ, BEŞİKTAŞLI DOĞULUR



Öncelikle Trabzonsporu tebrik ederim. Harika oynadılar ve farkı kaçırdılar. Bizim hakkımızda söylenecek hiçbirşey yok... bu senenin en kötü Beşiktaşını izledim dün gece... Futbolcu arkadaşlarımız ne yapmaya çalışıyorla bilmiyorum sanırım para-pul mevzuları sahaya yansıyor artık, nerde kaldı Beşiktaşlılık nerde kaldı şeref... Avrupa liginde Atletico Madride karşı nasıl oynayacaklar merak ediyorum büyük ihtimal transfer pazarında kendilerini göstermek için maça asılacaklardır yalnız şunu unutmamalıyız batan gemiyi ' enson kaptan enönce fareler terkeder'

Mutlu Haftalar

Cumartesi, Mart 3

Necip Fazıl ve Nazım Hikmet


Bir akşam Necip Fazıl Kısakürek, Rasim Us'a teklifte bulunuyor:

- Gel seninle hapishaneye kadar gidip Nâzım Hikmet'i ziyaret edelim!
- Vakit geç... Bırakmazlar...
- Gazeteci olduğumuzu söyler, kim olduğumuzu belirtir, girer ve görürüz.

Gittiler, hürmetle karşılandılar ve tel örgünün arkasında Nâzımla karşılaştılar:

- Nâzım, dedi Necip Fazıl; benim rejimim olsaydı seni asardım ve bu, adaletin ta kendisi olurdu. Fakat hiçliğin rejiminden gördüğün mesnetsiz zulmü asla kabul edemeyeceğim için seni görmeye geldim!

Nâzım Hikmet, parmakları bir maymun kavrayışiyle tel örgünün deliklerinde, çivit rengi gözleri yaş dolu, şu cevabı verdi:
- Benim rejimim de olsa, ben de seni asardım. Ama inanmış olmanın haysiyetini ve sanatta "eski"nin en yükseği olmandaki değeri inkâr etmezdim.

Cuma, Mart 2

Perşembe, Mart 1

Hedef Final Four

Rüya gibi giden bir sezon bu akşam Atina deplasmanında devam edecek.

İnandık Biz Sizlere ,
Cimbom Yüzümüzü Güldür Bu sene
Şampiyonluk Şarkısı,
Düşmesin Dillerden Tirbünlerde
Haykırıyoruz Yineee ,
Tek bir dileğimiz Var Cimbombomumm Şampiyoooon Ollll...

21:45 Ntv Spor