Pazartesi, Nisan 30

Gerçek Aykut

, "Galip gelmeye endeksliydik. 3 puanı alma isteğinin yanında, rakibin anormal bir biçimde kendisine 1 puanın yeteceği şekilde oynamasına rağmen benliğimizle kazandık. Bu 90 dakika ile ilgili başka değerlendirme yapmak istemiyorum; çünkü değerlendirmesi olmaz"

Bu beyanatı yapan iki haftadır sidik zoruyla maçlar kazanan takımın antrenörü. Sahada futbola benzemeyen birşeyler oynayan ve futbol oynayıp yenemeyeceğini anlayınca her türlü sertliğe ve pişkinliğe başvuran bir takımın antrenörü. Tabi alışmış geçtiğimiz sezon gibi önceden satın alınmış rakiplere. Biraz diş bilenince bu tip açıklamalar yapıyor. Aykut'u biz biliyoruz fakat hala tanımayanlar var. Futbol hayatı boyunca rakibe çelme takıp penaltı kazanmak en büyük meziyeti olan bir insandan bahsediyoruz.

Ayrıca geçtiğimiz hafta Galatasaray derbisinde kendisine 1 puan yetiyormuydu da 90 dakika boyunca fare gibi yarı sahanda top oynadın ?

Cuma, Nisan 27

Haftanın Tatlısı

sade, fakat alımlı çikolatalı kek

Salı, Nisan 24

TOGETHER

TOGETHER WE STAND, DIVIDED WE FALL
WE ARE THE WINNERS AND WINNERS TAKE ALL

Pazartesi, Nisan 23

Galatasaray 1-2 Fenerbahçe


Ezeli rakiple bu sezon oynanan 270 dakika. Toplasan 70 dakika ortada oynanan bir oyun ve geri kalan 200 dakikada ezici bir üstünlük. Skor tabelasına yansımayan fakat saha içinde ve dışındaki Fenerbahçelilerin iliklerine kadar hissettiği bir baskı. Ancak dün oynanan müsabaka bugüne kadar k, en ezici oyundu. Galatasaray sonuç olarak yenilmiş olabilir ancak her zaman söylendiği gibi asıl hedefi Avrupa olan bir takım. Bu sezon başında yeniden yapılanan bir takım. Şu maçı kaybetmesi bu ylki form grafiğini etkilemez. Önümüzdeki 4 maçıda alacak gücü göstermiştir rakiplerine.



Dün akşam yatağa yattığında midesine taş oturan milyonlarca Galatasaray taraftarı içini ferah tutmalı. Çünkü sahada ve kenarda gurur duyulacak bir ekip var. Şuana kadar çıkarttıkları iş ise muazzam. Bu yüzden her zamankinden daha fazla desteği hak ediyorlar. Galatasaray taraftarının kıstası çizgiye geçmeyen top olmamalı. Dün bu konuda beceriksizdik ama bu sürekli böyle olacağı manasına gelmez. Fatih Terim ve ekibi eksik olan noktaları tespit etme konusunda çok iyiler ve bu analizide yapacaklardır. Sakin olunmalı iki puanlık avantajı korumak için gereken yapılmalı.


Fenerbahçe taraftarı sevinmeyi sonuna kadar hak ediyor. Zira maç boyu büklük büklüm olmuşlardır ve galibiyetin doğurduğu adrenalini başka şekilde boşaltamazlar. Ancak sahada bu galibiyeti kazanan futbolcular ise saygıyı dahi hak etmiyorlar. Volkan’ın tüm takımı orta sahaya toplama isteği, Mehmet’in Melo’ya nispet işeyen köpek taklidi ve ona eşlik eden Cristian ve diğerleri. Tüm bunlara rağmen hem kendi takımını hem rakibi alkışlayan bir Galatasaray taraftarı. O alkış bu saydığım isimlerden ziyade Alex’e gitsin. Zira takım arakdaşları orta sahada 50.000 kişiye nispet için toplanırken o ağır adımlarla soyunma odasının yolunu tutuyordu. Tıpkı gerçek bir profesyonel sporcu gibi.



Fatih Terim’in maç sonu görüşleri şu şekilde oldu :

“Üç puanı aldılar. Kendi oyuncularımı da kutluyorum, hiçbir zaman beraberlik düşünmeyip, oyunun her türlü altından kalkmaya çalıştılar, olağanüstü de oynadılar. Tek eksikleri çok yakın mesafeden topu içeri atamamaktı. Kaybettik diye böyle oynayan bir takıma kalkıp bir şey diyecek hâlim yok açıkçası. Son yıllardaki en tek taraflı derbi oldu herhâlde, ikinci yarı için söylüyorum özellikle. O yüzden onlara da kızamıyorum, kime kızacağım kendime kızayım bari”

“Galatasaray, böyle oynadıktan sonra bu top her zaman böyle girmemezlik yapmaz. Her zaman da oyuncular böyle ısrarla atmamazlık edemez. Bazen bizim oyuncular vursa gol olur, birisine de çarparak gol olabilir. Neticede Fenerbahçe ile oynuyorsunuz, kaç tane pozisyon bulacaksınız ki? Futbol, bunun için güzel bir oyun herhâlde. İlk yarı sadece Necati'nin 3-4 tane pozisyonu var. Maçın ikinci yarısında yabancı biri gelse, oyuna baksa ve skoru böyle görse, herhâlde en büyük sürprizi o yaşar.”

“Kadıköy’deki 2-2’lik maçı son dakikalarda kazanabilirdi. Galatasaray yenemez mi? Böyle oynarsa Galatasaray, Türkiye’nin her yerinde kazanır. Daha çok maç var. Hem sadece Galatasaray, Fenerbahçe de yok. Beşiktaş ve Trabzonspor da var. Ve o maçların hiçbiri kolay değil. Hiçbirimiz için”

“Ne kendim gösterdim, ne de başkasının bahanesini kabul ettim. Futbol şansıymış, talihsizmişiz... Futbol şansı 15 pozisyondan birini atmamayı mı getiriyor? Bu pozisyonlarda kendimizi hiç mi eleştirmeyeceğiz? Onun yanından bile geçmiyorum. Atamazsanız, yiyeceksiniz, futbol şansı diye bir şeyi kabul etmiyorum. Bu yıllarca bizim ürettiğimiz savunma mekanizmalarımızdan birisi. Kaybettik, o kadar”

“Maçın başından itibaren seyircimizin olağanüstü yaratıcı hazırlıkları, tezahüratları, takımlarının yanında olmaları, sahaya bir çöp dahi atmamaları, bir küfür dahi etmemeleri vardı ve teşekkürü hak ettiler. Onların hakkı bu oyun ama bu oyunun hakkı aynı zamanda galibiyet de olmalıydı. Bir ufak mesajım daha olacak, sadece bizim taraftarları tebrik ediyoruz. Gönlümüz istiyor ki her taraf olsun, sadece lafta da kalmasın eğer mümkünse”

“Gol bir hatalar zinciri, sonunda Semih'i gördüğünüz için hata onda diyebiliyorsunuz. O herkesten fazla mücadele ediyor. Gol öncesinde faul var mı, yok mu, bilmiyoruz. Zincir bu, tek başına bir olay değil. Ne birinci, ne ikinci gol”

“Galatasaray futbol takımı, bugün hiçbir şekilde oyunu berabere götürme niyetinde olmamıştır, müthiş bir anlayışla hareket etmiştir. 60-70'den sonra 1-1 bitse herkes razı olurdu, ama Galatasaray hiçbir zaman bunu kabul etmedi. Bu yüzden de oyuncularımı kutluyorum. Bir forvet alıp, bir orta saha koyup oyunu başka yöne çekebilirdik. Akın üstüne akın, atak üstüne atak yaptık. Futbolda anormal enteresanlıklar olabiliyor. İkinciyi bulmak isterken biz yedik.''

Pazartesi, Nisan 16

Çarşamba, Nisan 11

Hüseyin Nihal Atsız - Sesleniş


SESLENİŞ

Yalnızım,ne kadar aranıp dursam,
Baş ucumda seni bulamıyorum.
Güneşten vazgeçip susuz olsam da
Seninle olmadan olamıyorum.

Şu yollar bilmem ki dağ mı, ova mı?
Gitsem bulur muyum kendi yuvamı?
Kuş!Yolun nereye?Bizim eve mi?
Sen götür,ben haber salamıyorum.

Her gece orda bir yaslanan mı var?
Sessizce kirpiği ıslanan mı var?
Uzaktan bana bir seslenen mi var?
Ne diyor?Sesini alamıyorum.

Acaba yaşlı mı kara gözlerin?
İçimde bir derin yara gözlerin...
Daldı mı uzak bir yere gözlerin?
Görmüyor,bilmiyor,bilemiyorum. ..

Günleri sayarım,geceler iner,
Beklerim geceyi,yıldızlar söner,
Gizli bir yaram var,durmayıp kanar;
Neresi?Bulup da silemiyorum.

Ulaşsa da sana yolların ucu,
Varmaya yetmiyor Atsız'ın gücü.
İçimde duruken bu kadar acı,
Hala yaşıyorum,ölemiyorum.

25 Ağustos 1944

Pazartesi, Nisan 9

Sezonun En İyi Kadrosu

Pek çok kişinin içine sinmesede kanımca en iyi kadro budur. Görüş ve önerilerinizi yazarsanız memnun olurum.

Daha Bitmedi

Ligde 34 haftayı Galatasaray en yakın rakibi ile 9 puan fark yaparak tamamladı. Ancak ansızın ortaya çıkan ve son adı Süper Final olan sistem gereği 6 maç daha oynayacak. İşte bu saçma ligin saçma fikstürü şu şekilde :

1. Hafta (14-15 Nisan)
Fenerbahçe - Trabzonspor
Beşiktaş - Galatasaray

2. Hafta (21-22 Nisan)
Galatasaray - Fenerbahçe
Trabzonspor - Beşiktaş

3. Hafta (28-29 Nisan)
Trabzonspor -Galatasaray
Fenerbahçe - Beşiktaş

4. Hafta (2-3 Mayıs)
Galatasaray - Trabzonspor
Beşiktaş - Fenerbahçe

5. Hafta (5-6 Mayıs) Trabzonspor - Fenerbahçe
Galatasaray - Beşiktaş

6. Hafta (12-13 Mayıs) Fenerbahçe - Galatasaray
Beşiktaş - Trabzonspor

Cumartesi, Nisan 7

Ruh Adam 28. Bölüm

28. Bölüm


Selim bir aralık kendinden geçer gibi oldu. Bu kadar olağanüstü bir sahneye katlanmak, dayanmak en kuvvetli sinirlerin bile harcı değildi. Aralıksız birbiri ardınca konusmalar, tarihten veya bilerek tanıdığı, bu kadar net görünüs içinde insanlar rüya olamazdı. Fakat neydi? Ömür boyu kabul etmediği, hayâl sandığı seyler gerçek olarak karsısında idi. Daha çok düsünmesine meydan kalmadan ısıklan heybetli bir ses yükseldi:

‐ Selim Pusat’ın lehinde konusacak kim varsa çıksın!
Korkunç sessizliğin ortasında birisinin titrek ve ürkek adımlarla ilerlediği görüldü. Dikkatle bakan Selim, çoktandır anmayı bile unuttuğu anasını tanıyarak içi sızladı. Anası hıçkırıklı ve hüzünlü bir sesle söyle diyordu:

‐ Oğlum belki suçludur, ama nihayet her insan kadar suçludur. Felâket geçirmis, haksızlığa uğramıs ve hepsinden mühimi ümidini kaybetmistir. Ümitsizler uçan kustan medet umar. Suçu nihayet duygularında kaldığı için bağıslanmaya lâyıktır. Ey büyük ısık, oy ulu Tanrı! Sen onu bağısla! Merhamet de adalet kadar senin sânına yakısır.
Isıktaki sesten buyruk yeldi:

‐ Geçmis zamanın perdesi açılsın!... hızla ilerleyerek kimsenin görmediği bir perdeyi açtı ve bakanlar dehset içinde o günden on binlerce yıl önceki zamanı ve o zamanın insanlarını gördüler. Bunlar Selim Pusat için konusmaya gelen, onun milletinin kralları gibi gösterisli, sevimli ve yakısıklı değildiler. Çoğunda insana benzemeyen bir durus, vahsete yakın bir edâ vardı.
Isıktaki ses buyurdu:

‐ Selim Pusatı haklı bulanlar gelip konussun.
Saat kadar uzun birkaç saniye geçti. Kımıldayan yoktu.
Isıktaki ses yine buyurdu:

‐ Gelecek zamanın perdesi açılsın!...
Cebrail'in açtığı perdenin arkasında ötekilerden binlerce, yüz binlerce defa büyük bir alan ve alanda rakamlarla sayılamayacak kadar çok insan vardı.
Isıktaki ses aynı sözleri tekrarladı:

‐ Selim Pusat'ı haklı bulanlar gelip konussun.
Bundan sonra, kıyamete kadar doğacak insanlar arasında da kendisine hak verecek tek kisi çıkmayınca Selim Pusat sarsıldı ve zehir gibi acı bir gülümseyisle gülümsedi.
Isıktaki ses duyuldu:

‐ Bugüne soruyorum. Selim Pusat’a ne lâzım?
Milyarların bir ağızdan çıkan korkunç sesi gürleyerek cevap verdi:

‐ Adalet!..
Isıktaki ses yine sordu:

‐ Düne soruyorum. Selim Pusat'a ne lâzım? Daha korkunç bir ses uğuldadı:
‐Adalet!..

Isık yine sordu:
 
‐ Yarına soruyorum. Selim Pusat'a ne lâzım?
Kıyameti andıran bir gürültü dalgalandı:

‐ Adalet!..
‐ Baska bir sey isteyen var mı?
Bu soruya bir kadının zayıf sesi cevap verdi:

‐ Merhamet!..
Isığın sesi heybetlesmisti:

‐ Düne, bugüne, yarına birden soruyorum. Ne diyorsunuz?
Korkunç gürültü tekrarladı;

‐ Adalet!..
Bu korkunç gürültü ile zayıf ses iki defa karsılıklı cebellestiler:

‐ Merhamet!..
‐Adalet!..
‐ Merhamet!..
‐ Adalet!

Binlerce milyarın gür sesi arasında Pusat'ın anasının zayıf ve tek sesi boğulup gitmisti. Kadının gözlerinden yere yaslar damlıyor ve bu gözyasları Seref’in kalbinden damlayan kanlarla karısıyordu. Selim Pusat o zaman çocukluğunda, gençliğinde ve daha sonra ana kalbine, ana sefkatine dâir okuduğu yazıları, siirleri, dinlediği türküleri, atasözlerini hatırladı ve kâinatta kendisini düsünen sadece anası olduğunu anlayarak ona karsı gösterdiği vefasızlıktan içi sızladı. Kendisi için adalet isteyen yüz milyarlarca, trilyonlarca, sayımı kabil olmayan çokluktaki insanlar, sâdece su anda yasayanlar değil de geçmis zamanda yasamıs ve gelecek zamanda yasayacak olanlar, "adalet" diyerek onun cezalandırılmasını istiyor, bu korkunç kalabalığa karsı bir tek kadın, anası, "merhamet" isteyerek verilecek cezanın bağıslanmasını diliyor, yalvaran sesinde bir ananın büyük üzüntüsü titriyordu. Birden ortalığı yine o korkutucu sessizlik bürüdü. O mahserdeki herkes, Selim Pusat'tan baska her insan büyük ısıktan bir ses geleceğini sezerek soluk almadan susuyorlardı.
Isığın sesi gürledi:

‐ Selim Pusat! Suçun için sen kendini savun!
Selim, önce duraksadı. Sonra bugünün ve dünün kalabalığına baktı. Daha sonra aklını ve irâdesini toplayarak cevap verdi:
 
‐ Beni sen savun!
Isık, kasırga hasmetiyle sordu: Neden?
Beni yaratmadan önce kaderimi çizen sen değil misin? Suç isledimse yaptıran sen değil misin? Bunun savunmasını senden baska kim yapabilir? Isıkta aklın alamayacağı bir parlama oldu. Bütün mahser kalabalığı gözlerini yumarak elleriyle yüzlerini kapattılar. Yalnız Selim Pusat böyle yapmayarak basını eğmekle iktifa etti ve ısıktan gelen ses bütün yürekleri titretti:

‐ Tanrı yalnız yaratır ve yok eder. Hesap vermez. Seni suçlu bulan bu mahser arasında suçlu olduğunu bile bile savunacak kimse çıkmazsa hayatın en korkunç felâketle sona erer!
Kısa bir sessizlikten sonra bes kisinin ortaya yürüdüğü görüldü. Besi de dünküler orasından geliyordu. Birincisi yere diz vurarak ısığı selâmladıktan sonra kalktı. Gösterisli, silâhlı, uzun saçları omuzlarına dökülen birisiydi. Selim onu tanıdı:

‐ Ben Çiçi Yabgu'yum, diye söze basladı. Tanrıkut Mete'nin dip torunu ve Atilla’nın dip atasıyım. Bir tahta sarayda kırk bin Çinliye karsı aralarında kadın ve çocuklar da bulunan bin bes yüz kisiyle savasarak hayatımı verdim. Benim soyumdan olduğu halde Selim gibi acayip bir ad tasıyan bu deli yüzbası beni tanır. Onu bir savasa soksaydınız bu deliliği bir gönül deliliği değil, bir askerlik deliliği olacaktı. Ona ceza vermek yerine yiğit, gözüpek bir bahadırla vurusturmak adaleti yerine getirir.
İkincisi yere diz vurup kalkarken büyük ısıktan dahi çekinmeyen bir eda tasıyordu:

‐ Ben Kür Sad'ım, dedi. Gök Türk tegini ve tarihteki en çılgın İhtilâlin bası. Yeryüzünden savas kalkarsa insanlar iste böyle uygunsuz cesaretlerle oyalanır. Buna cezâ vermemeli, benim kırk arkadasımın en yiğitlerinden biriyle vurusturmalıdır. Üçüncüsünün yere diz vurusunda çok maceralardan çıkmıs bir insanın olgun güngörmüslüğü vardı. Selim onu da tanıdı:

‐ Ben Kül Tegin'im, dedi. Gök Türk prensi ve kumandanı. Bu yüzbası benim savaslarımı incelemis ki, beni tanımıstır. Son savasımda, karargâhı korumak için can verirken yanımda bulunsaydı eminim ki yüksünmeden o da aynı düsünce içinde benimle birlikle ölecekti. Suçludur. Fakat yiğitliğin unutulduğu bir zamanda yasadığı için suçlu oldu. Bundan dolayı, benden öncekilerin dediği gibi, onu bir vurucu kahramanla, fakat benim zamanımın bir kahramanıyla çarpıstırmalıdır.
Selim, ilerleyen dördüncüyü de tanıdı. Bu dördüncü büyük ısığa seslendi:

‐ Ben Oğuz Basbuğu Çağrı Bey'im. Bu Selim Pusat kadar talihsizim. Benden öncekilere göre belki de daha çok savasa girip çıktığım halde onlar gibi er meydanında değil, yatağımda öldüm. Ey Ulu Tanrı! Bunun sorumlusu sensin! En büyük rütbeyi bana çok gördün. Bu talihsiz yüzbası da Dendanakan savasına girseydi öteki yüzbasılardan asağı kalır mıydı, sanmıyorum. Onu Dendanekan'ın en bahadır erlerinden biriyle karsılastırarak meseleyi çözüme bağlamaksa doğru yoldur.
Selim Pusat, büyük ısığa doğru ilerleyen besinciyi tanımadı. Bir kolu yoktu. Yüzünde pervasızlığın ısıltıları olan bu adam, ısığa yaklasınca ötekiler gibi diz vurmadı. Yere kapanarak alnını toprağa sürdükten sonra kalkarak kendini tanıtta:
Ben Oruç Reisim, dedi. Ve zihnini yoran Selim Pusat hayâl meyâl bir bilgi ile bunun bir denizci olduğunu hatırladı. Oruç Reis konusuyordu:

- Din ve gaza yolunda önce kolumu verdiğim, sonra sehitlik rütbesine erdiğim için sana binlerce hamdolsun ulu Tanrım! Ömrüm, ölümü hiçe sayan, bir teki üçe bese bedel kahramanların arasında geçti. Destan savasları yaptım. Đçime öyle doğuyor ki, bu yüzbası benim leventlerim arasında bulunsaydı onlardan asağı kalmayan bir erkeklikle çarpısacaktı. Kendisine fırsat vermeden cezalandırılırsa yazık olacak, izin ver: Leventlerimin en yiğidi ile vurussun!..
Kolsuz adam yerine dönerken, kafası motor gibi islemeye baslayan Selim Pusat onu iyice hatırladı. Barbaros'un ağabeyi idi. Ortalık yine korkunç sessizliğe bürünürken Isık’ta dalgalanma oldu ve heybetli ses yüreklerde yankılandı;

‐ Selim Pusat! Haklı olan, suçsuz olan güçlü olur. Suçlu olup olmadığının ortaya çıkması için seçme bir bahadırla vurusacaksın.
Selim birdenbire içinde bir ferahlık duydu ve ağır bir yükten kurtulmus insanların manevî kuvvetiyle sordu;

‐ Hangi bahadırla?
Heybeti ses cevap verdi:

‐ Hayatı sana benzeyen, fakat suçunu anlayarak kendisini öldüren Yüzbası Kubudak'la, senin çok beğendiğin Temüçin Cengiz Kaan'ın or‐dusundaki ünlü kahraman Moğol Kubudak’la vurusacaksın. Selim, sonuçlara bir an önce gitmek isleyen yaratılısıyla âdeta haykırdı:
Hemen vurusalım!...
Zamanı sana bildirecektir...

Cuma, Nisan 6

Gelenekçi olmak mı? yoksa...



Acısıyla tatlısıyla Demirören yönetimi yerini Fikret Orman yönetimine bıraktı. Eski yönetim şöleydi böleydi diye konuşmanın hiçbir esprisi kalmadı. Eski yönetim kötü icraatlar yapsada hiç iyi birşey yapmamış gibi konuşmadık fakat gidişleri gelişleri gibi hızlı ve sorumsuzca oldu, takımı kaçarcasına başıboş bırakmaları hiç hoş değildi.

Fikret Orman camiamızca sevilen, dürüst, güvenilir imajı olan bir iş adamı. Serdar Bilgili döneminde görev almış sonrada iki başkanlık yarışında Demirörene kaybetmiş, Demirören yönetimine sağlam muhalefet eden bir adam. Şimdi görev sırası onda, iyi niyeti ve başarılı olma arzusu tartışılmaz. Zaten kendisi takımın en zor döneminde elini taşın altına koyarak cesaret ve azmini kanıtladı.

Fikret Başkan seçilmeden önce; takımın içindeki durumu ve kendilerinden sihirbazlık beklenmemesi gerektiğini söyleyerek Demirörenden ne kadar farklı yapıda olduğunu başında ispatladı. Takım ruhunun Seba dönemindeki gibi olacağını, altyapıdan gelecek kardeşlerimizle yıllarca takımda kalacak sabredilecek bir teknik direktörle ve sene sonuna kadar bu takımın hocasıyla devam edeceğini söyledi.

Bunların hepsi hoş, güzel şeyler fakat dünyaya döndüğümüzde böyle düşüncelerin çok uygulanabilirliğinin kalmadığı ortada. Günümüzde böyle şeyleri tepedeki dünya takımları becerebiliyor. Çok uzağa gitmeden kendi takımımıza gelen Delbosqeu, Tigana, Schuster... Özümüze dönmek için Rıza, Ertuğrul... Galatasarayda Rejikaard, Bülent Korkmaz.. daha daha niceleri. Yani açıkça ülkemizde bunlar yürümüyor yürümezde. Eski yönetim ve diğer takımlarla ilgili örnekler saymakla bitmez. Bunu geçelim...

Carlosla devam edeceğiz denildi... Carlos yollandı. Tamam mükemmel değil fakat sezon neden tamamlanmıyor? Tayfur süper finalde 6'da 6 yapıp takım şampiyon mu olacak... yoksa sezon sonuna kadar Tayfur denenip gelecek sezona bakılacak başarısız olursa Tayfurun ağzına bir parmak bal çalınmış mı olacak... Bunları ilerleyen günler gösterecek.

Ben babadan Beşiktaşlıyım, iyi gün kötü gün ayıretmeden destekledim Beşiktaşımızı ama Trabzon maçından bu yana izlemiyorum içim kan ağlıyor. Boluspora kupadan elenmemiz tarif edilemez yok böyle birşey... ama sineye çeken, katlanan herzaman taraftardır bu gerçek.

Medyada Biliç falan gibi adamların ismi geçiyor sakın ha!!! yani takım zaten bi buhran geçirmiş kimin alacaklı olduğu belli değil ekonomik olarak ve psikolojik olarak harabe devralmış bir yönetim yeni maceralara atılmamalı ve umarım atılmaz. Bence camiamızdan çıkmış yerli bir teknik ekibin göreve gelmesi, kadrodaki Beşiktaşa yakışmayan futbolcuların temizlenmesi ve ekonomik önlemlerle bu takım 2 seneye toparlanır, zıpkın gibi olur.

Tabiki burda ülkemiz şartlarını düşünürsek yeni yönetimin işi hiç kolay değil. Benim fikrim Fikret Başkanın tribünler yerine gerçeğe-güzele oynamasıdır. Burda bize düşen görev diğer takımlarım transfer ve janjanlarına aldanıp kendi kendimize gol atmamak olacaktır.

Bugün ben öyle yapıp Tayfur hoca yönetiminde ileriye dönük iyi bir hamle beklentisi içinde Karabük maçını izleyeceğim ve geleceğe umutla bakmaya çalışacağım. Herşey Beşiktaşımız hayrına olur inşallah...

Enfes

Pele kudursun ...

Haftanın Tatlısı

adını siz koyun

Perşembe, Nisan 5

ÜLKÜCÜLER

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.

6 Nisan'da sinemalarda olacak. Çoğu sinema şirketi yayınlama cesareti gösteremedi. Filmi izleyebileceğiniz sinemaların listesi burada.

Çarşamba, Nisan 4

4 Nisan 1997


Babamla Uludağ'a gitmiştik. Benim için son derece güzel bir olaydı. O yıllarda değil il, ilçe bile değiştirmek kafi geliyordu bize. Otobüslerle çıkıyorduk ve aylardan Mayıs'tı. Güneşli bir gün ve insana huzur veren bir ortam. Öğle namazı vakti gelmişti. Ancak biraz geriden bir uğultu yükseliyordu. Bir kişi birden Başbuğ geliyor dedi. Orada bulunan binler birden doğrularak hazır ol vaziyetine geçtiler.

Planlanan birşey değilmiş. Yol üzerinde uğrayıp selam vermek istemiş. Öğle vakti olduğu için namazı kıldırmak için geldi yanımıza. Ben o güne kadar kitaplarını okudum, resimlerini gördüm, babamdan dinledim, tv lerde konuşurken görmüştüm. Şans eseri açılan yol tam önümüze denk düştü. herkes büyük bir saygı ve titizlikle sırasını aldı. Çoğu kişi başı önde bekliyordu. Ancak ben yıllardır yazılarını, fikirlerini okuduğum, tv de konuşurken gurur duyduğum adeta bir dede addettiğim bu kişiyi görmeliydim. Gözümü üzerinden ayırmadım. Yaklaştıkça heybeti arttı. Önümden geçerken birden durdu ve şu diyalog gerçekleşti :

- Neden dik dik bakıyorsun yavrucuğum ?
- Sizi merak ettim.
- Adın ne ?
- Vedat
- Nerelisin ?
- Rize
- Unutma sizler çimentosunuz.
- (anlamadığım bir sözdü bu) peki

Sonrasında başımı öptü ve en ön safa namazı kıldırmak için geçti. Aklım "çimento" kelimesine takıldı ve bunu bana o yaşta kimse izah edemezdi sanırım. Yıllar sonra 4 Nisan 1997 gecesi televizyon başında umutlu haberi beklerken gelen kötü haber geldi ve Türk halkının gördüğü son lider Hakkın rahmetine kavuştu. O günden bu yana 15 sene geçti ve artık hiçbirşey eskisi gibi değil. Bursa Uludağ'da verdirdiği sözleri unutmadım. Her daim aklımda tutup çiğnememeye çalışırım ancak bırakmış olduğu miras her geçen yıl eridi. Umarım ahiret gününe kadar Fatihlerle, Alparslanlarla geçiyordur bekleyişi. Ruhu şad olsun.

Dört nisan gecesi saat onkırkbeş
Seven gönülleri yaktı kor ateş
Bu giden son Başbuğ Alparslan Türkeş
Dualar Tekbirler size Başbuğum
Hakkını helal et bize Başbuğum...

Pazar, Nisan 1

Bir Maçtan Daha Fazlası

Bu akşam sahada futbol oynanacak ancak kalplerde bambaşka bir maç olacak. Trabzon taraftarı için bu maçın ne manaya geldiğini tam anlamıyla anlamak için taraftarı olmak lazım. Yinede ufak bir empati ile önemini anlamak mümkün. Gönlüm açıkcası Trabzonspor'dan yana. Bu akşam kazanacakları galibiyetin ne kadar sevindireceğini tahmin edebiliyorum.