Salı, Haziran 28

Kandiliniz Kutlu Olsun


“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.”
(Necm Suresi, 7-18.)

Pazartesi, Haziran 27

iskeleti bozmamak Engin li bir kadro olusturdugumuzda soyle bi bakinca Selcuk Jaja Egemen siz iskelet imkansiz gibi... Bu kadro Glo-Piotr haricinde yeterli. AMA alternatifler?? Halil-Pawel ofans icin yeterli alternatif, Alan da orta sahadaki yaraticilik icin, peki ya kapali kutu Sercan,Alper,Eren ??? Colman - Zokara ikilisinin alternatifleri kimler??? peki ya Giray'in??? Serkan ve Piotr??



yillar once Karadenizin guzel cocugu rahmetli Kazım KOYUNCU'ya yazilmis mektup



Merhaba Kazım,

Nasıl geçiyor günlerin orada?

Sen sevmezsin heyecansız yaşamı. Her şey düzenlidir şimdi oralarda. Karmşa yok, trafik yok.

İstiklal Caddesi var mı orada da? Mis Sokak`ta kaçak çay veren garsona kızdığın gibi " Rize Çayı" getirin bana diyor musun oradaki hizmet eden meleklere de? Yeşil parkanı giyip yağmurlu günde taksinin ön koltuğuna otururken taksici seni tanımasın diye dua ediyor musun hala?

Hamsi pişiriyor musun orada? Pişirirken de "Ben seni sevduğumi dünyalara bildurdum" türküsünü söylüyor musun? Sahi Kazım Cennette hamsi var mı gerçekten? Hamsi olmadan Cennet bile çekilmez değil mi?

Güzelliğini Hopa dağlarından almış sesinle " Dido`yu söylüyor musun?

Manu Chao`nun konser vermesi için orada da uğraşıyor musun?. Hala St.Pauli gelip gelince seviniyor musun?

Pazar günleri Trabzonspor´un maçlarını radyodan mı dinliyorsun hala?

Spikerin mikrofonarımız Avni Aker`de diyene kadar sıkıntıdan patlıyor musun? Aytekin`in verdiği bordo-mavi çubuklu (reklamsız) formanı mı giyiyorsun hep? Yenildiğimizde ağlıyor musun hala?

Kazım bir kemençe veya bir tulum çalan bulabildin mi orada?

Yalnız mısın orada?

Kalabalık mı Trabzonspor tribünleri?

Dozer Cemil`de orda mı?

Birini daha soracağım sana Kazım;

1996 yılında 12 yaşındayken şampiyonluğu kaçırdığımız için kendini incir ağacına asan şehidimiz Mehmet Dalman`ı gördün mü. Mutlaka cennette karşılaşmışsındır. Ne yapıyor Memedim? İyi mi? Büyümüş mü Kazım? O Trabzon şivesi ile yanına gelip sana o soruyu sordu mu? Ona acı haberi verdin mi Kazım?

"Memedim 22 yıl oldu ve Trabzonspor hala şampiyon olamadı" dedin mi ona? Söylemeseydin keşke. Dayanamaz Memedin yüreği. Bir kez daha yıkılmasın o küçük dünyası.

Sarıldın mı ona sıkıca? Daha çok küçük o Kazım.. Sıkı sarıl ona.Hiç bırakma. Kimsesi yok orda Memedin. Onu ilk kez Trabzonspor maçına getiren babasını çok özlemiştir şimdi. Babalar gününde sarıldın mı ona? Sana hediye almak isterdi ama parası yoktur ki orada Memedin. Olsaydı eğer bil ki son kuruşuna kadar paraya kıyıp sana bir kaşkol alırdı. En güzel bordo-mavi duyguyla örülmüş.

Orada da havalar Karadeniz dağlarındaki gibi soğuk mudur mu acaba? Havalar soğuyunca sıkı sarıl ona Kazım. Senin yanında götürdüğün bordo-mavi çubuklu formayı ona ver. Daha çok küçük o. üşümesin Memedim. Sen de bilirsin o forma sıcak tutar adamı. Çoooook sıcak

Koynunda uyut onu. Hopa`ya giderken Zigana dağlarına bakan gözlerinle bak ona. Trabzonspor diye bağıran dudaklarınla öp onu. Söyle ona: „Memedim, 22 yıl oldu şampiyon olamadık. ama şampiyonluk için uşaklar hala uğraşıyor"

Bir de Kazım

Trabzon maçını izleyenler arasında Trabzon 100-0 yenilse bile televizyona en yakın oturan, en çok çay içen, en çok bağıran ve lakabı Kama Yılmaz olan birini görürsen bil ki o da benim babamdır. Senin gibi onu da kanser aldı bizden. Bir bayram sabahı Memedi de yanına alıp benim için babama bir kez sarılır mısın ve söyler misin ona: „ Yılmaz Amca oğlun evlendi. 20 gün önce de kızı oldu.ve kızına senin doğduğun köyün adı „ Alona`yı vermişler. Babası Alona`nın kulağına ezan okuduktan sonra „ Şampiyon Trabzon" diye seslenmiş" demeyi de unutma emi....

Memede sıkı sarıl. O daha çok küçüktür. Söz. Şampiyonluk kupasını alınca bir senin bir de Memedin mezarına getireceğiz. Değil 22 yıl, bin yıl beklesek dahi...

Barış ve Demokrasi; ama Cazgırlıkla


Ülkenin dört köşesi terörden ve yandaşlarının azgınlığından huzursuz günler geçiriyor. İstanbul’da yaşayanlar bundan oldukça etkileniyor. Pazar günleri artık gezmek için ideal bir gün olmaktan çıkıyor. Zira her Pazar merkezi yerlerde bir protesto oluyor. Dün Şişli’de yaşananlar hakkında ne desek boş. Haklı olupda haksız duruma gelmenin acı hüznünü gördük bir kez daha. Bağımsız aday Hasip Kaplan’ın meclise giriş izni çıkmadı. Tıpkı Ergenekon ile suçlanıp içeride tutulan diğer 3 kişi gibi.

Dünün en korkutucu yorumunu Sırrı Süreya denilen ve seçimlere bağımsız girip sonrasında Bdp yardakçısı olup çıkan insandan geldi. Yaptığı açıklama aşağıdaki gibiydi :

“Dağılacağız anonsunu yaptık. Bu anonsu yaptıktan sonra attıkları bombaları hepiniz gördünüz. Bunun adı ‘ileri demokrasi’dir. Burada 4 tane halkın vekili var. Her biri iktidarın, muhalefetin vekillerinin üç beş katı oyla seçilmişler.

Bunu bize reva görenler, ‘gelin’ diyorlar ‘Meclis’te sorunu çözün.’ Meclisiniz yere batsın. Bu muameleyi halkın vekiline reva görenler, Meclis’te onlara neler yapmaz ki! Alın lan canımızı! Alın lan! Başkada ne hüneriniz varsa, yapmazsanız namertsiniz; namert oğlu namertsiniz.

Gelin lan; ölümden öteye köy var mı? Efendim şiddet çağrısı yapıyor muşuz! Al sana şiddet. Neresi lan bunun şiddet çağrısı? Kimmiş şiddet çağrısı yapan. Birçok insan hayatını kaybedecek şimdi. Herkes iyi anlasın, iyi dinlesin; bu halkı artık bombalar susturamaz, susturamayacaktır.

Başbakan, bize hitap etme, bize çağrı yapma. Çağrıyı sen, kolluk kuvvetlerine, ne lan bu diye, bu şiddet ne diye, onlara yap. Aha söyleyeceklerimiz bu kadar arkadaş, bombaysa bomba, gazsa gaz, daha ne edeceksiniz?”

Cümle içinde geçen “birçok insan hayatını kaybedecek şimdi” ne manaya geliyor sormak lazım kendisine. Böylelikle haklı durumdan haksız duruma düşüyorlar sürekli. Ülkede izinsiz gösteri yapmak kanunen bir suç ve bunu birçok aştılar. Hatta hakkari’de Şırnak’ta sürekli göz yumuluyor bu yaptıklarına. Bölge halkına huzur getirme sloganıyla yola çıkıp en büyük huzursuzluğu yaratıyorlar sürekli. Gelelim asıl söylemek istediğime.

Hakkari, Şırnak, Van gibi ilçelerde görev yapan devlet memurları ve onların ailelerini kimse düşünüyor mu?

Orada görevli bir polis haftada bir gün olsun izin yapabiliyor mu?

Devlet memurları eşiyle ve çocuklarıyla özgürce gezi yapabiliyorlar mı?

Bu çocukların hayatı okul ve ev arasında geçiyor. Zira her gün bir başkaldırı var şehirde. Çoğu devlet çalışanı eşini ve çocuklarını memleketinde bırakmak zorunda kalıyor. Bunları yazan yada söyleyen kimseyi göremiyoruz maalesef. Orada görevini yapmaya çalışan her devlet memuru Kürt Faşizmi altında eziliyor. Bunu yapanların kaç kişi oldukları son seçimlerde ortaya çıktı. 30 milyon Kürt kökenli vatandaşımızın haklarını koruma sloganıyla yola çıkanlara sadece cahiller ve bağımsızlık yanlısı taraftarları oy verdi.

Devleti tehdit etmekten bıkmıyorlar. Bu olayların yaşanması Cumhuriyetin ilk döneminde yapılan yanlış icraatlardır. Suçun en büyüğü Türkiye Cumhuriyetini yönetenlerdedir. Haksızlığa başkaldırı en temel insani haktır. Fakat bununda bir yöntemi var. Yıkıp, dökmeyle kazanılan hak gün gelir aynı şekilde elinden alınır. Bugün dağlarda ölen teröristler için intikam yeminleri şehir merkezlerinde ediliyorsa buna bir dur diyen çıkmalı.

Ayrıca benim Kürt kökenli vatandaşlarımın haklarını savunabilecek kişiler asla Bdp ve yandaşları değildir. Bunu herkesin bilmesi gerekmekte. Hep dediğim gibi ;

“Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner”

Pazar, Haziran 26

Jupp Derwall

10 Mart 1927 - 26 Haziran 2007

Cumartesi, Haziran 25

Güzel İnsan Kazım Koyuncu



Ruhun şad olsun güzel insan. Özlüyoruz.

Koçi vore Kazimina.

Cuma, Haziran 24

Perşembe, Haziran 23

River Düşerken


River Plate son yıllarda gittikçe düşen bir performans gösteriyor. En dibi ise dün gece yaşadılar. Alt ligden Belgrano ile play-out oynuyorlar. İlk maçı deplasmanda 2-0 kaybettiler. River taraftarı oyunculara büyük bir gözdağı verdi. Pazar günü oynanacak maçta 3 farklı bir skor alamazlar alt lige düşecekler. Çok zor günler yaşıyorlar. Taraftarları Boca'lıların alaycı sözlerine ne cevap veriyorlar merak ediyorum. Zira bizim gibi bir Uefa ve Süper kupaları yok :)

Real Madrid Savaşı



Maradona ve Pele kendi vatandaşlarını Real Madrid'e göndermek için yarışıyor.


Pele Neymar için "Kariyerine Real Madrid'de devam etmesini isterim diyor.


Maradona ise Aguero'nun Neymar'dan daha üstün bir oyuncu olduğunu vurguluyor.

Salı, Haziran 21

DOMBIRA



Mecliste yemin töreni öncesi türlü dedikodular ortaya atılıyor. Bağımsız olarak meclise giren bazı sütü bozuklar kirli oyunlarını kürsüdede sürdürecekler.

"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir." GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Pazartesi, Haziran 20

Ujfalusi Galatasaray'da

Yeni yönetim ilk yanlışı oldu bu transfer. Ujfalusi'yi büyük liglere getiren hızı, gücü ve mücadeleci yapısıydı. Son yılına bakılınca hızını epeyce yitirdiğini gördük. Açıkcası bu transferin dedikodusundan dahi rahatsız oluyordum ancak gerçeğe dönüştü. Servet ile birlikte oynyacaksa ön alana Drogba gibi dominant bir oyuncu lazım. Zira gol yememiz oldukça yüksek bir olasılık.

İşin mali boyutu ise facia. Yıllık 1,2 milyon ala Neill'ın yerine Ujfalusi 2,2 milyon alcak. Ekstra olarakta maç başı 15.000 euro. Galatasaray'dan başka hiç kimse bu parayı vermez Ujfalusi'ye. Zaten o da işi hemen bitirmek için ayakkabı dahi giyecek vakit bulamamış.

Yeni yönetim Adnan Polat ve ekibine mali açıdan bir kelime dahi etmemeli. Bu ücrete çok çok dahi iyi oyuncular alınabilir.

Pazar, Haziran 19

Babalar Günü





Evlat sahibi olduktan sonra hergün babalar ve anneler günüdür aslında.

Cumartesi, Haziran 18

Yolların Sonu


Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
itler bile gülecek kimsesizliğimize

Gidiyorum: gönlümde acısı yanıkların...
Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların
Yalnız bir hatırsı kaldı artık yanımda.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Değişilir topuda bir sokak kaltağına.

İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...
Uzar uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır
Sevimli bir hayale açılırken kolların.

Ey doğunun anlımı serinleten rüzgarı!
Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları.
Düştüğü yer uzakta “DİLEK” adlı bir saray.

O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri
Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da “Kür şad” uzatarak elini;
“Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun! ” diyecek.

1932

Cuma, Haziran 17

Perşembe, Haziran 16

Burası Rize




Rize'de oto yıkamacı kamyon kasasını havuza çevirmiş. Açıklaması şu şekilde :


"Aslında deniz yakınımızda. Ama ’Böyle bir delilik yapalım’ dedik. Kasanın çevresini branda ile çevirdim, içine yaklaşık 15 ton su doldurdum. En zor taraf su doldurmak.
Sonunda kamyon kasası havuz oldu. Kamyonu istediğim yere götürüyorum. İstediğim yerde havuza girip yüzüyorum. Arabasını yıkatanlara da havuz bedava kampanyası başlattım."



Helal olsun hemşerime. Banada mantıksız gelmedi aslında :)



Not : Fotoğraflar ve haber Posta gazetesinden alıntıdır.

Çarşamba, Haziran 15

Habere Gel

Milliyet internet sitesinde bu fotoğraf kullanılmış ve "İşte Erdoğan'ın Masasının Şifreleri" başlığı atılmış. Nasıl bi yalakalık yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Masasında tel zımbalara kadar herşey gösterilmiş. Biri çıkıp bu haberin mantığını açıklasın.

Ayrıca Erdoğan'ın not almak için kullandığı eşsiz bloknotlar, yazmak için kullanacağı altın uçlu dolma kalem gibi detaylar nasıl atlanmış.

Bu arada kulaklarımla duyduğum Hz. Tayyip cümlesinden sonra ne desek boş. Tayyip oldu Hz Tayyip, Amerika'dakine ne sıfat yakıştırıyorsunuz merak ediyorum.

Pazartesi, Haziran 13

13 Haziran



"Her canlı bir gün ölümü tadacaktır" ayeti ile uğurlanır insan. Ölmek bir başlangıçtır ebediyet için. Ölüme başlangıç ise doğmaktır. Alınan her nefes atılan her adım ise sona yürümektir. Önemli olan yürüdüğümüz yollarda güzel anılar ve izler bırakmaktır. Zira çizdiğimiz bu yol bize ebediyette nasıl bir yaşam süreceğimizi gösterecek. Şuan ve heran yol almaktayız diğer başlangıca. Başlangıcın verildiği gündür bugün. Bugün doğduğum ve sıfır noktasından başladığım gündür. İlk günün temizliği yok üzerimde elbette. Şimdi bu yolda yalnız yürümüyorum ve bunun verdiği güç ile daha sağlam ve emin atıyorum adımlarımı.

Pazar, Haziran 12

Seçim Günü

Bakara 14.
Bunlar iman edenlerle karşılaştıkları vakit “Biz de müminiz” derler. Fakat şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında da: “Emin olun biz sizinle beraberiz, biz onlarla alay ediyoruz” derler.

Pazartesi, Haziran 6

Bir Şişeden Daha Fazlası

Bu şişenin benim için anlamı çok büyüktür. İlk para kazandığımda aldığım tek şey bir şişe Çamlıcaydı. Tadı şimdikilerden çok daha güzeldi. Yada çocukluğun saf duygusu öyle hissetiriyordu. Bundan sonra içtiğim hiçbir Çamlıca gazozda o tadı bulamadım.

Hala Çamlıca içiyor olmam belkide o tadı aramamdan kaynaklanıyor. Coca Cola, Fanta yada Sprite hiçbiri onun gibi değil. El arabasıyla taşınan iki çuval çimento sonunda içilen Çamlıca'nın tadı unutulmuyormuş demekki.

Pazar, Haziran 5

Elinde Şekeriyle Abramovich

Hepimiz biliriz ki, filmlerde yapılan flashback ve flashforward özellikleri seyirciyi daha çok odaklandıran unsurlar olmuşlardır. Yalnız bu kısımlar dikkati bütünüyle dağıtmaması açısından hep kısa süreli olarak verilmektedir. Kimi izleyici için çok fazla anlam ifade ederken, kimisi içinse oldukça kafa karıştıran bir özellik olmuştur hep… Yalnız her ne olursa olsun film bittiğinde, bütüne bakıldığında hep anlam ifade eden bir özellik olarak bizlerdeki karşılığını da bulmuştur.

İzin verirseniz bende siz değerli okuyucularıma bu sefer bir flashback sunacağım. Yani sizleri biraz geriye, çocukluğunuza götüreceğim.

Parklarda sallanırken ya da arkadaşlarımızla kovalamaca oynarken hep bir çocuk gelir ya; hani elinde en pahalı şeker olur ve aynen şöyle söyler: “Bakın elimdeki en pahalı şeker ve o benim, size vermem” der. İşte son yıllarda Chelsea Futbol Kulubü’nü, o çocuk yönetiyor; Roman Abramovich…

Peki ne yapar bu adam?

Oldukça basit aslında; takımın başına getirdiği hocaların önce kendilerini özel hissetmelerini sağlar çünkü diğer teknik adamlara göre hep daha fazla kazandırmıştır. Bir önceki sene double yapmış olsanız bile bir sonraki sene boş geçtiğinizde hemen, hem de hiç beklemeden son maçınız biter bitmez kulüple olan bütün ilişiğinizi keser!

Yani kovar!

Hatta kovmaktan beter eder!..

Aslında bütün mesele, çocukluğunda parayla kimya edilmiş bir küçük çocuk yüzünden ilerleyen yıllarda bu hale gelecektir. Çünkü paranın içinde doğdun mu, o sahip olunan para önce kişinin kendi karakterini satın alır. Üstelik bu uğurda pazarlık bile etmez; çünkü paranın tek ve en çok bilinen alışverişidir bu!..

Peki ya sonuç?

O elindeki pahalı şekerle parka gelen o küçük çocuk, bir gün 70 milyonun kaderiyle oynayacaktır ve pek tabii ki hiçbir şey umurunda olmadan Türk Milli Takım hocası Hiddink’i, ikinci kez takımının başına geçmesi için geri çağıracaktır. Bu uğurda tek güvencesi şahsına ait banka hesaplarında yatmaktadır…

Peki ya Guus?

Sözüm ona profesyonel ya: “Futbolda hala yapacaklarım var” der ve yakın bir tarihte nasıl olsa Chelsea’nin başına geçer; ama teknik adam olarak ama sportif sorumlu olarak…

Kafa kağında T.C. yazan birileri de çıkar ve “Adam profesyonel, o paraya kim olsa giderdi” der…

Tamam da arkadaşım, hadi Guus profesyonel de, ‘Roman sevmeyenlerin’ sayısı her geçen gün İngiltere’de çığ gibi büyüyor, buna ne diyeceksin? En yakın zamanda tekrar kovulacağını bildiğin bir kulübün başına profesyonel ünvanı altında atanmanın kime ne yararı olabilir ki? İşte tam olarak bu anda sormuş olduğum bu sorunun tek yanıtı ortaya çıkıyor; para, para, para!...

O zaman sormak lazım: “Sen olsan ne yapardın? 70 milyon nefret mi, üç bilemedin dört milyon sterlin mi?”

Not: Guus gitmez de kalırsa, yine bu blog’da kocam bir özür yazısı tarafımca yayınlanacaktır.

“Para hırsı, atom bombasından daha fazla insanı öldürmüştür.” Grev Palast

Cuma, Haziran 3

Gökhan Gönül ?

Blogda defalarca değindim. Yine bir milli maç ve Gökhan Gönül yine yok. Tek bir soru sormak istiyorum kendisine :

- Fenerbahçe'nin bu derece kritik bir maçındada oynamamayı mı tercih ederdi?

Kabak tadı vermeye başladı. İyi futbolcu olabilir ancak milli takımı sevmediği apaçık ortada.

Haftanın Tatlısı



dondurmalı tavuk göğsü

Çarşamba, Haziran 1

Galatasaray Finalde

Yenilmez armada 21 yıl sonra tekrar finalde. Fenerbahçe ile oynanacak müthiş bir final serisi bizi bekliyor. Abdi İpekçi'deki maçları kaçırmayın. Bu seyirci topluluğunu izlemek inanılmaz keyifli.

19 Harry Kewell


Gün itibari ile kendisi ile yollarımız kesin olarak ayrılmış bulunuyor. Bu güzel insana yaptığı ve yapamadığı herşey adına teşekkür ediyorum. Sahadaki duruşu ne kadar büyük bir karakter olduğunu gösteriyordu.