Cuma, Aralık 23

Mutlu, Havalı, Umutlu



Sezonun ilkyarısı tamamlandı Karabük maçıyla. Özlenen galibiyetede ulaşmış olduk vesselam...

İBB ve Samsunspor maçları bunalım geçmişti yorgunluk falan dedik fakat bu maç alınmalıydı gayri, özlemişiz galibiyeti vallahi...

İlkyarı uzun bir aradan sonra bol pozisyonlu ve action doluydu lakin çoğu pozisyonda son adam Ekrem olunca golle sonuçlanmadı. Edunun sol uçta oynaması dikkat çekiciyci bi ara gene oynamıştı o bölgede fakat dün gece yine orda oynaması son iki maçındaki kazandığı bonuslar olmalı...

Almedia'nın uzun süreli gol orucu bu maçla bitti. İkinci yarı ben uyudum şahsen ne oldu bitti çok hatırlamıyorum ta ki son beş dakikada Veli'nin boş kaleye yönlendiremediği kafa vuruşu, Necibin direkte patlayan füzesi gelene kadar. İkinci yarının akılda kalanlarıydı.

Sezonun ilk yarısı MUTLU bitti bizim için, nede olsa sezona mağlubiyetle , kötü futbolla ve emanetçi bir hocayla başlamıştık,

Sezonun ilkyarısı Havalı bitti bizim için, nede olsa Avrupa Liginde gruptan lider çıkmışız, Ligi ilk üçte bitirmişiz, parlayan yıldızlarımız bi dolu...

Sezonun ilkyarısı umutlu bitti bizim için, itiraf edeyim Carlostan böyle performans beklemiyordum (teknik, taktik, iletişim süper) Tayfurun çok şükür aramıza dönmesiyle gitmesine üzülecektim ama yönetim akıllı bir hamleyle her ikisinin ve tüm Beşiktaşlıların yüreğine su serpti. Umutluyum bu sene playoff gibi saçma sistemde ilk dört garanti, sonraki aşamada yıldızlarımızla başarı kaçınılmaz!!!
Avrupa Liginde üst turda Bragayı sallamıyorum bile... o derece...

İki hafta maç izlemeyecek olmak üzücü, umarım herşey gönlümüzce gerçekleşir...

Cumartesi, Aralık 17

Stoke'da kalmadı Bragaya gidelim




Pis bi maçtı vesselam, yenilsek elin oğluna bel bağlıycaz, beraberlikle şerefli ikinciliklerimize birini daha dahil edicez ama assıl galibiyetle lider, tek, hür Avrupa liginde üst turda olucaz.

Stoke nede olsa ingiliz ekibi çetin ceviz adamlar yalnız light bir kadroyla İstanbula gelerek premier ligi daha fazla düşündükleri aşikar.

İyi başlamamıza rağmen cepten yenilen golden çok hemen akabinde topçu arkadaşların resmen aptallaştığı pozisyon benim canımı daha yaktı açıkçası, ben bu tür pozisyonlardan utanıyorum bir ekip nasıl olurda böyle basiretleşir! Bu malesef milletçe, her takımımızca yaşadığımız bir hastalık!!! az daha zıçıyoduk, şansımız yaver gitti, kulaklarımız Kievdeydi ve skor 2-0 olmuştu.

Oyunda fark katan oyuncumuz Fernandes idi coştu maşallah çokta iyi gidiyor umarım bozulmaz, iki yönlü oyununu oynadı tam bir lidelik örneği gösterdi...

Holosko yoktu, ne yapmaya çalışıyor anlamadım... İkinci yarı Pektemeğe yerini bıraktı Pektemekte farkını gösterdi.

Edu bilinmez futbolcularımızdan fakat sonradan oyuna girdiğinde özellikle Avrupa arenasında klas goller atıyor yine birini gösterdi bize ayağına sağlık ne diyelim.

Şimdi rakip Braga, kötünün iyisi diyemem tabi grup lideri çıkıp 2.torbadan daha light rakip beklemek benimde hakkım, L.Moskova misal. Hayırlısı diyelim geçen senenin finalisti olduğunu unutmayalım.

Tayfur HAVUTÇU, Serdar ADALI ve Ahmet ATEŞ aramıza geri döndü... ADALET YERİNİ BULDU!!!

Cumartesi, Aralık 10

Ulu Çınar

ALINTIDIR......İYİ OKUMALAR.....

Günümüzde Everton’un teknik direktörlüğünü yapan 25 Nisan 1963 doğumlu İskoç David Moyes anlatıyor:



“1998–2002 seneleri arasında Preston North End takımında teknik direktörlük yapıyordum. Günün birinde telefonum çaldı, arayan oydu. Kalın İskoç aksanı ile bana Preston’un akademisinde 14 yaşında genç bir futbolcunun olduğunu, onu United’ın akademisinde görmek istediklerini söyledi. Ne yalan söyleyeyim, ben kendi akademimde yer alan bu çocuğun varlığından bile haberdar değildim ama o, çocuk hakkında her şeyi biliyordu: Babasının mesleğini, okul ve aile durumunu, hatta tuttuğu takımı… Koskoca Manchester United’ın teknik direktörünün 14 yaşındaki bir çocuk hakkında detaylı bilgi sahibi olması beni çok şaşırtmıştı. Hani ‘şeytan ayrıntılarda gizlidir!’ derler ya Ferguson en küçük ayrıntıya bile önem verir ve en küçük detayı bile kaçırmaz!”



Lee Martin… 1988–1994 seneleri arasında “Kırmızı Şeytanlar”ın formasını giymiş sol bek… United 1990 Federasyon Kupasını onun golü ile kazandı. Onun ağzından:
“Bir maçta sol bekte tam onun önünde oynuyordum. Maçın ikinci yarısının ortalarında aniden ‘İleri çık! İleri çık!’ diye bağırdığını duydum. Sol kanattan son sürat rakip ceza sahasına koşmaya başladim. Tam ceza sahasına girerken, takım arkadaşım Neil Webb orta sahadan mükemmel bir pasla topu önüme bıraktı. Bana sadece düzgün bir vuruş yapmak kalmıştı ve golü attım. Maçtan sonra, takım arkadaşlarımla zaferi kutlarken yanıma geldi ve bana aynen şunu dedi: ‘Ben, ileri çık derken sana bağırmıyordum!’
Ryan Giggs… 1990 senesinden günümüze kadar United forması giyen ve hiç eskimeyen 37 yaşındaki Gallerli kanat oyuncusu… Ferguson’u anlatıyor:


“Takımda ilk zamanlarım... Takım arkadaşım Lee Sharpe ile birlikte Blackpool’da sabahın ilk ışıklarına kadar eğleniyoruz, ancak o durumdan haberdar oluyor. O kadar kızıyor ki arabasına atlayıp Lee Sharpe’ın oturduğu siteye gidiyor. Kapı numarasını bilmediği için sitedeki bütün evlerin kapılarını bir bir çalıp bizi soruyor ve haliyle sonunda buluyor. O evden içeri girince evdeki kızlar, erkekler herkes korkudan kaçacak delik aramıştı. Ev bir anda boşalırken, genç takımdan üç futbolcu gardroba saklandı! O günü hiç unutmam! Yaptığımız kaçamağa o kadar kızmıştı ki, bir an için bizi dövececek sandım!”
Michel Platini… UEFA Başkanı… Ondan bir anı:


Michel Platini… UEFA Başkanı… Ondan bir anı:
“Bilmeyenler için; Sir Alex’in en büyük hobisi madalya toplamaktır. Futbol dünyasında kişisel madalya kolleksiyonu onun kadar geniş olan birini tanımıyorum. 25 senede kazandığı madalya sayısını kendisi bile hatırlamıyordur herhalde!
Nyon’da bir sohbet esnasında bana, ‘1983 senesinde Aberdeen’in teknik direktörü iken, Real Madrid’i yendiği Kupa Galipleri Kupası madalyasını kaybettiğini, kolleksiyonunda eksik olan tek parçanın o olduğunu söylemişti. O gün, ona eksik madalyayı bulacağıma dair söz verdim. O konuşmadan aylar sonra, 2011 senesinin Şampiyonlar Ligi finali öncesinde ona kücük bir sürpriz yaptım ve o maçın madalyasını verdim. 28 sene aradan sonra madalyasına kavuşurken yüzündeki sevinci görmeliydiniz. İşte o mutluluk bu adamın futbola duydugu aşkı, bağlılığı, tutkuyu anlatıyordu. Sir Alex’in İngiliz devinin başında çeyrek asır geçirmiş olmasına hiç şaşırmıyorum. Çünkü o kaybetmeyi sevmeyen gerçek bir şampiyon!”


Mike Duxbury… Ferguson’un, United’ın başındaki ilk maçında, 8 Kasım 1986 tarihinde Oxford United’a karşı oynamış defans oyuncusu... Onu dinleyelim:
“Alex futbolla ilgili sorulara bayılır! Bir deplasman sonrası otobüsle Manchester’a dönerken takımın kaptanı Viv Anderson, ona isimlerinde X harfi olan beş İngiliz milli futbolcuyu sordu. Ferguson bir çırpıda, Lee Dixon, Kerry Dixon, Graham Rix ve Graeme Le Saux’yu sayarken beşinci futbolcunun adı bir türlü aklına gelmiyordu. Uzun süre düşündü ama bulamadı!


İçimden, ‘Sağol patron, yanıbaşında oturuyorum ve benim adım aklına gelmiyor!’ diye düşünmüştüm. Ama o, galiba beni kızdırmak için hatırlamıyor numarası yapmıştı!”
Graham Poll… 29 Temmuz 1963 doğumlu İngiliz hakem… Bakalım neler söylemiş:
“2006 Dünya Kupasından sonra, spor basınında hakemliği bırakacağım konusunda dedikodular başlamıştı. O günlerden birinde telefonum çaldı. Arayan oydu. Hakemlerin de kötü zamanları olabileceğini, hakemliği bırakmamam gerektiğini vurguladı. Konuşması beni etkilemişti. Bir sezon daha devam ettim. 2007 senesinin Nisan ayında yeniden bırakma düşüncem gündeme geldiğinde bir kez daha aradı ve aynen şunu söyledi: ‘Bak, ben her sene seni hakemliği bırakmaman için arayamam!’


Ona, artık hakemlikten keyif almadığımı, keyif almadığım bir mesleği de yapmak istemediğimi’ söyledim. Bir süre sessiz kaldı ve sonra dudaklarından şu cümleler döküldü: ‘Şimdi sana söyleyeceğimi bir zaman önce Roy Keane’e de söylemiştim. Yaptığın işten keyif almıyorsan, başka iş yapmanın zamanı gelmiştir! O yüzden defol git!”
Fabio Capello… İngiltere Milli Takımının teknik direktörü… Şunları söylüyor:
“Günün birinde Roma’da birlikte öğle yemeği yiyorduk. Biraz düşünceliydi. ‘Biliyor musun?’ dedi; ‘Çok deli bir şey yaptım, gencecik bir futbolcuyu United’a transfer etmek icin 54 milyon Euro harcadım! Umarım beklediğim gibi çıkar; çünkü çıkmazsa yönetim kurulu beni fena çarpar!
O gün takıma kazandırdığı futbolcunun adı Wayne Rooney’di ve bugün onun transferine ödenen rakam o kadar da fazla gelmiyor değil mi! Futbolcudan onun kadar iyi anlayan bir teknik direktör görmedim. Zaten 25 senelik United macerasında takımına kazandırdığı genç yetenekler ortada...”
Bryan Robson’u dinleyelim:


“Bir Norwich City maçının ilk yarısını kötü bir oyundan sonra yenik kapatmış, soyunma odasının yolunu tutmuştuk. Odada bizi bekliyordu. Daha içeri girer girmez takım kaptanı Gary Pallister’a dönerek dedi ki: ‘Berbatsın, o yüzden ikinci yarıda sahaya çıkmayacaksın. Hatta bir daha belki bu takımın formasını giyecek kadar da şanslı olamayabilirsin!’ Bu sözler üzerine morali bozulan Pallister, yüzünde ağlamaklı bir ifadeyle formasını, şortunu çıkardı ve iç çamaşırı ile oracıkta öylece kaldı. Bu arada yardımcı antrenör Archie Knox, Ferguson’u bir köşeye çekmiş kendi aralarında konuşuyorlardı. Tam o sırada soyunma odasındaki telefon çaldı ve ikinci yarının başlamak üzere olduğu, sahaya çıkmamız gerektiği hatırlatıldı. Ferguson, Pallister’in yanına geldi ve hepimizin duyacağı ses tonuyla savunma oyuncusuna bağırdı: ‘Düşündüm de, o kadar kolay kurtulamazsın! Hemen formanı giy ve takımının başında sahaya çık. Başının eğildiğini görmek istemiyorum!’. Bu sözler üzerine şaşkına dönen Pallister’in deliler gibi formasını ve şortunu arayışını unutamam...”
Son olarak John Terry… Chelsea’nin “cesur yürek” lakaplı kaptanı… Onun ağzından:


“Henüz 14 yaşında, Sir Alex’in davetlisi olarak ailemle birlikte West Ham United–Manchester United maçını izlemeye, Upton Park Stadı’na gittik. Maçtan önce yenilen yemekte beni tüm futbolcularla tanıştırdı. Beni Paul Ince ve Eric Cantona’nın arasına oturtmuş ve onlara, bana göz kulak olmalarını tembih etmişti! Futbolu seven her çocuğun rüyasına girecek o günü, futbolculardan bol bol imza alışımı unutamam. Sir Alex’in bana ve aileme gösterdiği misafirperverliği hiç unutmadım. Kim bilir, belki şartlar farklı olsaydı, David Beckham ile birlikte United’ın kadrosunda yer alabilirdim!”
***
Geçtiğimiz günlerde, 70. yaşını kutlamasına günler kala “Kırmızı Şeytanlar”ın başındaki 25. senesini kutladı İskoç teknik direktör. Kulüp yönetiminin aldığı kararla “Düşler Tiyatrosu” Old Trafford’un kuzey tribünü “Alex Ferguson Stand” olarak değiştirilirken, nice unutulmaz maçlara ev sahipliği yapmış 101 yaşındaki o stadı dolduranlar asla unutulmayacak teknik direktörü dakikalarca alkışlıyordu.
Ve o görkemli tarihinde ilk kez, o futbol mabedinin bir tribünü bir futbol adamının adını taşıyacaktı...
Herhalde bir teknik direktöre verilebilecek en güzel armağan da bu olabilirdi.

Cuma, Aralık 9

GGG (gittim, gördüm, geldim) Manisa DEPLASMANI



Trabzonspor ve ardından kazanılan Orduspor maçlarından sonra seri için biçilmiş kaftandı Manisaspor. Ligde'de takipcimizdi ayrıca. Orduspor maçından kısaca bahsedecek olursak uzun süre önde götürülen maç ardından Julio'nun güzel Cenk efendi'nin önce'den uçma hastalığıyla yenilen gol ardından Fernandes'in duran topuyla gelen galibiyet... Simao yoksa duran topta ki en etkili adamımız şüphesiz o...

Manisaspor mücadelesinde de bu sefer herşey duran topla başladı fakat kullanıldığı yer daha tehlikeliydi şüphesiz. Quaresma'nın vuruşuyla gelen gol klas mı klastı, ben açıkça o köşeyi kapatırlar diyordum kapatamadılar...

İlk yarıda etkili oyunumuzun baş aktörü Quaresmaydı maestro ise Fernandes... İlk kez canlı izleme şansım oldu orkestra nasıl yönetilir o da öyle yönlendiriyor takımı. Hep ümitliydik kendisinden yalnız Carvalhal son dönemde adam etmiş gibi umarım böyle devam eder.



İlk yarının son anlarında o ana kadar canla başla savaşan, her hava topunu alan Mustafamız çıktı sahneye şık golüyle, bende beklemiyordum onu ilk 11de, sürpriz oldu açıkça, Carvalhal cezakesmişti formsuz Almediaya belli ki... Bu maçta beğendim Mustafayı yine de daha iyi olmalı milli formayı kapmalı...

İkinci yarıda sakatlanan Quaresma'nın yokluğu belli oldu hemen ama erken gelen klas 3'üncü golle Manisaspordan eser kalmamıştı. Fernandesi harika ortası kafacı Sivokla buluşunca problem yok zaten. Oyuna sdaha sonra giren Holosko, Hugo ve Toraman çokta katkı yapmadılar Holosko Fernandese yaptığı asist harici yoktu... Hiç beğenmedim oldukça kötü gördüm acil toparlanmalı.

Manisa stad ve taraftarıyla güzeldi, fakat futbol olarak yoklardı şaşırdım. Bi ara 3-1 olunca hafif kıpırdandılar ama nafile...

Maçın en iyisi Fernandes, enkötüsü ise manisadan Yiğitti. Maç sonu gelen en kötü haber ise Quaresma'nın sakatlığı 3-4 hafta yok özellikle Stoke maçında olmaması çok kötü umarım onu bi süre aramayız:D

Galatasaray 3-1 Fenerbahçe

Pislik içindeki ligimizde oynanan tertemiz bir maç oldu. Hakeden bu sefer kazandı.

Salı, Aralık 6

Galatasaray - Fenerbahçe

Tahminleri yorum bölümünden alalım.


2-0 Galatasaray diyorum.

Cuma, Aralık 2

Her BEŞİKTAŞLI Kanseri Tadacaktır

Dün gece öldük öldük dirildik ... kimse bunun aksini söyleyemez kuşkusuz. Maccabi grupta iddası kalmamış iyi futbol oynamayan yalnız sert, mücadeleci futboluyla dikkat çeken bir ekip fakat Beşiktaşımızla mukayesesi söz konusu değil.

Galibiyet kurgusuyla sahaya çıkmamız kazanmaya yetmiyor tabi ki... Daha 3. dakikada Quaresmanın iyi niyetli geriye gelmesi ve yaptığı hatayla rakibin YETENEKSİZ olmasıyla 1-0 geri kalmaktan kurtulmuş olan Beşiktaşımız konsantrasyonu eksik bir görüntü verdi...

Sanki herşey garantilenmiş, formalite maçı gibi başladı herşeye...(yogunluktan değil sanırım) ta ki ilk yarının sonunda gelen müthiş gol... ilk yarıdaki rutin futbolu unutturdu bana. İkinci yarı başında gelen gol ise tamamiyle maçı kafamda bitirmeme sebeb oldu...

Ne kadar yalnış ! Ama benim ekran başında bunu düşünüyor olmam sahada ki arkadaşlarında aynı düşüncede olmasını gerektirmez tabi:D Rakip cezayı kesti skor 1-2 oldu ama nafile aynı heyecansızlıkla oyuna devam eden Beşiktaş bununda cezasını yediği 2. golle gördü.
Artık olay başka bir boyuta geçmiş, inek sütten kesilmiş Beşiktaş dengi olmayan rakibine boyu eğmek üzereydi, Maccabi 2-2'nin gazıyla galibiyete hevesleniyordu, bunda maç 0-2 iken cömertce harcanan pozisyonlarda katkıda bulunmuştu açıkcası Almedia saç-baş v.s yoldurdu resmen...

Hiç inancım bitmedi galibiyet konusunda çünkü sahada Quaresma vardı, gerçekten ısıran, isteyen Quaresma çıktı son dakikada golü yaptı yine... gerçek star rolüne büründü üst üste ikinci kez... Devamı umarım gelir, Simao yokluğuyla bir bağlantısı var mıdır? tartışılır.... Golün gelmesi yanında Stoke-Kiev maçının berabere bitmesi galibiyetin ne kadar önemli olduğunu birkez daha vurguladı, İnönüde liderlik bayrağını çekeriz İnşallah...

Maçın en iyisi şüphesiz Q7 idi, en kötüsü her müsait pozisyonda kafasını uzatamayan Almeida ve Maccabi ekibiydi...

Pazartesi, Kasım 28

O istedi Oldu

Kazanılması gereken, kazanılması bi o kadar zor olan, fikstürün zorlu serisinin son virajıydı trabzon deplasmanı... Ben açıkcası galibiyet bekliyordum fakat bu derece sönük bir trabzon beklemiyordum. Gerçi trabzonun geçen sezondan beri başarıyla uyguladığı ve sonuç veren (selçuk)-colman at.... burak vur! formatından başka şekil verilemeyen oyun tarzı vardı ama...

Bu sefer elinde ofansif oyuncularının çoğu dışarıda olan, Toramanı burak yılmaza yapıştıran, disiplinden kopmayan Egemenli defansa sahip Beşiktaş vardı... Beşiktaş düşünülenden kapalı ve defansif oynadı, başarılıda oldu aslında rakibine 2 gol pozisyonu vermesi ve 4 gol pozisyonu bulması manidardı. Aslında tek hedef adamı olan fener, trabzon gibi rakiplere içerde olmasada deplasmanda muhakkak böyle oynanmalı (miyde kaldırsa içerde de!)

Dediğim gibi ilk yarıda Alanzinho, ikinci yarıda Burakla kazanılan pozisyonlardan sayı alamayan trabzona karşı Quaresmanın 2, Ekrem ve kazanılan penaltıda ki Mustafanın pozisyonları... akılda kalan net pozisyonlarımızdı bu pozisyonlarda ise ortak öğe Quaresma...

Simao yokluğunda daha özgürmüydü ne? Kateden, ısıran o ve Ernsti sadece... Beşiktaş adına maçın en iyisi Quaresma ne kötüsü ise Ekremdi (severim esasen ama bu maçta aşı tutmadı tek faydalı hareketi yoktu her topu ezdi) Trabzon adına ise en iyisi Tolga ne kötüsü ise başka top ezen adan Alanzinho...

Perşembe Maccabi deplasmanından 3 puanla dönmek fena olmaz... İNŞALLAH!!!

Salı, Kasım 22

GGG (gittim, gördüm, geldim) İnönüde DERBİ


Atmosferi anlatmaya gerek var mı ? Mükemmeldi, ilk defa mabedde derbi izledim ve unutamıyacağım bi gece yaşadım... bi de gol atabilseydik ya da galip gelseydik ayrı olurdu tabi...
Ayrıca galatasaray taraftarıda maçta olsa daha hoş olacağı kesin, bence bu konuya bi çözüm getirilmeli.

İlk yarıda 15. dakikaya kadar futbol adına birşeyler yapmak isteyen taraf galatasaraydı şüphesiz, ilk 15 dakikadaki Beşiktaş ne yaptığını bilmeyen tırı vırı bi görüntü veriyordu. Bu takım ilk golü ne kadar erken atarsa o kadar etkili!!! 100 defa yazmışımdır... Gol için gerekli ise etkili Simao ve Quaresma...

Açıkça Simao yoktu maçta, Veli, Hilbert... diğer etkisiz isimlerdi, Q7' nin kıpırdaması her defasında Beşiktaşı pozisyona soktu fakat gol gelmedi, gelemedi...

Sebeb? açıkça ilk yarıda 25-45. dakikalar arasında gözlerimin önünde gerçekleşen 4 %100 de pozisyon dışında olgun pozisyonumuz yoktu, bu pozisyonlarda da Muslera faktörü tartışılmazdı, Uruguaylı gösterdiği performansla galatasarayı ilk yarıda ipten aldı resmen.

İkinci yarıda sönük bir mücadele vardı açıkcası galatasarayda beni hayal kırıklığına uğrattı daha iyi bir galatasaray bekliyordum ve biz bu galatasarayı yenemiyorduk bu daha acı vericiydi. İkinci yarıda Sivok'un kafa vuruşu muslera'nın kurtarışı ve Hakan Balta'nın kaçırdığı %100 pozisyon akılda kalanlardı...

Atamayanlara atarlar klişesini maç boyu tekrarladım şükür gol yemedik... Galatasarayın bu maçta en iyisi Muslera, Beşiktaşta ise ismail Köybaşı( en pozitif o oynadı) olarak göründü bence. Bide şu var ki ; Şu haliyle her iki takımda şampiyonluk yaşayamaz !

Not: Bir günlük maç yolculuğumda hep yanımda olan aksilaz, jose en ve sıkı takipçimiz beton kardeşlerime sonsuz teşekkürler, eyvallah...

Cuma, Kasım 18

Cuma, Kasım 4

Beşiktaş 1-0 Dinamo Kiev @ Topun Canı



"topun canı vardır, isterse girer kaleye"
Cevad Prekazi

Perşembe, Kasım 3

Gaddafi ve Libya

Aşağıdaki liste Gaddafi zamanında Libya'daki halkın düzeni. Tüm bunlar Gaddafi tarafından sağlanıyordu. Çok değil birkaç sene sonra Libya'ya dönüp baktığımızda Irak manzarasını göreceğiz. Sömürülen bir Libya ve iç savaşlarla birbirini yokeden bir halk. Sonrasında ise sıra Suriye'de olacaktır. Suriye'ye girişin bahanesine ise biz alet edileceğiz gibi duruyor. Kaçan PKK lı teroristler Suriye toprakalrında gizlenecekler ve ABD emri ile ordumuz tekrar harekete geçecek. Sonrasında özgürleştirilmiş bir Suriye. Son olarak :

ABD kendisi için gerekli petrolün % 36 sını kendi topraklarından, % 22 Kanada'dan, % 17 Meksika'dan ve % 11 ini ise Venezuella'dan elde ediyor. Konuyu fazla dağıtmadan aşağıda Gaddafi'nin Libya halkına nasıl bir yaşam sunduğuna bakın.



1) Libyada elektrik BEDAVA!
2) Libya bankaları devletin malı ve bu yüzdende alınan kredilere herhangi bir FAİZ uygulanmıyor.
3) Basa geldiginde Gaddafinin verdigi en önemli söz her Libyalının bir eve sahip olacagı idi ve bu söz bir kanun yani her Libyalının yasal hakkı olarak ilan edildi.
4) Yeni evlilere 50.000 Dolar kredi verilerek ev almaları ve aile düzenini kurmaları saglanıyor.
5) Egitim ve Saglık hizmetleri bedava. Gaddafi öncesi halkın %25i okuma yazma biliyorken bugün bu rakam %80 üzerinde bulunuyor.
6) Eger bir Libyalı tarım isine girmek isterse devletten tarla, ekipman, hayvan ve tohumları BEDAVA elde ediyor.
7) Eger gereken egitim yada saglık hizmeti Libyada bulunmuyorsa devlet bunun yurt dışında elde edilmesinide karşılıyor ve aylık olarakta 2300 dolar masraflar icin ödüyor.
8) Eger bir Libyalı araba almak istiyorsa devlet bunun %50 sini sübvanse ediyor.
9) Libyada benzinin litresi sadece 0.25TL (Kurus).
10) Libyanın herhangi bir dış borcu yok ve yaklasık 150 milyar dolarlık servetide suan küresel olarak dondurulmus durumda. Bilin bakalım bu kimin cebine gidecek? (Yunanistanın 100 milyar euroluk borcu nasıl silindi sanıyorsunuz?)
11) Eger bir Libyalı mezun oldugu bölümle alakalı bir iş bulamıyorsa devlet bu kişi iş bulana kadar ona bu meslek için ortalama öngörülen bir maas ödüyor.
12) Dogum yapan annelere 5000 dolar yardım parası ödeniyor.
13) Bir ekmek 0.01TL den bile daha ucuz.
14) Libyalıların yaklasık %25i üniversite mezunu.
15) Dünyanın en uzun yapay nehri Libyada. Uzunlugu yaklasık 2820Km olan bu su ulastırma ağı yaklaşık olarak 25 milyar dolara mal oldu ve bu sayede Libyanın her yerine su taşınabiliyor.

Salı, Kasım 1

İtin Duası Kabul Olsa ...


"Fenerbahçe için Aziz başkanım için dua edeceğim"


Vergi kaçıran, haksız kazanç elde eden, hatır ilişkileri ile kirli ijhaleler alan Hırsız Nihat nam-ı diğer "BAYKUŞ NİHAT" hacca gitmiş. Giderkende dua edeceğini açıklamış. Ne diyelim gidişi olsun ...

Pazartesi, Ekim 31

Sivasın Yollarına

Son 10 günde 4'üncü, 6günde ise üçüncü maçımızdı. Son yıllardaki en yoğun maç trafiği budur sanırım, haftalar haftaları kovalarken insanın kafası karışmıyo değil futbolcular naapsın hoccam! Saolsun federasyonumuz bu sezonun b.kunu çıkardı, tamam haftaiçi maç oynansın falan eyvallah Avrupadaki futbolcular oynuyorlarda bizimkiler neci! oda tamam ama bu sene b.k oldu.

Sivas karşısında son 3 maçtaki kadrodan bir-iki rotasyon vardı sadece böyle olunca yorgunluk belirtilerinin erken başgöstermesi şaşırtıcı olmadı. Bu bakımdan erken gelen gol Beşiktaşımızın her maçta olacağı gibi ekmeğine yağ sürdü.

Golle gelen pozisyon zenginliği 30'uncu dakikadan sonra gelen yorgunlukta yerini Sivas üstünlüğünde oyun görüntüsü ve rakibe verilen iki net pozisyona bırakıyordu kendisini. Allah korudu! Başka türlü açıklanmaz o pozisyonların kaçması... Sivas şansız biz ise ballıydık!

İkinci yarı yorgunluk iyice bastırmaya başladı ardından gelen golle eyvah derken... Sivaslı oyuncunun hediyesi penaltı ve kırmızı kart ekmeğimize yağ sürüyor bastıran Sivasın gardını düşürüyordu. Quaresma bu maçtada her topu eziyor, taraftarla tartışmalara giriyor fakat yaptığı asistle taraftarın gönlünü alıyordu. Tamam yetenekse yetenek ! ama son maçlardaki hal ve hareketleri üzücü ve tehlikeli kulağı falan çekilmeli kendisini üstündeki formadan büyük görmeye başladı fakat bilmeli ki o forma kimleri gördü geçirdi herkes yalan... BEŞİKTAŞ FORMASI GERÇEK!!!

Pazar, Ekim 30

Ah Ulan Cenk!





Pisipisine kaybedilen Stoke City, Kiev Avrupa ligi maçları, Antep beraberliği, Kayseri mağlubiyeti ve araya sıkıştırılan Mersin galibiyetiyle çıkıldı derbiye. Bir çıkış bir nefes almak önemliydi maç sonunda... olmadı...


Aslında iyi başladı Beşiktaşımız, 12.dakikadaki Simaonun mükemmel füzesinden sonra herşey yolunda gidiyordu rakibin gardı düşmüştü verilen bir-iki pozisyonda Cenk devleşmiş güven vermişti. Ernst-Aurelio-Veli üçlüsü orta alanda iş yapıyor, savunma aksamıyor bekler çakılı, Pektemek boşluklar oluşturmak için kendini yırtıyordu...


Sadece bir isim, aslında maçın adamı olması beklenirken maçın fiyaskosu oluyordu... Quaresma her aldığı topu eziyor, heran kırmızıyı yiyecekmişcesine garip hareketler yapıyor, karşısında oynayan Caneri devleştirip Hilberti de zor durumda bırakıyordu.


İkinci yarıda herşey güzel başladı taki Alexin karambolden golüne kadar daha sonra Almedia sahne alıyor, Q7 maçtaki tek faydalı işini yapıyordu. Tam bir hayal kırklığıydı Q7 keşke Holosko daha önce girseydi...

Maç bitecek tamam bu iş derken Cristian firikikten çakıyordu.... Çakıyorduda o ne one Cenk kendine güveniyorsun ama oHA ! Cepheden kullanıcaklar adamlar biride Alex yani 2 ikişilik baraj nedir neden acaba?


Yazık oldu kazanmak hakkımızdı, güzel maç oldu, Aydınus iyi maç yönetti, maç sonu atkı şöleni, maç başında eziklerin yaptığı zorla stada giriş rezaleti maçı unutulmazlar arasına sokmaya yetti...






Pazartesi, Ekim 24

Ne Farkeder ki ?

Önce 24 vatan evladının şehit edilmesi dün de Van'da yaşanan 7.2 şiddetindeki büyük deprem. Milletçe zor günlerden geçiyoruz. Ancak bu acılardan dahada zor olanı içimizdeki düşünme özürlüler. İsim vererek gideyim :

Müge Anlı


Şu sözlerden sonra bu kadını hala ekran karşısına çıkaran olacaktır. Yazıklar olsun ...

Yeni Asya gazetesinin dünkü deprem sonrası gazetesine koyduğu şu iğrenç karikatür.

Son olarak Van'da deprem sonrası yardım için bulunan iş makinelerini yakanlar için ne demeli bilmiyorum.

Cuma, Ekim 21

Çivi Gibi

video

Haftanın Tatlısı

tadımız, tudumuz kaçmış ancak hayat devam ediyor.

Çarşamba, Ekim 19

Çukurca'da Çatışma : 26 Şehit, 20 Yaralı

İnsanın inanası gelmiyor. 24 vatan evladı şehit edilebiliyor bir gecede. Şimdilik 18 de yaralımız var. Gelinen nokta hakkında yazılabilecek çok şey var. Ancak siyasetçiler yine aynı nutuklarla geçiştirecekler. yarın ve ertesi gün şehit cenazelerini izleyeceğiz televizyonlardan. Halkın öfkesini ve içimizdeki sızıyı derinden hissedeceğiz. Ama yavrusunu şehit veren ana ve babanın acısının nedir ki ?

Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Mehmet Akif uzun yıllar önce dizelere dökmüş herşeyi :

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Perşembe, Ekim 13

Galatasaray 103-97 Fenerbahçe

Dört köşeden ...

Yenilmez armada geri döndü ...

Pazartesi, Ekim 10

Güzel Bir Pazar

lahana sarma



hamsi mangal



laz böreği



elbette çay

Hiddink Bizi Tanımıyor. Peki Ya Biz ?

Hiddink ilk milli takım deneyimini 1994-1998 yılları arasında ülkesinde yaşadı. Özellikle 1998 Dünya kupasında ağızlarda tat bırakan Hollanda milli takımının baş mimarıydı. Sonrasında 2000 yılında Güney Kore seçimi herkesi şaşırttı. 2002 Dünya Kupası bu ülkede yapılacaktı ve Hiddink Güney Kore’yi tarihi başarılara ulaştırdı. Yarı finalde Almanya’ya elenip kupayı Dünya 4. Olarak bitirdiler.

Bu kupa sonrasın ülkesinde PSV başına getirildi. Şampiyonlar liginde müthiş sezonlar yaşadı. Nu görev sırasında 2005 yılında Avustralya milli takım görevini de kabul ederek kanguruları Dünya Kupasına taşıdı. 2006 Dünya Kupasında Brezilya, Japonya ve Hırvatistan grubundan çıtılar. İtalya ile oynadıkları eleme maçında 90 +5 deki tartışmalı penaltı sonucu elendiler.

Hiddink bu başarıdan sonra Rusya milli takımını seçti. Euro 2008 elemelerini geçtiler. Kupada yarı finalde Şampiyon İspanya’ya elenip evlerine döndüler. Ancak bu Rus futbolu için büyük başarıydı. Aynı zamanda Chelsea takımında görev yaptı ve başarıyla bu görevi tamamladı. Mourinho sonrası Avram Grant sendromundan kurtardı Chelsea takımını. Tüm bu deneyimlerin ardından Türk milli takımını seçerek kariyerinin son döneminde büyük bir risk altına girdi.

Hiddink neden bizi seçti demeden önce onun yapısına bakmalıyız. Güney Kore ile oynattığı hızlı, agresif ve kolektif futbol etkileyiciydi. Avustralya’ya oynattığı futbol ise başarı odaklıydı ve nispeten bunu başardı. Rusya deneyiminde ise Rus halkını unuttuğu başarılı dönemleri birazda olsa hatırlattı. Chelsea’yi kaos ortamında çekerek rayına girmesini sağladı. Kısacası Hiddink bulunduğu ortama uyum sağlayabilen ve elindeki malzemeden en yüksek verimi almak isteyen bir teknik adam.

Bizi seçme nedeni ise potansiyelimizden başka bir şey değil. Hiddink bu potansiyeli işleyip kariyerine büyük bir milli takım bırakarak nokta koyumak istedi. Bunu geldiği dönemki açıklamalarından anlayabiliyoruz. Ancak Rijkaard’ın tarihe geçen demecinde takıldı kaldı. Başarısız Galatasaray döneminde Rijkaard’ın ilk analizi şöyleydi :

“Kalite, güç aslında üç aşağı beş yukarı aynı. Ama Türkiye'yi farklı kılan şey biraz da şu; işler kötü gittiğinde bir anda oyun mentalitesi kaybolabiliyor. Yürekten oynayan oyuncu sayınız çok. Ama bu bazen aklı devre dışı bırakıyor. Herkes kendi başına maçı çevirmeye kalkıyor. O zaman da bütünlük kayboluyor. Türk futbol kimliğini tanımlasak; kesinlikle yetenek var deriz, ruh var deriz, mücadele var deriz. Ama hepsi bir anda ortaya çıkabiliyor. Bir anda herkesi defansta, sonra bir anda herkesi hücumda görebiliyorsunuz. Bu biraz dağınıklık yaratıyor. Takım oyununda asıl olan dengeli olabilmektir. Ne olursa olsun pozisyon alışınızı, soğukkanlılığınızı kaybetmemeniz gerekiyor. Sanki bu konuda bir eksiklik var gibi. Coşku konusunda hiçbir sıkıntı yok, ama bazen o coşku bozucu bir etki de yaratabiliyor.''

İşte bu tokat gibi yapılan bir yorumdu. Hiddink bu tespiti görevi kabul etmeden önce görebilseydi keşke. Euro 2008 finaline Aragones ve Löw teknik adam olarak çıktılar. Löw’ü çok önceleri kovmuştuk. Aragones’i ise şampiyon apoletini sökerek gönderdik ülkesine. 2010 Dünya Kupasını ise bizim İstinye kasabı Del Bosque kazandırıyordu İspanya’ya. Tüm bunların sonunda suçlu Hiddink dedik. Hiddink suçlu ancak suçu sahadaki futboldan ziyade Oğuz Çetin gibikişilere güvenip fikirlerine değer vermesinde. Hiddink göreve geldikten sonra yurtdışı altyapısı almış oyuncularımızdan oluşan iskelet bir kadro kurabilseydi bugün başka şeyler konuşur olabilirdik.

Sorulması gereken bir başka soruda şu :

Biz Hiddink’i tanıyarak mı göreve getirdik ?

Cuma, Ekim 7

Haftanın Tatlısı



tatlının adını doğru tahmin eden kişiye kitap armağanımızdır.

Cuma, Eylül 30

Avrupalı Kartal Vol.2

Grupta ikinci maçımızda, Stoke deplasmanından çok umutlu değildim açıkçası. Rakip ne de olsa bayıldığımız, bizlere hep ters gelen, acı hatıralaralarımızda baş aktör olan bir ingiliz ekibiydi.

Sahaya çıkıp oynamaya başladığında Beşiktaş... hiçde öyle olmadığını ve olmaması gerektiğini gördük. Sağdan soldan ataklarla uzun heriflerin kafa vurma yarışına girmesi beklenirken havluyla kurulanan topu ancak TAÇ atışıyla kullanabilen bir takımla karşılaştık dün gece...

İlk 60 dakika tamamiyle oyunun kontrolünü elinde tutan daha sonraki dakikalar ise yavaştan yorulma ile rakibe daha fazla topa sahip olma fırsatını veren bir Beşiktaş izledik dün gece...

Böyle bir deplasmanda, böyle bir rakibe, erken gol bulduğumuz bir maçta... golü atıp ardından ilk fırsatta KAZMA bir gol ve SAÇMA pir penaltı pozisyonuyla geriye düşerek 3 puan bıraktık dün gece...

Çok detaya girmiycem, çokta üzgün değilim çünkü iyi oynadık. Çıkan 11'de sivrilmiş 1-2 futbolcu daha olsa, Carlos değişikliklerini ileriyi görerek daha erkene alsa gruptan lider çıkmayı hemen hemen garantilemiştik berabere biten Kiev maçıyla...

Umarım orda bırakılan 3 puanı aramayız...

Haftanın Tatlısı

fındıkzade tatlısı

Salı, Eylül 27

Terör ...


Sokakta 4 kişi yürüyordu ancak aslında 5 kişi idiler. Baba, anne ve iki kızı. Kızlar 6 ve 8 yaşlarındaydı. Ailenin yeni bireyi ise en güvenilir yerdeydi. Anne karnındaydı ve bir ay sonra o güzel fakat terör bulutu ile kaplanmış topraklarda dünyaya merhaba diyecekti. Güzel bir sonbahar akşamıydı; belki bir ziyaretten dönüyorlar, belki yürüyüşe çıktılar ailecek. Ne farkederdi ki aile olmanın lezzetini tadıyorlardı.


Polis otosuna yakındılar ve ne olduysa o anda oldu. Kalleş kurşunları yağmaya başladı ve ailenin tamamı bu kurşunlara hedef oldu. Anne ve küçük kızı olay yerinde yaşamlarını yitirdiler. Baba ve diğer kızı ağır yaralandılar. Dünyanın en güvenilir ve sıcak yeri olan anne karnındaki bebek ise yaşatılmaya çalışılıyor. Babanın durumu çok ağır. Yaşasa dahi ömür boyu altından kurtulamayacağı bir yük var artık. Ya 8 yaşındaki kız çocuğu ? Hepsinden öte dünyaya annesiz merhaba diyen o bebek ?


İşin siyasi vs yönünü düşünmemek lazım. Bu olay terörün gerçek yüzünü apaçık gösteriyor. Pkk denilen unsurun acziyetini gün ışığı gözler önüne seriyor. Fakat hala bu ışıktan gözleri kamaşmış ve göremeyenler var.

Pazartesi, Eylül 26

G.t Zoruyla



Bursa maçından farklı onbiriyle seyircisi önünde özellikle 2.yarı döküldü Kartal!

Maça hızlı başlanmış karşılığı daha 10dk.da gelen penaltı golü olmuştu. Daha sonra ilk yarıda yakalanılan pozisyonlar Veli ve Pektemek'in ayaklarında eridiler.


İkinci yarı ise ilk yarı zaman zaman tehlikeli gelen Antalya'nın hakimiyetindeydi.

Fernandesin oyuna girmesiyle hayallerimdeki orta saha üçlüsü Fernandes-Ernst-Necip biraraya gelsede bi boka yaramadı orta sahada üstünlük 2.yarı hep Antalyadaydı. Fernandes yorgun, Ernst ve Necip daha hazır değildi ama ileride bu üçlü muhakkak birada kullanılmalı bence...


Ayrıca Edu değişikliği yerine Hilbert oyuna alınsa Holosko, Pektemek'in rolünü üstlense daha iyi olurdu kanımca, maçta olduğu süre içinde Pektemek ve Holosko sürekli yer değiştirdiler ve ikiside beklenilen etkiyi yapamadılar.


İlerleyen dakikalarda sakatlanan Toramanın yerine Tanju girdi, bu sevindirici ama Hilbertin burada bile düşünülmemesi kaygı verici bence...


Antalya iyi takım az akıllı olsalar 3-4 gol bulmaları sürpriz olmazdı hep ofsayta düştüler, genç Emrah dikkat çekici ve kendisini takip etmeye çalışacağım.


Ayrıca dün gece Carlos tv8'deydi sempatik görüntüler sergiledi, Guti hazır olunca oynayacak dedi ama Portekizlilerle ters olduğundan oynamıyor demedi, diyemedi...

Kobe Galatasaray'da










Cuma, Eylül 23

Kafası Güzel KARTAL




Öncelikle Ankaragücü maçıyla başlayalım. Ankaragücü maçında sanırım bu sezon İnönüde sıkça göreceğimiz ve görmemiz gereken bir hırs vardı. Rakip Ankaragücü olsa da bunu görmek her taraftarın hakkı... Umarım bu sene İnönüde puan kaybetmeyiz.


O kadar saldırı olsa da ilk gol umulmadık Sidnei'den geldi. Gerçi kendisi hazırlık maçlarında bu özelliğini yansıtsada bu özelliğini hemen göstermesini beklemiyordum. Kendisi "zago" vari, kafa vuruşları ve hızı açısından, kafa iyide bu yaşta bu hantallık hiç iyi değil. Lakin pire gibi bir forvet karşısındaki hallerini görmek isterken ikinci yarı oyuna Tissdel girdi ve bizim defansı parçaladı resmen hızlı kerata maşallah... ve Cenk efendi'nin geçen sezondan devam eden 'göt' kalkıklığı sayesinde bi an skor 1-1 oldu ve sonrasında yine Sidnei ve Pektemek goleriyle galip geldik.


Fernandesin etkili futbolu , Pektemeğin attığı gol benim için önemliydi. Yalnız takımın sadece Quaresma, Simao'nun eline bakması ve ilerleyen zamanlardada buna çare bulunmayacak gibi gözükmesi hoş değildi...


Bursa deplasmanı zordu kolay değildi fakat deplasmanda etkisiz bir Beşiktaş izlemekten artık gına geldi. İnönüdeki mücadeleni 'm' si bursada yoktu. 11'e 10 oynanan dakikalar o kadar boşa harcandıki... Bunun tek açıklaması şuydu; yorgun Simao, istikrarsız, deplasmanda oynamayan, inönüdeki desteği görmeyen Quaresma... bu oyunculardan başka alternatif sunamayan bir Beşiktaş. Zaten Ertuğrul hocada bu futbolculara karşı önlemini fazlaca almıştı. Quaresma efendi istediklerini yapamayınca su kaynattı ve oyundan atıldı.


Ne olduysa ondan sonra oldu takım 10'a 10 biranda etkinleşti, Carlos en sonunda Holoskoyuda hatırladı(inşallah Hilbertide hatırlar birgün) İsmail yüzümü kara çıkardı dağlara taşlara atarken 2 asistle maçı tamamladı ve şansımızla maçı aldık. İlerki günler için ümit vermedik....

Haftanın Tatlısı


taş kadayıf

Çarşamba, Eylül 21

Vuvuzela < Kadınzela

Maç hakkında yorum yapmak çok iyi niyetli bir yaklaşım olur. Zira bu ligde bulunmaması gereken bir takımın oynadığı futbolu yorumlamak boşa çaba olur.

Maçın tamamını izlemedim fakat izlediğim bölümlerdeki uğultu herşeyin önüne geçti. Sadece kadın ve çocuklarla dolu bir stad atmosferi eziyet oldu benim adıma. Ayrıca 61. dakikada Trabzonspor'a edilen küfürde hoş olmadı. Yinede haftaiçi ve akşam saatinde 41.000 kadın ve çocuğun stadyuma gitmiş olması büyük bir olay. Seyircisiz maç cezasının bu şekilde uygulanması ise tartışılmaya devam edecektir. Seyircisiz maç cezasından çok erkek taraftarlara ceza veriliyor bu uygulama ile.

Pazartesi, Eylül 19

Protesto ama neye ?

Dün Taksim'de akli melekeleri yerinde olan insanın anlayamayacağı bir protesto vardı. Bdp yani pkk yandaşları öcalan'ın avukatları ile görüşütürülmemesi ve Kuzey Irak'ta pkk kamplarına yapılan saldırıları protesto etti. hani şu halı sahada futbol oynayan polisleri tarayan, sokakta sivil kıyafetiyler dolaşan jandarmaları öldüren, nice genç fidanları toprağa gönderen vatan haini ve şerefsizler dün Taksim'de protestodaydılar.

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır dedikleri bu olsa gerek. Resimdeki şerefsiz ise milletvekili sıfatını almış hatta. Birde ekürisi var Sırrı Süreyya önder adında. Seçime bağımsız olarak giren ve kimsenin tarafında değilim diyen. Şimdilerde pkk piçlerinin altından kalkmıyor. Bu insanları sokakta görüp yüzüne tükürsem ben suçlu olacağım. İnanılması güç bir memlekette yaşıyoruz. Huzur kaçıran, yuva yıkan ve heryerde nefret tohumları ekenler bu ülkede baş tacı.

O kadar şımarmışlar ki polis müdahalesine dahi gelemiyorlar. Eee ülkenin Güney Doğu'sunda meydanı boş bulup istediklerini yapmaktalar. Hep diyorum "keser döner sap döner, gün gelir hesap döner" diye. Evet işte o sap çok yakında dönecek ve gideceği istikamet artık çok net.

Galatasaray 3-1 Samsunspor

İBB önünde alınan mağlubiyet sonrası mutlak kazanması gereken bir maça çıktı Galatasaray. Ligin ilk haftasından farklı olarak Riera ve Hakan ilk 11 de başladı maça. Servet ise sakatlığı sebebiyle forma giyemedi. Muslera'nın sağında Sabri solunda ise Hakan Balta yeraldı. Defans göbeği ise Gökhan ve Ujfalusi'den oluştu. Artık standar bir defans dörtlüsü takıma monte edilmeli ve zaten takım genelinde olan uyumsuzluk dahada artmamalı.

Bu dörtlünün önünde yine Melo yeraldı. Selçuk ve Eboue ona yardımcı olan isimlerdi. Sağ kanatta Kazım solda ise ilkkez forma giyen Riera. En uçtaki isim haftaiçi çok konuşulan Baros oldu. Takımın sahaya yayılışı ise 4 - 1 - 4 - 1 şeklindeydi.

Samsunspor karşısındada etkili bir başlangıç yapıldı ve ilk 15 dakika pozisyon zenginliği ve bol tempo ile geçti. 18. dakikada ise dün gecenin yıldızı Felipe Melo muhteşem bir şutla takımını öne geçirdi. Biz Galatasaraylılarında yıllardır hasret kaldığı uzak mesafeden atılan sert şutlar hasreti bi nebze olsa dinmiş oldu. Bu golde kaleci Ahmet'inde hatası var ancak topun aldığı falso muazzamdı. Gol sonrası ise son yılların hastalığı skoru artıramama sendromu baş gösterdi. Nedenini bir türlü anlayamadığım bir olay var Galatasaray'da. Öne geçilen maçlarda farkı ikiye çıkarmak için yeterince çaba harcanmıyor. Dünde buna benzer bir ilkyarı izledik. Gole kadar kanatları etkili şekilde kullanma isteği golden sonra kesildi. Sabri, Kazım ve Riera ile gole kadar yapılan orta sayısı golden sonra yarıyarıya azaldı.

Bir başka önemli eksiklik ise gol bölgesindeki az adam sendromu. Yapılan ortalarda veyahut paslarda Baros sürekli yalnız kalıyor. Üstüne bir de Baros'un formsuzluğu eklenince pozisyon kısırlığı had safhaya çıkıyor. Bunun titizlikle incelenmesi gerekiyor. Eboue biraz daha serbest kullanılıyor orta alanda. Ancak bu pozisyon için yeterli teknik bilgiye ve beceriye sahip değil. Eboue sağ bek olarak iyi olabilir ancak diğer bölgelerdeki performansı vasatın biraz üzerinde olur sadece. Geçtiğimiz hafta sol açık olarak kullanılması ise acizlikti. Selçuk ise Trabzon'daki başrol görüntüsünün uzağında. Melo ile bu rolü paylaşmalı ancak ilk topları Melo alınca oda kayboluyor. Yine de takımın işleyişi açısında kritik bir oyuncu ve vazgeçilmez. Kazım'da formsuz olunca yapılan onca pas sonucu üretkenlik sağlanamıyor. Riera ise ilk maçında faydalı oalcağı izlenimini verdi. Riera tekniği ve fiziği ile ligde farkını ortaya koyacaktır.

İkinci yarı başladığında aynı futbol devam edince Samsunspor bir kaç cılızda olsa kaleyi yoklama şansı buldu. 54. dakikada ise Gökhan yaptığı hata pahalıya maloldu. Mustafa Sarp tek başına olsa gol yapamayacağı bir pozisyonda Melo'nun katkısı ile golü buldu. Gol yemek bir yana golün Mustafa Sarp'tan yenmesi her Galatasaraylıyı üzdü.
Oda tribünlere gerçek yüzünü göstermekten geri kalmadı. Gerçi Galatasaray camiası birazda hakediyor bunları. Değer verilmeyecek kişilere fazlası ile özen gösterilirse bu kaçınılmaz. Gol sonrası panik havası kısa sürdü. Elmander ve Sercan'ın oyuna dahil olması ise taktik biranda 4 -4 - 2 oldu. Nitekim bunun sonucu çabuk alındı. Sercan şık bir topuk pası ile Elmander'i gördü ve onun yaptığı net vuruş sonucu tekrar öne geçildi. Bu golün en dikkat çeken yanı. Sercan'a pas verenin ismin Selçuk olması. Bu ikili ne kadar çok birlikte oynarlarsa Sercan'dan alınacak verimde o kadar artacaktır. Selçuk - Burak birlikteliğinin bir diğeri Selçuk - Sercan arasında oluşabilir. Zira Baros ile Selçuk kimyası pek uymuyor. Baros bir adım geride veyahut ileride kalıyor Selçuk'un vermiş olduğu paslarda.

Golün hemen sonrasında ise Elmander tecrübe ve artistliğini konuşturarak hem penaltı hemde kırmızı kart kazandırdı takımıbana. Bu pozisyonda verdiği tepki abartılıydı ve hazmedilecek gibi değildi. Penaltı atışını kullanan Selçuk iki farklı öne geçiriyordu Galatasaray. İşte bu golden sonra yine o umursamaz görüntü ortaya çıktı. Maçı kafalarında bitirdi futbolcular. Sadece Elmander ve Riera aynı istekle mücadelelerini sürdürdü. Bu dakikalarda Fatih Terim'den kendine has uyarıları bekledim. Ancak o da takımın fizik gücüne henüz güvenmiyor olmalı ki suskun kalmayı tercih etti.

Geçtiğimiz haftadan farklı olarak sol kanadın daha etkili kullanıldığı ve takım bütünlüğünün biraz daha arttığını söylebiliriz. Ancak takım olarak defansif açıdan hala büyük zaaflar mevcut. Bir önemli konuda saha dizilişi konusunda bu takım kadrosunun 4 - 4 - 2 yi iyi uygulayabileceği gerçeği. Nitekim Elmander bu ligin üstünde bir fiziğe ve oyun görüşüne sahip. Ondanda yeterince faydalanmak gerekli. Haftaiçinde oynanacak Karabük deplasmanında Elmander ilk 11 başlamalı ve Kazım yerine Eboue oynamalı. Ayrıca bir kez daha görüldü ki Servet'in yerini dolduracak isim Gökhan Zan değil. Sezonun ilk galibiyeti ve gollerin yeni oyunculardan gelmesi geceni keyifli yanı oldu. Artık galibiyet serisi ile takım bütünlüğü sağlanmalı.

Perşembe, Eylül 15

Avrupalı Kartal Vol.1




Bu maç önemliydi Beşiktaşımız için kötü başlanılan ligten sonra taraftarın gönlünü alabilmek için önemli bir fırsattı şüphesiz. Ayrıca büyük takım hiçbir zaman 2 maç üst üste kaybetmezdi bunun ispat edilmesi gerekiyordu.


Rakip Maccabi beklediğimden kötü performans gösterdi yalnız bunda Beşiktaşın inançlı oyununun etkisi tartışılmazdı.


Etkisiz, kötü rakibi karşısında Beşiktaş kozlarını iyi kullanarak galibiyeti hakederek aldı, bu konuda itiraz edecek olan yoktur sanırım. Geçen sezondan beri söylediğim "bu takım ilk golü ne kadar erken bulursa o derece etkili ve keyif verici olur rakip kim olursa olsun" bunun yanında sağlam savunma kurgusu ve akıllı ortasaha oyunu eklendimi tadından yenmez.


Dün gece bunun bir kesitini izledik fakat rakibide göz önünde bulundurarak kendimizi kandırmamamız önemli. Dün geceki kadroyla es-es maçındaki kadro arasında (cenk-rüştü),(toraman-ekrem), (veli-aurelio) değişiklikleri dışında kurgu olarak bi fark yoktu yalnız savunma kurgusu daha sağlam, orta saha daha akıllı, hücumsa daha bitiriciydi kuşkusuz.


Neydi 5 günde bu kadar farkettiren oyunda bu oyuncularmı tabiki hayır... İnönü'nün atmosferi, Avrupa arenası ve kulağı çekilmiş topçular daha başkada bi açıklaması yok bu işin. Evet nöbetçi hocamız "büyük takım 2 maç üstüste kaybetmez dedi" ama büyük takım oynadığı futbollada istikrarlı ve ümit verici olmalıdır umarım biz bu ümidimizin karşılığını ilerleyen haftalarda görürüz.




Sakatlanan Almedia'nın yerine oyuna giren Edu beklentilerin dışında, uzun zamandır futbol oynamamış takoz bir futbolcu izlenimi vermedi değil hani... Ama adam golünü attı be hoccam... Sakatlanan Bebe ile alakası yok öylesine alındı gibi görünüyor ama kesin hüküm vermemek ve oyuncunun ilerleyen haftalardaki futboluna bakmak daha doğru olur sanırım, umarım yanılırım ve inşallah Almedia denildiği gibi 3 hafta sahalardan uzak kalmaz.


Rasgele...

Çarşamba, Eylül 14

Road to Münih 1.1

E Grubu
Chelsea 2-0 Leverkusen ( 67 Luiz, 90 Mata )
Genk 0-0 Valencia

F Grubu
Borussia Dortmund 1-1 Arsenal (88 Perisic - 42 Van Persie )
Olimpiyakos 0-1 Marsilya ( 51 Lucho )

G Grubu
Apoel Nicosia 2-1 Zenit ( 73 Manduca, 75 Almeida - 63 Zyryanov )
Porto 2-1 Shaktar Donetsk ( 28 Hulk, 51 Kleber - 12 Adriano )

H Grubu
Barcelona 2-2 Ac Milan ( 36 Pedro, 50 Villa - 1 Pato, 90 Thiago )
Viktoria Plzen 1-1 Bate Borisov ( 45 Makos - 68 Bressan )


Chelsea zorlandığı maçta Leverkusen'i David Luiz'in yaptığı sürpriz çıkışta attığı golle geçmeyi başardı. Bu maçın en güzel ayrıntısı Ballack'ın maç öncesi ve sonra Chelsea taraftarlarınca alkışlanması oldu. Valencia, Genk deplasmanında genç bir kadro ile mücadele edince istediğini alamamış. Bu maçı kazanamamalarına yanabilirler.



Dortmund ise Arsenal önünde Perisic'in müthiş golüyle bir puanı kurtardı. Arsenal eski gücünden çok şey kaybetmiş. Wenger'e akıl vermek haddimize değil ama eski tadı yok Arsenal'in. Grubun diğer maçında Fransa liginde beş hafta sonunda galibiyeti bulunmayan Marsilya zorlu Olimpiyakos deplasmanında Lucho'nun ön direk koşusuyla üç puanı ve kazandı.



Porto, Shaktar maçı berabere biter diye düşünüyordum ancak konuk ekibin gördüğü iki kırmızı kart skoru etmiş gibi. Yoksa Lucescu öne geçtikten sonra maç kaybedecek bir teknik direktör değil. Bu maçın rövanşı daha zevkli olacak. Ve Kıbrıs Rum Kesimi takımları Şampiyonlar Ligine renk katmaya devam ediyor. Apoel iki sezon önce Porto, Chelsea ve Atletico Madridli grupta 3 beraberlik almıştı. Bu sene ise Zenit galibiyeti ile başladılar. Stadyum atmosferlerini görünce bizim yavru vatanımızdan bu takımların çıkmaması insanı üzüyor.



Gecenin maçında Milan, Barcelona deplasmanında bir puanı 1 ve 90. dakikalardaki golleriyle kazandı. Pato'nun adeta kendine asist yaptığı ve Pedro'nun muhteşem frikiği izlemeye değer goller. Grupta üçüncülük mücadelesi verecek Plzen ve Borisov karşılıklı gollerle berabere kaldılar. Borisov tecrübesi konusunda rakibinin önünde.

Pazartesi, Eylül 12

İ.B.B. 2-0 Galatasaray

Çalkantılarla dolu bir futbol arasından sonra nihayet sadece adı süper olan ligimiz başladı. Galatasaray değerlendirmesi vakitsizlik nedeniyle yazamamıştım ancak en büyük eksikliğin defans hattında olduğuda bir gerçekti. Geçtiğimiz yılın en kötü tarafı yenilen gollerdi. Büyük hatalarla kaybedilen bir çok maç vardı ancak bunlar gözardı edildi transfer sezonunda. Sol bek ve stoper mevkilerine transfer yapılmamasının bir açıklaması yok.

Sezonun ilk maçında Galatasaray karmaşık bir saha içi dizilimi le başladı. Kalede Muslera vardı ve yıllar süren kaleci sıkıntısında çözüm olacak özellikte bir kaleci. Defans dörtlüsü ise Ujflausi - Gökhan - Servet - Çağlar dan oluşmuştu. Beli dönmeyen ve ağır olan dört oyuncudan oluşan bir defans hattı. Onların önlerinde Melo yeraldı. Melonun sağında Sabri; solunda ise Selçuk vardı. Kazım asıl mevkisi sağ açıkta, Eboue ise belikde ilkkez oynadığı sol açıkta yer buldu. En uçta ise Baros vardı:

Galatasaray istekli başlayarak lige moralli girmek istediğini belli ediyordu. Ancak bu istek ve tempo yarım saatten fazla süremedi. Fiziki yorgunluk çok erken kendini gösterdi. Ligin geç başlaması takımların daha hazır gireceği izlenimi yaratmıştı bende. Oynanan İnter, Liverpool maçlarında dünkünden daha hazır bir Galatasaray izlemiştik. Ancak dün umduğumun çok gerisinde bir takım vardı sahada. O yarım saatlik bölümde gol gelmeyince maçın zor geçeceği belli olmuştu. Nitekim Belediye takımı istediği tarzda bir oyun anlayışı ile ve Muslera'nın ilk maçında yaptığı büyük bir hata ile öen geçen taraf oldu.

İkinci yarıya Gökhan, Yekta değişikliği başlandı. Ujfalusi stopere geçerken Sabri'de sağbek pozisyonu geçiyordu. Terim bu değişiklik ile orta sahaya dinamizm ve sağ kanatta Sabri-Kazım uyumu kurmak istediğini belli ediyordu. Kazım'ın kötü gününde , Yektanınsa savruk olması sebebiyle bu düşünce pratiğe dönüşemedi. Pozisyona girme konusunda büyük zorluklar yaşanıyordu. Rijkaard'ın ilk senesindeki ilk 6 maç dışında bu sıkıntı süregeliyor Galatasaray'da. Dünkü neden ise takımca olan uyumsuzluk. Defans hattı oyunu öne taşıyamıyor, bunun nedeni stoplerin topla arasının kötü olması. Orta sahanın ortasında bulunan üçlünün hücuma çıkışlarda geç kalması, buda fiziki yetersizlikle açıklanabilir. Kazım ve Eboue'den oluşan kanatların verimsiz kalma nedeni ise fiziki yetersizlik. Tüm bunların toplamında ise takımın uç bölgesinde yalnız kalan ve istediği pasları alamayan bir Baros.

Abdullah Avcı'nın takımı ise bunların aksine oyun disiplini olan, fiziki açıdan yeterli ve en önemlisi sahada ne yaptığını bilen niteliklerdeydi. Nitekim bunun sonucunu buldakları ikinci golle aldılar. Bu golde savunma hattı çok kötü pozisyon aldı. Eboue ve Servet golün mimarları sayılabilir. Maç bittiğinde ise geçtiğimiz sezonki görüntüsüne devam eden bir Galatasaray buldum.

Bu tür mağlubiyetler bazı takımlar için iyi gelebiliyor. Zira sezonun hemen başında yenilen bu tokat sezon içinde daha dikkatli olmaya sebep olabilir. Ancak Galatasaray bütünüyle ham bir takım. Mayalanması gerekli ancak bu mayanın tutması içinde ölçünün yeteri miktarda olması lazım. Takımla fazla oynanması İmparatorun arayışta olduğunu gösteriyor. Ancak oynatmak istediği anlayışın yerleşmesi için hem bu isimlere takviye yapılmasına hemde büyük bir zamana ihtiyaç var. Stoper ve solbek eksikliği sezon genelinde sıkça karşımıza çıkacak. Yerli oyuncularla bu sorun çözülemez. Eboue sol bekte denenebilir ve sol açık gibi ütopik bir deneme yapılmamış olur. O bölge Riera'nın olacak zamanla.

Gelecek hafta oynanacak Samsunspor maçında daha hazır bir Galatasaray izlemek hepimizin hakkı.

Pazar, Eylül 11

Süpriz olmadı

Süpriz olmadı gerçekten, Eskişehir deplasmanında yenilmemek benim için sevindirici olurdu sezonun ilk maçında, üstelik böyle takım olamamış, takım olma yolunda adımlar atılamamış, teknik direktörü çakma olan bir Beşiktaş için konuşuyorsak...

Karambolden bir gol yedik eyvallahta... Beşiktaşın kanatlardan Q7 ve Simaoyla gelmesi, başarılı ortaları ve Almedia'nın son vuruşuyla gelecek gol pozisyonları bulmaktan başka bir düşüncesi yoktu... Zaten uzun zamandan beride başka bi düşüncemiz yok...


Bunuda gören rakiplerimiz kolayca buna çözüm bulabiliyor ve buluyorlarda. Eskişehirde bunu iyi yaptı ayrıca ortadan (zayıf karnımızdan) çok iyi geldiler, hücumda Serdar ve M.Yıldızla savunmamızı iyi yıprattılar, oturmamış savunma göbeğimizi (Sivok-Egemen) aptal ettiler...

Golü bile rakibin salak bi hatasıyla bulduk, endişe verici bunlar ilerleyen günler adına. Gol bulma yolunda kanatlardan gelemiyorsak ortadan bişiler yapmak lazım o görevi alan Fernandesde bekleneni veremedi ayrıca her duran topuda mındar etti! Her duran topa onun gitmesi ve bu konuda ondan daha başarılı Simaonun duran toplarda kullanılmaması düşündürücüydü.

Bizim kanatlardan hücum organizasyonu yapabilecek sürüsüyle adamımız var(Q7,SIMAO,HOLOSKO,VELİ,EKREM...) ama aynı şeyi göbek adına söyleyemeyiz elimizde fark katacak tek topçu Guti! oda nerlerde bilen yok, Fernandes bi yere kadar... Guti kazanılmalı yok kazanamıyosan devre arası acil bi adam bulunmalıdır.

Ernst neden ilk 11 de yoktur yada alınmamıştır, sakat Necip daha mı etkilidir ki ?

Hilbert hadi ilk 11 de yok 18de neden yok?

Holosko neden ilk 18 de yok? Aurelio daha önemli ve katkı yapacak sanırım kurtarıcı ya...

Bunun gibi bi dünya soru sorulur ama cevapları havada kalır... Asıl sorun takım olamamaktır, geçen seneden beri takım olamadık açıkça sezonun ilk maçında bunun sinyallerini alamadık...


Maccabi maçında ışık görmek ümidiyle... Rasgele