Pazartesi, Mart 29

Flash Back

----------------------------

Derbi Yorumları

Maç sonrası birkaç yazarın yazılarından pasajlar var aşağıda. Birkaç tanesi iş güzarlık olsun diye yazan yazarlar tabi. Ancak bu sene belkide ilk kez bu kadar haklılar(Ahmet Çakar’ı ayrı tutuyorum). Rijkaard’dan iyi bilmiyoruz futbolu. Ancak bildiklerini oyuncularına aktarma konusunda sıkıntı yaşadığı aşikar. Servet ile çelişen demecide bunun açık bir örneği. Birde Mevlana'nı güzel sözü var buraya cuk oturuyor açıkcası:
"Sen ne bilirsen bil, senin bildigin karsindakinin anladigi kadardir "
İşte yazarların görüşleri.

Gökmen Özdemir - VATAN
G.Saray kötü kurulmuş, kötü organize olmuş, kötü yönetilen bir futbol takımına sahip. Doğru; G.Saray’da bir devrim yaşanıyor. Ama o devrimin adı “Rijkaard” değil, “Andersen” devrimi.. Yani Andersen’den masallar devrimi! Ya Rijkaard yöneticilere masal anlatıyor ya da yöneticiler bize. Çünkü şu görüntü ile anlatılanlar arasında dağlar kadar fark var.

Ahmet Çakar – SABAH
Şayet adı Rijkaard değil de Rıfat olsaydı, Galatasaray'a bırakın hoca olmayı, kapı görevlisi bile olamazdı. "Devrim yapıyoruz" dedi, yanına da Neeskens'i aldı ve böylesine önemli bir kadronun düştüğü duruma bakın. Galatasaray koskoca maçta bir pozisyon buldu. Devrim ha! Sayın Rijkaard, ne devrimi?Bu gidişle Bursaspor'a Türk futbolunda devrim yaptıracaksınız.

Kanat Atkaya – HÜRRİYET
Ne Özhan Abi’nin hatırasına sahip çıkabildiler, ne ezeli rakiplerinden rövanşı alıp şampiyonluğa yürüme iradesini gösterebildiler.Ben ne diyeyim şimdi?“130 milyon dolarlık bu külüstürü alın şimdi hangi garaja çekecekseniz çekin” diye söylenen taraftara hak veririm, susarak bu ligi bitiririm.Hepinize bravo Galatasaray Futbol Şubesi, çok iyi hazırlanmışsınız!

Levent Tüzemen – SABAH
Kararını düşünerek veren Rijkaard'ın Fenerbahçe sadece uzaktan şutlarla etkiliyken Topal'ı çıkarıp, ısınırken bile 'Hazır değilim' diye bas bas bağıran Arda'yı sokması ve Elano'yu "Ön libero" yapması daha büyük bir hata değil mi? Üstelik; Selçuk'un şutunda zamanında basamayan da, top geçsin diye eğilen de Elano. Bu golle gelen yenilgi G.Saray'ı zirveden kopardı.

Bülent Tulun – FOTOMAÇ
En büyük bravoyu ise Leo Franco gibi dördüncü sınıf bir kaleciyi bu takıma getiren profesörler hak ediyor. Galatasaray'ın bütün kritik maçlarında komik goller yiyen ve hem Avrupa'da hem de Türkiye'de bütün kupalara veda etmesine neden olan Leo Franco, bu sene Galatasaray'ı yakmıştır. 90+1'de Fenerbahçe kalecisinin kurtardığı top ile Leo Franco'nun yedigi golü karşılaştırdığımız zaman takımdaki en önemli mevkilerden biri olan bu yerdeki kalite farkını açıkça görebiliyoruz. Bu yenilginin baş sorumluları Mehmet Topal'ı oyundan alarak adeta intihar eden Rijkaard ve Leo Franco'dur.

Yalçın Dümer - FANATİK
Yırttık kendimizi, nefesimiz tükendi şu kaleciyi gönderin, Nonda’yı tutun diye. Ne olacak dedik, olan oldu, bir sezon daha çöpe gitti. Soruyorum size maçtan önce bir takımın yerlileri kendi istekleriyle kamp yapıp, yabancıları evlerine gidiyorsa anlayın siz nasıl durum. Harç bitti, yapı paydos. Son dakikada Lugano’nun Dos Santos’a yaptığı hareket penaltı ama onu bile konuşmak istemiyorum, hakikaten değmez, iş buna kaldıysa...

Leverkusen'in Düşüşü ve Kiessling

Sezon başı pek şans verilmedi kendilerine. Bundesliga değerlendirmesi yazmıştım sezon öncesi ve aynen şu cümleleri kullandım :

“64 yaşındaki Heynckes gibi deneyimli bir isimle başlayacaklar sezona. Kanımca ideal bir antrenör almayı başardılar. Yaş ortalaması 24 olan bir takımı toparlayabilecek kalitede ve tecrübede olan bir isim sonuçta. Ben bu sezonu ilk 4 içinde kapatacaklarına inanıyorum.”
Ancak onlar herkesi yanıltıp sezona çok çok iyi başladılar. İlk yarıyı lider bitirdiler ve ikinci yarıya şampiyonluk için başladılar. 22. Hafta sonunda 48 puanla liderdiler ve en önemlisi mağlubiyetleri yoktu. Sonrasında ise aşağıda yazacağım 6 hafta oynandı.

Werder Bremen 2-2 Leverkusen
Leverkusen 0-0 Köln
Nürnberg 3-2 Leverkusen
Leverkusen 4-2 Hamburg
Dortmund 3-0 Leverkusen
Leverkusen 0-2 Schalke


Yenilmezlikleri 25. Haftada Nürnberg deplasmanında sona erdi. Bu maçta oynanan oyun sezon ortalamasının çok altındaydı. 3-0 geriye düşüldü ancak son dakikalarda kendilerine gelen oyuncular 2 gol bulabildiler sadece. Sonraki hafta ise Hamburg önünde iyi bir performans ve özellikle Kiessling’in etkili oyunuyla 4-2 galibiyet. Bence sezonun kırılma maçı Dortmund maçı oldu. 3-0 lık skordan ziyade kiessling’in ilk yarı sonunda sakatlanması ve oyundan çıkışı. Yenilen 3 golde ikinci yarıda geldi. Bu hafta sonu ise evlerinde Schalke ile karşılaştılar. Maça çok iyi başlayan konuk ekip Kuranyi’nin etkili oyunuyla iki gol bularak maçı kazandı. Hücum hattında etkisiz olmalarının nedeni Kiessling’in yokluğuydu.

Son 6 haftada alınan 5 puan var sadece. Atılan 8 gol ve yenilen 12 gol var. 22 haftada kalesinde 18 gol gören takım 6 haftada 12 gol yedi. Bunu tamamen defans hattına bağlamak mümkün değil. Zira takımın bütünü halinde savunma yapabilen bir takım Leverkusen. U konuda en önemli oyuncu ise kuşkusuz Kiessling ve onsuz oynana 135 dakikada 5 gol yemişler. Kiessling dönene kadarda bunun acısı sürecektir. Helmes geçtiğimiz yılın flaş oyuncusuydu fakat asla bir Kiessling değil. Eren yeni gelen bir isim ve kendini kanıtlayarak formayı elinden aldı. Leverkusen düşüşünde bir başka etkende kadrodur. Heynckes kadrosunu 24 kişiden oluşturdu. Bu 24 kişinin içinde 4 kaleci mevcut. Yani 20 oyuncudan 10 u oynayacak. Rakiplere baktığımızda Schalke 24, Bayern 23, Dortmund 25, Werder ise 23 oyuncu oynatmış bugüne kadar ilk 11 de. Takımdaki yorgunluğun nedenini biraz olsun açıklamış olduk.

Rolfes uzun süredir yok bu sebeple bir oyuncularınıda kaybettiler sezon başında. Burak Kaplan ve Zdebel toplamda ancak bir maç kadar süre bulabildiler. Sarpei ve Sinkiewicz ise sadece 7 maçta forma şansı bulabildiler. İlk 11 başladıkları toplam maç adedi ise sadece 3. Barnetta tüm maçlarda forma şansı buldu, 27 maç oynayan ise 5 isim var takımda. Bütün bunların sonucu takımıdaki düşüş normal ve devre arasında takviye yapılmamasının sıkıntısı yaşanıyor.

Şuanda Schalke 58 puanla lider, Bayern 56 puanda ikinci sırada. 53 puanlı Leverkusen’in arkasında ise 49 puanlı Dortmund ve 48 puanlı Werder Bremen bulunuyor. Fikstür ise çok daha zorlu. Bu hafta sonu Frankfurt deplasmanına gidecek takım. Sonrasınd sırası ile Bayern Münih, Stutgard(d), Hannover, Hertha Berlin, Monchengladbach(d) maçları ile ligi tamamlayacak. Şimdiki hedef sıralamayı koruyup Şampiyonlar ligi vizesi almak olmalı. Zira arkalarındaki takımlar çok formda. Özellikle Werder Bremen son haftalara çok başarılı. Genel olarak Bundesliga fikstürü her takım için zorlu bununda değerlendirmesini hafta içinde yapacağım. Bu hafta sonu Schalke-Bayern Münih maçı var, sakın kaçırmayın.

Pazar, Mart 28

Galatasaray 0-1 Fenerbahçe #27

Resimdeki şahıs bu gecenin adamlarından biri. Diğeri ise kaleci bile diyemeyeceğim
kişidir. Kötü bir derbi oldu fakat sahada istediğini yapan Fenerbahçe'ydi. Beraberliği garantilediler ve sonrasında ummadıkları andada golü buldular. Galatasaray cephesinde ise karışık bir oyun anlayışı ve her zamanki gibi takım olamama olgusu vardı. Mağlup duruma düşüldükten sonrada baskı kurulamaması ise çok acı. Bu kadroyu bu duruma düşüren Rijkaard'a ve Rijkaard budalalarına selam olsun. O budalalar yine Polyannacılık oynayacak ve savunacaklardır bu ahmak adamı.
Enkötüsüise Leo Franco'ya hiçbir yaptırım olmayacak olması.Gelecek hafta yine formasını giyer. Tıpkı en kötü maçını çıkarıp haftalar sonra bu derbide forma şansı bulan Mehmet Topal gibi. Tebrikler Fenerbahçe ve Rijkaard.

Cuma, Mart 26

O An @ Futbol


Büyük Galatasaray Taraftarına

Galatasaray taraftarına,

Karşımızdakilerinde birer insan olduğunuda aklımızdan çıkarmayalım. Bırakalım onlar kendi sahalarında yaptıkları pisliklerle boğulsunlar. Medyanın verdiği gazla alkışlayalım demiyorum. Alkışlanacak bir takım olmadıkları ortada. Futbol oynayarak bizi yenemeyeceklerini onlarda biliyorlar. Sahaya yabancı madde atmayalım. Hep birlikte demiyormuyuz “Metin gibi oynayın” diye. Bu sefer Metin olma sırası biz seyircilerde. Hepiniz Metin gibi seyredin diyorum. Karşımızda bunu anlayacak kişiler yok ancak biz Metin gibi olalım sadece Galatasaray sevgimizi atalım yeşil sahaya.

O An #26

Bir yıl oldu ancak hala aydınlanmayan detaylar mevcut. Allah rahmet eylesin düzgün insan.

Perşembe, Mart 25

Haftanın Tatlısı

Kabak Ezmeli Muhallebi Tatlısı

Bu haftaki tatlı valide sultandan. İlk kez denedi ve sonuç çok hoş ve güzel bir lezzet. Kabak tatlısı ezme haline getirilip muhallebinin üstüne serilmiş. Resim biraz doğal oldu açıkcası. Çatalı görmemeye çalışın.

Salı, Mart 23

Georghe HAGİ

Derbi Tahminleri

Derbinin sonucu ne olur?

Sorumuz budur. Doğru tahmin eden kişi yada kişilere kitap armağan edeceğiz. Doğru olmasada ben kitap istiyorum diyenide boş çevirmeyiz.

Benim tahminim ise 0-0

O An


Özhan Canaydın 1943-2010

Başımız sağolsun. Herşeyden öte artık bulunmayan iyi kalpli bir insanı kaybetti Türk futbolu.

Pazartesi, Mart 22

Trabzonspor 1-0 Galatasaray, Totale Tutunmak

Maç öncesi tahminimde Galatasaray’ın kontrollü oyunla kazanacağını düşündüm. Ancak her deplasmanda olduğu gibi buradada yanıldım. Çıkan 11 de Hakan Balta’yı bekliyordum. Zira Rijkaard, Caner faciasından akıllanmıştır diye düşündüm. Geri dörtlüyü Sabri – E. Güngör – Neill – Caner ile kurdu. Servet yine yedekteydi ve hızlı Trabzon hücum hattı için doğru tercihti. Bu hattın önünde Mustafa oynadı, onun iki önünde ise Barış ve Elano vardı. Kanatlarda değişiklik yaptı Rijkaard. Keita solda, Santos ise sağda başladı. En önde ise Jo vardı. Bir kişi eksik saydım zira kalemiz yine boştu.

Maçın ilk 10 dakikasından sonra şöyle bir yorum yaptım. Bu dakikalarda bir gol atarsak maç kopar. Ancak o 10 dakikadan sonra Keita’nın ayağına gelen su şişene abartılı sahtekarlığı eklenince. Uyuyan Trabzon seyircisini ve takımını uyandırdı. Takım o alıştığımız silik futboluna döndü. Bu arada Dos Santos için bir iki kelam etmek gerekir. Dün en iyi isim gibi göründü. Ancak iyi oynamak hızlı top sürmek ve çalım atmak değil. Ceza sahasında vurduğu her top kalecinin tam üztüne gidiyor. Dün daha maçın 4. Dakikasında öne geçmek içten değildi ancak her zamanki gibi kaleciye teslim etti topu. Keza Jo’nun kaçırdı pozisyon gibi. Bir oyuncunun büyüklüğü buralarda ortaya çıkar. Bu iki isimde vasat maçların oyuncuları.

Bir diğer büyük takımın küçük oyuncusu ile Emre Güngör. Kimse yere yatarak kıçına çarpan 3 top için kandırmasın kendini. Bu çocuk her zaman bu tp bir hataya açık. Ancak asıl suçlu Neill. Kolayca ileri savuşturacağı topu yanındaki kazma stoperlere veriyor. Eskişehir maçı yetmedi aynı hata dünde gerçekleşti. Eee bütün bu paslar “total futbol” için. Sanırsın defansında Pujol ve Pique oynuyor. Öyle rahat paslaşabiliyorsun. Topu Servet’e, Emre’ye verince o topun sana sağlıklı şekilde gelme ihtimali çok düşük. Topla kavga eden oyuncular bunlar. Topun canı olsa acı çeker bu tip futbolcuların elinde. Gol sonrası Rijkaard’ı gösterdi kameralar. Ağzını ezdi büzdü o kadar. Çıkıp bi reaksiyon göster, Şoka girmiş futbolcuları uyandır. Asla bunu yapmaz saha kenarında Konfiçyus edası ile maçını izler. Takımının nasıl eridiğini gözlemler ve bir dahaki maça hiçbir önlem almaz. İlk yarının son 5 dakikasında suni baskı oluştu ancak uyumsuz takımın baskısı gibiydi. Kimse kimseyi tanımıyor sanki. En çokda neill için üzülüyorum. Adam etrafındakilerin yeteneksizliğini görüyor insiyatif almak istiyor ancak yardımcı olan hiç kimse yok. Topla çıktığında Mustafa, Barış ve Elano kendini göstermesi gerekli fakat hepsi toptan kaçıyor. O da ya Caner’e yada Sabri’ye dönmek zorunda kalıyor. Takımın hücumdaki pozisyon zenginliği top kanatlara gittiği için %50 azalıyor.

İkinci yarıda bir direniş görmek isterdi bu gözler. Ancak mağlup skora rağmen hiç kimsede isyan söz konusu değildi. Kaptan Sabri bu yarıda hücuma dahi çıkamadı. Aksine daha bi sinildi rakibe karşı. Trabzon’un yetenek düşmanı forvet hattına şükretmek lazım. Biraz akıllarını kullansalar goller bulmaları hiçte zor değildi. Maçın kırılma anlarıda oldu bu yarıda. Jo’nun bulunması gereken yerlerde olmamasının acısını çokca yaşadık. Tipik bir santrafor olmadığını iyice gördük. Dos Santos saman alevi gibi parladı söndü maç boyu. Skora katkı yapmadıktan sonra bir anlamı olmuyor bu parlamaların.

Son olarak Caner. Bu maçtada kendine ihanet etti. Sayısız korner kullandı, yine sayısız kez ceza sahasına orta kesti. Sadece Baros’un kafasına giden bir topunu hatırlıyorum. Bu maçla birlikte gelecek sezonun kadrosunda olmayacağını göstermiştir. Tabi bunu görebilecek bir teknik direktör varsa Galatasaray’ımızın başında. 26. Hafta geride kaldı ancak takım hala kopuk oynuyor. Hiç bölgenin birbiriyle bağlantısı yok. Total Futbol diye yutturdukları bir oyun var ortada. Takım bu futbola alışma dönemindeymiş, emekleme dönemlerinde bu kayıplar normal olabilirmiş. Geçiniz bunları, biz totali beklerken nice kupalar ve şampiyonluklar elden gidecektir. Bu sezon harcanan paraların karşılığında ne kazandık sizce. Kırılma anlarında hep kaybeden bir takım. Evet bunu kazandığımız bir gerçek . Bu arada bi Arda Turan zırvalamasıda aldı başını gidiyor. Arda dün olsa ne değişecekti merak ediyorum. Hala Arda Turan’daki gerilemeyi göremeyen ve büyük futbolcu “yıldız” olduğuna inananlar var. Bu takımın tek yıldızı Kewell. Oda sene sonu büyük ihtimal ayrılacak.

Cuma, Mart 19

Haftanın Tatlısı

Bisküvili Pasta

Bisküvi lafınıda sevmem. Bildiğin püsküüt işte. (Eti petibör)

Foto için teşekkürler.

Bir Zamanlar

Gabriel Batistuta
Gole en içten sevinen golcü.

Road to Hamburg 1/8 Kuralar

Çeyrek Final
1 / 8 Nisan
Fullham - Wolfsburg
Hamburg - Standart Liege
Valencia - Atletico Madrid
Benfica - Liverpool
Yarı Final
Hamburg - Standart Liege / Fullham - Wolfsburg
Valencia - Atletico Madrid / Benfica - Liverpool

Road to Madrid 1/8 Kuralar

Çeyrek Final
30/31 Mart - 6/7 Nisan
Lyon - Bordeaux
Bayern Münih - Manchester United
Arsenal - Barcelona
İnter - CSKA Moskova
Yarı Final
Bayern Münih-Manchester United / Lyon-Bordeaux
Arsenal-Barcelona / İnter-CSKA Moskova
İki Fransızın birbirine düşmesi onlar adına bir şans diyebilirim. Zira Monaco'dan sonra ilk kez finale takım sokma şansını elde edebilirler. Bayern Münih ve ManU eşleşmesi ise bir rövanş niteliğinde olacak. Arsenal barca maçları zevk verecek o kesin. İnter ise yarı finaldeki rakibini beklemeye başlasın.

Perşembe, Mart 18

Super Clasico Haftası

Arjantin Clasura liginde Super Clasico bu hafta sonu oynanacak. İki takımında şampiyonluk için ümidi yok diyebiliriz. Ancak konu derbi olunca bu fotoğrafın sadece hayal ürünü olduğuda gerçek. Pazar günü La Bombenera'da oynanacak maç öncesi River Plate 12 puanla 11. sırada yer alıyor. Ev sahibi Boca Juniors ise 8 puanla 17. sırada. Maç ise NtvSpor'dan naklen yayınlanacak. Başlama saati ise 20:00. Herkese iyi seyirler.

Çanakkale Şehitlerine


Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...
Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Çarşamba, Mart 17

Romanista Bukowski Yazarıyla, Bloglar Hakkında Bir Söyleşi


Efenediiiiim.... epeydir gerçekleştirmeyi düşündüğümüz ve de zevkli olacağı kanaatine vardığımız bloglar hakkında bir röportajı en nihayetinde gerçekleştirebildik bugün... Romanista Bukowski yazarı Yağız bize sabırla içtenlikle ve özenle seçtiği cümleleriyle yardımcı oldu... bizce çok da güzel oldu; size de keyifli okumalar.... ve tekrar teşekkürler Yağız.... =)


Rovasata: Bize –seni- anlatır mısın? N’aparsın, nasıl vakit geçirirsin, internetle ve blog siteleriyle samimiyetin ne derecede?

Yağız: 1986’nın fevkalade soğuk geçen Kasım ayında, İstanbul’da doğdum. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi 3 farklı semtte bitirdikten sonra ÖSS tokadını yiyip yazılım geliştirme konusunda akademik eğitim almaya karar verdim. 3 yıl sürdürdüğüm bu mesleğimden erken soğuyanlardan oldum. Zira öldükten sonra pamuk yerine flash bellek takılacağını hissettim kendime. Baba mesleği gazetecilik hep ilgi alanımdı lakin peder bey beni o ortamdan hep uzak tuttu. Yine de bloglarla olsun, mesleki makalelerle olsun yazarlığa tutundum. Şu sıralar bir reklam ajansında sosyal medya ve metin yazarlığı üzerine çalışmalar yapıyorum. 2 adet blogum var. RomanistaBukowski’de 5 yılı aşkın zamandır futbol ağırlıklı olmak üzere güncel yazılar yazıyorum. GizlenenTarihimiz’de ise 2 tarihsever yazar arkadaşımla beraber bize okul kitaplarında öğretilmeyen veya esgeçilen konulara, kaynak göstererek değiniyorum. Vaktimin çoğu işle, açıktan aldığım üniversite eğitimime dair çalışmalarla ve bloglarımla geçiyor. Boş zamanlarımda ise tarih ve politika ağırlıklı olmak üzere kitap okuyorum, çeşitli araştırmalar yapıyorum, müzik dinliyorum ve dostlarımla eğleniyorum. Yakın bir zamanda ise ney eğitimi almak istiyorum. Bütün derdimi, kederimi ve hasretlerimi ney’e üfleyip giderme niyetindeyim. “Ney’in biricik sırrı hasrettir” der Ahmet Hamdi Tanpınar..

R: Bi blogun var mı? (varsa) Bi blog sitesi oluşturmandaki etken neydi? Yazı yazma ihtiyacı sana bir blog açtırmış olabilir mi; ya da ne dersin; sence insanın anlatacakları, içini dökecekleri doğru bir yer midir “Blog”? Yoksa kalem ve kağıt vazgeçilmezimdir diyenlerden misin?

Y: İlk soruda da söylediğim gibi 2 blogum var. Bu blogları oluşturmamdaki etken zaten blogların konusundan ibaret. Futbol ve tarihe olan düşkünlüğüm. Onun dışında eli kalem tutmayan, okuyup araştırmayan bir insanın blogu sadece popüler kültüre hizmet eder diye düşünüyorum. Yani maksat gülmek ve boş vakit geçirmek olur sadece. Vakitleri boş geçirmemek lazım. Özdemir Asaf “Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür, o halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür” diyerek vaktin önemini açıklıyor aslında. Evet kalem ve kağıt vazgeçilmezimdir. En çok para harcadığım şeyler genelde kitap ve not defterleridir. Not tutmak lazım. Herşeyin. Sadece ay sonu faturalarının değil. Lakin derdi tasayı insanoğluyla paylaşmak için bloglar da güzel bir ortamdır. Samimiyet önemli. Yazar duygularını samimice paylaşırsa, içini o anda yaşadığı tüm hissiyatıyla dökerse, yorumcu da içtenliğini katarsa, o blog güzel bir “not defteri” olabilir.

R: Çoğu insandan şöyle bir duyum alıyoruz: “haber sitelerindeki ve gazetelerdeki monotonluktansa blog sitelerindeki eğlenceli yorumları okumayı yeğlerim!” elbette ki gazeteler önemlidir, haber akışı açısından…. Ancak bazı bloglarda da ilginç, çarpıcı, sıra dışı yorumlar okumuyor değiliz. Tercih eder misiniz siz de blog yorumlarını okumayı? Yoksa “yok arkadaş gazeteden şaşmayacaksın!” yorumu size daha mı yakın?

Y: Gazete elbette önemlidir. Kokusuyla, bazen çığlık çığlığa manşetleri bazen de tebessüm ettiren fotoğraflarıyla. Ancak bizler de “kendi gazetelerimizde” kendi haberlerimizi yazmak istiyoruz. Dolayısıyla işin içine kendimizi katıyor. Katmaya da hakkımız var çünkü biz de nefes alıyoruz. Bloglardaki yorumları okumak hem yazarın araştırma duygusunu hareketlendiriyor hem de haberlere olan analiz yeteneğini geliştiriyor. Az kitap okuyan veya az yazanlarında elbette dilbilgisine birşeyler katabiliyor. Tekdüzelik iyi değildir, bu yüzden blog ortamını iyi kullanmak gerek. Hem kendi adımıza hem de tekdüzelikten sıkılan ve farklı şeyler okumak isteyenler adına.

R: Ne kadar çok blog sitesi izliyorsun bilmiyoruz ama genelde bloglardaki kişisel yazılar, anlatılan özel hayatlar, aşklar, anneler-babalar, ve kullanılan samimi ve günlük bir dil daha fazla okuyucu çekmekte…. Kaliteli ve edebi yazılar yazan, genel manada hayatın içinden ciddi noktalar yakalayıp, ilginç ve sıra dışı yorumlar yazan bloglardansa ilk anlattığımız tarz rağbet görmekte! Bu konuda düşüncelerin neler?

Y: “Edebi yazacağım” diye blogunu veya yazısını Homerus’un mitolojik eserlerine çevirmeye çalışanlar var. Hiçbirşey kazanamazlar. Hepimiz bir hayatın içindeysek daha hayata dönük, daha realist birşeyler yazmalıyız. En önemlisi de samimiyet. Bir eli yağda öbür eli balda olup müthiş bir bunalımla yazı yazan arkadaşlar tanıyoruz. Ya bir hekime gözüksünler yahut ne kendilerini ne de okuyucularını kandırsınlar. İnsanların anlık vaziyetlerinden istifade edip işgüzarlık yapmak vakit hırsızlığıdır. Kişisel yazılar samimi olduğu sürece güzeldir. İnsan derdini döker ve çoğu zaman da dermanını bulur. Samimiyetsizlik yada bir dava uğruna yazmak çok çirkindir. Jean Baptiste şöyle söylüyor: “Yazmak; çoğu zaman kötü yola düşmek gibidir, önce kendin için sonra sevdiğin birkaç dostun için yazarsın. Sonra da bir bakmışsın ki para için yazıyorsun”. İşte bu tehlikelidir. Ben, Charles Bukowski’nin yazmakla ilgili söylemini kabul ediyor ve bu şevkle ilerlemeye gayret ediyorum. “Bazen seninle olanaksızlık arasındaki tek şeydir yazmak. Hiçbir kadının aşkı, hiçbir servet boy ölçüşemez onunla.” diyor üstad. Çok da güzel diyor.

R: Peki senin başarılı bir blogda bulmak istediğin, okumaktan hoşlanacağın özellikler var mı? Kısaca bize başarılı bir blog tanımı yapar mısın? Ve bizlere de bu sayede tüyolar vermiş olacaksın belki de. En beğendiğin ve her gün okumadan edemediğin bloglar hangileri?

Y: Okumaktan keyif aldığım çok sayıda blog var. Adlarını vermek istemiyorum. İhtiyaçları yok çünkü. Zaten bu blogların yazarlarıyla sürekli iletişim halinde oluyorum. Hep söylüyorum, bir blogun başarılı ve bol takipçiye uğraması için en önemli şey samimiyet. Bilgi ve güzel üslup da çok önemlidir. Adam dünyaları bilir ama iki cümle yazamaz. O hiç olmaz. Bilgi, üslup ve samimiyet. Blogları biryerlere getirecek olan 3 meşakkatli husus bunlardır. Ötesi lükse girer. Yani tasarımı bilen güzel tasarımlarla süsler, kimisi 3 dil biliyordur bol bol tercümeler yapar. Ama saydığım 3 husustan biri yoksa o lüks, bembeyaz duvardaki sıva çatlakları gibidir. Bir şekilde kapatmak lazımdır.

R: Takdir edersin ki; şöyle bir bloğumuza göz attığında bir futbol bloğu izlenimi veriyor olmamızla birlikte, aklımıza gelen her konuda fikrimizi söylüyoruz. Karışıklığımız aslında ekibimizden de geliyo. 3 canavar bi arada: Galatasaraylı, Beşiktaşlı(arada da sivassporu destekleyen bir Peykan ve bir Fenerbahçeli… sormak istediğimiz şu: “yazarlar bloglarında sadece bi konuya mı eğilmelidirler; futbolsa futbol, edebiyatsa edebiyat...gibi… Yani aksi olursa sence bu olumsuzluk teşkil eder mi?”

Y: Biz insanlar, yazdıklarını, fikirlerini yada diğer öğeleri kategorileştirmeyi çok severiz. Bu, düzen adına belki doğru. Ama sabit de kalmamak lazım. “Futbol blogu” dediğimiz bloglarda bir sinema eleştirisi, bir siyasi haber ya da gündelik hayatla ilgili birkaç kelam gördüğümüzde hemen “hedeften şaştı” gibi yorumlar üretmememiz gerekiyor. Burada bütün sorumluluk yazarda. Kimisi sadece bir konuda yazar, kimisi birçok konuda yazar. RomanistaBukowski’de şu anda toplam 4081 yazı var.Bu yazıların 2016’sına futbol etiketi koymuşum. Ayrıca 859’a yakında “futbol fotoğrafı” etiketli yazı var. Blogun ağırlığı futbol. Ancak diğer kategorilerde de mümkün olduğu kadar dolu dolu yazmak istiyorum. Dolayısıyla kişi istediği her konuda yazabilir, ama bir konuda ağırlığı olur ona biz karışamayız.

R: Peki son olarak; desteklediğin takım ve bu sene en çok oyunundan zevk aldığın takımı sormamızda bi sakınca yok sanırı. Takımın, beklentilerini karşılıyor mu bu sene?

Y: Galatasaraylıyım. Sezonun ilk yarısında, özellikle de ilk maçlarda çok heyecanlıydık. Hem keyif alıyorduk hem de 3 kupada iddialıydık. Şimdi tek kupada şansımız kaldı. Futbolumuz istikrarsız bir hale büründü. Sakatlıkları, cezaları ve transfer adaptasyonlarını tartışacak değilim. Neticede mazeret yerine alternatif üretmeliyiz toplum olarak. Oyunundan zevk aldığım bir takım ise gerçekten yok. Ligin ilk yarısında Bursaspor, şimdilerde ise Trabzonspor izlettirirken keyif veriyor. Galatasaray, önündeki 3 maçtan 9 puan çıkartırsa mutlaka şampiyon olacaktır diye düşünüyorum.

Bu güzel röportaj için teşekkür ediyor, tüm futbolseverlere ve blog yazarlarına güzel günler diliyorum.

R: Çok teşekkür ederiz güzel cevapların için, bloğumuz adına… =)

Unutamadığım Anlar #6


Uzun süre oldu bu tip yazı yazmayalı. Öncekiler için buraya bakabilirsiniz. Hafta sonu askerdeki Aras ile konuştuk ve bir cümlesi beni bu yazıyı yazma nedenim oldu. O cümleyi yazının son cümlesi olarak bırakayım:

Önceki yazılardan Aras’ı, Fırat’ı Gökhan’ı Emre’yi tanıyorsunuz. Tanımıyorsanızda sorun değil tekrar yazacağım. Bu yazıda başka isimlerde eklenecek. Mahallemizin futbol bakımından çok zengin bi kültüre sahip olmasından dolayı bizde küçüklükten itibaren top peşinde koşarak büyüdük. Futbol oynayacak çok saha bulunurdu. İsimleri ise Bakkal Arkası, Tel saha, okul sahası ve kare arsa arkası.

Tel saha aslında basketbol sahasıydı ancak sürekli futbol oynanırdı orada. Bizde orada sınıf maçları yada aşağı mahalle takımıyla yapacağımız maçlarda kullanırdık. Zemini asfalttı ve benim en sevdiğim sahaydı. Kare arsa sahası ise Tel sahadan biraz daha büyüktü ve yaz aylarında antreman için kullanırdık. Zemini ise çim ve toprak karışımıydı ancak saha eğimli bi yapıya sahipti. Okul sahası büyük maçların sahasıydı. Okul turnuvaları ve mahalle büyüklerinin sahasıydı. 11 e 11 oynanabilirdi o sahada. Kum ve toprak karışımı ilginç bir zamini vardı. Yumuşaktı ve kaleciler için en elverişli sahaydı. Bakkal arkası sahası ise evimizin arkasıydı. Toprak ve çim karışımıydı. Düz olması ve çim miktarının bol olması dolayısıyla en sevdiğimiz saha orasıydı. Ancak topa biraz hızlı vurunca evin camı kırılabiliyordu ve buna bir kez benim neden olduğum 3-4 olay mevcut. Bu sahayıda “evler maçı” için kullanırdık.

Evler maçı bizim arsadaki evlerle yan komşularımız olan kişiler arasında yaptığımız ve Gs-Fb derbisi kadar çekişmeli geçen maçlardı. Tam bir Rize – Ardahan derbisi tadında olurdu. Bizim takım Rize ve Of karışımıydı rakip takım ise Ardahanlılardan oluşurdu. Ben, dayım, amcaoğlu, ön komşularımız Gökhan, Emre ve abisi Abdullah tan oluşurdu. Rakip ise Aras, Fırat, Cem, kerem ve ağabeyleri Boran ve Ulaş’tan oluşan takımdı. Bu maçlar çok sık yapılmazdı. Yapılması için mutlaka arada bi küslük olurdu. Aras, Fırat, Emre, Gökhan ve ben hep aynı sınıfta okuduk. Aramızda bir anlaşmazlık çıkınca evler maçı yapalım fikri çıkardı ortaya.

Dördüncü sınıftayken bir gün 5-A sınıfına yenilmiştik ve suçu birbirimize atıyorduk. En sonunda ben ve Aras’ın üstüne yoğunlaşıldı. En çok kimin gol kaçırdığını tartıştık ve sonunda evler maçı yapma fikri ortaya atıldı. Aileler çok iyi anlaşordı fakat biz çocukların arasında ara sıra böyle tartışmalar olurdu ve çözümünü yine maç yaparak bulurduk. Ancak iki takım arasında büyük farklar vardı. Bizim takım çok daha güçlüydü ve maçların büyük çoğunluğunu kazanırdık. Rakipteki Cem ve özellikle Kerem çok kötü oyunculardı. Kerem yaşça bizden epeyi büyüktü ve uyumsuz bir yapısı vardı. Bu yüzden lakabını Leman’daki Erdener Abi koymuştuk. Konu futbol olunca kimseyi beğenmezdi. Aynı Erdener gibi. Sürekli ders çalışırdı ve bir kez olsun sokakta göremezdik onu. Gerçi çalışmasının karşılığını çokca aldı fakat hala aynı şekilde asosyal bi yapısı var.

Hafta sonuna sözleştik maç için. Maç günü geldi ve her zamanki gibi biz iyi oynuyorduk. Ancak bu sefer saha dışında gariplikler vardı. Yoldan geçen herkes maçı izliyor ve bir süre sonra çimlere uzanıyordu. Sahada ise ciddi çekişmeler cereyan ediyor ve faul faul üstüne geliyordu. İki takımın büyükleri kahkahalar atarak izliyordu. Motive etmek için kazanın dondurmalar benden, köfteler benden gibi sesler duyuluyordu. Mahallemizin ilk antrenörü ve zamanında Çengelköyspor’un golcüsü olan Mevlüt abimizde oradaydı. Bana sürekli dediği fakat o zamanlar anlayamadığım bi cümlesi vardı. Yere sağlam bas deyip dururdu her gördüğünde. Mevlüt abimizle olan maceralarımız başka bir yazı konusu olsun.

O gün maç uzadıkça uzadı. Saha kenarında abartısız 50-60 kişi vardı. Bizde o gazla öyle hırslı oynuyorduk ki sanki Şampiyonlar Ligi finalindeyiz. İzleyenlerin çokluğu en çokda rakibi etkilemişti ve müthiş bir geri dönüş yaptılar. Fark 4 iken bir anda öne geçmişlerdi. Nam-ı diğer Erdener Abi bile gol atmıştı. Kaleye geçme işi sırayla yapılıyordu ve skor 19-18 idi. Rakipte kaleye Erdener geçmişti. Biz bir gol daha attık ve son golü atan kazanacak duruma geldi. Maçın stresi, seyirci sayısının fazlalığı ve ebeveynlerin gaz vermesi ile adrenalin had safhaya ulaştı. Dakikalarca gol olmadığını hatırlıyorum. Biz bir korner kazandık ve korneri ben kullanacaktım. Kötü bir orta yaptım ve top kalecinin üstüne doğru gidiyordu. Hayıflanıyordum içimden fakat kalecilik konusundada kötü olan Kerem topu alinden kaçırdı ve top Emre’nin önüne geldi. O da boş kaleye topa dokunarak golü attı. Biz ise savaş kazanmış generaller edası ile seviniyorduk. Seyirciler alkışlıyor ve coşkumuz artıyordu.Bir daha kerem evler maçı oynama şansı bulamadı bu maçtan sonra. O korneri ve sevinç anlarını unutamıyorum.

Bu yazıyı yazmaya neden olan cümleyi vererek yazıyı bitirelim :

- Eskiden tek derdimiz evler maçını kazanmaktı be Vedat !

Salı, Mart 16

O An #25


GÜNEŞTE
Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz
Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.
Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk
Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.
Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.
Bir araba geçti incelmiş yoldan
El salladı biri, belki tanıdık,
Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.
Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar
Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı,
Çünkü dardır saatler, sığmaz biraraya
Dalgınlık, deniz ve sardunya.
Rüzgâr alıp götürdü balıkçı teknelerini
Uzaktaki kılıçlara, ki bilemeyiz
Hangi derinlikte dölleyerek denizi
Gidiyorlar öyle ağırbaşlı, doğuya.

Ve ocaktan çorbanın kokusu geldi demin
Burun deliğine kedinin ve köpeğin.
Rafta kitaplar, mavi bir şişe ve gül
Donmuş kalmışlar tek başlarına.
Duvarda bir resim, resimde kalabalık
Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman.
Breughel nasıl da toplamış bunca
Ortaklığı ve uyumu biraraya,
Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz.
Güneşte her şey çözülür gider bir yana.

Melih Cevdet ANDAY

Pazartesi, Mart 15

Erkek değil mi hepsi aynııı..! mı? farklı..! mı? =) "Piraye"


Sanırım Elif Şafak’ın Aşk’ından sonra –ki bu uzun bi süreye tekabül ediyor- kitap önerisinde bulunmamışım. Çok etkileyici kitaplar seçemedim sanırım. Olasılıksız’a müthiş bi hevesle başlayıp; artık “teslim verecek bir mimarlık öğrencisinin son bir haftası”(bu tabir de bana pek uzak olmadı mı ne;P) gibi işkence çeker haldeydim en son hatırladığım…..
Sonraki seçtiğim kitaplar da aradığım şevkin yakınından geçmediğinden mütevellit; yok dedim arkadaş yok……. Al peykan bi Türk Filmi tadında roman… oku bi gecede, bi toparlan bi kendine gel, vesselam.! Neyse efendim kitapçıya gidilir.Sivas’ın Beyoğlu’nda şöyle küçücük bi İstanbul havası solunur... şöyle bi tarih ve siyaset içerikli kitaplara bilmiş bi eda takınıp göz atılır; amma gözler yerli romanlardadır….. önce Canan Tan rafına bi burun kıvırılır tam geçecekken, eski bi arkadaşına rastlamış da son anda tanıyıp, hafif bi bıyık altı gülümsemesi ve kısık bakışlar eşliğinde çevik bi hareketle geri geri gelen film karakteri edasında Canan Tan’ın Pirayesi’yle burun buruna geliniiir…….. piraye de pirayedir ama.
Düşünüyorum da kapaktaki kız bu kadar güzel olmasa alır mıydım… yook canım ne işim olur. Kıskandım resmen. Dedim bagaayım kimmiş bu da böle kendini bişey sanayy….. evirdik çevirdik kitabı baktık, tamam -tam film-. Arada böyle liseli kız tabiriyle bütünleşip bu tip romanlar okumuşluğum vardır... bence her kızın vardırya neyse =) lakin; bu tip romanlardan da çıkarılacak sonuçlar yok mudur? Yapmayın! Olmaz olur muu…:

İnsanoğlunun bugünü, yani -ne olduğu- ortadadır da, yarını, yani -ne olacağı- meçhuldür. Başka beğenmediğiniz, burun kıvırdığınız, -hayatta böyle bişey benim başıma gelemez- diye belki de bi an büyük konuşma gafletinde bulunduğunuz aklınıza gelebilecek her türlü ıvır zıvır bi gün gerçekten kapınızı çaldığında, işte ancak o zaman önceden yadırgadığınız hayatın başrol oyuncularına hak verecek yürekliliğe kavuşursunuz…. Her ne kadar yenilmez bi duruşunuz, güçlü, karakterli, dik başlı hatta asi denebilecek bi yapınız dahi olsa, bu demek değildir ki; hayatınız boyunca yapınızla bağdaşmayan hiçbir olaya tanıklık etmeyeceksiniz.!
Bir Nazım hayranı kızdır Piraye… hatta adı da tahmin edersiniz ki; babasının da Nazım hayranı olması kaynaklıdır. Ve kitabın sonunda büsbütün özdeşleşir Nazım’ın Pirayesi ile…

"Hiç hayıflanma, o şiirsellikten uzak düştün diye. Gözlerini aç ve o günlerde göremediğin gerçeği gör artık…
Nazım da o sevda yüklü dizelerini eliyle bir kenara itip, daha sıcak bulduğu kollara koşmamış mıydı? Yere göğe sığdıramadığı Pirayesini başka kadınlarla aldatmamış mıydı? Haşim’in yaptığı onunkinden çok mu farklı? Kumalığı paylaşan diğerleri gibi, sen de bir kadınsın! Nazım’ın da diğerlerinden farklı bir erkek olmadığı gibi…. İşte şimdi Nazım’ın kızıl saçı Piraye’siyle tam olarak özdeşleştin"…

Kutlu Olsun… !

Ve benim en çok sevdiğim -Piraye şiiri-dir Nazım’ın şu dizeleri…..:

Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel
şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...


Bu arada ilginç bi kitap daha bitmek üzere….. adı “küçük arı”…. değişik bi kitap. Bestseller okumak her zaman iyi olmasa da… sevdim bunu…garip yanı şu: “herkese anlatmak isteyip de anlatamamanız”…

Cümmmmmleten iyi okumalar;)

Futbol Asla Sadece Futbol Değildir

Futbol asla sadece futbol değildir. İşte bu sözü önümüzdeki günlerde duymayacağız fakat uygulamasını göreceğiz. Diyarbakırspor’un iki haftadır maçlarında çıkan olaylar sebebiyle maç tatil ediliyor. TFF talimatlarında aynı sezon içinde iki defa hükmen mağlup ilan edilen takım küme düşürülür. Kalan maçlarıda hükmen mağlup sayılır.

Ancak Tff böyle bir karar verirmi onu bilemiyorum. Dün akşam her kanalda suç hakeme yüklendi. Belediye başkanı hatta İBB spor klübü başkanı dahi hakeme yüklendi. İstanbul emniyet müdürü Milli Birlik ve Beraberlik projesinden bahsediyordu ekranlarda. Simon Kuper bu sözü futbolun güzelliğini vurgulamak için kullanmış. Futbol bazen düşman iki kişiyi, takımı hatta ülkeyi birleştirebiliyor. Fakat bizim ülkemizde nedense bu bir türlü olmuyor. Çünkü biz futbolu futbol kuralları ile değil yeri geldiğinde siyasi, toplumsal ve hatta dini kurallarla yönetmeye çalışıyoruz.

Yarın toplanacak Tff kurulunda siyasi kesimin baskıları ile Diyarbakırspor’a verilmesi gereken cezalar verilmeyecektir. O olayları çıkaran kişiler elbette Diyarbakırspor’u temsil etmiyor ancak ortada kurallar var ve bunlar uygulanmalı. Geçtiğimiz hafta Bursaspor’a ve hakemlere taşlar atıldı. Taş biraz hafif kaladabilir. Atılanlar betondan koparılmış cisimlerdi. Bir tanesi hakeminbaşını yardı ve verilen ceza sadece 3 maç oldu. 2007 yılındaki ve tarihe sulu derbi olarak geçen maçta türlü rezillikler yaşandı. Fakat geçtiğimiz hafta ve bu hafta yaşananlardan çirkin değildi. O maç sonunda Galatasaray’a 5 maç ceza verildi. Takımların isimleri önemli değil. Eğer bir takım kurallar var ise bunlar her takıma karşı uyguanmalı.

Tamam Diyarbakır hassas bir ilimizdir. Takımı sabote etmek isteyen terör insanlarıda var. Ancak sahada siyaset değil spor yapılıyor. Spor kuralları içinde olmalı her şey. Umarım TFF siyasetin baskısına bu sefer boyun eğmez ve kurallar çerçevesinde cezalar verir. Yoksa her takım seyircisi sahaya iner ve istediği gibi bir ortam oluşturur. Dün ortada bir hata vardı ve bu hatayı yapanda Emniyet Müdürlüğüdür. Hatayı hakeme yükeleyipte kendi hatalarını örtemezler.

Bu görüntüler bütün Dünya’da izleniyor ve verilecek sert cezalarla tüm Dünya’ya örnek olmak gerekli. Yoksa dediğimiz gibi her takım sahasında kendi ortamını oluşturur ve federasyon bunun önüne geçemez.

Pazar, Mart 14

Galatasaray 3-0 Ankaragücü

Maç öncesi Bursaspor'un galip gelmesi ile bu maçın kazanılması şart olmuştu. Rijkaard Servet tercihi dışında en uygun kadro ile çıktı maça. Sabri ve Caner iki bek, Neill ve Servet ise stoper görevinde yer buldu. Servet'in oynama nedenlerinden biride Neill'in sağ stoperde daha yararlı olması olabilir. Nitekim ilk ve son golde attığı paslarla golün oluşmasına sebep oldu. Orta sahada ise Barış ve Sarp göbeği kapadı.Burada Elano ve Barış tercih edilmesini bekliyordum. Elano bu ikiliin önünde oynadı. Kanatlarda ise maçın yıldızı Keita ve Dos Santos vardı. En uçta ise Jo ile gol arıyacaktı Galatasaray.

Maça hızlı başlayacağıbelli olan Galatasaray Keita'nın inatçılığı ve Jo'nun fırsatçılığına gol için olmazsa şans faktörünüde ekleyince daha 4. dakikada öne geçti. Kasımpaşa maçındaki gibi hücumda baskılı oyun golden sonra sadece 10 dakika daha devam etti. Jo golün akabinde birde altıpastan gol kaçırdı. Ankaragücü pas yapmaya başlayınca Galatasaray'ın bu sezonki zayıf karnı orta sahasını ele geçirdi. Neyseki yetenekleri sınırlı olan oyuncular ekstra pasları başaramayınca kalesinde geldiği günden beri en rahat maçını çıkarmasına sebep oldular LeoFranco'nun.


Geremi'nin yaptığı pas hatasını insanüstü bi güç ile topu muhafaza eden Keita hakettiği golü ilkyarı bitmeden buldu. Sonrası ise keçiboynuzu tadında bir maç. Galatasaray'ın gereksiz geri çekilmesi ve oyunda üstünlük kuramamsı. Yani geçtiğimiz hafta kaybedilen Eskişehir maçından iyi olmayan bir futbol. Gol pozisyonu vermemiş olması takdir edilir ancak bunda Ankaragücü'nün forvette etkisiz kalmasıda büyük bir etken.Bunda Neill gibi zeki bir oyuncunun payıda büyük. Doksan dakikanın bitimine saniyeler kala Keita'ya attığı muhteşem bir pas ve Keita'nın 4.5 aydır yolunu gözlediğimiz Baros'a güzel pası ve kralında topu ağlara gönderişi. Son aylarda en çok sevindiren ve insanın içini ısıtan bir gol oldu. Kral gelecek hafta Trabzon deplasmanında biraz daha güç kazanır ve Fenerbahçe maçındada golünü atarsa kendisinden bu golü Emre ile birlikte kutlamasını istiyorum.

Bursasporun eksik maçınıda alacağını düşünürsek iki puan önde olduğunu varsayabiliriz. Önlerindede kolay sayılabilecek bir 4 hafta var. Dolayısıyla Trabzon deplasmanı ve Fenerbahçe derbisinden alınacak 6 puan hayati öneme sahip. 4 puan alınırsa Bursa'yı Sami Yen'de yenmekte fayda etmeyebilir. Ayrıca Rijkaard'ın Eskişehir'de mağlup durumdayken değilde bugün ilk yarıdan sonra emre Çolak'ı oyuna almasını beklerdim. Büyük antrenörlük budur kanımca. Dos Santos'un etkisiz kalmasınada ayrıca üzüldüm. Gelecek hafta yerini sözde kaptan Arda Turan'a bırakacak.




Cumartesi, Mart 13

Rijkaard, Galatasaray ve Şampiyonluk

Dört kritik sınav demiştim geçtiğimiz hafta. İlki Eskişehir’de başarısızlıkla biten bir sınavdı. Maç kaybedilebilir ancak bu kadar kötü bir futbol oynamaya hakkı yok Galatasaray’ın. Aynı zamanda Rijkaard’ında bu kadar kötü oynatmaya ve bazı oyuncular üstündeki ısrarınında hiç anlamı. Özellikle kaptanımız dediğimiz Arda Turan’a gösterdi sabır taş çatlatacak cinsten. Neyseki bu hafta cezalı olacak ve en azından kendini dinlendirecek. Tabi öyle umuyoruz. Son zamanlarda sahada ne yaptığını anlamak çok zor. Takıma zararı oluyordu. Artık Galatasaray taraftarı olarak şunu kabullenmeliyiz Arda sadece bizim mahallemizin ağır abisi olabilir. Başka mahallelerde kendini ispat etmesi şu haliyle çok çok zor.

Bu hafta Dos Santos onun yerine bu işi kotarabilir. Tabi Rijkaard bir sürprize imza atıp Emre Çolak’la başlamazsa. Orta sahada ise hiç düşünmeden Barış-Elano ikilisini oynatmalı. Barış iyi oynadığı dönemde kesildi takımdan. Baros’un takıma dönmesi bekleniyor. Rijkaard her sakatlıktan sönen oyuncuya yaptığı gibi yarım devre oynatacaktır Baros’u. Gelecek hafta 45 dakika şans verebilir.

Ankaragücü ise yaptığı harcamalardan sonra bir şeyleri ispat peşinde olacaktır. Özelikle Vittek ağır Galatasaray savunmasına zorlu anlar yaşatır. Oynarsa Vassel’de bu etkiyi gösterebilir. Geremi, Sapara gibi kaliteli oyuncular maç içerisinde anlık performansları ile sonuç değiştirebilecek yetenekte.

Galatasaray’ın defans kurgusunu tahmin etmekte zor. Sabri ve Neill’in yeri garanti. Caner’de artık müzmin sakat olan Hakan Balta’nın yerine oynar. Bu Hakan Balta konusuda artık can sıkmaya başladı. Kendisini beğeniyorum fakat bir sezonda oynadığından daha fazla maçta sakat oluyor. Servet’in yerine ise Emre Güngör tercihi bekliyorum.

Bu haftadan sonra ligin gidişini etkileyecek iki maç daha var. Önce Trabzon deplasmanı ve ardından Fenerbahçe karşılaşmaları. Bu üç haftada alınacak 9 puan büyük öneme sahip. Ancak bu takımın bunu başaracak direnci yok maalesef. Fenerbahçe derbisinden çok Trabzon deplasmanı daha çok zorlar bu kırılgan takımı. Oyuncuların ve teknik heyetin iyi konsantre olup biz taraftarları bu sefer yanıltmasını umuyorum.

Perşembe, Mart 11

Her Yer Trabzon


Fotoğraf Etiyopya'da çekilmiş :) Bide kolbastı yapsalar tam olacakmış.

Foto http://lucarelli-breitner.blogspot.com/
alıntıdır.

Gerçek Fenerbahçeli Olmayı İstemek


"Önümüzdeki maçta hocam görev verirse Galatasaray'a gol atıp gerçek Fenerbahçeli olmak istiyorum"

Pazartesi, Mart 8

Eskişehirspor 2-1 Galatasaray

Kendi elleriyle avantajını kaybeden takım ve o takım içindeki hainler. Başta Arda Turan, Mehmet Topal ve Caner olmak üzere. Sonrasında ise Emre Çolak adlı sirk cambazı. Eğer bu futbolcular Galatasaraylı ise ben değilim. Galatasaray bu züppelere kaldıysa yazıklar olsun. Yazacak çok şey var ancak şimdilik sinirlerin geçmesini bekleyelim. Bir daha Arda Turan'a büyük topçu diyen olursa bilin ki futboldan anlamıyordur.

Hanımlar Günü

Kalıp değil bir fikir...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...
Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...
Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak....
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...
Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...

Üstad kendine has üslubu ile anlatmış Kadın’ı. Dikkatle okunduğunda ne kadar büyük değer verdiği anlaşılıyor. Onlar olmasa Dünya durur mu bu bilinmez tabi :) Bu vesile ile bütün kadınların (hanımların) Dünya Kadınlar Gününü kutlarız.


Cumartesi, Mart 6

"Cansever"leri SEVMEK...!




BU GEMİ NE ZAMANDIR BURADA

Bu gemi ne zamandır burada
Çoktan boşaltmış yükünü
Gece de olmuş, rıhtım da bomboş
Mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa
Arkada, guvertede
Ah, neresinden baksam sessizlik gene.

Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
İçerde üç beş kişi
Yalnızlık üç beş kişi
Bir kadeh rakı söylerim kendime
Bir kadeh rakı daha söylerim kendime
-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi
-Denizin değil hüznün üstünde.

Belki yarın gidecek
Bir anı gelecek bir başka anının yerine.


İnsan bazan ağlamaz mı bakıp bakıp kendine.
Edip CANSEVER

Atatürk Modeli

“Atatürk devriminden yani 1920’den önce, bugün Batı dediğimiz medeniyetin elindeki topraklar, 25.5 milyon mil kare idi. 1993’te bu rakam 12.7 milyon mil kareye, yani yarısına düşmüştür.İslam dünyası ise 1920’de 1.8 milyon mil kare üzerinde egemenlik sahibiydi. 1993’te İslam dünyasının sahip olduğu topraklar 11 milyon mil kareye yükselmiştir.”
İşte, 1923’den beri süren mücadeleyi, kimin kazandığı bu rakamlarla ortadadır. Avrupalılar, Amerikalılar, Atatürk adını duyunca, bu yüzden ifrit kesiliyor. Çünkü, İslâm dünyasını ayağa kaldıran güç, Atatürk modelidir!
Suat İLHAN

Kısa Kısa #1

- Pazartesi’ye kadar Galatasaray yazmayıp totem yapıyorum. Kasımpaşa maçındaki keyifli futboldan sonra aynı oyun Eskişehir’de devam ederse yada oradan 3 puan ile dönülürse ligin şampiyonu büyük ihtimal Galatasaray olur.

- Galatasaray Bonus Kartı protesto ediyorum ve almıyorum. Bilet almak için böyle bi zorunluluk olamaz olmamalı. Elit taraftar söyleminide anlayamıyorum.

- Üniversite arkadaşları ile gelecek hafta Cumartesi akşamı yemek yiyeceğiz. Buradan gelmeyen top olsun diyorum. Şehir dışındanda katılım bekliyoruz.(sözüm sana )

- İki aydır ayağıma top değmedi diye bunalımdayım.

- CHP Mersin teşkılatından istifalar olmuş, çokda iyi olmuş. Neydi o rezalet öyle.

- Bi Bitlis’linin daha Tulum (çalgı olan) aşığı olduğunu gördüm. Araştırdım bizim dediğimiz tulum eski zamanlarda oranın düğünlerindede çalınıyormuş.

- Sabetay Sevi araştırılması gerekli bi kişilik. Kitaplardan olmasa bile Wikipedia aracılığı ile hayatı okunmalı. Yahudileri sevmiyoruz belki ama onlardan ders almamız gereken nokta çok. Özellikle güncel yaşam konusunda.

- Rizespor hakkında her ay yazıyordum ancak takım o kadar kötü sonuçlar alıyor ki yazmanın manası kalmıyor. Dileyenler buradaki yazıları okuyabilir. Değişen hiçbir şey yok.

- Atatürk hakkında çıkan şu gereksiz videoya inanmıyorum. Hangi konuda konuştuğu belli bile değil.

Perşembe, Mart 4

Santiago

Bu adamı basketbolcu diye transfer edenlere selamlarımı iletiyorum. Aynı zamanda Rakocevic'ede verdiği sıfır katkı için özel bir teşekkür. Avrupa'da Efes Pilsen kadar para harcayıp başarı kazanamayn başka bir takım olmadığına eminim.

Çarşamba, Mart 3

Honduras Milli Maçı Öncesi

Öncelikle ilk 11'i verelim.
------------Volkan
Sabri --- Emre G. --- Servet --- Caner

Hamit --- Aurelio --- Emre B. --- Volkan

--------------- Arda

--------------- Mevlüt

Oğuz Çetin bu 11 ile başlayacağını açıkladı. Kadroya çağılan bütün Galatasaraylılar her zamanki gibi ilk 11 de başlayacak. Fenerbahçeli Gökhan Gönül ise yine her zamanki gibi kadrodan çıkartıldı ve hafta sonu oynanacak maçta takımının formasını giyecektir. Ancak benim için asıl hayal kırıklığı, yeni yapılanma dönemi lanse ettiğimiz milli takımın ilk 11 inde bu sezon Almanya’da üstün performans gösteren Nuri Şahin’in olmaması. Aurelio tercihini anlamak mümkün değil. Orta sahada Emre ve Nuri ikilisini bu tip maçlarda denemeyerek ne kazanacağız. Aurelio harika oynasa ne faydası olacak ilerisi için. Umarım Hiddink yardım alırken Oğuz gibi ismlerden yardım istemez. Gelsin Daum’a, Rijkaard’a, Mustafa Denizli’ye sorsun oyuncu bilgilerini. Yoksa 2012 yolunda hayal kırıklığına uğrayabiliriz. Bugün Nuri Şahin ile maça başlamamk geleceğe ihanettir.

Halifeliğin Kaldırılması

Halifelik varken ...


Halifelik kalkmaya başlıyor ...

Kaldırılmakla kalmıyor yırtılıyorda ...

Liğme liğme ediliyor halifelik ...

Halifeliği kaldırmış mutlu ve mesut bir CHP'li ...




Bu mudur Büyük Düşünmek

“TOKİ ihaleyi Eren Talu’dan aldıktan sonra şartnamede bazı değişikler yaptı. Açıkçası UEFA standartlarına göre de üstünün açık olması gerekiyor. Ayrıca masraf bakımından da kulübe ek yük getiriyor. İstanbul hava olarak Hakkari değil ki, 6 ay sert kış geçirsin. Esprisi kalmayan üstü kapalı stadı niye yaptıralım. Başbakanımız ihalenin daha da yumuşatılıp yapılmasına karşı çıktı. Bu noktada kendisinin bize çok büyük yardımları ve destekleri oldu.”