2010/11 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010/11 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Eylül 18

Bucaspor - Galatasaray Maç Öncesi

Tam olarak beş sene önceydi. Eric Gerets’in Galatasaray’ı lige yeni yükselmiş Manisaspor ile İzmir Atatürk stadında karşılaşacaktı. İzmir deplasmanları Galatasaray için hep güzel geçmiştir. O günde çok güzel bir oyun ve skorla 4-1 bitmişti. Ümit Karan’ın enfes golleri bugün bile zihinlerde yer ediyor. O sezon sonu ise tarihi bir şampiyonluk geliyordu.

Bugün ise yine bir 18 Eylül ve yine İzmir Atatürk stadı. Rakip ise lige bu sene yükselen Bucaspor. Tıpkı Manisaspor gibi bir geçmişe sahipler. Bu akşam tıpkı 5 sene öncesi gibi güzel bir futbol ve galibiyet bekliyorum. İzmirli Galatasaraylılar Atatürk stadını yine dolduracaklardır. Galatasaray’a İstanbul’dan sonra en çok yakışan il olan İzmir yine sarı kırmızı bir gece yaşayacaktır. Bu maç galibiyet serisinin devamı ve ŞAMPİYONLUK güneşinin ufukta doğmasının başlangıcı olsun.

Bucaspor – Galatasaray
İzmir Atatürk Stadı
20:30

Pazartesi, Ağustos 30

Eskişehirspor 1-3 Galatasaray, Lige Tutunuş

Maç öncesi çoğu Galatasaray taraftarı gibi umutsuzdum. Maçı izlemeye 9. Dakikada başladım. Skora çok şaşırmıştım açıkcası. Milan Baros’un golü bu kötü zamanda ilaç kadar değerliydi. Perşembe gününden çok da farklı bir takım yoktu sahada. Rijkaard’a sadece bu sebepten sinirlendim maç boyu. Hakan Balta dışında kızağa çekilen oyuncu yoktu. Hakan Balta’ya ceza değil ödüldü açıkcası 11 de başlamaması. Serkan Kurtuluş onun görevini maç boyu iyi kotardı. Zor durumlara düştüğünde yaptığı hamleler pozisyonun büyümesini önledi.

Eskişehirspor golü yedikten sonra yüklenmeye başladı. Galatasaray ise o silik oyununa devam etti. Arada cılız kontra girişimleri olsa da çoğu kez Barış’ın futbol zekasının kıtlığı sebebiyle yarım kaldı bu ataklar. Bu atakların birinde ise takımın kaptanı Arda Elano’ya gördüğü halde pası atmayarak mutlak bir golü engelledi. Sahada zoraki oynuyordu yine. Bu çocuğun iki sene içinde bu hale gelmesi çok acı veriyor bana. Artık Messi gibi bir performans dahi gösterse bazı kişilerce asla sevilmeyecektir. Çünkü yanlışları o kadar büyük ki sahadaki oyunu ile bunları kapatamaz.

Eskişehir ilkyarı ortasından itibaren yüklendikçe yüklendi. Ufuk, Sezer’in enfes şutunu aynı güzellikle kornere çeldi fakat korner sonra topu elinden kaçırınca golü kalesinde gördü. Bu pozisyonda topa çıkış açısı ve şekli çok ilginçti. Aylardır maç oynamama sıkıntısından kaynaklanıyor bu gol. Aykut’a heba edilen onca maç için Rijkaard’a selam olsun. Neyse ufuk artık eğrisiyle doğrusuyla bir sezon Galatasaray kalesinde olacak. Güvenmekten başka çare yok.

İkinci yarıda ise sahada görmek istediğim bir Galatasaray vardı. Kalite olarak yine kötüydü fakat sahada onurunu kurtarmak için mücadele eden 11 oyuncu vardı. Özellikle Ayhan’ın can siperhane oyununu takdir etmek gerekli. Tamam basit hatalar yapıyordu ancak kazanmak için varını yoğunu sahada ortaya koyuyordu da. Yeni ergen genç gibi sahada fizik gücüyle varolmaya çalışan Pele’ye güzel dersler verdi. Takım oyunundan bi haber oyuncu. Uzaktan şut atmaya güdümlü bir oyuncu. Çoğu kez pas yerine şut atarak takımın enerjisini bi anda düşürüyor. Kaçak güreşçi Sarp ise sorumluluk almaktan yine kaçındı. Gelmesi muhtemel orta saha oyuncusu sonrası forma yüzü görmemesini diliyorum. Cana oyuna dahil olduktan sonra orta saha biraz olsun nefes almaya başladı. Topu daha rahat ayağında tuttu. Arda Turan karşı karşıya kaldığı ilk pozisyonu İvesa’ya teslim etti ancak bir sonrakinde akıllı bir vuruşla ve Volkan’ında gayretiyle gole kavuştu. Sonrasında ise psikolojik olarak rahatlayan Galatasaray Servet ile bir gol daha bularak maçı kazanmayı başardı.

Galibiyet ve puanla tanışmak takım için çok önemliydi ve bunu başardılar. Ancak oyun kalitesi yine çok zayıf. Dün ayağa pas oynamayı düşünmeleri bile galibiyeti getirdi. Gereksiz zorlamalardan Arda hariç tüm takım kaçındı. Umarım bu zihinlerine yer eder ve böyle oynamaları gerektiğine inanırlar. Bu galibiyet biz taraftara yaşattıkları şoku asla azaltmaz fakat kendileri adına iyi bir özgüven getirir. Şimdi 15 günlük bir milli takım arası var ve bu ara yaraların sarılmasında çok önemliydi. Sakatların dönmesi ve olası transferler sonucu Gaziantepspor karşısında daha istekli ve kalite bir Galatasaray görmeyi istiyorum.

Rijkaard’ın geçtiğimiz yıldan beri uyguladığı bir sistem var. Sakatlıktan yeni çıkan veya yeni transfer edilen her oyuncuyu ilk maçta 15, ikinci de 30 sonrasında yarım devre oynatarak takıma ısındırıyor. Ancak bu uygulamayı doğru bulmuyorum. Oyuncuyu limitine kadar zorlaması gerekli. Elano ikinci yarıda her koşulda bir 20 dakika daha oynayabilirdi. Böylelikle maç kondüsyonunu sadece iki maçta sağlar. Ancak Rijkaard’ın bu uygulaması ile bir oyuncunun tamamen oynayacak düzeye gelmesi 4-5 maç sürüyor.

Çarşamba, Ağustos 18


1 hafta icinde 2 net skor ve bu maclarda bir Teo'nun attigi 2 gol. Simdi gundem Teofilo. Gecen sezon 90 dk sans bulamadagi 9 macta atamadigi goller yuzunden fos denilen oyuncu 2 macta 90 dk lik perfonmasi ile attigi 5 golle kahraman oluyor. Golcu oluyor. Budur deniliyor.
Bu yazi Teofilo hakkinda degil ama madem degindik Teo iyi guzel Ankaragucu macindaki perfonmansina bakilirsa top yumusatmasi ve top surmesi bir anda aklima Sota yi zaman zamanda Tekke'yi getirmedi diyemem. Gokhan UNAL'LI duvara carpip geri donen toplar geldi aklima 2 yil onceki .
Teo'nun bitiricili takimin kazandigi golcu kimliginden cok beni daha cok Selcuk İNAN ve ozellikle Gustavo COLMAN adina sevindirdi. Bu senenin onlarin yili olacagini gosterdi bana. 2 yildir bu ikilinin mac basina ortalama 3 4 yuzde yuzluk net gol paslari ( Felippe'nin yillar once GS'da Arif'i gol krali yaptigi asistler gibi ) Umut'un bonkorlugu, comertligi, Becerisizligi sebebi ile onemsizlesirken artik bu paslarin bi anlami olacagini hissettiren Teofilo, Trabzonspor taraftarindan cok Colman ve Selcuk'u sevindirmistir heralde


Cumartesi, Ağustos 14

Sivasspor 2-1 Galatasaray #1

Yazıyı Buca - Beşiktaş maçının devre arasında yazıyorum. Beşiktaş iyi mi oynuyor? Hayır fakat kendini izletiyor. Bugün puan kaybının geleceğinden emindim açıkcası. Skor pek sürpriz olmadı benim adıma. İki post aşağıdada belirttim bunu. Beni üzen geçtiğimiz yıl oynanan silik futbolun tekrarını sahada görmem.

Fotoğraf çok şey anlatıyor. Arda'da Rijkaard'da maçı kazanma adına büyük çaba harcıyor. Bu bir gerçek fakat bir türlü sonuç değişmiyor. Bu filmi geçtiğimiz sezon çokca gördük. Sorun artık zihinlere işlemiş durumda. Bugün Mustafa Sarp eğrisi doğrusu denk geldi ve gol attı. Sonrasında ise Sivasspor'un ablukası altında geçti. Kewell kendinden beklenen performansın üstüne çıktı. İlk yarı iyi kötü önde girdik diyordum fakat komik bir serbest vuruş geldi. Bu golü halı sahalarda atıyoruz. Galatasaray gibi hedefleri üst düzey olan bir takımın böyle saçma ve basit bir gol yemesine sinirlenmemek elde değil. Ali Turan'a kızmamakta mümkün değil.

İkinci yarı başladığında golün gelmeyeceğini anlamak için geçtiğimiz yılı yaşamak gerekiyor. Eminim Messi dahi olsa galibiyet getirecek gol atılamaz. Orta sahada Cana - Ayhan - Sarp hücuma destek vermemek istiyor resmen. Sarp'ın gayreti olmasa Arda ve Kewell ile gol arayan bir takım olacak sahada. Sonrasında orta sahada hücuma çıkarken kaptırılan bir top ve akabinde Servet'in gereksiz hamlesi sonucu boş kalan Cihan ve golü. Kalede kaleci olmadığı için atılan her şut gol olabilir bu sene.

Maçın geri kalan kısmı ise çırpındıkça batan bir Galatasaray. Baros - Kewell - Arda - Batdal dörtlüsü dahi sahadayken pozisyona girilemedi. Kızdığım noktada burada başlıyor. Rijkaard geleli takıma oturtmuş olduğu bir sistem yok. Sıkışınca uzun oynayın diyor Rijkaard. Son dakikalarda harcadığı enerjiyi gördükçe üzüldüm. Kendisiyle olmayacağını biliyorum fakat Rijkaard'ın galibiyet için hatta bir puan için böyle heba olmasına hiç gerek yok.

Bundan sonrayapacağı tek şey kaldı artık. Yarından tezi yok Adnan Polatla görüşecek ve orta sahaya istediğim iki oyuncu ve bir kaleci gelecek yada ben istifa ediyorum demeli. Yoksa bu senaryoyu izlemekten biz sıkıldık. Adnan Polat ise üzgün pozlar yerine takıma sahip çıkmalı ve neşteri vurmalıdır. Olan biz Galatasaray taraftarına oluyor. Futbolcular için üzüntü belki bir gece sürer. Ancak taraftar için uykusuz geceler demektir. Bunları yaşatmaya hakları yok.