tsl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tsl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mayıs 2

Günahkar Taraftarlık

Dün Trabzon'da oynanan maçın en dikkat çekici yanı şüphesiz bu pankarttı. Türkiye Futbol Federasyonu gözlemcisi pankartın kaldırılmasını istiyor. Trabzon emniyetide infiale yol açar gerekçesiyle pankartı kaldırmıyor(kaldıramıyor). Futbolun sadece bir oyun olmadığını hepimiz biliyoruz. Fakat hayatın merkezinde olmaması gerektiğini bir çok sprosever bilmiyor sanırım.

Hangi kulübümüz temiz?

Bu soruya olumlu cevap verebilecek kişi varmıdır bunu merak ediyorum. Burak Yılmaz'la kazanılan penaltı belkide maçın kırılma anı oldu. Pozisyonda kırmızı kart tercihi doğru ancak Danny harekete ceza sahası dışında başlıyor net olarak penaltı değil. Bu olay bile çok büyük bir tokattı aslında. Ama anlayana.

Sadece trabzon taraftarına değil elbette. Kendi şahsımada atılan bir tokat niteliğindeydi. Zira olaylara tek taraflı bakmaya alışmışız. Toplum olaran bencil yetiştirilmemiz bizi bu şekilde düşünmeye itiyor.

Son olarak Trabzonsporlular bu güzel takımdan zevk almaya baksınlar. Şampiyon olunmasa dahi bu takım her türlü desteği hakediyor. Beklenen şampiyonluk sabredilirse bir kaç sene içinde elbette gelecektir.

Salı, Nisan 19

29. Haftanın Ardından


Ligin sonuna yaklaşırken stres ve saldırganlık artmaya başladı. Haftanın maçlarına geçmeden önce şunu vurgulamalıyım : ligde hedefsiz takım sayısı bir hayli fazla. Şampiyonluğa oynayan iki takım var. Üçüncü ve dördüncü sıra için Bursaspor ve Gaziantepspor arasında yeni başlayan bir yarış var. Sonrasında ise Beşiktaş, Eskişehir ve Kayseri’nin ilk 4 yarışı var ancak bu yarış pek heyecan vermiyor.

Ligin son 10 sırası ise sadece sıralama yarışında olacak. Küme düşme potasındaki takımları şimdiden Bankasya hesaplarına başladı. Son yıllarda görmeye alışık olmadığımız bir tablo var ortada. Ligimizin marka değeri artıyor derken kısır bir yarış içinde buluyoruz kendimizi. En güzel çözüm ise takım sayısını azaltmak olacaktır. 16 takımlı bir lig en ideal olanı. Bankasya’da 20 takımlı olabilir.

Böylelikle Süper lig’de ilk 5 avrupa kupaları hesabı yapacaktır. Küme düşme yarışı ise minimum 4 takım arasında yaşanır. Böylelikle maksimum hedefsiz takım sayısı 7 olur. Bu radikal bir karar gibi görünüyor ancak ligin Eylül başında başlaması ve devre arasının 2 hafta ile sınırlı tutulması sonucunda şuanki durumdan çok daha heyecanlı bir sonuç ortaya çıkabilir. Uzun bir yazı konusu aslında yazdıklarım. Bu konuda Uğur Meleke’nin güzel analizleri mevcut. 29. Haftadan kalanlara bakalım :

- Galatasaray 6 hafta sonrasında galibiyet yüzü gördü. 6 hafta önce alınan Buca galibiyeti olmasa ne durumda olunurdu düşünmek dahi istemiyorum. Arda Turan’ın güzel oyunu ve golleri sonucu belirledi. Herkes Arda bu demeye başladı tabi ki. Arda’nın bu sezon ilk golleri olduğunu unutmamak gerekiyor. Arda konusunda hala gitmesi gerektiğine inanıyorum. Manisaspor’dan yenilen iki gole bakınca İnsua’nın yetersizliğini görmemek elde değil. Zapata'nın top yerine direği tutmasıda ilginç bir andı. Gelecek hafta Kayserispor ile zevkli bir maç izleyeceğiz Tür Telekom Arena’da. İki hedefsiz takımın zevkli mücadelesini bekliyorum.

- Haftanın en çok konuşulan maçı Fenerbahçe ile Gaziantepspor arasındaydı. Maçın hakemi daha 30. Saniyede ön plana çıktı ve Alex’e yapılan penaltıyı es geçince maçın kontrolü daha maç başında kayboldu. Sonrasında yaptığı hataları saymaya parmaklar yetmez. Fenerbahçe istediği ve uğrunda sahada her şeyi yaptığı 3 puanı uzatma dakikalarında bulduğu golle aldı. Lugano, Emre ve Alex’i sindirebilen ve benimseyen her fenerli benim gözümde fanatiktir. Özellikle Lugano futbol oynamaktan başka her şeyi düşünüyor sahada.


- Trabzonspor ise 1-0 lık galibiyet serisine Bursaspor’uda ekledi. Gol ise tabi ki Burak Yılmaz’dan geldi. Trabzon’un önündeki Eskişehir ve Gaziantep maçları en kritik virajları olacak. Kayıpsız geçtiği takdirde çok büyük bir avantaj yakalar. Bursaspor ise konsatrasyon sorunu yaşıyor. Hedefsiz kaldıklarını zannettiler ve şimdi Gaziantepspor’un soluğu enselerinde.

- Beşiktaş ise Gençlerbirliği önünde iki farklı skor üstünlüğünü koruyamayınca beraberliğe razı oldu. Gençlerbirliğine gözle görülen ve hissedilen bir çıkış var. Gelecek sezonun yapılanması nokta transferler ile yapabilirlerse eski günlerine dönebilir. Tabi ki bu takımı öz futbolu öğretmeye çalışan Thomas Doll’a çok şey borçlular.

- Kayserispor’un serbest düşüşü devam etmekte. Konyaspor gibi iddiasız bir ekibe verilen 3 puan onlar için Avrupa hedefinden uzaklaşma anlamını taşıdı.

- Sivasspor Kasımpaşa önünde uzatma anlarında bulduğu golle rakibini Bankasya’ya kadar gönderdi. Son 5 maçta aldıkları 13 puan ile ligde kalmayı sonuna kadar hakettiler.

- Ankaragücü Bucaspor maçı ise fantastik bir skorla sonaerdi. İki takımda plakayı buldu diyebiliriz. Bkz. 5-3 ve 53.

- Karabük, İBB maçı ise deplasman takımının 2-0 üstünlüğü ile bitti. Bu maçta akılda kalanlar Emenike’nin dönüşü ve Holosko’nun gollerine devam etmesi oldu. İBB forması ile 6 lig maçında 4. Golünü attı.

Pazar, Ocak 23

Galatasaray 1-0 Sivasspor #Sular Durulurken

Maç öncesi Galatasaray taraftar kimliğini anlayamamış kesim olayları yaşanacağını umuyorlardı. Ancak bugün bu tip bir olay yaşanmadı ve Galatasaray taraftarı gerekenleri haddini bildirdiler. Yeni stad ve ilk maç olunca beklenti haliyle artıyordu. Maç öncesi açıklanan kadroda Aydın, Barış, Emre gibi isimleri görmem beni mutsuz etsede Aydın'ın maça yedek başlaması umudumu arttırdı. Arda ise her zamanki gibi takımı yalnız bırakıyordu. Nerede sakatlandığını merak ediyorum ve maçı diğer sakat oyuncularla değilde locada izlemesi şımarıklıktır.

Hagi maça Sabri-Cana-Servet-Hakan dörtlüsü ile başlmayı tercih etti. Bu beklenendi fakat Barış-Ayhan-Culio-Emre-Yekta beşlisi ile mantelitesini belli ediyordu. Sakatlıkların ve Asya kupasının etkisi ile kaliteli bir kadro ile maça çıkmak nasip olmadı. Maç içerisinde bu kalite eksikliği nedeniyle zorlanma yaşandı. Pozisyon üretmekte çok çok zorlandı takım. Nitekim atılan tek golde Servet'in ekstra katkısının sonucudur. Maçın kazanılmış olmasından dahada önemlisi yeni oyuncuların verdiği ümitlerdir.

Yekta; bonservis olarak fazla bir ücret ödensede topa sahip olma, topu olumlu kullanam ve en önemlisi gol bölgesine sızma özellikleri kendini diğer oyunculardan farklı kılıyor. Zamanla daha da iyi olacak ve en önemlisi çevresindede kaliteli isimler bulursa etkinliği bir kat daha artar.

Culio ; bu maçtan önce bir çok kez izlesekte lig maçında görmek daha farklı oluyor. Fiziki yetersizliğini zeka ve tekniği ile kapatmaya çalışan bir oyuncu. Şuan ki takım ve oyuncu profili içinde kendine yer bulması kolay fakat bir üst kademe futbolda eksiklikleri ortaya çıkıyor. Yine de devre arası için güzel bir tercih.

Stancu ; kısa süre içerisinde özgüvenini ve tekniğini gösterebildi. Bir kaç maç sonra ne verebileceğini daha net görebileceğiz.

Bu maçın kazanılmasında Cana ve Sabri'nin özverili oyununda katkısı çok. Bu iki oyuncu diğerlerine örnek olmalı. Futbol çok zor bi oyun değil. Kaliteden önce yürek daha ön planda ligimizde. Hagi ve Tugay'da bunu çok iyi özümsemişler. Transferler ve kararlar hep bu yönde şu ana kadar. Ancak bir Misimovic bugün çok farklı hale getirebilirdi bu maçı. Haftaya Bursa deplasmanında Cana'nın yerine Hakan Balta'nın geçeceğini ve İnsua'nın sol bekte yer bulacağını düşünüyorum. Ayrıca Pino'nun dönüşüde olumlu etki yapacaktır.

Bu sezon için kaybedilecek hiçbir şey yok. Ancak kazanılması gerekenler çoğunlukta. En önemlisi ise Galatasaray kimliği ve kazanma alışkanlığı. Son 16 haftada bunun için savaşılmalı. Türkiye kupasıda mutlaka kazanılmalı.

Salı, Ocak 4

John Utaka Konyasporda!!!


Konyasporu tebrik ederim ingiltere ve fransa patentli son dünya kupasında Nijerya kadrosunda yer almış önemli bir isim olduğunu düşünüyorum. Vasselden daha etkili bir isim ve ondan daha fazla şey yapacaktır ligimizde.




Pazartesi, Ağustos 9

Maç Saatleri Komedisi

14/08 20:00 Gaziantepspor – Kasımpaşa
14/08 20:00 Sivasspor – Galatasaray
14/08 22:00 Bucaspor – Beşiktaş
14/08 22:00 Eskişehirspor – Gençlerbirliği
15/08 19:30 Ankaragücü – Trabzonspor
15/08 21:00 Kardemir Karabük – manisaspor
15/08 21:45 Fenerbahçe – Antalyaspor
16/08 21:00 Bursaspor – Konyaspor
16/08 21:00 Büyükşehir Bld. - Kayserispor

Ligin ilk haftasında 5 ayrı saatte maç oynanacak. İklim koşulları göz önüne alındı diyecekler olabilir. Ancak bu pekte inandırıcı bi neden değil. Sivas ile Gaziantep’te aynı saatte maç oynatmak ne kadar mantıklı olabilir ki ?

Program dikkatle incelendiğinde yayıncı kuruluşun iki kanaldan maçları yayınlayabilmesi için özen gösterilmiş olduğu anlaşılıyor. Dünya’nın başka bir yerinde yayıncı kuruluşun bu kadar etkin olduğu bir federasyon yoktur. Lig bir yada iki hafta geç başlayabilirdi. Bunu her sezon başı söylüyoruz zaten. Ancak federasyon hafta içi maç oynatmamakta diretiyor. Sıcaklar bittikten sonraki maç saatlerini merakla bekliyorum. Bakalım ne gibi komiklikler göreceğiz maç saatlerinde. Gündüz maçı özlemimiz bu sene dinecektir elbet.

Çarşamba, Temmuz 21

TSL Fikstürü

1. Hafta

Sivasspor - Galatasaray
F.Bahçe - Antalyaspor
Karabükspor - Manisaspor
Büyükşehir Belediyespor - Kayserispor
Ankaragücü - Trabzonspor
Bucaspor - Beşiktaş
G.Antepspor - Kasımpaşa
Eskişehirspor - Gençlerbirliği
Bursaspor - Konyaspor

2. Hafta
Trabzonspor - Fenerbahçe

5. Hafta
Fenerbahçe - Beşiktaş

7. Hafta
Trabzonspor – Beşiktaş

9. Hafta

Fenerbahçe – Galatasaray

11. Hafta
Trabzonspor - Galatasaray

14. Hafta
Galatasaray - Beşiktaş

Pazar, Haziran 13

Quaresma Beşiktaş'ta

Sporting Lisbon
Barcelona
İnter
Porto
Chelsea
Beşiktaş


Perşembe, Mayıs 27

82 Madde

Gaziantepspor klüp başkanı İbrahim Kızıl, Bülent Uygun ile neden anlaşamadıklarını açıkladı. Açıklaması şöyle :

''Kendisi ilk görüşmemizde (açık imza atarım) dedi. Sonra 82 maddelik sözleşme sundu. Sözleşme imzalanması gayet doğal, buna bir şey dediğimiz yok. Ancak bazı maddeler var ki Gaziantepspor Kulüp Başkanı olarak buna imza atmam mümkün değil. Kendisinin mukavelesinde, Gaziantepspor Kulübü'nün prensiplerine uymayan maddeler bulunduğunu gördüm. Sözleşmeye eklenen maddeler etik olarak bizim yapımıza uygun değildi ve biz de vazgeçtik. Yurt dışında olduğum için kendisiyle görüşemedim. Bülent Uygun iyi hocadır, idealleri vardır, kendisine başarılar diliyoruz. Bu konuda başkaca bir şey konuşmak istemiyorum''

İnsanın aklına bir çok soru geliyor. Acaba bu 82 maddelik istekte neler var? Birde Gaziantep yapısına uygun olmayan maddeler hangileri? Başkan Kızıl geçtiğimiz sezon Couceiro'yu getirirken bu uygun olmayan maddeleri gözettimi?

Bülent Uygun beğensekte beğenmesekte yolunu önceden çizen bir antrenör. Şuanki yapısı itibariyle Ankaragücü'ne gitmesi hem onun hemde Ankaragücü'nün çıkarına olur.

Pazar, Mayıs 23

Konyaspor Süper Ligde

Altay ile 2-2 berabere kalan Konyaspor Play off turunu 7 puanla lider bitirerek Süper Lige yükseldi. Açıkcası 4 takım içinde yükselmesini en son istediğim takımdı. Altay gelebilseydi gelecek sezon kazanacağı gelirle çok daha iyi futbolcular yetiştirebilirdi. Konyaspor'a Turkcell Süper Lig'de başarılar.

Çarşamba, Mayıs 19

34. Haftanın Ardından

- Yoğunluktan Bursaspor’un tarihi şampiyonluğu hakkında yazamadım. Tebrik edilesi bir başarı gösterdiler bu sezon. Bir daha şampiyonluk görmeme ihtimalleri büyük olduğu için sona kadar sevinmeliler. Ayrıca kupayı Anadolu’ya götürüp diğer süper lig ekipleriyle beraber şampiyonluk geceleri düzenleyebilirler.

- Kaybeden Fenerbahçe ise neden kaybettim diye fazla düşünmesin. Trabzon karşısında yediği gole bakması yeterli. İtiraz itiraz itiraz başka bir şey yapmaya çalışmayıp hakemi etki altına almaya çalışmanın bedelini son maçta verdiler. Trabzonspor ise kendi ceza sahasında oynadı maç boyunca. Topunda canı var diyen Hagi’ye selamlar olsun :) Açıkcası çok sevindim şampiyonluğu böyle kaçırmalarına. Hele maç sonu sevinçleri yok mu …

- İğneden sonra çuvaldızı kendimize batıralım. Rijkaard evet bu sezonun baş sorumlusu kendisidir. Üçüncülük ise başarıymış onun adına. Hala tarih yazmaya geldiğinden dem vurdu. Gerçi çok erken bu yargı için ancak görünen nedenlerden dolayı başarılı olma şansını çok düşük görüyorum. Son maçta çıkardığı kadro onunda bazı tercihlerde kararsız olduğunun göstergesi. 50 günlük bir tatil verilmiş futbolculara.

- Galatasaray 4 yerli transfer yaptı sezon bitmeden. Gelen 4 isimde rotasyon için alınan futbolcular. Sadece Serdar Özkan formaya yakın. Yerli olarak alınacak başka isim olduğunu düşünmüyorum. Gönlüm her zaman Nuri Şahin diyor ancak imkansız. Hele ki Şampiyonlar ligine gidememişken gelmesi sadece hayal olur. Yabancı transferi ise hala karışık görünüyor.

- Birde Gökhan Gönül konusu var benim için. Milli maçlardan sakatım deyip kaçan oyuncu (bu sene en az iki defa olmuştur) kendi takımında sakat olmasına rağmen olağanüstü oynuyor. Abd kampındada olmayacak sakatlığı nedeniyle. Ancak bu sene Çarşamba günkü milli maçta sakatım deyip oynamayıp Pazar günü Fenerbahçe formasıyla sahaya çıktığını sıkça gördüm.

- Arda Turan. Son maçta yedek başladı ve yüzündeki ifade acı veriyor bana. Zoraki tutuluyor sanki takımda. 15 milyon eurolar yazılıyor hakkında. O parayı veren varsa satılmaması ihanet olur. Yıldız olmadığı ve Galatasaray’a pekte bir şey kazandırmadığı ortada sonuçta.

- Son olarak bloga yazar arıyorum. Yazma isteği olan herkese açığım.

Pazar, Mayıs 16

Gençlerbirliği 2-1 Galatasaray

Maçı izleyemedim yorum yapamaycağım. Bize bu rezalet sezonu yaşatan teknik heyete ve futbolculara sitemlerimi iletiyorum. Şimdi haketmiş gibi gidin sahillerde boy gösterin. Bu sezon aldığınız her kuruşu haketmediniz. Hangiyüzle çıkıp konuşacaksınız merak ediyorum. Bir Bursaspor kadar olamadıysanız o koltuklarda oturmanızın manası kalmıyor maalesef.

Salı, Mayıs 4

Hınca Uluç'un Açıklamaları

-Fenerbahçe ile başlayalım. Eskişehir engelini de kayıpsız aştı ve şampiyonluğa doğru gidiyor. Eskişehir karşısında oynadığı futbol büyük beğeni topladı! Siz bir düzelme görüyor musunuz? İyi futbolun Eskişehir'in herhangi bir iddiasının olmaması ile ilgisi var mı?

-Fenerbahçe medyasına hayranım! Bu maç Fenerbahçe-Eskişehir değil de Galatasaray-Eskişehir maçı olsaydı ki oldu, Cevad Prekazi'nin Zalad'a attığı frikik golü hâlâ konuşuluyor. Ama Alex'in İvesa'ya attığı frikik golü dillere destan oldu. Ayrıca Prekazi o yılın frikik kralıydı, Alex bu sene ilk defa frikikten gol atıyor. Bütün bir sezon frikikten gol atamayan, ayakları duran Alex frikikten gol atıyor. O frikiğin olduğu pozisyonda faul yok.Resmen yaratılmış bir frikik ve ikinci gol, olacak bir gol değil.

-Öte yandan siz Eskişehir'i bu kadar pasif, ruhsuz oynarken seyrettiniz mi?
-Mike Tyson benim karşıma geçse, ellerini cebine koysa ve dursa, ben de adama pata küte vursam, sen de spor yazarı olarak karşısına geçip ertesi gün 'Hıncal Uluç, Tyson'u ezdi geçti' diye mi yazarsın!.. Ben Eskişehir'i itham etmiyorum. Ben Türk medyasının iki yüzlülüğünü anlatıyorum, ben Türk medyasının ayıbını anlatıyorum. Bu maç Galatasaray-Eskişehir maçı olsaydı, bu maçın kahramanı 'Galatasaray' değildi. Hiçbir gazete 'Galatasaray, Eskişehir'i ezdi' diye yazmazdı. Bütün gazeteler İvesa'yı ve maçın hakemini yazarlardı. Bütün mesele bu. Çok farklı bir şeyi konuşuyorum ben şu anda.Hakemle ilgili bir örnek vereyim; 30. dakikada Koray'a bir sarı kart çıkardı. O pozisyonu yüz tane hakeme gösterin ve sorun 'sarı kart çıkarır mısın?' diye. Bülent Yıldırım'dan başka 'çıkarırım' diyen olursa ben özür dilerim. Bu kadar cömert çıkarılmış bir sarı kart... Üç dakika geçmedi Selçuk, ceza sınırındaki, bir sarı kart daha görse Ankaragücü deplasmanında oynamayacak olan Selçuk hatalı bir pas verdi. Bu hatalı pas ile tehlikeli bir Eskişehir kontratağı başladı ve Selçuk o kontratağı kesmek için koşarak geldi ve rakibine faul yaptı. Atak kesme faulleri sarı kart. Göstermedi. Düşünceye göstermedi.
ÇAMUR HALA DURUYOR
Nasıl yaptı faulü? Sağ ayağı ile daldı, çelme taktı. Çelme takmak sarı kart. Göstermedi.Devam etti, sol ayağı ile de tekme attı. Tekme atmak da sarı kart.Yani bir faulün içinde 3 sarı kartı var Selçuk'un...3 dakika evvel Koray'a o cömert sarı kartı çıkaran Bülent Yıldırım, hemen ardından 'Bana sarı kart göster' diye arka arkaya hareketler yapan Selçuk'a ceza getirecek kartı göstermedi.Şimdi bu Fenerbahçe'nin son haftalardaki maçlarına bakın; ceza sınırındaki adamlar kart görmüyorlar. Tesadüfen!..Emre Belözoğlu iki kere kart görebilirdi.En nihayet kendisini daha fazla kontrol edemeyeceğini anladı, kenara 'Beni alın' diye işaret etti. Emre anladı, hakemi de sıkıntıya soktuğunu anladı, 'Skor da nasıl olsa 2-0, beni de hakemi de üzmeyin. Beni kenara alın' diye işaret etti çocuk. Bu kaçıncı maç!..Bu kaçıncı maçtır Fenerbahçe'ye puan getiren golleri rakip kaleciler akla hayale gelmez şekilde yiyorlar. Olmadık gollerle mağlup oluyor Fener'in rakiplerdi. Bunların da hepsi tesadüf olabilir.Ama tekrar söylüyorum; bunların altı katiyen çizilmeden, açıyorum gazeteleri, "Fenerbahçe muhteşem top oynadı" diye yazıyorlar.Adamda utanma olur.Ben geçmişte 2-1 biten Galatasaray-Eskişehir maçını da seyrettim. Eskişehir de muhteşem oynadı, Galatasaray da muhteşem oynadı.Harika bir maç seyrettik. O maça atılan çamur hâlâ sürüyor, bu maçın arkasından Fenerbahçe'ye destan yazılıyor. Türk futbolunun ayıbı, Türk futbol basınıdır.

Bir notta ben ekleyeyim. Maç sonu Ntv de Rıdvan'ı izliyorum. Frikikteki faul pozisyonu gösteriliyor. Ve Rıdvan biliyor orada faul yok. Ancak sanki orası değdi burasına müdahale var gibi laflar etmeye başladı. Güntekin Onay durumu anladı ve hemen başka pozisyona geçiverdi. İşte Fenerbahçelilik böyle birşey. Medyadaki tüm Fenerbahçeliler eski sporcusundan yazarına kadar hepsi göz göre göre yalan konuşabiliyor. Ne diyelim analarının ak sütü helal olsun bu şampiyonluk.

Pazartesi, Nisan 26

Galatasaray 0-0 Bursaspor #31

Dün akşam ligin en güzel maçlarından biri oynandı. Tempo ve pozisyon zenginliği açısından üst düzey bir mücadele oldu. İki takımda zaman zaman üstünlüğü eline aldı ve galibiyete çok yaklaştı. Sercan ve Keita’nın kaçırdığı fırsatlar deyim yerindeyse saç baş yoldurdu. Ancak Sami Yen’de kazanan yine Fenerbahçe oldu.

Bursaspor bu haftaya kadar zirvede olmasının tesadüf olmadığını sıkça gösterdi. Özellikle Volkan çok etkili oldu. Tabi bunda karşısındaki Caner’in beyin eksikliğininde önemi büyük. Orta sahada üstünlüğü ele aldığı dakikalarda öldürücü pası atacak oyuncu eksikliği onları kanatlara oynamaya itti ve genelde sağ kanattan Volkan’ı kullandılar. Sercan ise güzel geliştirdiği atakların son vuruşunda yanlış tercihler yapınca takımı golden etti. Ancak bu vuruşlar Sercan için doğal. Çünkü bu kadar ön plana çıkma nedeni bitiriciliği değil yıpratıcılığıy ve bunu sahada bardı. Ertuğrul Sağlam’ın Sercan ve Volkan’ı kenara alması Bursaspor’un atak girişimlerini dengesizleştirdi. Kanımca ciddi bir hata yaptı bu tercihle. Ayrıca Batalla bu maçı kopartacak tek isimdi ancak oyuna giremedi. Belkide zorunlu olarak yapılan İbrahim değişikliği bunu engelledi.

Galatasaray gelecek olursak yine istediğini alamayan ve oyunun bazı anlarında çaresiz kalan bir takım vardı. Artık uzun uzun Galatasaray değerlendirmesi yazmayacağım. Zira Frank Rijkaard ve ekibi bu kadroyla sadece 3. Oluyorsa bu ciddi bir başarısızlıktır ve hesabı sorulmalıdır. Rijkaard maç sonu demecinde gelecek sezon içinde devrim yapacağını söyledi. Geldiği günden beri hangi evrimler gerçekleşti görmek isterim. Zorlu olan hiçbir maç kazanılamadı bu bir sene içinde.

Dünya Kupası için takımı sabote eden isimlere bir bakalım. İlk sıraya Elano yazılmalı sanırım. Dünya kupasına 32 maç kaldı ve sakatlıktan çekiniyor. Tamam bu anlayışla karşılanabilecek bir olaydır ancak takımı sabote eder gibi bu iş yapılmamalı. Biraz insiyatif kullanmak zorunda bu oyuncu ancak bir yıl boyunca bunu bekledik durduk. Son 10 maçta kadroya alınmayıp dünya kupası kadrosuna çağrılmaması sağlanabilirdi. İkinci sahtekar ise Kewell’dır. Onun hakkında yazacak hiçbir şey yok. Herşey apaçık ortada zaten. Dos Santos elinden geleni yaptı ancak kapasitesi bu kadar. Sezonu gol atamadan bitirecek ve asist sayısı şu ana kadar sadece 1. Yinede sahada mücadele etmesi ve bunu hissettirmesi bile yeterli.

Birde Arda Turan vardı hani büyük kaptan. Maç sonrası yine yol havası vurmuş efendi. Dileğinin gerçekleşmesini çok isterim. Yolu açık olur inşallah ve umarım pişman olmaz.

Dünün 25.000 seyirci + 50 kişil teknik heyet ve futbolcusu içinde istediğini alabilen bir tek kişi vardı sahada. Adını zikretmeye gerek yok bu sahada uzaktan kumandalı “Gezer” hakemin.

Pazartesi, Nisan 19

Fenerbahçe 1-0 Beşiktaş


Sahada 11 saygısız, tribünde 50.000 cazgır ile daha çok maç kazanırsınız.

Pazar, Nisan 11

Galatasaray 4-1 Diyarbakırspor #29

Taraftarın 5 dk için yapacağı anlamlı protesto yerini 90 dakika boyunca süren ve bazen rezilliğe varan olaylarla noktalandı. Bu maçın yorumunu yapmamayı tercih ediyorum. Saha içini yazmalıyım ancaksaha içi dışından farksız değil. Bugün rakip Diyarbakır olması maçı kazanacaklarınada emin değilim, öyle bir oyun vardı. 35 yaşındaki veteran kaptanımız Arda Turan'ın yüzünden düşen bin parçaydı. Haksız değil ancak yaptığı işede saygısı olmalı insanın. Baros hatricki ve Keita'nın tek kişilik şovları dışında güzel olan hiçbirşey yoktu. Umarım hem futbolcu hemde seyirciler gerekli dersleri çıkarır.

Pazartesi, Nisan 5

Sivasspor 1-1 Galatasaray #28

Son aylardaki her Galatasaray maçı gibi bu maçta ilginç ve hüzünlü geçti. Büyük oyunların döndüğü aşikar olan adı süper ligimizde bazı takımlara yapılan ve sürekli olan kayırmalar ve Galatasaray üzerine yapılan haksızlıklar can sıkmaya başladı. Ancak herşeyden iğneyi önce kendimize batıralım ve sonrasında çuvaldızı gerektiği yerlere batırmaya çalışalım.

Rijkaard'ın sahaya sürdüğü 11 kendine ihanettir. Barış-Sarp-Ayhan-Topal bu 4 ismin aynı anda sahada olması ve sahaya çıkılan 4-1-4-1 dizilişini anlamak çok güç. Maçın sıkıcı olacağı ilkdakikalarda belli olmuştu. Galatasaray'ın golü nasıl atacağını merakla bekliyordum. 17. dakikada hasbelkader oluşan boşluğu iyi değerlendire Barış güzel ve bir o kadar şanslı bir vuruşla öne geçirdi. Sonrasında ise Rijkaard ve takımın alınan puan kayıplarından bir ders çıkarmadığını gördük. oyun geride kabul edildi ve kontra toplarla gol arandı. Ancak Dos Santos konusunda artık emin oldum. Bu çocuk kale çizgisine kadar gider fakat gol atması yada gollük pas vermesi tesadüflere bağlı. Çok rahat pozisyonlarda ya yanlış tercih yaptı yada yaptığı vuruşlar yanlıştı. Ancak yinede sahada birşeyler yapmaya çalışan ender isimlerdendi. İlk yarıda çok fırsat kaçtı Keita'da gününde olmadığıiçin fark bi türlü artmadı.

İkinci yarı başladığında ise anlamsız geri çekilen bir Galatasaray vardı. Karşısındaki rakip kim olursa olsun öne geçince anlamsız bir baskı hissediyor ve kendisine yakışmayan bir kimliğe bürünüyor. Rijkaard bundaen önemli etkendir. Bakalım Rijkaard'ın Polyannaları neler yazacaklar. Yapılan düzgün bir atak yotu bu yarıda. Heleki Jo oyuna girdikten sonra topu ileri tutmakta mümkün olmadı.Defanstan şişirilen toplar bir türlü onunla buluşmuyor ve buluşmazda. Jo'nun topu kontrol edebilmesi için topun göğsüne düşmesi gerekli. Yoksa etrafındaki topları sahiplenecek güçte değil. Son 10 dakikada ise tamamiyle geri çekilmiş bir takım gördük. Kalede kaleci olmadığı için yenilen salakça bir gol bu senenin özetiydi. Kaybedilen her puanda bir gariplik vardı sezon boyunca. Ancak şuda bir gerçek kalecisiz oynuyor Galatasaray. Bugünkü komiklikler geçtiğimiz haftadaki hatadanda kötüydü. Böylelikle bir seneyi daha kupasız kapatmış olduk.

Çuvaldızı ise bu maçtaki tutarsız kararlarıyla maçın bu hale gelmesinde etkili olan Halis Özkahya'ya batıralım. Sivassporlu oyuncular ve özellikle Keita'nın yaptığı çirkinliklere göz yumup Barış'a savurduğu tekmenin 2 sn sonrası kırmızı kart çıkartması niyetini apaçık belli etti. Burada Barış'ın rakibe müdahaleside yok ancak kasıtlı bir hareket var ve bunun bedeli sarı akrttır. Ayrıca Sedat Bayrak adlı şahsında ilk yarıda ikinci sarı karttan atılmamasıda anlamsız. Sonuçta sahada aldığı emri uygulayan bir hakemdi. Tamam Galatasaray kötü oynuyor ve yönetiliyor ancak sahadaki hakemlerin tutumlarıda bu sonuçları doğuruyor. Eskişehirde görülmeyen eller, Trabzondaki çifte standartlı kararlar, derbide verilmeyen penaltılar ve son olarak Sivastaki hatalar. Polat ve yönetiminin testi kırıldıktan sonra toplantı yapmasının anlamı yok artık.

Atılan golden sonraki Sivasspor yedek kulübesindeki bir ismin Rijkaard ve ekibine saldırması ise büyük ahlaksızlık. Ayrıca maç içinde Rijkaardla tartışan seyirci kılıklı hanzoların futboldan ne kadar anladıklarını merak ediyorum. Sivas'a Rijkaard, Gio, Neill, Jo ve Keita gibi isimleri izlettiren bir takıma daha saygılı olmalılar.

Pazar, Mart 28

Galatasaray 0-1 Fenerbahçe #27

Resimdeki şahıs bu gecenin adamlarından biri. Diğeri ise kaleci bile diyemeyeceğim
kişidir. Kötü bir derbi oldu fakat sahada istediğini yapan Fenerbahçe'ydi. Beraberliği garantilediler ve sonrasında ummadıkları andada golü buldular. Galatasaray cephesinde ise karışık bir oyun anlayışı ve her zamanki gibi takım olamama olgusu vardı. Mağlup duruma düşüldükten sonrada baskı kurulamaması ise çok acı. Bu kadroyu bu duruma düşüren Rijkaard'a ve Rijkaard budalalarına selam olsun. O budalalar yine Polyannacılık oynayacak ve savunacaklardır bu ahmak adamı.
Enkötüsüise Leo Franco'ya hiçbir yaptırım olmayacak olması.Gelecek hafta yine formasını giyer. Tıpkı en kötü maçını çıkarıp haftalar sonra bu derbide forma şansı bulan Mehmet Topal gibi. Tebrikler Fenerbahçe ve Rijkaard.

Pazartesi, Mart 22

Trabzonspor 1-0 Galatasaray, Totale Tutunmak

Maç öncesi tahminimde Galatasaray’ın kontrollü oyunla kazanacağını düşündüm. Ancak her deplasmanda olduğu gibi buradada yanıldım. Çıkan 11 de Hakan Balta’yı bekliyordum. Zira Rijkaard, Caner faciasından akıllanmıştır diye düşündüm. Geri dörtlüyü Sabri – E. Güngör – Neill – Caner ile kurdu. Servet yine yedekteydi ve hızlı Trabzon hücum hattı için doğru tercihti. Bu hattın önünde Mustafa oynadı, onun iki önünde ise Barış ve Elano vardı. Kanatlarda değişiklik yaptı Rijkaard. Keita solda, Santos ise sağda başladı. En önde ise Jo vardı. Bir kişi eksik saydım zira kalemiz yine boştu.

Maçın ilk 10 dakikasından sonra şöyle bir yorum yaptım. Bu dakikalarda bir gol atarsak maç kopar. Ancak o 10 dakikadan sonra Keita’nın ayağına gelen su şişene abartılı sahtekarlığı eklenince. Uyuyan Trabzon seyircisini ve takımını uyandırdı. Takım o alıştığımız silik futboluna döndü. Bu arada Dos Santos için bir iki kelam etmek gerekir. Dün en iyi isim gibi göründü. Ancak iyi oynamak hızlı top sürmek ve çalım atmak değil. Ceza sahasında vurduğu her top kalecinin tam üztüne gidiyor. Dün daha maçın 4. Dakikasında öne geçmek içten değildi ancak her zamanki gibi kaleciye teslim etti topu. Keza Jo’nun kaçırdı pozisyon gibi. Bir oyuncunun büyüklüğü buralarda ortaya çıkar. Bu iki isimde vasat maçların oyuncuları.

Bir diğer büyük takımın küçük oyuncusu ile Emre Güngör. Kimse yere yatarak kıçına çarpan 3 top için kandırmasın kendini. Bu çocuk her zaman bu tp bir hataya açık. Ancak asıl suçlu Neill. Kolayca ileri savuşturacağı topu yanındaki kazma stoperlere veriyor. Eskişehir maçı yetmedi aynı hata dünde gerçekleşti. Eee bütün bu paslar “total futbol” için. Sanırsın defansında Pujol ve Pique oynuyor. Öyle rahat paslaşabiliyorsun. Topu Servet’e, Emre’ye verince o topun sana sağlıklı şekilde gelme ihtimali çok düşük. Topla kavga eden oyuncular bunlar. Topun canı olsa acı çeker bu tip futbolcuların elinde. Gol sonrası Rijkaard’ı gösterdi kameralar. Ağzını ezdi büzdü o kadar. Çıkıp bi reaksiyon göster, Şoka girmiş futbolcuları uyandır. Asla bunu yapmaz saha kenarında Konfiçyus edası ile maçını izler. Takımının nasıl eridiğini gözlemler ve bir dahaki maça hiçbir önlem almaz. İlk yarının son 5 dakikasında suni baskı oluştu ancak uyumsuz takımın baskısı gibiydi. Kimse kimseyi tanımıyor sanki. En çokda neill için üzülüyorum. Adam etrafındakilerin yeteneksizliğini görüyor insiyatif almak istiyor ancak yardımcı olan hiç kimse yok. Topla çıktığında Mustafa, Barış ve Elano kendini göstermesi gerekli fakat hepsi toptan kaçıyor. O da ya Caner’e yada Sabri’ye dönmek zorunda kalıyor. Takımın hücumdaki pozisyon zenginliği top kanatlara gittiği için %50 azalıyor.

İkinci yarıda bir direniş görmek isterdi bu gözler. Ancak mağlup skora rağmen hiç kimsede isyan söz konusu değildi. Kaptan Sabri bu yarıda hücuma dahi çıkamadı. Aksine daha bi sinildi rakibe karşı. Trabzon’un yetenek düşmanı forvet hattına şükretmek lazım. Biraz akıllarını kullansalar goller bulmaları hiçte zor değildi. Maçın kırılma anlarıda oldu bu yarıda. Jo’nun bulunması gereken yerlerde olmamasının acısını çokca yaşadık. Tipik bir santrafor olmadığını iyice gördük. Dos Santos saman alevi gibi parladı söndü maç boyu. Skora katkı yapmadıktan sonra bir anlamı olmuyor bu parlamaların.

Son olarak Caner. Bu maçtada kendine ihanet etti. Sayısız korner kullandı, yine sayısız kez ceza sahasına orta kesti. Sadece Baros’un kafasına giden bir topunu hatırlıyorum. Bu maçla birlikte gelecek sezonun kadrosunda olmayacağını göstermiştir. Tabi bunu görebilecek bir teknik direktör varsa Galatasaray’ımızın başında. 26. Hafta geride kaldı ancak takım hala kopuk oynuyor. Hiç bölgenin birbiriyle bağlantısı yok. Total Futbol diye yutturdukları bir oyun var ortada. Takım bu futbola alışma dönemindeymiş, emekleme dönemlerinde bu kayıplar normal olabilirmiş. Geçiniz bunları, biz totali beklerken nice kupalar ve şampiyonluklar elden gidecektir. Bu sezon harcanan paraların karşılığında ne kazandık sizce. Kırılma anlarında hep kaybeden bir takım. Evet bunu kazandığımız bir gerçek . Bu arada bi Arda Turan zırvalamasıda aldı başını gidiyor. Arda dün olsa ne değişecekti merak ediyorum. Hala Arda Turan’daki gerilemeyi göremeyen ve büyük futbolcu “yıldız” olduğuna inananlar var. Bu takımın tek yıldızı Kewell. Oda sene sonu büyük ihtimal ayrılacak.

Pazartesi, Mart 8

Eskişehirspor 2-1 Galatasaray

Kendi elleriyle avantajını kaybeden takım ve o takım içindeki hainler. Başta Arda Turan, Mehmet Topal ve Caner olmak üzere. Sonrasında ise Emre Çolak adlı sirk cambazı. Eğer bu futbolcular Galatasaraylı ise ben değilim. Galatasaray bu züppelere kaldıysa yazıklar olsun. Yazacak çok şey var ancak şimdilik sinirlerin geçmesini bekleyelim. Bir daha Arda Turan'a büyük topçu diyen olursa bilin ki futboldan anlamıyordur.

Pazartesi, Şubat 22

Beşiktaş 1-1 Galatasaray

Maç öncesi iki teknik adamında ufak değişikliklerde bulunacağı tahmin ediyordum ancak Denizli’nin böylesine büyük bir değişime gitmesini yadırgadım. Gerçi her büyük maç öncesi Denizli2nin ne yapacağı, nasıl bir takım çıkaracağını tahmin etmek çok zor. Bu maçta Tello tercihi hiçte iyi durmuyordu ve maç boyuncada bu gözlendi. Ferrari’nin dönüşü takımın eski savunma kimliğini dönmesini sağladı. Toraman’ın sağ bekte oynatılması ise Denizli’nin maçı kaybetmek istemediğinin açık göstergesi oldu. Rijkaard ise Madrid deplasmanındaki takımdan iki değişikliğe giderek derbiye çıktı. Sarp’ın yerine daha dinamik olan Barış’ı, Servet’in yerine ise hızına güvendiği Emre Güngör’ü tercih etti. Elano ise Perşembe gecesi olduğu gibi daha defansif bir yapıda sahadaydı.

Maç beklendiğinin aksine durgun başladı. Bunda Galatasaray’ın kontrollü oyununu payı büyük. Beşiktaş ise oyunu kanatlardan koparmak amacındaydı. Sürekli olarak kanatlardan gelmeyi ve yan toplarda arkadan gelen Fink –Ernst ikilisi ile dönen topları toplayıp rakibi baskı altında tutmaya çalıştılar. Bunu ilk 20 dakika yapamadı ancak ilk yarının son 15 dakikası iyi fırsatlar buldular. Nobre’nin kafa vuruşunun direkten dönmesi, Leo’nun tartışmalı kurtarışı ve birkaç tanede Neill’ın zekası ile kestiği pozisyonlar var. Galatasaray ise ileride top tutamamasının eksikliğini fazlası ile hissetti. Keita’da etkili olamayınca rakip alanda sadece Elano’nun çapraz topları ile varolmaya çalıştı. Ancak şuda bir gerçekki Galatasaray takım savunmasında çok ilerledi sene başından beri. Bundan bir ay öncesinde bu kadar gayretli ve takım halinde savunma yapamıyordu takım.

İkinci yarıya iki teknik adamda aynı kadroalrla başladı. Bu yarı Galatasaray uzun ve ters top yerine ayağa kısa paslarla oynamayı tercih etti. Bu oyunda Elano gibi akıl dolu bir ayağın ön plana çıkması kaçınılmazdı. Elano özellikle şutları ile çok zorladı Rüştü’yü. Denizli ise kanatları kullanamadığını gördü ve oyuna Nihat-Bobo ikilisini aldı. Nore ve Holosko çıkan isimler oldu. Tello kötü oynasada hala oyundaydı. Bunun nedeni sonrada doğru yazacağım. Rijkaard Caner-Jo değişikliği ile hücumda daha çok kalmayı ve yorulan Beşiktaş önünde galip gelmeyi düşündü. Nitekim Jo’nun sürüklediği bir atakta Arda Sivok’unda hatası ile ters bir vuruşla gölü attı. Bu dakikadan sonra Galatasaray rakip alan hızlı adamları ile çıkacaktı ve Keita ile bunu birkaç yakaladılar. Fakat Keita maç boyu kötü tercihler yapınca başarı sağlanamadı.

Denizli Yusuf’uda oyuna alarak hücumda daha etkin olmaya çalıştı. Fakat dinamik Ekrem’in çıkması defansif anlamda takım savunmasını ve hücumdaki hareketliliği azalttı. Arda’nın zamansız sakatlığı sonrası oyuna Rijkaard’ın prensi Santos girdi. Arda’nın maçın sonuna kadar sahada kalabilmesi önemliydi. Çünkü ataklara olgunluk katan bir yapıdaydı sahada. Ayrıca sıkça ileri çıkan Toraman’ın bölgesinde etkili oluyordu. Dakikalar 81 olduğunda Santos Tello’ya anlamsız bir faul yaptı. Maçın havasına ne kadar konsantre olduğunu gösteren bir fauldü bu. Tello ise 90 dakika neden sahada tutulduğunu çok iyi biliyordu. Yaptığı ortalar tehlikeli bölgelere gidiyordu. Nitekim faul atışınıda o kullandı ve Leo Franco’nunda yardımı ile Sivok golünü attı. Leo iyi oynadığı maçlarda hatalı gol yeme alışkanlığına devam etti. Beraberlik sonrası iki takımda bir nebze oyundan koptu. Keita getirdiği birkaç topta bencil davranınca mutlak golleri engellemiş oldu. Özellikle Uğur’a aynı pozisyonda iki kez pas vermeyerek galibiyete engel oldu beklide.

Bu skor iki takım adına kar sayılabilir. Maçın hakemi Fırat Aydunus’un anlamsız otorite havası komikti. Özellikle Leo Franco’ya yaptığı saçma sapan ikazla Franco’nun zaman geçirmesinden daha çok zaman geçirdi el hareketleri ile. Mehmet Topal’a Toraman’ın müdahalesi ise net bir penaltı idi. Beşiktaş mağlup olup şampiyonluk yarışından iyice uzaklaşmak yerine puan farkını koruduğuna sevinebilir. Rijkaard maç sonrası mutlu görünüyordu. Sanırım takımın gösterdiği fiziki mücadele ve takım savunmasındaki başarının payı büyük bu sevinçte. Perşembe günü tur gelecekse yine bu mücadele ile gelecektir. Rijkaard hücum olarak forvetsizliğin etkisiyle pasif oynatıyor takımı. Jo ve Kewell’ın tam olarak dönmesi ile birlikte gaza basacaktır.