politik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
politik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Aralık 29

Kozmik Oda

Bu blogda böyle şeyler yazmaktan kaçınıyorum. Hatta hiç yazmak istemem ancak öyle olaylar oluyorki susmak yerine yazıya döküp paylaşmak daha iyi geliyor. Spor blogu temalı ve genelde spor üzerine kurulu bu blogda bu tip yazı görmek istemediğini belirten kişiler var ve bu kişiler bu yazıları okumayabilir.

Dedesi Kubilay’ın şehit edilmesine ön ayak olan ve elebaşı olduğu kanıtlanan malum şahısa yönelik bir suikast iddiası ortaya çıktı bir hafta kadar önce. Bunun ardından birkaç subay çıkmış ve bu subaylar yüksek mevkilerdeki kişilerden emir almış. İşte her şey bundan sonra başladı. Genelkurmay’ın en mahrem yerine giriliyor artık. Ülkenin olası durumlarında atılacak adımları bir savcı bir hakim bile biliyor. Hadi diyelim Genelkurmay başkanlığında birileri bu subaylara malum şahsın katli konusunda emir verdi.

Bu emri yazılı olarak kim verir?

Sadece yazılı değil belgeli şekilde kim saklamak ister?


Bu aramayı yapan şahsın geçmişini bilmeyi çok isterim. Eminim ki onun altındanda kötü kokular gelecektir. Olaya birde şu yönden bakalım. Genelkurmay’ın halk üzerindeki o güven duygusu her geçen gün sarsılmakta ve hatta artık öyle bi güven kalmadı belki. Seferberlik daire başkanlığı altında bu arama ve sonrasında yaşanacaklar askerde ciddi bir güven kaybına yol açacak. Gerçi bizim askeri kurumumuz sütten çıkmış ak kaşık hiç değil. Ancak sonuçta bir ülkenin askeri kurumunun gücü o ülkenin dokunulmazlığının güvencesidir. Bunca olay yaşanırken Genelkurmay Başkanınında susması ayrı bi gariplik. Konu ile ilgili Yılmaz Özdil köşesinde güzel bir yazı yazmış. Okumak bu lazım yazıyı. Gelecek günler bize ne gibi gariplikler gösterecek. Her zaman dediğimiz hayırlısı diyelim. Ancak bu işlerin hayrı bize değil başkalarına yarayacak.

Cuma, Ekim 9

Mahya Çelişkisi

Evet şimdide cami mahyalarına asılan yazılardan gocunmaya başladılar. İstanbul’un kurtuluşu dolayısıyla camilere asılan “Ne Mutlu Türküm Diyene”, “Ordumuza şükran Borçluyuz” gibi mahyalara protestolar anında geldi. Bunu asanları faşistlik yapmakla suçladılar. Gerçi ben Türküm demekte faşistlik bu ülkede. Böyle bir anlayış içinde artık bazı ayamamışlar. Süleymaniye Camii önünde protesto yapmış Genç Siviller örgütü. Ellerinde ise alternatif mahya önerileri var. İşte bazıları söyle “Ya Sev Ya Ter Eyle” , “ Ey Asker Tut Bizi”, “Darbe Yap Sıhhat Bul”, “Hoş geldin Ya Şerr-i Milliyetçilik” işte bunun gibi sözler düşünmüşler. Ayrıca basın açıklamalarında biz dağlardan bu yazıları siliyoruz ancak bu yazılar İstanbul’un semalarında asılıyor demişler. Ne diyelim devir hainlerin, dolandırıcıların, riyakarların, firavunların devri. Yakında bayrağımızda laf atacaktır bu ayamamışlar.

Cuma, Ekim 2

Aşırı Milliyetçilik

Bloga yazılarını taşıdığımız bir isim olan Özcan Yeniçeri bugünde güzel yazmış. Son derece önemli tespitlerde bulunmuş. Eline sağlık demek düşüyor sadece.

" Son zamanlarda milletin birliği ve ülkenin bütünlüğünden söz edenler “aşırı milliyetçi” ilan edilir oldu. Türk, Vatan, Atatürk, Cumhuriyet ve kurucu iradeden söz edenlerin yaptıkları şey, malum kesime göre aşırı milliyetçiliktir. Bu cenah dağda eli kanlı bölücülere, kentte canlı bomba katliamlarını gerçekleştirenlere, halkın araçlarını Molotof kokteylleriyle yakanlara hakları inkar edilen çocuk muamelesi yapmaktadır. Bu arada bizzat kendileri “Türkler ne kadar Türk”, “Türkiye, Türklerin midir?” tartışması açmaktadırlar. Kendi açtıkları tartışmaların da aşırılıkla değil demokrasiyle ilgisini olduğunu savunmaktadırlar. Onlara göre etnik ya da azınlık ırkçılığı yapmak demokrasi, “Türk Milleti”nden bahsetmek ise aşırılıktır. Kürtçülük yapmak insan haklarını savunmak, Türklükten bahsetmek ise aşırılıktır.

Aşırılar toplumları temsil etmezler!

İlkesi olmayanların mantığına göre: Bu ülkede aşırı liberal yok. Aşırı küreselci yok. Aşırı komünist yok. Aşırı AB’ci/ABD’ci yok. Aşırı Kürtçü yok. Hain yok, mandacı yok, CIA hesabına çalışan yok, Mossad ile işbirliği içinde olan yok. AB’nin fonlarından, Soros’un ve Siyonistlerin burslarından insanlık adına yararlananlar ile bir de “aşırı milliyetçiler” var. Gen üzerinden projeler geliştirerek Türkiye’de Türk genlilerin (ne demekse) azınlıkta olduğunu bilimsel (!) bir biçimde kanıtlamaya çalışanlarının yaptıkları da aşırılık değil, bilimselliktir. Her fırsatta azınlık ve etnik haberleri manşete çekenler de gerçek peşinde koşan masum basın mensuplarıdır. Ermeni Tehciri, Mübadele, 6/7 Eylül, Varlık Vergisi gibi talihsiz olayları gerekçe yaparak etnik ve azınlık dalkavukluğu adına bir milleti ve tarihi kirletenlerin yaptıkları da aşırılık değildir.Halbuki, bütün toplumlarda doğal olarak halkın yüzde şu kadarı anormaldir: Delidir, hastadır, extremdir, marjinaldır, uçuktur, kaçıktır, dahidir, geri zekâlıdır vs. Her türlü dünya görüşünün içinde de her türden aşırı insanlara rastlamak mümkündür. Ancak aşırılar hiçbir toplumu temsil etmezler. Adı üzerinde aşırıdırlar.

Anadolu, aşırılıklara kapalıdır!

Kaldı ki Anadolu coğrafyasındaki İslam anlayışı da aşırılıklara izin vermez. Bu yüzden Avrupa’da ortaya çıkan Nazizm, Faşizm, Frankoizm, Komünizm, Lamarkizm, Şovenizm, Gobineauizm gibi insanlık dışı anlayışlar Türkiye’de itibar görmemiştir. Bu bağlamda Türkiye ırk, kafatası, etnisite, kan ve gen gibi saçmalıklara tarih boyunca hep yabancı kalmıştır. Türkiye’de ırk, kafatası ve kana dayalı tek bir uygulama ve teoriden kimse bahsedemez. Diğer yandan Milliyetçiliği hele hele Türk milliyetçiliğini indirgeyen, sınırlayan, dışlayan, ötekileştiren herhangi bir anlayışla ilgisi tarih boyunca kurulamamıştır, kurmanın da gerçeklerden fena halde kopmak anlamına geldiği bilinmelidir. Nazizim, faşizm ve komünizm gibi kavramlar her şeyden önce Türk kültürüne ve tarihine “domuz eti” kadar yabancı kavramlardır. Namus, vatan, bayrak, şeref gibi değerlere bağlı olmayı ve bunlardan taviz vermemeyi “aşırı milliyetçilik” olarak nitelendirenler hastadır. Birileri namusun ve vatanın birbirine bağlı bir bütün olduğunu düşünmüyorsa, bu onların zihinlerinin hasarlı olduğunu gösterir. Türkiye’de son zamanlarda arada bir aldatmanın faydalı olduğunu savunan sapkın bir zihniyet türemiştir. Bunlar, gerçekte kesirli (ondalık) namus anlayışının sahipleridir. Namusun, şerefin, kimliğin ve haysiyetin kesirlisi olmaz. Milliyetçilik de bu bağlamda bir çeşit namus anlayışıdır. Tavizi olduğu kadar aşırılığı da kaldırmaz. "

Salı, Ağustos 4

Git, Gideceksen Bekleme ...

Bu güzel ülkenin başına gelen en büyük bir kaç kötülüğün sahibi bu kişi için hiç üzülmüyorum. Sağcı olsun, solcu olsun binlerce düşünen, sorgulayan, soran gencin ölümüne ve en önemlisi ülkeyi harekete geçirecek genç dinamik beyinlerin yok olmasına sebep olan bu şahısa üzülmek gaflettir. Allah yardımcısı olsun ne diyelim ...

cenazesine katılmak isterim; Hoca
- hakkınızı helal ediyor musunuz? diye sorunca avaz avaz
- hayır!
diyebilmek için.

Pazartesi, Temmuz 13

Doğu Türkistan Olaylarına Sol Bakış


Çin'in Doğu Türkistan'da katliamı ile ilgili çeşitli fikirler ortaya atıldı. Müslüman kesim susmayı tercih etti, sosyal demokratlar kınayarak geçiştirdi, sözde milliyetçiler ve bölücüler birlikte göbek attılar, hükümet "one minute" diyemedi daha nice kesim gerekli tepkiyi ortaya koyamadı. Ancak Türkiye'ye yerleşmiş sol kesim (bunlara aşırı sol kesim diyelim) olaya çok daha farklı yaklaşıyor. Bir türlü Çin'in katliamını kabul etmiyorlar ve bu olayıda ABD'ye atmaya çalışıyorlar. Ulusal kanalı sık sık izliyorum ve oradada Çin'i kötüleyen tek bir kelime kullanmıyorlar. Amaç bağcıyı dövmek sürekli olarak. Sol.org adlı internet sitesinede ara ara bakıyorum. Olaylara bakış açıları benim baktığım noktayla tamamen zıt. Mehmet Somel adlı kişinin yazısını okumanızı isterim. Cem Yılmaz'ın Karadenizliler için yaptığı espirinin gerçek olmuş hali kendisi. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz ...

Salı, Haziran 30

İran, Nida, Devrim şehidi, ABD

İran'da seçim protestosu gösterileri ile başlayan ve önü alınamayıp ayaklanmaya dönüşen olaylarda ölen Felsefe öğrencisi Nida hakkında gerçekler ortaya çıkıyor. Cinayetin esrarı aralanmaya başladı. İşte açıklamalar şu şekilde :

Yetkililere göre, cinayet “kaçak bir silahla” işlendi. Cinayetin arkasında ise Amerikan gizli servisi CIA var. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney geçen cuma “Nida Batılılar tarafından öldürüldüne” vurgu yapmıştı. İran’ın Meksika Büyükelçisi ise önceki gün CNN’e yaptığı açıklamada Nida’nın vücudundan çıkan kurşunun Besiçlerin kullandığı türden olmadığını söyledi. Büyükelçi “Gösterilerin yoğun olmadığı bir noktada, bu kadar kameranın önünde öldürülmesi ilginç bir durum. Bu CIA’in bir oyunu” diye konuştu. Ahmedinecad yönetimini devirmek isteyen CIA’nın Dubai’de ofis kurarak ’Yeşil Devrim’i finanse ettiği, 400 milyon dolarlık bütçeyle işbirlikçilerin fonlandığı ortaya çıkmıştı.

Şimdi tüm bu gerçeklerden sonra hala taraflı ve bilinçli bir şekilde İran rejimini ve Ahmedinejad'ı devirmeye yönelik haberler yapan başta Radikal olmak üzere bu taraflı işbirlikçilerin son oyunları ne olacak bekleyip görelim. Son olarak şu tespitimle bitireyim :
İran'da rejimin sarsılması ve Ahmedinejad'ın (kendisi Türkmen asıllıdır) devrilmesi demek Türkiye'nin güvenliğinin ciddi şekilde yara almasına neden olacaktır.



Cumartesi, Haziran 20

Yasama... Yürütme... Yargı... Cemaat

Hürriyet'te Latif Demirci'den anlamlı bir karikatür...

Salı, Haziran 16

İran Seçimlerine Dair Avrupa

İran'da hafta sonu yapılan seçimlerden sonra senaryo işlemeye başladı. İşte bu senaryoyu Hasan Demir bugün yazısında çok güzel açıklamış. Yazıyı orjinal haliyle yayınlıyorum. Üzerinde düşünülmesi gereken çok detay mevcut :

Ahmedinecad oyların yüzde 65’ini alınca Batı’dan “Sivil itaatsizlik” kışkırtmaları yükselmeye başladı, meselâ Almanya, “Seçim sonuçlarını tanımayabiliriz” diyor, ABD’nin CIA’sı ile İsrail’in MOSSAD’ı seçim süresince zaten yoğun bir çalışma içersindeydi. Önce dünya kamuoyuna Musavi’nin adını “Musevi” diye pazarladılar, ardından, masa başı anketler üretip, “Seçimin galibi Musevi olacak” propagandası yaptılar.Ahmedinecad yüzde 65 gibi bir oyla yeniden İran Cumhurbaşkanı seçilince, “Tamam” dediler, İran’ı istikrarsızlaştırma planlarının ikinci aşamasını servise soktular.İnsan hakları ve demokrasi ile alâkası olmayan Batı, bir anda insan hakları ve demokrasi havarisi kesilivermişti ve tam da bu noktada bizim aklımıza S. Yaşar’ın, “Batı, her şeyin aslını bedava alır, sahtesini pahalı satar” sözü geldi.

Evet, Batı, Doğu’nun “İstişare” kültürünü bedava almış, istişarenin sahtesi olan “Demokrasiyi” pahalıya, petrol ve doğalgaz rezervlerinin tamamına el koyacak ve çıkaracağı kaos ile damarlardaki kanı bile emecek, ABD’de yerlileri katlederek, Irak’ta bir buçuk milyon insanı kurşun ile, on milyonlarca bebeği, uyguladığı ambargo ile açlık ve ilaçsızlıktan ölüme mahkûm edip, Afganistan’ı kan gölüne çevirecek kadar “seçimde hile oldu” ambalajı ile bu sefer de İran’a çok pahalıya pazarlamaya başlamıştı. İran halkı bu tuzağa inşallah düşmez ve Musavi ülkesinde, “Demokrasi aşkına” Turuncu Devrim kuklalarından biri konumuna gelmez. Çünkü Batı için demokrasi değil, çıkar vardır.Batı gerçekten demokrasi taraftarı olsa Filistin seçimlerinin sonuçlarına saygı gösterirdi. Batı gerçekten insan hakları taraftarı olsa meselâ Erdoğan hapiste iken Leyla Zana üzerine titrediklerinin hiç olmazsa yarısı kadar olsun onun üzerine de titrerlerdi. Batı gerçekten demokrat olsa idi bölücü terör örgütü PKK’nın partisi DTP için açılan kapatma davasında “Demokrasi elden gidiyor” diye çırpındığının yarısı kadar Erbakan’ın partisi kapatılmak için mahkemeye verildiğinde “Yapmayın, bu bir demokrasi ayıbıdır” derdi, demedi, demediği ile kalmadı, “İyi ki kapattınız, çünkü, her rejimin kendini koruma hakkı vardır” türünden mahkeme kararları verdi. Niye? Çünkü DTP, Batı’nın ekmeğine yağ sürüyordu, Erbakan, “Siyonizm’e ölüm” diyor, “Milli” vurgusu yapıyordu.

Batı gerçekten terör ve teröristle mücadelede samimi olsa, bir yandan kendi canını yakan bir terörist için Avrupa ve ABD’siyle tek vücut olup on binlerce kilometre öteden gelip Afganistan’ı işgal ederken öte yandan Türkiye’de cinayetler işlemiş Dursun Karataş ve onun tetikçisi Fehriye’yi himaye etmez, PKK’ya Çekiç Güç helikopterleri ile gıda ve teçhizat yardımlarında bulunmazdı.Batı gerçekten fikir hürriyetine saygı gösterseydi hakkında hiçbir şey bilmediği, pardon, aslında kendi eseri olan tehcir için Ermeni soykırım iddialarını bir bir parlamentolarından geçirip Türkiye’yi jenositle suçlamaz, hadi suçladı diyelim, en azından, “Belgeler soykırım olmadığını söylüyor” diyen tarihçileri üniversitelerden uzaklaştırmaz, onlara cezaevi yolunu göstermez, yani en azından suçlanana kendini savunma hakkı tanırdı.

Batı gerçekten hak ve adalet peşinde koşan bir medeniyetin sahibi olsa her gelen, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un devlet içinde devlet kurma talebi olan ekümenik patrikliği ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için Türkiye’ye baskı yaptığı ve 30 bin kişinin katili olan Öcalan üzerine titrediği kadar Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’u hiç olmazsa bir defa olsun cezaevi ziyaretinde bulunurdu. Bartholomeos, Zana gibi muteber, niye, çünkü onların adamı, Erenerol niçin yok sayılıyor Batı’nın gözünde, çünkü o, bu toprakların çocuğu!Daha söyleyecek çok şey var amma anlayana sivrisinek saz diyor, İran seçimlerinin, Batı ve onların içimizdeki uzantıları için bir turnusol kâğıdı görevi gördüğü. Kim bilir kaçıncı kez ibretle seyrediyoruz.

Salı, Kasım 25

Plan

MHP Başkanı Devlet Bahçeli son yıllarda vermiş olduğu nadir güzel konuşmalrından birini bugün yaptı.Gerek zaman gerek vurgu olarak çok güzel bir çıkış.İşte sözler:

"Bebek katilinin affının önünü açılmaktadır. Öcalan'ın sağlık durumları, kötü muamele gördüğüne yönelik propaganda son dönemde artmıştır. İmralı canisine ev hapsi hakkının tanınması açıkça Meclis'te dile getirilmeye başlanmıştır.
Avrupa bu konuya özel hassasiyet göstermiş, insan hakları örgütleri bir yerde İmralı'yı takip eden kuruluşlar haline gelmiştir. İmralı canisinin serbest kalmasına yönelik bir garanti anlaşması vardır. Dağda Mehmetçiği şehit eden teröristler ile polise taş atanlar AKP hükümeti tarafından ödüllendirilmiştir. İmralı canisi serbest kalana kadar bu durum tekrarlarıp duracaktır. AKP, önce PKK taşlarına sonra Avrupa örgütlerine teslim olmuştur.
Değerli arkadaşlarım;
Dikkatimizi çeken diğer husus ise çözüm, çara, açılım, hal tarzı ve uyanmak adında sunulan yeni bir etkilenme ve kabul etme sürecinin kabul etme planıdır.
Türkiye'nin üniter yapısını açıkça dile getirenlerin, sözde yeni bir Türkiye yapılanmasından sözetmeleri tesadüf değildir. Türkiyemiz maalesef iktidar tarafından üzerinde karanlık planların uygulandığı bir ülke haline gelmiştir"

Çarşamba, Kasım 5

Beyaz Saray, Siyah Başkan

Amerika Birleşik Devletlerinin yeni Başbakanı Barack Obama

Pazartesi, Haziran 9

Anayasa Mahkemesi

Bir ülkede halkın oyuyla ikitidara yada muhalefete gelen kişilerin günlerce tartışarak verdiği bir kararı halkın seçmediği ve tanımadığı hatta çoğunluğunu marksist kişilerin oluşturduğu bi kurum reddebiliyorsa.Bunun sonunda mecliste bulunan 550 kişiden bir ses çıkmıyorsa o ülkede demokrasiden bahsetmek yanlış olur.Bugün birlik olup ses çıkarmayanlar ve karara sevinenler yarın kendi aleyhlerine böyle bir karar verilince ses çıkaracaklar.Bu sefer bugünün haklı olanları o gün susacak.

Perşembe, Haziran 5