siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Eylül 16

Siz Spor ve Siyaseti İyi Bilirsiniz

Bakan Faruk Özak şöyle konuşmuş :

“Final maçından bir gün önce VIP tribününde insanlar 'hayır, hayır' diye bağırıyorlardı. Nasıl VIP insanlarsa...”

“12 Dev Adam, Ankara ziyaretlerinde Başbakan Erdoğan'dan yaşananlardan dolayı özür diledi. Sevineceğimiz yerde üzülüyoruz. Bayram evini cenaze evine çevirdik. Bu bölücülük değil de nedir ? “

Dünya Basketbol Şampiyonasının madalya töreninde Başbakan ve BOP Eş Başkanı R. T. Erdoğan ve Cumhurbaşkanı A. Gül’ün ıslıklanması ve protesto edilmesini böyle eleştiriyor.

Nasıl Vip insanlarsa? Bu söze karşılık sen nasıl bi bakansan oradaki seyircide öyle bir seyirci diyesi geliyor insanın. Sen spordan siyaseti çekebildin mi de seyircinin tepkisini küçümsüyor ve hakaretlere varan şekilde eleştiriyorsun. Bende senin sıfatının tüm Dünya’da seyredilmesinden ve bir türlü “Spor” diyememenden utanıyorum Faruk Bey. Konuşmasının devamında ise şu vahim cümleleri söylüyor :

“Siyasi mi, sınıfsal mı davrandılar. Bu ilkesiz, seviyesiz azınlık ne demek istedi ? 'Siz bu ülkeye yönetemezsiniz, Çoban Ahmet'in oğlu ya da emekli Mehmet Bey'in oğlu bu ülkeyi yönetemez' mi demek istediler ? Referandumun sonucunu görmüşlerdir.”

Sen beyninden sporla siyaseti ayıramamışsın demek ki Faruk Bey.


Birde R. T. Erdoğan isimli BOP eş başkanının isminden önce neredeyse Hz. Kullanacaklar. Yahu bi insan hiç mi eleştirilemez. Laf eden çarpılır havası yaratılıyor her seferinde. Bayram evi cenaze evi olmuş ıslıklardan dolayı. Tito, Lenin, Hitler, Stalin, Mussolini vs tüm diktatör liderler hiçbir eleştiriyi kaldıramazdı. Bizim Başbakanımızda sağolsun bu çizgide ilerliyor. Şimdi anayasal güçte ellerine geçti nasılsa. Eleştiren kişiler hakkında istedikleri fermanı yazabilecekler.

Salı, Nisan 27

Doğru Söze Ne Denirki?

" Öyle ya her şeye kadir bir siyaset için her şeye kadir bir anayasa gereklidir. Ancak bu şekilde siyaset, toplumu yeniden kurgulamak ve dönüştürmek görevini başarabilir. Zira Türkiye’de siyaset hizmet amaçlı değil egemen olmak amaçlı bir paradigmayı esas almıştır. Nitekim Başbakan, 23 Nisan için gerçekleştirilen sembolik törende koltuğuna oturttuğu çocuğa “Artık astığın astık, kestiğin kestik yetki sende” anlamına gelen sözler etmiştir. Bu sözler, Başbakanlık makamının Sayın Başbakan tarafından nasıl göründüğünü göstermesi bakımından önemlidir."

Özcan Yeniçeri - Yeniçağ

Çarşamba, Nisan 21

Anayasa Değişimi ve Başkanlık Sistemi

Mecliste anayasa tartışmaları devam ederken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ortaya Başkanlık sistemini attı. Nedir bu sistem?
Kısaca Başbakan + Cumhurbaşkanı = Devlet Başkanı

Böyle anlatılabilir. Örnekleri ise Putin ve Obama’dır. Güzel bir sistem mi? Bence gayet güzel ve demokratik bir sistem. Ancak ülkemiz henüz buna hazır değil.

Demokrasi adına çözülmemiş bir çok sorun varken Başkanlık sistemine geçmek ahmaklık olur. Düşünün ülke eyaletlere bölünecek bu sistemle. Karadeniz Eyaleti, Marmara Eyaleti gibi. Birde Güneydoğu eyaletini ve oranın valisinin Osman Baydemir olduğunu bir düşünün. Bu bile yeterli bir örnektir.

Birde şu konu var:
Bugünkü anayasa zamanında halkın %92 desteği ile gelen bir anayasa. Hangi koşullarda geldiği de belli. Ancak anayasadan memnun olmayan kişi sayısıda oldukça fazla. Nasıl bir toplum yapımızın olduğunun açık bir kanıtı. O gün anayasaya evet oyu verenler acaba neyi onayladıklarını biliyorlarmıydı? Yasama – Yürütme- Yargı’nın ne olduğunu ve birbirinden bağımsız olması gerektiğinden haberleri varmıydı?

Cevabı tabi ki hayır. Umarım yeni yapılacak anayasada bu konu ön planda yer alır ve tren gibi birbirine bağlı Yasama-Yürütme-Yargı yerine bağımsız bir yapı oluşturulur. Sadece bu bile bir çok sorunu çözmemize yardımcı olur

Salı, Nisan 13

Haklı Olup Haksız Duruma Düşmeyi Becerebilmek

BDP genel başkanı Ahmet Türk'e dün yapılan saldırı sonrası BDP li vekiller, belediye başkanları ve vatandaşlarımız haklı oldukları durumdan haksız duruma geçmeyi başardılar. Bunu defalarca gördük ancak kendilerinin bunu görmeye niyetleri yok. Olayın o kadar içindelerki biraz geri çekilip bakamıyorlar artık. Hatta MHP Genel Başkanı Bahçeli dahi olayı kınarken bu terörist ruhlu demeçler ve sokakları savaş alanına çevirmenin ne alemi var. Bir kez daha görmüş olduk ki demeçlerinde asla samimi değiller. Velhasıl kelam; biri suyu bulandırıyor ve siz o sudan içince su kötü diyorsunuz. Halbuki suyu bulandıranın kim olduğu apaçık ortada .

Çarşamba, Aralık 30

Açıklık ve Açılım İlişkisi

Açıklık sloganıyla yola çıktı. Kaç parça olduğu ve ABD yönetimiyle ile olan ilişkisi ortaya çıktı.

Önce "Kürt Açılımı" dedi. Daha sonra "Demokratik Açılım" diye sahip çıktı. Sonra ...
Bunlar sadece kısa bir not. İki liderin politikaları ve sonuçları dikkatli incelenirse her şey görülebilir. Yolları aynı yoldur. Tek fark birinin Moskova’dan diğerinin Ankara’dan yola çıkmasıdır. Şuanki durumla ilgili çok kısa bir örnek verip kapatalım.
28 Mayıs 1987 tarihinde 18 yaşındaki Batı Alman vatandaşı Mathias Rust, tek kişilik uçağıyla Finlandiya / Helsinki'den havalanarak ve hiçbir engel ile karşılaşmadan Moskova'daki Kızıl Meydana indi. Kızıl Meydana iner ve kendisi vurulmak istenir. Fakat vurulması engellenir. Bu tarihten sonra Gorbaçov yapacağı “Açıklık” hamlesine karşı çıkan subayları teker teker bertaraf eder. Dünya’nın dengesinin değiştiği tarih olarak kayda geçirilir 28 Mayıs 1987.

Çarşamba, Ekim 21

Memleketten Lider Manzaraları

Dün yaşanan gelişmeler malum. Ülkenin nereye çekilmek istendiği açık seçik görülüyor. İşte bu ortamda dün 4 parti başkanının konuşmaları şöyle oldu. Tabi bunlardan bir tanesi partisinden başka çapulcularında sözcülüğüne soyunmuş. Soyadından zerre nasip almamış bir şahıs. Açıklamalar aynen şöyle :

Recep Tayyeap Erdoğan :
“Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü?”

Ahmet TÜRK :
“Bu gelenler teslim olmaya gelmiyor!.. Pişmanlıktan mişmanlıktan faydalanma gibi bir istekleri falan yok. Bunlar temsilci.. Şartları bildirmeye geliyorlar...”

Devlet Bahçeli :
“Dikkat buyurunuz, alkışlarla karşılananlar Mekke-i Mükerreme’den dönen hacı kafilesi değildir. Ya da alın terleriyle ekmeklerini kazanmak için gittikleri yabancı ellerden kesin dönüş yapan gurbetçiler değildir. Milletini yabancı coğrafyalarda şerefle temsil etmiş Mehmetçik birlikleri hiç değildir. Bunlar, elinde bebeklerin, anaların, kadınların, şehitlerin kanı olan, silahlarına masum binlerce vatandaşımızın kanı bulaşmış hain teröristlerdir.

Deniz Baykal :
“Azeri bayraklarını toplatan iktidar, daha dün Türk topraklarında sallandırılan PKK bezlerini görmezden geldi.. Gücünüz PKK’ya yetmiyor da Azerbaycan’a mı yetiyor”

Cuma, Ekim 2

Aşırı Milliyetçilik

Bloga yazılarını taşıdığımız bir isim olan Özcan Yeniçeri bugünde güzel yazmış. Son derece önemli tespitlerde bulunmuş. Eline sağlık demek düşüyor sadece.

" Son zamanlarda milletin birliği ve ülkenin bütünlüğünden söz edenler “aşırı milliyetçi” ilan edilir oldu. Türk, Vatan, Atatürk, Cumhuriyet ve kurucu iradeden söz edenlerin yaptıkları şey, malum kesime göre aşırı milliyetçiliktir. Bu cenah dağda eli kanlı bölücülere, kentte canlı bomba katliamlarını gerçekleştirenlere, halkın araçlarını Molotof kokteylleriyle yakanlara hakları inkar edilen çocuk muamelesi yapmaktadır. Bu arada bizzat kendileri “Türkler ne kadar Türk”, “Türkiye, Türklerin midir?” tartışması açmaktadırlar. Kendi açtıkları tartışmaların da aşırılıkla değil demokrasiyle ilgisini olduğunu savunmaktadırlar. Onlara göre etnik ya da azınlık ırkçılığı yapmak demokrasi, “Türk Milleti”nden bahsetmek ise aşırılıktır. Kürtçülük yapmak insan haklarını savunmak, Türklükten bahsetmek ise aşırılıktır.

Aşırılar toplumları temsil etmezler!

İlkesi olmayanların mantığına göre: Bu ülkede aşırı liberal yok. Aşırı küreselci yok. Aşırı komünist yok. Aşırı AB’ci/ABD’ci yok. Aşırı Kürtçü yok. Hain yok, mandacı yok, CIA hesabına çalışan yok, Mossad ile işbirliği içinde olan yok. AB’nin fonlarından, Soros’un ve Siyonistlerin burslarından insanlık adına yararlananlar ile bir de “aşırı milliyetçiler” var. Gen üzerinden projeler geliştirerek Türkiye’de Türk genlilerin (ne demekse) azınlıkta olduğunu bilimsel (!) bir biçimde kanıtlamaya çalışanlarının yaptıkları da aşırılık değil, bilimselliktir. Her fırsatta azınlık ve etnik haberleri manşete çekenler de gerçek peşinde koşan masum basın mensuplarıdır. Ermeni Tehciri, Mübadele, 6/7 Eylül, Varlık Vergisi gibi talihsiz olayları gerekçe yaparak etnik ve azınlık dalkavukluğu adına bir milleti ve tarihi kirletenlerin yaptıkları da aşırılık değildir.Halbuki, bütün toplumlarda doğal olarak halkın yüzde şu kadarı anormaldir: Delidir, hastadır, extremdir, marjinaldır, uçuktur, kaçıktır, dahidir, geri zekâlıdır vs. Her türlü dünya görüşünün içinde de her türden aşırı insanlara rastlamak mümkündür. Ancak aşırılar hiçbir toplumu temsil etmezler. Adı üzerinde aşırıdırlar.

Anadolu, aşırılıklara kapalıdır!

Kaldı ki Anadolu coğrafyasındaki İslam anlayışı da aşırılıklara izin vermez. Bu yüzden Avrupa’da ortaya çıkan Nazizm, Faşizm, Frankoizm, Komünizm, Lamarkizm, Şovenizm, Gobineauizm gibi insanlık dışı anlayışlar Türkiye’de itibar görmemiştir. Bu bağlamda Türkiye ırk, kafatası, etnisite, kan ve gen gibi saçmalıklara tarih boyunca hep yabancı kalmıştır. Türkiye’de ırk, kafatası ve kana dayalı tek bir uygulama ve teoriden kimse bahsedemez. Diğer yandan Milliyetçiliği hele hele Türk milliyetçiliğini indirgeyen, sınırlayan, dışlayan, ötekileştiren herhangi bir anlayışla ilgisi tarih boyunca kurulamamıştır, kurmanın da gerçeklerden fena halde kopmak anlamına geldiği bilinmelidir. Nazizim, faşizm ve komünizm gibi kavramlar her şeyden önce Türk kültürüne ve tarihine “domuz eti” kadar yabancı kavramlardır. Namus, vatan, bayrak, şeref gibi değerlere bağlı olmayı ve bunlardan taviz vermemeyi “aşırı milliyetçilik” olarak nitelendirenler hastadır. Birileri namusun ve vatanın birbirine bağlı bir bütün olduğunu düşünmüyorsa, bu onların zihinlerinin hasarlı olduğunu gösterir. Türkiye’de son zamanlarda arada bir aldatmanın faydalı olduğunu savunan sapkın bir zihniyet türemiştir. Bunlar, gerçekte kesirli (ondalık) namus anlayışının sahipleridir. Namusun, şerefin, kimliğin ve haysiyetin kesirlisi olmaz. Milliyetçilik de bu bağlamda bir çeşit namus anlayışıdır. Tavizi olduğu kadar aşırılığı da kaldırmaz. "

Perşembe, Eylül 17

Perde önüne Değil Arkasına Bakalım

Cem Garipoğlu sonunda teslim oldu ve milletçe beklediğimiz olay sonunda netleşecek. İşin içinde bir çok kişi olduğunu düşünüyorum. Cem’in dediği bilmediğim bir kişi tarafından bilmedğim bi yerde gizlendim ne kadar inandırıcı acaba. Bir sürede Cem’in yaşı kamuoyunu meşgul edeceğe benziyor. 17 yada 20 yaşında şuan için. Hangisi doğru kimse bilmiyor. Bu olayın bu kadar ön planda olmasını anlamak gerçekten güç. Ayda bir bu tip insan kesme cinayetleri yansıyor gazetelerin 3. Sayfalarına. Ancak bu cinayet aylardır gündemde tutuldu. Öyle bir zamanda çözüldü ki inanın üzülüyorum.

Bahsettiğim üzüntü açılım adı altında ülkenin yavaş yavaş parsallere ayrılması değil. Türkiye Cumhuriyetinin dili olan Türkçemize yeni harfler eklenmek istiyor. Q, W, ve X harfleri sokulmak isteniyor alfabemize. İşte bu cinayette güzel bir kamuflaj oluyor şuan için. Kimse bu konuda bir şey yazmıyor. Dün geceden beri tv leri işgal etmiş tek haber Münevver Karabulut cinayeti. Kanunlar gerekli cezayı elbet verecektir. Hiçbir ceza ölüyü geri getirmez bunuda biliyoruz. Ancak sonuç olarak Demokratik bir sistem içindeyiz. Hazmetmemiz gerekiyor bu tip olayları. Ancak hazmetmememiz gereken olaylar oluyor. Ülkemizin garantisi gördüğümüz kanunları değiştirmek istiyor birileri. Perde arkasındaki olayları iyi görmeliyiz…

Cuma, Ağustos 14

Potomya Üzerine

Potomya deresinin baş tarafı derindir,
Çaylıkları yemyeşil, tepeleri serindir

Böyle bir şarkısı var İsmail Türüt'ün. önce Cumhurbaşkanımız Norşin diyerek sinyali verdi, ardından Başbakanımızda Potomya sözüyle uzunları yakmış oldu. Nedir bu isimler ? İlçelerin veyahut köylerin eski adları. Kullanılması kötü birşey değil bunu en başta belirtmek isterim. Hatta bende bir hemşehrimi görünce köyümün eski adını kullanırım hangi köylü olduğumu belirtmek için. Halk kendi arasında bu isimleri kullanması yanlış birşey değil elbette. Ancak ülkenin şuanki koşullarında bunu ortaya çıkartmayı bir art niyet olarak görüyorum. Bakalım bölücübaşı yarın bu konu ve açılım hakkında neler yumurtlayacak. Zira bu aralar dtp liler suskunluğu bürünmüşler. Onların izleyecekleri yol hakkında bi rehber gerekiyor.

Not : Terorist başı bu açıklamasını 15 Ağustos'ta yapacak. Yani ilk silahlı eylemi gerçekleştirdiği tarih olan 15 Ağustos 1984 yılının 25. yıldönümünde. Zaman gazeteside bu olaya başka bir açıdan yaklaşıp şöyle diyor :
Terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan, 15 Ağustos 1984 tarihinde Siirt'in Eruh ilçesinde gerçekleştirdiği ilk terör eyleminin 25. yıldönümünde aynı yerden özür dilemeye hazırlanıyor.

Salı, Ağustos 11

Elhamdülillah Açılıyoruz

Bugün Başbakan Erdoğan açılımın ilk adımlarından sonra hafif koşulara başladı. Son sürat açılmaya, bölünmeye koşuyoruz. Ayrıca Erdoğan :

"Neşat Ertaş'ın Gönül Dağı'ndan Şivanperver'in Halepçesi'ni dinlerken duygulanmıyor musunuz? Fuzuli'nin dizeleri ile Ahmede Xani'nin dizeleri sizi hislendirmiyor mu" diye konuştuktan sonra öz dedesi İzmir'de Kubilay'ın başını kesmiş olan şahıs ise duygulanıp ağlıyordu. Hiçte haksız değil ağlamakta. O bile tahmin edemezdi dedesinin 70 yıl önce yapmaya çalıştıklarını bu kadar çabuk yapma imkanı bulacağını. Resimdekiler ise Demokrasi Savaşçıları.

Pazartesi, Temmuz 13

Doğu Türkistan Olaylarına Sol Bakış


Çin'in Doğu Türkistan'da katliamı ile ilgili çeşitli fikirler ortaya atıldı. Müslüman kesim susmayı tercih etti, sosyal demokratlar kınayarak geçiştirdi, sözde milliyetçiler ve bölücüler birlikte göbek attılar, hükümet "one minute" diyemedi daha nice kesim gerekli tepkiyi ortaya koyamadı. Ancak Türkiye'ye yerleşmiş sol kesim (bunlara aşırı sol kesim diyelim) olaya çok daha farklı yaklaşıyor. Bir türlü Çin'in katliamını kabul etmiyorlar ve bu olayıda ABD'ye atmaya çalışıyorlar. Ulusal kanalı sık sık izliyorum ve oradada Çin'i kötüleyen tek bir kelime kullanmıyorlar. Amaç bağcıyı dövmek sürekli olarak. Sol.org adlı internet sitesinede ara ara bakıyorum. Olaylara bakış açıları benim baktığım noktayla tamamen zıt. Mehmet Somel adlı kişinin yazısını okumanızı isterim. Cem Yılmaz'ın Karadenizliler için yaptığı espirinin gerçek olmuş hali kendisi. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz ...

Pazartesi, Temmuz 6

Arif Sağ'ın Geç Gelen İtirafı

Akşam haberleri okurken çok sevindiğim ancak geç gelen bir habere rastgeldim. Ayrıca şu karikatürü yazan ve bunu yayınlayan "Evrensel"adlı kırma yayın organını Allah'a havale ediyorum. O gün yaşananları Arif Sağ işte böyle anlatıyor :

Arif Sağ, Madımak Oteli yangınını, yazılan bir senaryonun hayata geçirilmesi olarak gördüğünü söyledi. "Madımak bence senaryosu yazılmış oynanmış bir oyundur. Ama senaroyoyu kim yazdı bilmiyorum" diyen Arif Sağ, ihmalkar olarak gördüğü dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı ve içişleri bakanının suçlu olduğunu, bu isimlerin faturayı ödemesi gerektiğini kaydetti. Otelin 8 saat boyunca taşlandığını, ilgili yerlere haber verildiğini ancak herhangi bir müdahalede bulunulmadığını anlatan Arif Sağ, "Bir anlık bir şey değil bu. Ben yetkililerle konuştum. Aziz Nesin konuştu. Kimse müdahale etmedi. Otel askerin, polisin gözü önünde yakıldı ama kimse müdahale etmedi. Devlet seyirci oldu." şeklinde konuştu.

O gün yaşadıkları ve nasıl kurtulduklarıyla ilgili daha önce çok defa açıklama yaptığını anlatan Arif Sağ, şunları söyledi: "Otel yanmaya başladığı zaman arkadaki camı kırdılar, biz de camdan bir boşluğa atladık. O boşluğun ne olduğunu da bilmiyorduk. Atladığımız yerdeki tenekeler yıkıldı, biz balkona düştük. Balkon da Büyük Birlik Partisi'nin binasının balkonuymuş. Otel ile bina arasında bir balkon. Sonra orada patırtılar kütürtüler duyuldu. Karşı koydular önce oradaki insanlar. 'Biz sizi çağırmadık' gibi şeyler söylediler. Sonra BBP'nin il başkanı ya da başkan yardımcısıydı kim olduğunu bilmiyorum. Bir arkadaş beni görünce itiraz edenleri durdurdu bizi içeri aldılar. 41-42 kişiydik. İçeri girdik oturduk. Sonra bizi içeri aldırtan arkadaş, 'Arif abi, Allah'ın hikmetine bak. Yıllar önce Kızıdağ'da bir kış günü arabam bozulmuştu. Sen durdun beni arabana aldın. Sivas'a getirdin beni ölümden kurtardın. Bugün de Allah kısmet etti ben sizi ölümden kurtardım' şeklinde konuştu. Orada bir saat kaldık, bizi emniyet müdürlüğüne götürdüler.

Orada yaşadığımız budur. Biz hiç bir zaman 'BBP'liler geldiler bizi yaktılar' gibi bir laf etmedik. Öyle bir şey yok."BBP'liler içeri almasalardı yanan otel ile bina arasındaki boşlukta kurtarılmayı bekleyeceklerini söyleyen Arif Sağ, "Şu anlaşılmasın 'BBP'liler gelip bizi otelden kurtardılar, yangından kurtardılar' böyle değil. Olay bu değil. Biz oraya atladık. Biz onların balkonuna atladık. Önce itiraz ettiler, sonra bizi parti il başkanlığına aldılar. Olay böyle" şeklinde konuştu.

Perşembe, Temmuz 2

Neler Oluyor

Dün Tatvan Doğu Anadolu Fuarı'nın açılışı oldu. Açılışta büyük rezillikler yaşandı. Bu memleketin vergileriyle maaş alan milletvekilleride bu rezalete ortak oldular. Fuar öncesi yürüyüşte Türkiye Cumhuriyeti bayraklarının açılmasına izin vermediler ancak polisin müdahalesi ile bu yapıldı. Açılıştan önce ise dağlarda askere kurşun sıkan teröristlerin leşleri için saygı duruşu yapıldı. Bu saygı duruşuna DTP'li Muş miletvekilleri Sırrı Sakık, M. Nuri Yaman, DTP'li Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş eşlik ettiler. Bunu düzenleyen ise Tatvan Belediye Başkanı Abdullah Ok. Artık heryerde her şartta bu çirkin tavrı segilemekten geri kalmıyorlar. Karşı çıkan veyahut ciddi ve dirayetli anlamda eleştiren çıkmayınca dişlerini ovuşturmaya başlıyorlar. Ayrıca bu çirkin saygı duruşuna eşlik etmeyen Tatvan Kaymakamı Orhan Şefik Güldibi ve yöre halkına buradan tebriklerimi gönderiyorum.

Salı, Haziran 30

İran, Nida, Devrim şehidi, ABD

İran'da seçim protestosu gösterileri ile başlayan ve önü alınamayıp ayaklanmaya dönüşen olaylarda ölen Felsefe öğrencisi Nida hakkında gerçekler ortaya çıkıyor. Cinayetin esrarı aralanmaya başladı. İşte açıklamalar şu şekilde :

Yetkililere göre, cinayet “kaçak bir silahla” işlendi. Cinayetin arkasında ise Amerikan gizli servisi CIA var. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney geçen cuma “Nida Batılılar tarafından öldürüldüne” vurgu yapmıştı. İran’ın Meksika Büyükelçisi ise önceki gün CNN’e yaptığı açıklamada Nida’nın vücudundan çıkan kurşunun Besiçlerin kullandığı türden olmadığını söyledi. Büyükelçi “Gösterilerin yoğun olmadığı bir noktada, bu kadar kameranın önünde öldürülmesi ilginç bir durum. Bu CIA’in bir oyunu” diye konuştu. Ahmedinecad yönetimini devirmek isteyen CIA’nın Dubai’de ofis kurarak ’Yeşil Devrim’i finanse ettiği, 400 milyon dolarlık bütçeyle işbirlikçilerin fonlandığı ortaya çıkmıştı.

Şimdi tüm bu gerçeklerden sonra hala taraflı ve bilinçli bir şekilde İran rejimini ve Ahmedinejad'ı devirmeye yönelik haberler yapan başta Radikal olmak üzere bu taraflı işbirlikçilerin son oyunları ne olacak bekleyip görelim. Son olarak şu tespitimle bitireyim :
İran'da rejimin sarsılması ve Ahmedinejad'ın (kendisi Türkmen asıllıdır) devrilmesi demek Türkiye'nin güvenliğinin ciddi şekilde yara almasına neden olacaktır.



Salı, Haziran 16

İran Seçimlerine Dair Avrupa

İran'da hafta sonu yapılan seçimlerden sonra senaryo işlemeye başladı. İşte bu senaryoyu Hasan Demir bugün yazısında çok güzel açıklamış. Yazıyı orjinal haliyle yayınlıyorum. Üzerinde düşünülmesi gereken çok detay mevcut :

Ahmedinecad oyların yüzde 65’ini alınca Batı’dan “Sivil itaatsizlik” kışkırtmaları yükselmeye başladı, meselâ Almanya, “Seçim sonuçlarını tanımayabiliriz” diyor, ABD’nin CIA’sı ile İsrail’in MOSSAD’ı seçim süresince zaten yoğun bir çalışma içersindeydi. Önce dünya kamuoyuna Musavi’nin adını “Musevi” diye pazarladılar, ardından, masa başı anketler üretip, “Seçimin galibi Musevi olacak” propagandası yaptılar.Ahmedinecad yüzde 65 gibi bir oyla yeniden İran Cumhurbaşkanı seçilince, “Tamam” dediler, İran’ı istikrarsızlaştırma planlarının ikinci aşamasını servise soktular.İnsan hakları ve demokrasi ile alâkası olmayan Batı, bir anda insan hakları ve demokrasi havarisi kesilivermişti ve tam da bu noktada bizim aklımıza S. Yaşar’ın, “Batı, her şeyin aslını bedava alır, sahtesini pahalı satar” sözü geldi.

Evet, Batı, Doğu’nun “İstişare” kültürünü bedava almış, istişarenin sahtesi olan “Demokrasiyi” pahalıya, petrol ve doğalgaz rezervlerinin tamamına el koyacak ve çıkaracağı kaos ile damarlardaki kanı bile emecek, ABD’de yerlileri katlederek, Irak’ta bir buçuk milyon insanı kurşun ile, on milyonlarca bebeği, uyguladığı ambargo ile açlık ve ilaçsızlıktan ölüme mahkûm edip, Afganistan’ı kan gölüne çevirecek kadar “seçimde hile oldu” ambalajı ile bu sefer de İran’a çok pahalıya pazarlamaya başlamıştı. İran halkı bu tuzağa inşallah düşmez ve Musavi ülkesinde, “Demokrasi aşkına” Turuncu Devrim kuklalarından biri konumuna gelmez. Çünkü Batı için demokrasi değil, çıkar vardır.Batı gerçekten demokrasi taraftarı olsa Filistin seçimlerinin sonuçlarına saygı gösterirdi. Batı gerçekten insan hakları taraftarı olsa meselâ Erdoğan hapiste iken Leyla Zana üzerine titrediklerinin hiç olmazsa yarısı kadar olsun onun üzerine de titrerlerdi. Batı gerçekten demokrat olsa idi bölücü terör örgütü PKK’nın partisi DTP için açılan kapatma davasında “Demokrasi elden gidiyor” diye çırpındığının yarısı kadar Erbakan’ın partisi kapatılmak için mahkemeye verildiğinde “Yapmayın, bu bir demokrasi ayıbıdır” derdi, demedi, demediği ile kalmadı, “İyi ki kapattınız, çünkü, her rejimin kendini koruma hakkı vardır” türünden mahkeme kararları verdi. Niye? Çünkü DTP, Batı’nın ekmeğine yağ sürüyordu, Erbakan, “Siyonizm’e ölüm” diyor, “Milli” vurgusu yapıyordu.

Batı gerçekten terör ve teröristle mücadelede samimi olsa, bir yandan kendi canını yakan bir terörist için Avrupa ve ABD’siyle tek vücut olup on binlerce kilometre öteden gelip Afganistan’ı işgal ederken öte yandan Türkiye’de cinayetler işlemiş Dursun Karataş ve onun tetikçisi Fehriye’yi himaye etmez, PKK’ya Çekiç Güç helikopterleri ile gıda ve teçhizat yardımlarında bulunmazdı.Batı gerçekten fikir hürriyetine saygı gösterseydi hakkında hiçbir şey bilmediği, pardon, aslında kendi eseri olan tehcir için Ermeni soykırım iddialarını bir bir parlamentolarından geçirip Türkiye’yi jenositle suçlamaz, hadi suçladı diyelim, en azından, “Belgeler soykırım olmadığını söylüyor” diyen tarihçileri üniversitelerden uzaklaştırmaz, onlara cezaevi yolunu göstermez, yani en azından suçlanana kendini savunma hakkı tanırdı.

Batı gerçekten hak ve adalet peşinde koşan bir medeniyetin sahibi olsa her gelen, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un devlet içinde devlet kurma talebi olan ekümenik patrikliği ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için Türkiye’ye baskı yaptığı ve 30 bin kişinin katili olan Öcalan üzerine titrediği kadar Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’u hiç olmazsa bir defa olsun cezaevi ziyaretinde bulunurdu. Bartholomeos, Zana gibi muteber, niye, çünkü onların adamı, Erenerol niçin yok sayılıyor Batı’nın gözünde, çünkü o, bu toprakların çocuğu!Daha söyleyecek çok şey var amma anlayana sivrisinek saz diyor, İran seçimlerinin, Batı ve onların içimizdeki uzantıları için bir turnusol kâğıdı görevi gördüğü. Kim bilir kaçıncı kez ibretle seyrediyoruz.

Pazartesi, Haziran 15

Ahmet Turan Alkan


Bilmem aranızda Ahmet Turan Alkan seven var mı? ben bazı yazılarını sıkıcı bulsam da, yine de inanılmaz bir çekiciliği vardır makalelerinin. kendisi de bir hayli ukala olmasıyla beraber, zekâsını yadsıyamadığım ve dolayısıyla genellikle zevkle okuduğum sayın Alkan'ın ilginç bir yazısını okudum geçenlerde... akp kapatma davasıyla ilgili eğlenceli bi yazı olmuş...

sizin de eğlenerek okumanız dileğimle...


"Aşağıdaki haber, vaktiyle ciddiyeti ve güvenilirliği hakkında bir hayli şehir efsanesi dolaşan bir gazetenin siyaset sayfasından aynen alınmış olup, satır aralarında göreceğiniz italikle dizilmiş ibâreler haber metnine ait değildir ve sonradan ilâve edilmiştir.
Haberin başlığı şu şekilde verilmiştir:
"AKP ikinci davadan zor kurtulur"; devamında ise haberin kaynağı olarak ilgili gazetenin dış haberler servisi gösterilmiştir. Şimdi haber metnine geçebiliriz!
AKP'nin ikinci bir kapatma davasıyla karşı karşıya olduğu yabancı medya tarafından dünyaya duyuruldu (Aabim damat oluyooorrr/ Sıra da bana geliyoor!)
İngiliz Reuters haber ajansı, muhtemel ikinci kapatma davasının daha önce açılan ve Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilen birinci kapatma davasına nazaran başarıya ulaşma şansının daha çok olduğunu (Gel bana güzel kız/ Kalbimi çalan hırsız/ Haydi havaya/ Eller havaya...) ve bu kez partinin kapatılabileceği yorumunda bulundu. Ajans analizinde, ikinci davanın, siyasi istikrarsızlık korkusuyla Avrupa Birliği (AB) üyeliğine aday olan Türkiye'den yabancı yatırımcıların kaçışına neden olan geçen yılki ilk kapatma davasından daha ciddi bir şekilde ülke piyasasını vurabileceği tahminini öne sürdü (Dürriyemin güğümleri kalaylıı, aah kalaylıı/ Fistan giymiş etekleri alaylıı/ alaylı amman amaan)
AKP'ye ikinci kapatma davası açılacağı yönünde iddiaların gazetelerde yoğunlaştığını belirten Reuters (Hey Hey... Pınarbaşı burma burma, yar yar yaar yar aman/ Yaz gelince öter turna/ leylim amman) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AKP'nin Almanya kaynaklı Deniz Feneri skandalıyla ilgili bağlantısının olup olmadığını araştırdığını öne sürdü (Çayırda buldum seni/ Ellere vermem seni/ Kendime alsam seni/ Sineme sarsam seniii). Reuters ajansı, Anayasa Profesörü Ergun Özbudun'un laik yargının birçok üyesinin AKP'nin kapatılmasını istediğini ve ikinci bir kapatma davasının sürpriz olmayacağını söylediğini aktardı (Üçtür beştir/ Kızlar hoştur/ Dünya boştur/ Haydaaa). Özbudun'un, Deniz Feneri skandalıyla bağlantının kanıtlanması halinde AKP'nin kapatılabileceğini ifade ettiği kaydedildi (Hamamcı teyze/ Hamamcı teyze / Altınlarım çalındı bulamadım / Karakola gittim naynaranaynay...) Birinci kaptama davasıyla ilgili bilgileri, piyasaya olan olumsuz etkisi ve borsanın düşüşünü de aktaran Reuters (Oynamaya geldik oynamaya/Düğün dernek göbek atmaya/Limoncu derler adıma/Kimseler doyamaz tadıma/Ayılana gazoz bayılana limon/Ayılana gazozu da bayılana limooon), Başsavcı Yalçınkaya'nın ikinci kapatma davasının dosyasıyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadığını da belirtti (Elli, altmıış, yetmiiş, seksen, doksaaan, yüüüzzz!).
Temel vaktiyle İstanbul'a gelmiş fakat o da ne? Ortalık top seslerinden yıkılıyor adeta. Demiş ki, "Nedir bu"; demişler ki, "Kraliçe Elizabeth geldi, o yüzden top atıyorlar". Aradan saatler geçtiği halde top sesleri kesilmeyince Temel kızmış, "Başımız şişti be, iki saattir bir kariyi vuramadilar gitti!" "

Cuma, Haziran 12

Güzel Bir Tespit

Blogda spor ve futbol ağırlıklı yazılar çıkıyor. Ancak ara sıra politik ve siyasi yazılarda yayınlıyoruz. Bu sabah gazetelere bakarken Yeniçağ'dan İsrafil Kumbasar'ın yazısının bir paragrafını çok beğendim ve paylaşmak istedim. Aslında bu tip eleştirileri şuan muhalefette olan her parti için yapabiliriz. Mhp yi çıkarıp Chp, DP, Dsp herhangi birini başka örneklerle koyabiliriz. Köklü partilerin hepsinin içi boşaltılmış durumda. Daha yeni kurulmuş ve kendi siyasi çözümü olmayan bir parti hiçbir vaadde bulunmadan iktidara sahip olabiliyor. Bu ülke adına can sıkıcı bir durum. Çözüm üretecek veyahut iktidara çözüme zorlayacak bir parti kalmamıştır maalesef. Yazı şöyle:

“MHP bugün artık ‘milletten’ kopmuş, ‘üretemeyen’, zamanının büyük bir bölümünü ‘iç çekişmeler’, ‘fitne’ ve ‘dedikodu’ ile geçiren kişilerin barınağı haline gelmiştir.
Ülkenin içine sürüklendiği ihanet sürecinde, ülkücüler meydanlardan tasfiye edilmişlerdir.Ülkü Ocakları, fiilen kapatılmıştır.
Bize son üç yıl içerisinde Ülkü Ocakları’nın düzenlemiş olduğu bir ‘demokratik’ eylemini, AKP’nin ihanet politikalarına karşı tepkisini, ‘Kıbrıs’ meselesi, ‘Ermeni’ iddiaları, ‘PKK terörü’ hakkındaki refleksini ortaya koyan herhangi bir ‘afişini’ veya ‘pankartını’ gösterebilir misiniz?Bakıyoruz da, ihanetlere seyirci kalanlar, ‘birileri’ öyle buyuruyor diye ‘çilekeş’ dava adamlarına karşı, her türlü çirkeflik içerisindeler.”

Çarşamba, Mayıs 27

Mayın Tuzağı

Suriye sınırındaki mayınları temizleme görevini Türk Silahlı Kuvvetleri kabul etmedi. Evet bu gerçek acıda olsa önümüzde duruyor. Yaklaşık 700 bin askeri olan ve askeri personeli olan kurum bu görevi yapamayacağını belirtip topu İsrail'lilere attı. Başbakanlık ise "One Minute" çıkışının şov amaçlı olduğunu bir kez daha gösterdi. İşi İsrail'e vermek için ordu ile karşılıklı paslaşıyorlar. Sınırın karşı tarafındaki mayınlarını temizleyen Suriye'yi görünce bir Suriye değilmiyiz sorusunu sormamak elde değil. Bu işin aslı nedir bilen varsa cevap lütfen...

Salı, Mart 31

Muhsin Yazıcıoğlu Cenaze Programı

10:30 Hastaneden Genel Başkanımızın alınması
MKYK Üyeleri, İl Başkanları, Alperen Ocakları
11:30 TBMM Töreni
13:05 Kocatepe Camii’nde Öğle Namazı’nı müteakip Cenaze Namazı
14:30 Yürüyüş Konvoyunun Kocatepe Camii’nden Hareketi
- Parti önünde kısa program (M. Akif DESTİCİ Kur’an-Dua)…….
Defin yeri (Mehmet Akif Ersoy’un Evi ile Tacettin Dergâhı arasındaki bahçe)

GÜZERGÂH:
- Mithatpaşa Caddesi
- Tuna Caddesi
- Süleyman Sırrı Sokak
- Yenişehir Pazar önü
- Adnan Saygun Caddesi
- Talâtpaşa Bulvarı
- Defin Alanı

Not: Ankara dışından gelecek otobüs ve araçlar için Celâl Bayar Bulvarı ve Hipodrom Alanı tahsis edilmiştir. Toplanma yeri Ankara Kocatepe Camii’dir.

Cuma, Mart 27

Başımız Sağolsun

Tüm ölülerimize Allah cc dan rahmet ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Zamanla bu işi derinlemesine irdeleyeceğiz. Devletin tüm imkanlarıyla bulamadığı helikopteri köylülerin 3-4 saat gibi bir sürede bulma trajedisini çok kurcalayacağız. Şimdi bize düşen rahmetlilere güzel bi uğurlama gerçekleştirmek.

Başımız sağolsu ...