Salı, Aralık 15

Açılım, Karışım ve İsrail

Son günlerde sokakta yakma, yıkma eylemleri var. Ülkenin büyük çoğunluğunda bu tür olaylar oluyor. Hatta bu karışıklığa başka bölgeleride çekmeyi çalışanlar var. Biraz sakin düşününce işin göründüğü olmadığı apaçık ortaya çıkıyor. En son diyeceğim sözü ilk başta söyleyeyim ve olayları birde bu pencereden anlayalım. Türkiye ne zaman İsrail ile sürtüşse terör olayları artıyor ve ülkenin huzuru ciddi şekilde bozuluyor. Ancak ciddi bir tezat söz konusu. Hükümetteki kişiler İsrail ile uyumlu olmadıklarını her platformda söylemleri ve eylemleri ile gösteriyor. Fakat bu tür çıkışlardan sonra bir türlü dik duramıyordu. Taki son bir aya kadar bu böyleydi. Ciddi anlamda bir uyumsuzluk var iki ülke arasında.

Elbette bilmediğimiz şeyler var. Zaten bu tür gizli şeyleri bilmemiz toplumsal yapımız gereği mümkün değil. Beynimize işlenmiş"Ali yat" gibi cümleler mevcut. İrdeleyen bir toplum değiliz. Sürekli önümüze sunulanı yiyoruz. Bu ülkede 3 ayda öğretmen olan kişiler 20 sene öğrenci yetiştirdi. Böyle yetişen bir nesilden ve onların evlatları olan çocukların bu zihinsel prangadan kurtulması mümkün değil. Böyle olmadığınıda gördük. Sonrasında hep bir askeri devrim oldu. Ne zaman ülke dik durmaya düşünen, sorgulayan bir toplum oldu işte o zaman kafasına ve hatta ruhuna bir askeri darbe yedi. Ülkenin tartışan, düşünen ve üreten gençleri hapishanelere ve dar ağaçlarına mahkum edildi. Böylelikle bir kaç nesil daha yok edilmiş oldu.

Herşey bitti derken ülkeyi kalkındıran isim diye anılan Özal sayesinde üç beş çapulcu geldi yurdumuza. Bu üç peş çapulcu yıllar sonra 35 bin genç fidanımızı aldı bizden. Topraklarımıza ektiği nefret tohumları yavaş yavaş yeşerdi. Kimse ses çıkarmadı bu tohumlara. Ne zaman dağlarda kıskaca alınsa sihirli bir el tarafından kurtarıldılar. Elebaşı dahi elimize verildiği halde birşey yapamadık. Ne tesadüf ki bu olaydada "halkçı Ecevit"devletin başındaydı. Gariptir ülkemizde kim birşeye şiddetle karşı çıkıyorsa o işin altında onun imzası oluyordu. Tıpkı imam hatiplerin önünün kapanmasına en çok karşı çıkacağı sanılan Erbakan'ın bu kanunun altında imzasının olması gibi. Sanki o sihirli el yine devreye giriyor ve yapmaz denilen kişilere istediği işi yaptırıyordu.

Şu günlerde yaşadığımız olayların arkasındaki sihirli el yine aynı. Bu yüzden biz bu ülkenin halkı olarak galeyana gelmemeli ve her ne koşulda olursa olsun birlik olmalıyız. Kim inkar edebilir bu ülkede kürt vatandaşların olmadığını. Yada kürtçe diye bir dilin olmadığını. Hangimiz bilmiyor "çavani başiyi". Zaten kimsenin kürt halkını inkar ettiğide yok bu ülkede. O halkın içine sızmış hainler tetikliyor bütün herşeyi. İçlerindeki kini kusuyorlar meydanlarda. Birbiri ile binlerce yıldır yaşayan ve artık et kemik olmuş bir halkı ayırmak istiyorlar.Tıpkı zamanında Şeyh Sait adlı kişinin yapmaya çalıştığı gibi.

Ne zaman bu olaylara bu açıdan yaklaşmayı başarabilirsek ve kürt kökenli vatandaşlarımız gerçekleri görebilirse işte o zaman bu olmayan sorun ortadan kalkmış olur. Sonrasında ise aydınlık günler gelecektir ve gelmemesi mümkün değildir. İlk bin yılda Dünya'yı Doğu medeniyetleri yönetti. Sonraki bin yılda ise batı medeniyeti bu üstünlüğü Osmanlıdan sonra eline aldı. Ve artık tüm bu olayları Dünya'da en yakından hisseden ülke olan Türkiye'nin bu iki medeniyet arasından Dünya'yı etkisi altına alacak bir oluşum ile yükselmemesi mümkün değil. Zira bu altyapı sadece bizde mevcut. Gelecekte güzel günler olacak ancak büyük sancılarla gelecek günler bunlar. Bu yüzden derin bir nefes alıp harekete geçme zamanı. Bu ülkenin dinamikleri faal duruma geçmiştir artık. Cumhuriyet ile yaşanan soluklanma safhası son bulmuştur.

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası

A Grubu:
Arjantin, Sırbistan, Avustralya, Almanya, Angola, Ürdün

B Grubu:
ABD, Slovenya, Brezilya, Hırvatistan, İran, Tunus

C Grubu:
Türkiye, Yunanistan, Porto Riko, Rusya, Çin, Fildişi Sahili

D Grubu:
İspanya, Fransa, Kanada, Litvanya, Yeni Zelanda, Lübnan

O An #23



Bakmadan kara, yağmura,
Göğüs vererek rüzgâra,
Kayalar içinde ıslak,
Sisleri aşıp koşarak,
Sevmek, bıkmamak sevgiden!
Dinlenmeden, ara vermeden!
Ömrün tadını, neşesini
Taşımadansa boş yere
Ben ızdırabı, acıyı
Üstün tuttum sevinçlere,
O yakınlık duygusunu,
Gönülden gönüle akışı;
Ah bir şeye benzemez
İnsanı yaratır acı!
Nereye kaçayım, nereye?
Ormanlara mı ırağa mı?
Boşuna her şey, boşuna!
Tek sevinci var bu ömrün
Huzura varmayan neşe
Ey aşk!
Her şeyin başı!

Goethe

Pazartesi, Aralık 14

Sifter

Atmaca Bıldırcını görünce durmaz ele,
Pazarlı Atmaca'yı şimdi taşıyor bele.

Dilini Yutanlar

Geçtiğimiz hafta herkese giydiren A. Y. bu hafta aranıyor. Kazanmak güzeldir, üç puan sıcaktır .

Cuma, Aralık 11

Antalyaspor 2-3 Galatasaray, Kader Keita

Antalyaspor'un bu sezon evinde ne derece etkili olduğunu görmek için puan tablosuna bakmak yeterlidir. Galatasaray ise son haftalarda tepetaklak gidişe son verme amacında çıktı maça. Rijkaard elindeki hamura en iyi şekli vermişti maçın başında. Nonda ve Topal'ın olmadığı her kadroya razıyım. Ancak ofsayt taktiğiyle girdiği riskte başarılı olamadı. Golün olduğu 7. dakikaya kadar Antalyaspor iki pas üstüste yapamamıştı. Gol ise takım halinde bi zaafiyet. Tabi Leo Franco'da güzelce seyretti bu pozisyonu. Sonrasında ise sahada dağınık halde dolaşan bir Galatasaray ve ilk golün kopyası bir ikinci gol. Aynı hatayı iki kez tekrarlayan bir takım halindeydi. Ciddi anlamda bir zayıflıktır bu. Rijkaard ne dediyse yanlış dediği kesin. İlk yarıdaki silik bir savunma hiç bir zaman görülmedi.

Takımın en ucunda bulunan Kewell ilk yarı boyunca sıkça yer değiştirdi ve arkasından gelenlere yollar açtı. Elano ise ters kanada attığı toplarla etkili görünüyordu. Ancak savunma olarak takım halinde silik görüntü vardı. Yenilen iki golden sonra Kewell'ın sert vuruşu direkten döndü ve Keita kendine has stili ile topu boş kaleye gönderdi. Sonrasında ise aynı düzensiz ve karmaşık futbol vardı. Antalyaspor ise gücü nispetinde oynuyordu.

İkinci yarı başladığında Galatasaray'da değişen birşey yoktu. Aynı düzensizlik devam ediyor ve takımın hücum gücünün büyük bölümünü Keita oluşturuyordu. Hakan Balta'nın kademeye güzel girdiği bir pozisyonda Arda Kewell'a bir pas çıkardı ve ancak Kewell gibi oyuncuların yapacağı bir hareketle topa dokunmadan Elano'yu kaleci ile başbaşa bıraktı Kewell. Elano'da soğukkanlı bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Kewell topa dokunmadan asist yapmıştı bu pozisyonda. Gol sonrası sağa çeken hücumlardan birinde Keita rakibi Şenol'uda sırtına alıp ceza sahasına girdi ve Kewell'a pasını çıkardı. Kewell birazda şansının yardımıyla gölünü attı.

İki farklı mağlubiyet sonrası öne geçilen maçın daha farklı olmasını ancak Nonda önleyebilirdi ve kendisi oyuna girmişti. Yanına birde ne yaptığını bilmeyen Aydın'da gelince iyice zevksiz hale büründü takım. Bu iki oyuncunun oyuna girmesinin ne mantığı olabilir. Kewell o dakikaya kadar forvet oyuncusundan beklenen herşeyi yapıyordu sahada. Kafa toplarındada çok etkiliydi. Yalçın adlı kasabın tekmeleriylede başetti maç boyu. Ancak Nonda sahaya zorla çıkarılmış vaziyette girince gol atmak mucize olurdu. Gol atamadan maç bitti ve üç puana kavuşmuştuk. Ancak takım savunmasındaki gerileme devam etti. Rijkaard bu konuyu nasıl çözecek bunu bilemiyoruz. Zatenbilmemizde gerekmiyor. Bizim görevimiz bu değil takımı desteklemek. Ancak bu takıma olan güvenim çok az. Barış, Servet, Gökhan, Ayhan, Topal, Uğur gibi beyni olmayan oyuncularla başarıya ulaşmak çok zor. Ben Keita, Elano, ve Kewell'ı izlerken zevk alıyorum. Ancak Barış'ın topla debelenmesini görünce bu oyunculara acıyorum.

Perşembe, Aralık 10

Büyütmeyin, Biraz HASTAyım Sadece :)



Bilmiyorum ki....
neden bu kadar etkiledi bugün beni...
hasta ve uzak oluşumdan kaynaklı bi durum heralde.... evet hastayım; biraz da korkağım... ordan burdan ilaç içmek, korka korka doktora gitmekten daha iyi değildir, bunu sakın yapmayın =) ve işte sonu uykusuzluk ve az biraz da acı çekmek olsa da yine de yazabilmek....
her neyse bana dokunan şeyden bahsetcektim; duygu sömürüsü değil! :P
bilgisayarımda abimin dergisinin eski sayısında yer alan bi yazı gördüm..... kızmazlar sanırım bana,yok yok bunu yapmazlar:) yalnızlık-yaşlılıkla ilgili. yalnızlık kötüdür, hem yaşlılık hem yalnızlık daha kötüdür... bu yüzden hep derim: "dost benim herşeyimdir."
çok konuşma peykan, zaten konuşamıyo peykan; sesini geçici süreliğine grip vakasına kaptırdı, ama sanırım geri getircek... hadi kızım ver yazıyı:

BÜYÜTME ANNE, BİRAZ YALNIZIM SADECE!
Yüzümün yaşlanacağını biliyordum da anne, ellerimin bu kadar yaşlanacağını hiç tahmin etmiyordum. Yüzümü bir görsen, kırış kırış oldum, gözlerimin altında büyük torbalarım, dudaklarımın üstünde, gözlerimin çevresinde ve yanaklarımda derin kırışıklıklarım var. Evet, artık kırışıklarım gizli değil, ben gülmeden de gösteriyorlar kendilerini. En kötüsü ne biliyor musun anne, derimi artık etim tutmuyor, sanki büyük gelmiş gibi tenim vücuduma. Hepsine alıştım da anne, şu ellerim yok mu? İşte en çok onlar sıkıyor canımı. Onlar bari hep gençliğimdeki gibi kalsın istemiştim. Giderek yüzümün, vücudumun gençliğini kaybedeceğimi biliyordum da ellerimi bu haliyle görmeye dayanamıyorum anne.

Hatırlar mısın anne, hani bir radyomuz vardı. Daha kimsenin evinde yokken babam alıp getirmişti. Ne kadar da sevinmiştin, babamın en sevdiği yemekleri pişirmiştin o gün, bayram günü gibiydi evimizin içi. Çocukluğumun en güzel günlerinden biriydi işte o anne. Bir arada ve çok mutluyduk. Uzun zaman bozarız diye ne tuşlarına dokundurmuştun ne de üstündeki düğmeyi çevirmemize izin vermiştin. Frekansı kaybedersek bir daha bulamayabilirmişiz, öyle demişti babam. Zaten o büyük düğmenin yanındaki çizginin altında ve üstünde tuhaf şeyler yazardı, ülke ismi miymiş, şehir ismi mi, hiç anlamamıştım o zamanlar, bu yüzden biraz da korkardım işte ondan. Akşamları babam işten gelince açardı radyomuzu, hep birlikte heyecanla başında toplanır, önce haberleri dinler sonra da çalınan türkülere eşlik ederdik. Ne güzeldi o günler değil mi anne. Sen de, ellerin de tazeydiniz hem… Biliyorum anne, sen de mutluydun. Babam seni severdi, sende onu. Bizi de severdiniz, çok şey istemezdik ama bir şey istediğimiz zamanlarda babam eve biraz daha geç gelmeye başlardı. Biz de bilirdik babamızın bizim için dişini tırnağına takıp daha çok çalıştığını. Ah annem, ne güzel anne babaydınız bize…

Geçenlerde bir çocuk gördüm anne. Balkona oturmuş gelen geçeni seyrediyor, tanıdık biri geçerse iki çift laf ediyordum. Tanıdıkları artık sadece yoldan geçerken görüyorum anne. Üzülme anne üzülme, iyiyim ben böyle de…

Her neyse işte, geçenlerde bir çocuk gördüm anne. Gözleri o günden beri hep aklımda. Açık maviydi ama en dışında çok koyu maviden bir halkası vardı gözlerinin. Bizim bahçenin duvarına oturmuş, arkası dönük öylece duruyordu. Hem ne yapıyor orda yalnız başına diye merak ettim hem de dürüst olmam gerekirse yüzünü görmek istiyordum. “Hey çocuk! Ne yapıyorsun orda?” diye seslendim. Duymamış gibi hiçbir tepki vermedi. Dayanamayıp tekrar bağırdım biraz daha yüksek bir sesle. “Hey sen, saçları örgülü kız!”
Usulca döndü yüzünü bana doğru, gözleri kanlanmıştı biraz ama nasıl güzeldi bir görsen. Yanağında da hâlâ biraz yaş vardı. Babam öldüğünde seni de böyle yakalamıştım bir kez hatırlıyor musun? Arkan dönüktü odana girdiğimde, seslendim duymadın, bir daha seslendim, aceleyle yanaklarını silip bana dönmüştün, gözlerin kanlanmıştı. Bu kız bana seni hatırlattı anne, öyle güzel bakıyordu.
Anne, sana bir şey söyleyeceğim ama kızma. Biz görmeyelim diye hep biz yattıktan sonra ağlardın. Kapının önüne gelip dinlerdim, ama daha fazla üzülme diye hiç gelmezdim yanına. Ama hep bilirdim. Kızmadın değil mi anne? Kızma anne…

Annem… Sana evde begonya yetiştiriyorum, bir dahaki gelişime getiririm. Yatağının üstünden de kötü otları temizledim. Az kaldı, yakında geleceğim…

Zehra Gülrû Onat / Ağustos ikibindokuz

Salı, Aralık 8

Şampiyonlar Ligi 6.1

A Grubu
Juventus 1-4 Bayern Münih
Maccabi Haifa 0-1 Bordeaux

B Grubu
Beşiktaş 1-2 CSKA Moskova
Wolfsburg 1-3 Manchester United

C Grubu
Marsilya 1-3 Real Madrid
Zürih 1-1 Milan

D Grubu
Atletico Madrid 0-3 Porto
Chelsea 2-2 Apoel Nicosia

Pazartesi, Aralık 7

Başımız Sağolsun

Tokat’ın Reşadiye ilçesi Sazak Köyü yakınlarında devriye görevi yapan jandarma ekiplerine teröristlerin ateş açması sonucu yaşanan çatışmada 7 asker şehit oldu.

Yaralılar arasında sivillerin de bulunduğu belirtilirken, bölgedeki yoğun sis nedeniyle operasyonun güçlükle sürdürüldüğü bildirildi.

Pazar, Aralık 6

Galatasaray 1-1 İ.B.B , Tebrikler Çocuklar

Dakika 92 ekran karşısındayız ve bir gol yiyeceğimize ben eminim. Önde olan takım Galatasaray geriye yaslanmış oyunu böyle bitirme peşinde. Beyinsizce yapılan vuruşlar, top defanstan uzaklaşsın ne olursa olsun mantığıyla yapılan garip müdahaleler. Yazıklar olsun, hiçbiriniz bu formayı haketmiyorsunuz. Sizi yöneten ve total futbol diye bizi güzelce uyutan. Her hafta bir öncekinde daha formsuzca oyuncu değişikliği, takımı ileriye taşıyacak tek ismin yedek klübesinde olması, Nonda adlı freni sahada tutman ve daha bir çok yanlış.

Biz seni çok büyütmüşüz, sende bizi aynı ölçüde küçültmüşsün gözünde. Maç boyu yaptığı tek olumlu hareket oyuncuları soyunma odasına göndermesi. Maç sonu demecinde pozisyonları değerlendirmeliydik ve son 15 dakika anlamsız bir geri çekilme oluştu diyor. Sen Arda'yı sahadan çıkar, Elano'yu çıkar ve oyuncuların beynine maçı böyle bitirin işareti ver sonrada geri çekilince müdahale edeme. Aldığın paranın hakkını vermeli herkes. Dediğim gibi biz seni büyütmüşüz, sen bizi küçük görmüşsün. Mesele bundan ibaret. Galip gelemeyebilirsin ancak kaybettiğin bütün puanlar bu tür olmamalı.

Adnan Polat bu gece yada en geç yarın akşam bi açıklama yapar. Bu puan kaybını hakemin üstüne yıkar. Tepkileri ona çevirir. Ben bu yönetimin takımda hiçbir ağırlığı olduğuna inanmıyorum. Futbol şubesini daha önce rüşvet almış birine emanet etmeleri bile çok şeyi açıklıyor.

Aziz Oyunları

Silahları kuşandı yine.Her başarısızlıktan sonra tepkiyi başka yerlere yönelten Aziz yine aynı oyunlara başladı. klüpler birliği başkanlığını bıraktığını açıkladı. Bundan sonra konuşacağını susmayacağını bildirdi. Sanki çok sessiz kalıyorlar. Bu geceki açıklamalarla kendini ve Fenerbahçe'yi bitirmiştir. Panik halinde yapılan ve ne dediğini anlamadığı apaçık ortada olan bir açıklama olmuş. İzlemek isteyenler buradan.

Cumartesi, Aralık 5

Var mı ?







Bizden daha demokratı, çağdaşı, aydını var mı? Hangi ülke canını kastedeni besler, korur. Birde şu it kırmalarının sözlerine bakın :
"Orada eğer havalandırmanın üstü kafesle kapatılıyorsa, nefes sorunu yaşanıyorsa bu 'Kürt sorununu boğuyoruz, açılım bitti, bitti İmralı'yla beraber, İmralı'ya yaklaşımla beraber bitti zaten."
Anlayan varsa beri gelsin ...

Sibirya Halk Türküsü



Yorumsuz ...

Uefa Yılın Takımı 2009



UEFA’nın her sene yaptığı yılın 11 i oylamasına bu sene katıldım. Oylamayı hatırlatan ise Romanista oldu. Şöyle bir 11 oluşturdum ben :
Kalede geçen sezon performansını çok beğendiğim ve hiçbir zaman vasat oynamayan Julio Cesar var. Defansın sağında Maicon, solunda ise Evra’yı koydum. Stoperlerde Pujol ve Ferdinand var. Bu ikilinin bir arada oynamasını hep istemişimdir.

Defansın hemen önünde üst düzey bir performans gösteren Xavi var. Onun sağında alternatifsiz Ronaldo, solunda ise takım arkadaşı İniesta’yı oynattım. Onların önünde ise Wolfsburg’un geçen sezonki şampiyonluğunda maestroluk yapan Misimovic var.

Forvet hattında ilk yazılacak isim Messi’dir ve onu koydum. Partner olarakda Dzeko’yu seçtim. Takımın kaptanlığını Xavi’ye, antrenörlüğüne ise eski dost Lucescu’yu seçtim.

Bu oylamaya katılmak ve gönlündeki 11’i seçmek isteyenler buradan katılabilir.

Perşembe, Aralık 3

Uefa Avrupa ligi # 5.2

D Grubu
Sporting Lisbon 1-1 Heerenveen
Ventspils 0-1 Hertha Berlin

E Grubu
Fulham 1-0 CSKA Sofia
Roma 2-1 Basel

F Grubu
Galatasaray 1-0 Panathinaikos
Dinamo Bükreş 2-1 Sturm Graz

J Grubu
Shaktar Donetsk 0-0 Club Brugge
Toulouse 1-0 Partizan

K Grubu
Fc Kopenhag 2-0 Ecomax Cluj
PSV Eindhoven 1-0 Sparta Prag

L Grubu
Avustria Vienna 0-3 Atlhetic Bilbao
Werder Bremen 4-1 Nacional Madeira

Dağıstan Üzerine

Geçen gün Dağıstan hakkında epeyce konuştuktan sonra ülkenin şuanki durumu hakkında birkaç not yazmak istedim. Öncelikle biraz wikipedia bilgisi aktaralım. Son olarak şuanki durumu hakkında bi kaç saptama yapıp özet geçelim.

Dağıstan 1921 yılında Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adıyla kuruldu. Bölge eskiden Lezgisistan, Avaristan, Lak ve Kumukistan olarak adlanıyordu. Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Dağıstan Cumhuriyetiolarak ismi değişti. Cumhuriyet sadece ismen var ülkede. Başkenti Mohaçkale’dir. Kafkas dağları arasına yerleşmiş bir ülkedir. Doğudan Batıya 200, Güneyden Kuzey’e 400 km genişliğe sahiptir. Nüfusu üç milyona yaklaşmıştır. Nüfus olarak çok çeşitlilik göstermektedir. Ülkede Sovyetler Birliği dağılmasından sonra Ruslar ve Dağ Cuhutları (Yahudi) göç etmeye başlamıştır. Buna karşın nüfus artışı gün geçtikçe çoğalmaktadır.

Dağıstan coğrafi açıdan 5 bölgeye ayrılmıştır. Birinci bölgede Kafkas Dağları ve Dağıstan iç platosu yer alır. Dağlar arasından Hazar Denizi'ne akan Sulak, Samur ve Kurak gibi ırmaklar buralarda derin vadi ve uçurumlar meydana getirmiştir. Kafkas Dağları'nın genellikle güneye bakan yamaçlarında yağış çok azdır. Bu yüzden bazı bölgelerde bitkisel hayat yoktur.
İkinci bölge, birinci bölgenin kuzeyinde yüksekliği 920 m'ye ulaşan ve çıkıntı tepelerinden oluşan ikinci bir dağ kuşağından ibarettir. Bu bölge kuzey ve kuzeybatıdan esen rüzgarlar sebebiyle oldukça yağışlı olup, sık ormanlarla kaplıdır. Dağlar ile Hazar Denizi arasında kalan dar kıyı düzlüğü üçüncü bölgeyi oluşturur. Dar boğazlardan çıkıp yayılan ırmaklar tarafından kesilir. Petrol ve Doğalgaz yatakları barındıran bu ovanın genişlediği yerde başlayan dördüncü bölge alçak ve bataklık ovalar ile Terek ırmağı deltasından oluşur. Deltanın hemen ilerisinde uzun ve kumluk Agragan Yarımadası başlar
Son olarak Terek'in hemen kuzeyinde kumullarla kaplı Nogay Bozkırları beşinci bölgeyi oluşturur. Bu bölgenin iklimi ise sıcak ve kuru olup, bitkisel hayat yarı yarıya çöl özellikleri gösterir.

Din açısından ülkenin %90’ı Müslümandır, geriye kalan %10 luk kesim Hristiyan ve Yahudi’dir. Ancak dil olarak Dağıstan çok çeşitlilik gösterir. Ülkede okuma yazma oranı % 100 e yakındır. Fakat ülkede herkes birden fazla dil konuşmaktadır. Bir çok kavim yer alır ve hepsi bu toprakların kendilerine ait olduğunu söyler. Ülkede küçüklü büyüklü 36 adet kavim bulunmaktadır. Bu kavimleri konuştukları diller birbirine benzemez. Tıpkı bizdeki gibi bir ortam mevcut Dağıstan’da. Ancak birlik beraberlik konusunda bizden çok gerideler.

Ülkede bulunan kavimler şunlardır:
Avarlar, Darginler. Lezgiler, Laklar, Tabasaranlar, Rutullar, Agullar, Tsakhurlar, Kumuklar, Nogaylar, Azeriler, Çeçenler bunlardan başlıcalarıdır. Avarlar en kalabalık halktır. Onların ardından Darginler gelir. İşte Darginler deyince ülke siyasi yapısına girebiliriz. Darginler kavim olarak vahşi bir yapıya sahiptir. Kendilerini tanımlarken şöyler derler :
- Başımızda kalpak ve belimizde kılıcımız vardır. Dağlardan gelip bize karşı duranları keseriz.
Böyle bir anlayışları mevcut bu kavmin. Şuanda iktidarda Darginler bulunmaktadır. Rusya bu kavme ciddi destek vererek iktidardaki Avarların yerine Darginleri geçirmiştir. Onlarda içlerinde bu duyguları bastırmak adına diğer halklara ciddi baskılar ve zülumler yapmaktadır. Rusya’nın istediği karışıklık ortamı ülkede sağlanmıştır ve ne zaman Dağıstan ekonomik olarak kıpırdansa hemen bu ayrımcı tohumları eker ve büyümesine izin vermez.
Kısaca böyle bir yaşam var Dağıstan’da. Rusya son 5 yıldır acımasız bir dış politika izliyor ve kendi adına meyvelerini alıyor. Biz ülke olarak ne zaman kendi içimizdeki sorunları temizler ve ekonomik olarak güçlenirsek o zaman Rusya’nın karşısında dik durmayı başarabiliriz. Şimdilik bu ülkeye yapabileceğimiz bir yardım yok maalesef. Biz destek versek Rusya o an sertleşiyor ve halka zulüm yapıyor. Bu yüzden şimdilik sadece izlemedeyiz.

Çarşamba, Aralık 2

Uefa Avrupa ligi # 5.1

A Grubu
Anderlecht 0–1 Dinamo Zagreb
Poli Aek Timisoara 1–2 Ajax

B Grubu
Slavia Prag 0–0 Genoa
Valencia 3–1 Lille

C Grubu
Celtic 2–0 Hapoel Tel Aviv
Hamburg 2–0 Rapid Vien

G Grubu
Levski Sofia 0–2 Villarreal
Salzburg 2–1 Lazio

H Grubu
Sheriff 1–1 Steau Bükreş
Twente 0–1 Fenerbahçe

I Grubu
AEK 0–1 Everton
Bate Borisov 1-2 Benfica

Salı, Aralık 1

4. Güneş Dönemi

Trabzonspor dördüncü kez Şenol Güneş ile anlaştı. Daha önce üç kez göreve gelen Güneş bu kez yine bir Belçikalı Broos'un ardından göreve geldi. İlginç olan Şenol Güneş'in bu dört seferin hiç birinde göreve takımı yeni baştan yaratması için gelmiş olmaması. Sürekli bir kurtarıcı gözü ile bakılmış kendisine. Bu sefer hem takımın hemde Sadri Şener'in kurtarıcısı oldu. Meydanları kolbastı ile coşturması bekleniyor. Güney Kore deneyiminin kariyerine ve antrenörlüğüne neler kattığını zaman içerisinde göreceğiz. Değişmeyen birşey var ve bu konuda avantajlı konumda. Trabzon ve Trabzonspor camiası eskisi gibi duruyor. İşler iyi gidince herkes arkasında olacaktır. Başarıyı sahiplecek ve ön planda olmak isteyecektir. Ancak ters giderken arkasına baktığında Ünal Karaman'dan başka kimseyi göremeyecek. Tüm bunların bilincinde olan ve bu zor görevi kabul eden Şenol Güneş'e şimdiden başarılar.

Haftanın Ardından

Her hafta olduğu gibi bu haftada liderden başlayalım. Fenerbahçe bir gün önce Galatasaray mağlubiyetinden sonra Kasımpaşa maçında daha bir iştahlı oynayacak diye düşündürdü . Ancak bu durum sadece zihinlerde kaldı. Yılmaz Vural’la birlikte şuan fit noktaya erişen Kasımpaşa, Kadıköy’de tarihi bir zaferi kaçırdı. 3-1 lik galibiyetle ligde rahat nefes almış oldu. Fenerbahçe cephesinde ise raylar oynuyor yine. Daum’a olan güven ve saygı azalıyor gün geçtikçe. Yavaş yavaş Aykut Kocaman ısındırılmaya çalışıyor sanki. Ancak Daum bu ülkeyi iyi tanır ve ne zaman galip gelmesi gerektiğinide çok iyi biliyor. Ayrıca oyuncular arasındada bir bölünme yaşanmış durumda. Sürekli gideceğini belirten Carlos hala 11 de başlıyor, sahada uyurgezer gibi dolaşan Alex’ten forma alınamıyor, Güiza bir türlü alışamadı, Deivid ise geçen yıl Galatasaray’a attığı golden sonra hala kayıplarda. İşte böyle bir ortam söz konusu yabancı sorunu devrearasında çözülmezse Fenerbahçe bir daha liderliği göremez. Bu hafta sonu oda elinden kaçacaktır zaten.

Galatasaray hakkında tek bir şey yazacağım. Rijkaard bugün dönecek İstanbul’a, Benim canımı sıkan bu konudur. İnsani neden vardı elbet ama bu 5. Gün gittiğinden beri. Futbol takımı çalıştırdığını biliyor olmalı. Rijkaard’la bir tek antreman bile farklı diyen bazı blog tutan arkadaşlar vardı bu konuda bir şey yazmadılar henüz. Bursaspor ise her hafta tebriğimi alıyor. Bu hafta sakin ve kararlı bir oyunla istediklerini aldılar. Ancak bazı sorunları var hala. Batalla kaliteli bir ayak ve takıma monte edilemedi henüz. Orta sahadaki üretkenliği arttıracak tek isimo kadroda. Bu uyumuda başarırlarsa daha rahat galibiyetler alacaklar. Bu hafta attıkları gol ise gerçekten güzeldi. Leo her zamanki gibi seyretti.

Beşiktaş deyince şu tabloya bakmak lazım. Kayserispor’a içeride kaybedilen maçtan sonra oynadığı 7 maçıda kazandı. Birde Ankaraspor galibiyeti var bu arada. Liderliğe her hafta yaklaştılar ve bu haftada ikinci sıraya oturdular. Pazar gününün lideri olabilecek şansa sahipler. Bu hafta Sivasspor önünde alışılagelmiş oyunlarından birini oynadılar. Göze hoş gelmeyen ama maçın heranında sürpriz bir golü arayan ve arkasını sağlam tutan bir takım görünümündeler. Şu ana kadar yedikleri 6 gol bunun göstergesi. Galatasaray önünde 3 gol yediklerini varsayarsak sadece 4 maçta gol yediler bu sezon. 14 maçta 6 gol ciddi bir başarıdır. Hücumsal olarak kötüler diyoruz her zaman ancak atılan 17 golle gelen 9 galibiyet var. Sivasspor ise revizyon için devre arasını bekliyor. Ancak bu sene küme düşme kabusundan kurtulamayacaklar.

Kayserispor bu hafta geçen haftanın flaş takımı Manisaspor deplasmanındaydı. Güzel oyun çıkmadı ortaya ancak Kayserispor istediğini almayı başardı. Gökhan Emreciksin eski formuna hızla kavuşuyor. Boş geçen bir sezondan sonra şimdi toparlama sürecinde. Takımına ciddi katkılar yapıyor ve bu haftaki 3 puan onun ayağından geldi. Liderle arasında sadece üç puan kaldı. Şampiyonluk yarışının içindeler ve bu haftaki Bursaspor maçı çok önemli hale geldi. Anadolu takımlarının önderliği kimin yapacağını belirleyecek bir maç. Manisaspor ise forvetteki kalitesizliği yüzünden gol atmakta ve dolayısıyla puan almakta zorlanıyor. 11 gol atmışlar bu haftaya kadar ve bu çok düşük bir oran. Devre arası bu bölgeye transfer kaçınılmaz. Yoksa Yaser, Ergin ve İsaac ile seneyi tamamlayamazlar.

Antalyada oynan Antalyaspor-Gençlerbirliği maçı çarpıcı sonuçlar doğurdu. Jedinak sezon başı Gençlerbirlğinden kiralandı ve sahibi olan takıma iki gol birden atarak takımını galibiyete ulaştırdı. Birde hafta içi Cavcav Antalyaspor’dan yılalr önce şike teklifi aldığını açıklamış ve ortamı germişti. O takıma yenilerek sus payını almıştır. İki golde yan top sonucu oluştu. Jedinak iyi takip ederek golleri atmayı başardı. Kendisini bu yaz Dünya kupasında izleyeceğiz Avustralya formasıyla. Ayrıca Mehmet Özdilek’i tebrik etmek gerekir. Şuanki kadrosu ile azami ölçüde puan almış durumda. 20 puanın 16 sını evlerinde kazandılar. Ne zaman deplasmanda kaybetmemeyi öğrenirlerse o kadar üst sıralarda olurlar.

Trabzonspor geçtiğimiz hafta yaşadığı depremden sonra suları biraz durultarak tekrar yol almaya başladı. Bugünde Şenol Güneş ile sözleşme imzalayacaklar. Bu adımı olumlu yada olumsuz bulduğumu söyleyemiyorum. Çünkü işler iyi giderken kimse ses çıkarmıyor ancak biraz kötüye döndümü her yerden bir ses çıkıyor Trabzonda. Belki Şenol Güneş’e bu sesler biraz gecikmeli çıkar. Sadece o yönde bir avantajı var Şenol Hoca’nın. Bu hafta Eskişehirspor önünde Alanzinho ve Gabric formasına kavuştu. Bu onları kamçılamış göründü ve maçta oldukça üretken oynadılar. Ceyhun ise defansın gerisine çekilerek oradaki boşluk dolduruldu. Trabzonspor için bu sene kayıp senedir ve tüm güçlerini Türkiye kupasına ve yeni oyuncu kazanmaya vermeliler. Eskişehirspor ve Rıza Çalımbay bu maçtan çok önümüzdeki hafta sonu oynanacak Fenerbahçe maçını düşünüyorlar. Rıza Çalımbay’ın Fenerbahçe’ye karşı bir zaafı mevcut ve bu zaaf ona çok şey kaybettiriyor.

İ.B.B. – Gaziantepspor maçını izleyen kaç kişi vardı merak ediyorum. Belediye takımını bu ligde görmek istemiyorum. Ayrıca Abdullah Avcı’nında başarılı bir antrenör olduğuna inanmıyorum. Yıllardır ne etliye ne sütlüye karışıp ligi götürüyor. Transfer bütçesi olarak ciddi harcamalardada bulunan bir klüp halbuki. Karşısındaki Gaziantepspor ise kado kalitesine ihanet etmeyi sürdürüyor. Portekizli antrenör hala istenen takımı oluşturamadı. Kendisine sabit bir 11 bulup o kadroda ısrar etmeli. Süreklilik sorunu mevcut takımda. Transfer edilen ve kariyerli oyuncular olan Jorginho ve Linz’den hala yararlanılamıyor. Önümüzdeki hafta Antalyaspor maçında alınacak kötü sonuç sonu olabilir Portekizlinin.

Ligde görmek istemediğim diğer bir takım olan Ankarasporgücü bu hafta ligin en formsuz ekibi Denizlispor’u tek golle yendi. Bu takım hakkında diyeceğim tek şey bu haftaki 11 inde tam 8 Ankaraspor’lu oyuncunun olduğudur. Bu kadar şaibeli bir takıma sahip çıkan taraftara acıyorum. Denizlispor ise her geçen sene cepten yedi ve sonunda bu sene dibe vurdu. Alınan 7 puan var ancak üç puanı Ankaraspor’dan geldi. Sanırım bu kötü durum sene sonuna kadar sürecek.