Çarşamba, Mart 17

Unutamadığım Anlar #6


Uzun süre oldu bu tip yazı yazmayalı. Öncekiler için buraya bakabilirsiniz. Hafta sonu askerdeki Aras ile konuştuk ve bir cümlesi beni bu yazıyı yazma nedenim oldu. O cümleyi yazının son cümlesi olarak bırakayım:

Önceki yazılardan Aras’ı, Fırat’ı Gökhan’ı Emre’yi tanıyorsunuz. Tanımıyorsanızda sorun değil tekrar yazacağım. Bu yazıda başka isimlerde eklenecek. Mahallemizin futbol bakımından çok zengin bi kültüre sahip olmasından dolayı bizde küçüklükten itibaren top peşinde koşarak büyüdük. Futbol oynayacak çok saha bulunurdu. İsimleri ise Bakkal Arkası, Tel saha, okul sahası ve kare arsa arkası.

Tel saha aslında basketbol sahasıydı ancak sürekli futbol oynanırdı orada. Bizde orada sınıf maçları yada aşağı mahalle takımıyla yapacağımız maçlarda kullanırdık. Zemini asfalttı ve benim en sevdiğim sahaydı. Kare arsa sahası ise Tel sahadan biraz daha büyüktü ve yaz aylarında antreman için kullanırdık. Zemini ise çim ve toprak karışımıydı ancak saha eğimli bi yapıya sahipti. Okul sahası büyük maçların sahasıydı. Okul turnuvaları ve mahalle büyüklerinin sahasıydı. 11 e 11 oynanabilirdi o sahada. Kum ve toprak karışımı ilginç bir zamini vardı. Yumuşaktı ve kaleciler için en elverişli sahaydı. Bakkal arkası sahası ise evimizin arkasıydı. Toprak ve çim karışımıydı. Düz olması ve çim miktarının bol olması dolayısıyla en sevdiğimiz saha orasıydı. Ancak topa biraz hızlı vurunca evin camı kırılabiliyordu ve buna bir kez benim neden olduğum 3-4 olay mevcut. Bu sahayıda “evler maçı” için kullanırdık.

Evler maçı bizim arsadaki evlerle yan komşularımız olan kişiler arasında yaptığımız ve Gs-Fb derbisi kadar çekişmeli geçen maçlardı. Tam bir Rize – Ardahan derbisi tadında olurdu. Bizim takım Rize ve Of karışımıydı rakip takım ise Ardahanlılardan oluşurdu. Ben, dayım, amcaoğlu, ön komşularımız Gökhan, Emre ve abisi Abdullah tan oluşurdu. Rakip ise Aras, Fırat, Cem, kerem ve ağabeyleri Boran ve Ulaş’tan oluşan takımdı. Bu maçlar çok sık yapılmazdı. Yapılması için mutlaka arada bi küslük olurdu. Aras, Fırat, Emre, Gökhan ve ben hep aynı sınıfta okuduk. Aramızda bir anlaşmazlık çıkınca evler maçı yapalım fikri çıkardı ortaya.

Dördüncü sınıftayken bir gün 5-A sınıfına yenilmiştik ve suçu birbirimize atıyorduk. En sonunda ben ve Aras’ın üstüne yoğunlaşıldı. En çok kimin gol kaçırdığını tartıştık ve sonunda evler maçı yapma fikri ortaya atıldı. Aileler çok iyi anlaşordı fakat biz çocukların arasında ara sıra böyle tartışmalar olurdu ve çözümünü yine maç yaparak bulurduk. Ancak iki takım arasında büyük farklar vardı. Bizim takım çok daha güçlüydü ve maçların büyük çoğunluğunu kazanırdık. Rakipteki Cem ve özellikle Kerem çok kötü oyunculardı. Kerem yaşça bizden epeyi büyüktü ve uyumsuz bir yapısı vardı. Bu yüzden lakabını Leman’daki Erdener Abi koymuştuk. Konu futbol olunca kimseyi beğenmezdi. Aynı Erdener gibi. Sürekli ders çalışırdı ve bir kez olsun sokakta göremezdik onu. Gerçi çalışmasının karşılığını çokca aldı fakat hala aynı şekilde asosyal bi yapısı var.

Hafta sonuna sözleştik maç için. Maç günü geldi ve her zamanki gibi biz iyi oynuyorduk. Ancak bu sefer saha dışında gariplikler vardı. Yoldan geçen herkes maçı izliyor ve bir süre sonra çimlere uzanıyordu. Sahada ise ciddi çekişmeler cereyan ediyor ve faul faul üstüne geliyordu. İki takımın büyükleri kahkahalar atarak izliyordu. Motive etmek için kazanın dondurmalar benden, köfteler benden gibi sesler duyuluyordu. Mahallemizin ilk antrenörü ve zamanında Çengelköyspor’un golcüsü olan Mevlüt abimizde oradaydı. Bana sürekli dediği fakat o zamanlar anlayamadığım bi cümlesi vardı. Yere sağlam bas deyip dururdu her gördüğünde. Mevlüt abimizle olan maceralarımız başka bir yazı konusu olsun.

O gün maç uzadıkça uzadı. Saha kenarında abartısız 50-60 kişi vardı. Bizde o gazla öyle hırslı oynuyorduk ki sanki Şampiyonlar Ligi finalindeyiz. İzleyenlerin çokluğu en çokda rakibi etkilemişti ve müthiş bir geri dönüş yaptılar. Fark 4 iken bir anda öne geçmişlerdi. Nam-ı diğer Erdener Abi bile gol atmıştı. Kaleye geçme işi sırayla yapılıyordu ve skor 19-18 idi. Rakipte kaleye Erdener geçmişti. Biz bir gol daha attık ve son golü atan kazanacak duruma geldi. Maçın stresi, seyirci sayısının fazlalığı ve ebeveynlerin gaz vermesi ile adrenalin had safhaya ulaştı. Dakikalarca gol olmadığını hatırlıyorum. Biz bir korner kazandık ve korneri ben kullanacaktım. Kötü bir orta yaptım ve top kalecinin üstüne doğru gidiyordu. Hayıflanıyordum içimden fakat kalecilik konusundada kötü olan Kerem topu alinden kaçırdı ve top Emre’nin önüne geldi. O da boş kaleye topa dokunarak golü attı. Biz ise savaş kazanmış generaller edası ile seviniyorduk. Seyirciler alkışlıyor ve coşkumuz artıyordu.Bir daha kerem evler maçı oynama şansı bulamadı bu maçtan sonra. O korneri ve sevinç anlarını unutamıyorum.

Bu yazıyı yazmaya neden olan cümleyi vererek yazıyı bitirelim :

- Eskiden tek derdimiz evler maçını kazanmaktı be Vedat !

Salı, Mart 16

O An #25


GÜNEŞTE
Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz
Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.
Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk
Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.
Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.
Bir araba geçti incelmiş yoldan
El salladı biri, belki tanıdık,
Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.
Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar
Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı,
Çünkü dardır saatler, sığmaz biraraya
Dalgınlık, deniz ve sardunya.
Rüzgâr alıp götürdü balıkçı teknelerini
Uzaktaki kılıçlara, ki bilemeyiz
Hangi derinlikte dölleyerek denizi
Gidiyorlar öyle ağırbaşlı, doğuya.

Ve ocaktan çorbanın kokusu geldi demin
Burun deliğine kedinin ve köpeğin.
Rafta kitaplar, mavi bir şişe ve gül
Donmuş kalmışlar tek başlarına.
Duvarda bir resim, resimde kalabalık
Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman.
Breughel nasıl da toplamış bunca
Ortaklığı ve uyumu biraraya,
Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz.
Güneşte her şey çözülür gider bir yana.

Melih Cevdet ANDAY

Pazartesi, Mart 15

Erkek değil mi hepsi aynııı..! mı? farklı..! mı? =) "Piraye"


Sanırım Elif Şafak’ın Aşk’ından sonra –ki bu uzun bi süreye tekabül ediyor- kitap önerisinde bulunmamışım. Çok etkileyici kitaplar seçemedim sanırım. Olasılıksız’a müthiş bi hevesle başlayıp; artık “teslim verecek bir mimarlık öğrencisinin son bir haftası”(bu tabir de bana pek uzak olmadı mı ne;P) gibi işkence çeker haldeydim en son hatırladığım…..
Sonraki seçtiğim kitaplar da aradığım şevkin yakınından geçmediğinden mütevellit; yok dedim arkadaş yok……. Al peykan bi Türk Filmi tadında roman… oku bi gecede, bi toparlan bi kendine gel, vesselam.! Neyse efendim kitapçıya gidilir.Sivas’ın Beyoğlu’nda şöyle küçücük bi İstanbul havası solunur... şöyle bi tarih ve siyaset içerikli kitaplara bilmiş bi eda takınıp göz atılır; amma gözler yerli romanlardadır….. önce Canan Tan rafına bi burun kıvırılır tam geçecekken, eski bi arkadaşına rastlamış da son anda tanıyıp, hafif bi bıyık altı gülümsemesi ve kısık bakışlar eşliğinde çevik bi hareketle geri geri gelen film karakteri edasında Canan Tan’ın Pirayesi’yle burun buruna geliniiir…….. piraye de pirayedir ama.
Düşünüyorum da kapaktaki kız bu kadar güzel olmasa alır mıydım… yook canım ne işim olur. Kıskandım resmen. Dedim bagaayım kimmiş bu da böle kendini bişey sanayy….. evirdik çevirdik kitabı baktık, tamam -tam film-. Arada böyle liseli kız tabiriyle bütünleşip bu tip romanlar okumuşluğum vardır... bence her kızın vardırya neyse =) lakin; bu tip romanlardan da çıkarılacak sonuçlar yok mudur? Yapmayın! Olmaz olur muu…:

İnsanoğlunun bugünü, yani -ne olduğu- ortadadır da, yarını, yani -ne olacağı- meçhuldür. Başka beğenmediğiniz, burun kıvırdığınız, -hayatta böyle bişey benim başıma gelemez- diye belki de bi an büyük konuşma gafletinde bulunduğunuz aklınıza gelebilecek her türlü ıvır zıvır bi gün gerçekten kapınızı çaldığında, işte ancak o zaman önceden yadırgadığınız hayatın başrol oyuncularına hak verecek yürekliliğe kavuşursunuz…. Her ne kadar yenilmez bi duruşunuz, güçlü, karakterli, dik başlı hatta asi denebilecek bi yapınız dahi olsa, bu demek değildir ki; hayatınız boyunca yapınızla bağdaşmayan hiçbir olaya tanıklık etmeyeceksiniz.!
Bir Nazım hayranı kızdır Piraye… hatta adı da tahmin edersiniz ki; babasının da Nazım hayranı olması kaynaklıdır. Ve kitabın sonunda büsbütün özdeşleşir Nazım’ın Pirayesi ile…

"Hiç hayıflanma, o şiirsellikten uzak düştün diye. Gözlerini aç ve o günlerde göremediğin gerçeği gör artık…
Nazım da o sevda yüklü dizelerini eliyle bir kenara itip, daha sıcak bulduğu kollara koşmamış mıydı? Yere göğe sığdıramadığı Pirayesini başka kadınlarla aldatmamış mıydı? Haşim’in yaptığı onunkinden çok mu farklı? Kumalığı paylaşan diğerleri gibi, sen de bir kadınsın! Nazım’ın da diğerlerinden farklı bir erkek olmadığı gibi…. İşte şimdi Nazım’ın kızıl saçı Piraye’siyle tam olarak özdeşleştin"…

Kutlu Olsun… !

Ve benim en çok sevdiğim -Piraye şiiri-dir Nazım’ın şu dizeleri…..:

Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel
şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...


Bu arada ilginç bi kitap daha bitmek üzere….. adı “küçük arı”…. değişik bi kitap. Bestseller okumak her zaman iyi olmasa da… sevdim bunu…garip yanı şu: “herkese anlatmak isteyip de anlatamamanız”…

Cümmmmmleten iyi okumalar;)

Futbol Asla Sadece Futbol Değildir

Futbol asla sadece futbol değildir. İşte bu sözü önümüzdeki günlerde duymayacağız fakat uygulamasını göreceğiz. Diyarbakırspor’un iki haftadır maçlarında çıkan olaylar sebebiyle maç tatil ediliyor. TFF talimatlarında aynı sezon içinde iki defa hükmen mağlup ilan edilen takım küme düşürülür. Kalan maçlarıda hükmen mağlup sayılır.

Ancak Tff böyle bir karar verirmi onu bilemiyorum. Dün akşam her kanalda suç hakeme yüklendi. Belediye başkanı hatta İBB spor klübü başkanı dahi hakeme yüklendi. İstanbul emniyet müdürü Milli Birlik ve Beraberlik projesinden bahsediyordu ekranlarda. Simon Kuper bu sözü futbolun güzelliğini vurgulamak için kullanmış. Futbol bazen düşman iki kişiyi, takımı hatta ülkeyi birleştirebiliyor. Fakat bizim ülkemizde nedense bu bir türlü olmuyor. Çünkü biz futbolu futbol kuralları ile değil yeri geldiğinde siyasi, toplumsal ve hatta dini kurallarla yönetmeye çalışıyoruz.

Yarın toplanacak Tff kurulunda siyasi kesimin baskıları ile Diyarbakırspor’a verilmesi gereken cezalar verilmeyecektir. O olayları çıkaran kişiler elbette Diyarbakırspor’u temsil etmiyor ancak ortada kurallar var ve bunlar uygulanmalı. Geçtiğimiz hafta Bursaspor’a ve hakemlere taşlar atıldı. Taş biraz hafif kaladabilir. Atılanlar betondan koparılmış cisimlerdi. Bir tanesi hakeminbaşını yardı ve verilen ceza sadece 3 maç oldu. 2007 yılındaki ve tarihe sulu derbi olarak geçen maçta türlü rezillikler yaşandı. Fakat geçtiğimiz hafta ve bu hafta yaşananlardan çirkin değildi. O maç sonunda Galatasaray’a 5 maç ceza verildi. Takımların isimleri önemli değil. Eğer bir takım kurallar var ise bunlar her takıma karşı uyguanmalı.

Tamam Diyarbakır hassas bir ilimizdir. Takımı sabote etmek isteyen terör insanlarıda var. Ancak sahada siyaset değil spor yapılıyor. Spor kuralları içinde olmalı her şey. Umarım TFF siyasetin baskısına bu sefer boyun eğmez ve kurallar çerçevesinde cezalar verir. Yoksa her takım seyircisi sahaya iner ve istediği gibi bir ortam oluşturur. Dün ortada bir hata vardı ve bu hatayı yapanda Emniyet Müdürlüğüdür. Hatayı hakeme yükeleyipte kendi hatalarını örtemezler.

Bu görüntüler bütün Dünya’da izleniyor ve verilecek sert cezalarla tüm Dünya’ya örnek olmak gerekli. Yoksa dediğimiz gibi her takım sahasında kendi ortamını oluşturur ve federasyon bunun önüne geçemez.

Pazar, Mart 14

Galatasaray 3-0 Ankaragücü

Maç öncesi Bursaspor'un galip gelmesi ile bu maçın kazanılması şart olmuştu. Rijkaard Servet tercihi dışında en uygun kadro ile çıktı maça. Sabri ve Caner iki bek, Neill ve Servet ise stoper görevinde yer buldu. Servet'in oynama nedenlerinden biride Neill'in sağ stoperde daha yararlı olması olabilir. Nitekim ilk ve son golde attığı paslarla golün oluşmasına sebep oldu. Orta sahada ise Barış ve Sarp göbeği kapadı.Burada Elano ve Barış tercih edilmesini bekliyordum. Elano bu ikiliin önünde oynadı. Kanatlarda ise maçın yıldızı Keita ve Dos Santos vardı. En uçta ise Jo ile gol arıyacaktı Galatasaray.

Maça hızlı başlayacağıbelli olan Galatasaray Keita'nın inatçılığı ve Jo'nun fırsatçılığına gol için olmazsa şans faktörünüde ekleyince daha 4. dakikada öne geçti. Kasımpaşa maçındaki gibi hücumda baskılı oyun golden sonra sadece 10 dakika daha devam etti. Jo golün akabinde birde altıpastan gol kaçırdı. Ankaragücü pas yapmaya başlayınca Galatasaray'ın bu sezonki zayıf karnı orta sahasını ele geçirdi. Neyseki yetenekleri sınırlı olan oyuncular ekstra pasları başaramayınca kalesinde geldiği günden beri en rahat maçını çıkarmasına sebep oldular LeoFranco'nun.


Geremi'nin yaptığı pas hatasını insanüstü bi güç ile topu muhafaza eden Keita hakettiği golü ilkyarı bitmeden buldu. Sonrası ise keçiboynuzu tadında bir maç. Galatasaray'ın gereksiz geri çekilmesi ve oyunda üstünlük kuramamsı. Yani geçtiğimiz hafta kaybedilen Eskişehir maçından iyi olmayan bir futbol. Gol pozisyonu vermemiş olması takdir edilir ancak bunda Ankaragücü'nün forvette etkisiz kalmasıda büyük bir etken.Bunda Neill gibi zeki bir oyuncunun payıda büyük. Doksan dakikanın bitimine saniyeler kala Keita'ya attığı muhteşem bir pas ve Keita'nın 4.5 aydır yolunu gözlediğimiz Baros'a güzel pası ve kralında topu ağlara gönderişi. Son aylarda en çok sevindiren ve insanın içini ısıtan bir gol oldu. Kral gelecek hafta Trabzon deplasmanında biraz daha güç kazanır ve Fenerbahçe maçındada golünü atarsa kendisinden bu golü Emre ile birlikte kutlamasını istiyorum.

Bursasporun eksik maçınıda alacağını düşünürsek iki puan önde olduğunu varsayabiliriz. Önlerindede kolay sayılabilecek bir 4 hafta var. Dolayısıyla Trabzon deplasmanı ve Fenerbahçe derbisinden alınacak 6 puan hayati öneme sahip. 4 puan alınırsa Bursa'yı Sami Yen'de yenmekte fayda etmeyebilir. Ayrıca Rijkaard'ın Eskişehir'de mağlup durumdayken değilde bugün ilk yarıdan sonra emre Çolak'ı oyuna almasını beklerdim. Büyük antrenörlük budur kanımca. Dos Santos'un etkisiz kalmasınada ayrıca üzüldüm. Gelecek hafta yerini sözde kaptan Arda Turan'a bırakacak.




Cumartesi, Mart 13

Rijkaard, Galatasaray ve Şampiyonluk

Dört kritik sınav demiştim geçtiğimiz hafta. İlki Eskişehir’de başarısızlıkla biten bir sınavdı. Maç kaybedilebilir ancak bu kadar kötü bir futbol oynamaya hakkı yok Galatasaray’ın. Aynı zamanda Rijkaard’ında bu kadar kötü oynatmaya ve bazı oyuncular üstündeki ısrarınında hiç anlamı. Özellikle kaptanımız dediğimiz Arda Turan’a gösterdi sabır taş çatlatacak cinsten. Neyseki bu hafta cezalı olacak ve en azından kendini dinlendirecek. Tabi öyle umuyoruz. Son zamanlarda sahada ne yaptığını anlamak çok zor. Takıma zararı oluyordu. Artık Galatasaray taraftarı olarak şunu kabullenmeliyiz Arda sadece bizim mahallemizin ağır abisi olabilir. Başka mahallelerde kendini ispat etmesi şu haliyle çok çok zor.

Bu hafta Dos Santos onun yerine bu işi kotarabilir. Tabi Rijkaard bir sürprize imza atıp Emre Çolak’la başlamazsa. Orta sahada ise hiç düşünmeden Barış-Elano ikilisini oynatmalı. Barış iyi oynadığı dönemde kesildi takımdan. Baros’un takıma dönmesi bekleniyor. Rijkaard her sakatlıktan sönen oyuncuya yaptığı gibi yarım devre oynatacaktır Baros’u. Gelecek hafta 45 dakika şans verebilir.

Ankaragücü ise yaptığı harcamalardan sonra bir şeyleri ispat peşinde olacaktır. Özelikle Vittek ağır Galatasaray savunmasına zorlu anlar yaşatır. Oynarsa Vassel’de bu etkiyi gösterebilir. Geremi, Sapara gibi kaliteli oyuncular maç içerisinde anlık performansları ile sonuç değiştirebilecek yetenekte.

Galatasaray’ın defans kurgusunu tahmin etmekte zor. Sabri ve Neill’in yeri garanti. Caner’de artık müzmin sakat olan Hakan Balta’nın yerine oynar. Bu Hakan Balta konusuda artık can sıkmaya başladı. Kendisini beğeniyorum fakat bir sezonda oynadığından daha fazla maçta sakat oluyor. Servet’in yerine ise Emre Güngör tercihi bekliyorum.

Bu haftadan sonra ligin gidişini etkileyecek iki maç daha var. Önce Trabzon deplasmanı ve ardından Fenerbahçe karşılaşmaları. Bu üç haftada alınacak 9 puan büyük öneme sahip. Ancak bu takımın bunu başaracak direnci yok maalesef. Fenerbahçe derbisinden çok Trabzon deplasmanı daha çok zorlar bu kırılgan takımı. Oyuncuların ve teknik heyetin iyi konsantre olup biz taraftarları bu sefer yanıltmasını umuyorum.

Cuma, Mart 12

Perşembe, Mart 11

Her Yer Trabzon


Fotoğraf Etiyopya'da çekilmiş :) Bide kolbastı yapsalar tam olacakmış.

Foto http://lucarelli-breitner.blogspot.com/
alıntıdır.

Gerçek Fenerbahçeli Olmayı İstemek


"Önümüzdeki maçta hocam görev verirse Galatasaray'a gol atıp gerçek Fenerbahçeli olmak istiyorum"

Pazartesi, Mart 8

Eskişehirspor 2-1 Galatasaray

Kendi elleriyle avantajını kaybeden takım ve o takım içindeki hainler. Başta Arda Turan, Mehmet Topal ve Caner olmak üzere. Sonrasında ise Emre Çolak adlı sirk cambazı. Eğer bu futbolcular Galatasaraylı ise ben değilim. Galatasaray bu züppelere kaldıysa yazıklar olsun. Yazacak çok şey var ancak şimdilik sinirlerin geçmesini bekleyelim. Bir daha Arda Turan'a büyük topçu diyen olursa bilin ki futboldan anlamıyordur.

Hanımlar Günü

Kalıp değil bir fikir...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...
Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...
Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak....
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...
Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...

Üstad kendine has üslubu ile anlatmış Kadın’ı. Dikkatle okunduğunda ne kadar büyük değer verdiği anlaşılıyor. Onlar olmasa Dünya durur mu bu bilinmez tabi :) Bu vesile ile bütün kadınların (hanımların) Dünya Kadınlar Gününü kutlarız.


Cumartesi, Mart 6

"Cansever"leri SEVMEK...!




BU GEMİ NE ZAMANDIR BURADA

Bu gemi ne zamandır burada
Çoktan boşaltmış yükünü
Gece de olmuş, rıhtım da bomboş
Mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa
Arkada, guvertede
Ah, neresinden baksam sessizlik gene.

Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
İçerde üç beş kişi
Yalnızlık üç beş kişi
Bir kadeh rakı söylerim kendime
Bir kadeh rakı daha söylerim kendime
-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi
-Denizin değil hüznün üstünde.

Belki yarın gidecek
Bir anı gelecek bir başka anının yerine.


İnsan bazan ağlamaz mı bakıp bakıp kendine.
Edip CANSEVER

Atatürk Modeli

“Atatürk devriminden yani 1920’den önce, bugün Batı dediğimiz medeniyetin elindeki topraklar, 25.5 milyon mil kare idi. 1993’te bu rakam 12.7 milyon mil kareye, yani yarısına düşmüştür.İslam dünyası ise 1920’de 1.8 milyon mil kare üzerinde egemenlik sahibiydi. 1993’te İslam dünyasının sahip olduğu topraklar 11 milyon mil kareye yükselmiştir.”
İşte, 1923’den beri süren mücadeleyi, kimin kazandığı bu rakamlarla ortadadır. Avrupalılar, Amerikalılar, Atatürk adını duyunca, bu yüzden ifrit kesiliyor. Çünkü, İslâm dünyasını ayağa kaldıran güç, Atatürk modelidir!
Suat İLHAN

Kısa Kısa #1

- Pazartesi’ye kadar Galatasaray yazmayıp totem yapıyorum. Kasımpaşa maçındaki keyifli futboldan sonra aynı oyun Eskişehir’de devam ederse yada oradan 3 puan ile dönülürse ligin şampiyonu büyük ihtimal Galatasaray olur.

- Galatasaray Bonus Kartı protesto ediyorum ve almıyorum. Bilet almak için böyle bi zorunluluk olamaz olmamalı. Elit taraftar söyleminide anlayamıyorum.

- Üniversite arkadaşları ile gelecek hafta Cumartesi akşamı yemek yiyeceğiz. Buradan gelmeyen top olsun diyorum. Şehir dışındanda katılım bekliyoruz.(sözüm sana )

- İki aydır ayağıma top değmedi diye bunalımdayım.

- CHP Mersin teşkılatından istifalar olmuş, çokda iyi olmuş. Neydi o rezalet öyle.

- Bi Bitlis’linin daha Tulum (çalgı olan) aşığı olduğunu gördüm. Araştırdım bizim dediğimiz tulum eski zamanlarda oranın düğünlerindede çalınıyormuş.

- Sabetay Sevi araştırılması gerekli bi kişilik. Kitaplardan olmasa bile Wikipedia aracılığı ile hayatı okunmalı. Yahudileri sevmiyoruz belki ama onlardan ders almamız gereken nokta çok. Özellikle güncel yaşam konusunda.

- Rizespor hakkında her ay yazıyordum ancak takım o kadar kötü sonuçlar alıyor ki yazmanın manası kalmıyor. Dileyenler buradaki yazıları okuyabilir. Değişen hiçbir şey yok.

- Atatürk hakkında çıkan şu gereksiz videoya inanmıyorum. Hangi konuda konuştuğu belli bile değil.

Cuma, Mart 5

Perşembe, Mart 4

Santiago

Bu adamı basketbolcu diye transfer edenlere selamlarımı iletiyorum. Aynı zamanda Rakocevic'ede verdiği sıfır katkı için özel bir teşekkür. Avrupa'da Efes Pilsen kadar para harcayıp başarı kazanamayn başka bir takım olmadığına eminim.

Çarşamba, Mart 3

Honduras Milli Maçı Öncesi

Öncelikle ilk 11'i verelim.
------------Volkan
Sabri --- Emre G. --- Servet --- Caner

Hamit --- Aurelio --- Emre B. --- Volkan

--------------- Arda

--------------- Mevlüt

Oğuz Çetin bu 11 ile başlayacağını açıkladı. Kadroya çağılan bütün Galatasaraylılar her zamanki gibi ilk 11 de başlayacak. Fenerbahçeli Gökhan Gönül ise yine her zamanki gibi kadrodan çıkartıldı ve hafta sonu oynanacak maçta takımının formasını giyecektir. Ancak benim için asıl hayal kırıklığı, yeni yapılanma dönemi lanse ettiğimiz milli takımın ilk 11 inde bu sezon Almanya’da üstün performans gösteren Nuri Şahin’in olmaması. Aurelio tercihini anlamak mümkün değil. Orta sahada Emre ve Nuri ikilisini bu tip maçlarda denemeyerek ne kazanacağız. Aurelio harika oynasa ne faydası olacak ilerisi için. Umarım Hiddink yardım alırken Oğuz gibi ismlerden yardım istemez. Gelsin Daum’a, Rijkaard’a, Mustafa Denizli’ye sorsun oyuncu bilgilerini. Yoksa 2012 yolunda hayal kırıklığına uğrayabiliriz. Bugün Nuri Şahin ile maça başlamamk geleceğe ihanettir.

Halifeliğin Kaldırılması

Halifelik varken ...


Halifelik kalkmaya başlıyor ...

Kaldırılmakla kalmıyor yırtılıyorda ...

Liğme liğme ediliyor halifelik ...

Halifeliği kaldırmış mutlu ve mesut bir CHP'li ...




Bu mudur Büyük Düşünmek

“TOKİ ihaleyi Eren Talu’dan aldıktan sonra şartnamede bazı değişikler yaptı. Açıkçası UEFA standartlarına göre de üstünün açık olması gerekiyor. Ayrıca masraf bakımından da kulübe ek yük getiriyor. İstanbul hava olarak Hakkari değil ki, 6 ay sert kış geçirsin. Esprisi kalmayan üstü kapalı stadı niye yaptıralım. Başbakanımız ihalenin daha da yumuşatılıp yapılmasına karşı çıktı. Bu noktada kendisinin bize çok büyük yardımları ve destekleri oldu.”