Perşembe, Kasım 11

içim kan ağlıyor...


Kupa mücadelesinden de mağlubiyetle ayrıldık. Vaziyet berbat. Eğer pazar günü Gençlerbirliğini yenemezsek vay halimize...

Biri Şu Köpeği Sustursun

''Ama bu ülkenin Başbakanı, yurt içinde, güya milliyetçi olduğunu iddia eden zevat tarafından 'dili koparılmakla' tehdit ediliyor. Bakıyorsun, bir başkası çıkıyor 'onu koltuğundan indireceğim, meraklanmasın' diyor. Siz nesiniz? Siz siyasi parti misiniz, yoksa kasap mısınız? Siz ne zamandan beri ali kıran baş kesen oldunuz? Demokratik parlamenter sistemde bu makamlara millet getirir, millet götürür. Bunun dışında hiçbir yol, yöntem... Buralara indirme, bindirme harekatı yapamaz. Burası, evet açık söylüyorum, Mavi Marmara'nın uğradığı uluslararası sular değil. Orada onu yapanları biliyoruz, eğer onlarla eş durumdaysanız, eş değerdeyseniz buyurun çıkın ortaya. Bu nasıl bir üslup, bu nasıl bir hazımsızlık, bu nasıl bir öfke... Bütün samimiyetimle soruyorum; MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime, milliyetçi harekete, ülkücülere: Bu ülkenin başbakanını kastederek, 'dilini koparacağız' demek reva mıdır? Haydi biz geçtik. MHP'ye, CHP'ye oy vermiş, gönül vermiş kardeşlerim acaba böyle bir üslubu, böyle bir seviyeyi, söylemeyi fark ediyor mu? Seviye farkını görüyorsunuz değil mi, değerli arkadaşlarım. Eminim ki milletim de bu seviye farkını, üslup farkını, dil farkını çok iyi görüyordur. MHP yönetiminin giderek hırçınlaştığını, giderek siyasi nezaketi kaybettiğini milletimiz ibretle izliyor. MHP yönetimi ciddi bir baraj korkusuna kapılmış durumda. Bu korku ve kaygı çirkin bir üsluba kendilerini sevk ediyor. Bataklığa düşen çırpındıkça kurtulmaz, çırpındıkça batar. Şu anda bunlar budur. AK PARTi ile bu çirkin polemiklerin içerisini girenler, eğer bizi o çirkin polemiklere çekeceklerini zannediyorlarsa... Biz o çirkin polemiklerin içinde yokuz. Olmayacağız. Hiçbir zaman bu seviyesizliğe alet olmayacağız. MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime de söylüyorum: Bu çirkin üsluptan, bu gözü dönmüş yaklaşımlardan rahatsızlık duyduklarını çok iyi biliyorum. İnanıyorum ki onlar da bu konuda gerekli dersi gerekenlere verecektir. MHP'nin milliyetçi muhafazakar kimliğini arka plana iten bu yönetimin sergilediği yaklaşım milletin değerlerinden ciddi bir kopuşu ifade ediyor. MHP yönetimi her geçen gün milletin hissiyatından, milleten nezaketinden, milletin gündemin kopuyor. Milletin hoş görmeyeceği bir üsluba, hırçın bir söyleme sarılıyor. Bu tam anlamıyla bir savrulma durumudur, milletten kopma durumudur. Açık söylüyorum bu seviyesizlik karşısında biz nezaketimizi koruyoruz. Ancak Türk siyasetine yakışmayan bu üslubu da milletimizin takdirine havale ediyorum.''

Partisini grup toplantısında böyle konuştu. Mavi marmara'dakilerle bir tuttu kendini. Yahudi yaptı toptan muhalefeti yetmedi cazgırca laflar attı tuttu. Mhp ile girdiği söz dalaşını ilk başlatan yine oydu ve verilen o dili keseriz yanıtına böyle cevap verdi. Taprığı müdahalerle Chp'yi bu seçimlik ortadan kaldıran sahipleri şimdi diğer bir muhalefet Mhp'ye aynı taktiği uygulamaya çalışıyor fakat Mhp'nin rest çekmesi sonucu şimdilik başarısızlar. Seçime doğru bir kaç belge, video, resim çıkartır taraf gazetesi. Böylece kukla hükümet durmaz yola devam eder. Bu köpeğin sahiplerine sesleniyorum :

Susturun artık şu iti ...

Çarşamba, Kasım 10

1860 Münih Günlerim - 1

Göreve geldiğimde medyanın tahmini 8. Olacağım yönünde oldu. Klüp başkanı ise orta sıralarda bitirmeyi başarı olarak gördüğünü açıkladı. Transfer bütçesinin başlangıçta olmadığı bir takım 1860 Münih. Kadroyu incelediğimde ise şu sonuçları çıkardım :


Kalede Kiraly var ve tecrübesi ile ona güvenecektim. Yedek olarakta gayet iyi özellikleri olan Tschauner var. Kiraly’e Bundesliga’ya çıkana kadar güveneceğim. Sonrasında ise yine tecrübeli bir kaleci ile takviye yapmayı düşünüyorum. Genç kalecileri tercih etmiyorum oyunda.

Defans hattıda umduğumdan iyi çıktı. Özellikle stoperler gayet iyi. Breda ve Ghvinianidze as stoperlerim oldu. Yedekleri Necat ve Buck ise aynı kaliteye sahip. Bundesliga’ya çıktıktan sonra elbette akviye yapılmalı. Sağ bekte Rukavina’yı görmem sevincimi katladı. Yeterli özelliklere sahip. Sol bek olarak elde bulunan Schwarz ise yetersiz. Bu bölgeye takviye yapmalıydım. Ancak transfer bütçesinin olmaması sıkıntıya sokuyor insanı.

Orta sahada ise defansif anlamda sıkıntı yok Umoza ve Sırp Ignjovski takımın üstündeler. Özellikle Umoza genç yaşına rağmen çok başarılı. Rumen Lovrin’de sıkıntısız kullanabilecek bir isim. Kanatlarda ise yetersiz oyuncular bulunuyor. Sadece Savio ilk 11 de forma bulabilecek kaliteye sahip. Fiorentina’dan kiralanan genç Brezilyalıyı kadroda tutmak lazım gelecek sezon için. Bierofka ise onun yedeği olacak. Sağ kanatta büyük bir sıkıntı var. Mevcut isimler yetersiz ve kanat oyuncusunda olması gereken hız ve orta yapma özellikleri çok düşük.
Forvet mevkisi ise sadece Benjamin Lauth’a emanet. Cooper’da onun yedeği konumunda. Diğer kişiler ise satılık listesinde yer buldu.


Bir çok oyuncuyu satılık listesine koydum. Ancak sadece 4 oyuncu satılabildi. Özellikle Tarım Çamdal’ı satmak aklımda yoktu ancak teklif çok iyi olunca tereddüt dahi etmedim. Biancucchi, Moritz ve Stermisko diğer satılan oyuncularım. Toplamda 9 milyon $ elde ettim ancak bunu transfer bütçesine etki 1,7 milyon $ oldu. Bu sebeple bonservisi elinde oyunculara ilgi duymaktan başka çare kalmadı. Ajanların önerdiği Coelho ismini kaçırmadım tabiî ki. Sağ kanata çare olacaktı kendisi. Defansın soluna ise Senagalli Faye iyi bir hamle oldu. Sonrasında ise iki önemli isim daha aldım. Özellikle Gaitan’ı almakta bayağı zorlandım. Orta sahada yaratıcı oyuncu eksikliğini giderecekti. Luccin ise rotasyon için alınan ve tecrübeli bir isim. Transfer sezonunun başında Maresca’ya yaptığım ilk tekliflerde sonuç alamadım. Ancak transferin bitimine doğru yönetim büyük bir jeste imza attı ve Maresca’yla anlaştığını ilan etti. Forvet oyuncu transferinde istediğim isimleri alamadım ve ilk yarı sonuna kadar Lauth’a bel bağladım. Transferin son gününde ise Alan Patrick gibi genç yeteneği kiralayarak Gaitan’ı yedeklemiş oldum.


İki taktik oluşturdum ve bunlardan sürekli kullanacak olduğum 4-1-2-1 şeklinde. Orta saha bolluğu ile bu taktiği kullanmakta sıkıntı çekmiyorum. Defansımı nde kuruyorum, bekler ofansif olarak oynuyor. Orta sahadaki DMC görevini üstlenen isim full defans olarak oynuyor. Sağ iç box to box, sol iç ise iki yönlü oyuncu oynuyor. Hücum kanatları yaratıcılık özellikleri arttırılmış ve atak olarak forma giyiyor. Forvet ise Uç forvet ve herkes onu besliyor.

Diğer taktiğim ise daha kontrollü ve defansif. Bu taktiği Almanya kupasında zor maçlarda kullanacağım. AMC pozisyonunda Gaitan takımın kilit ismi, kısa paslarla ve uzaktan bol şutla oynuyor. Hızlı olmaması dezavantaj. Bu bölgedeki hedef isim Buonanotte ancak şuan onu alabilmek çok zor.


Hazırlık maçlarında Gaitan’ı forma sokmak için AMC li sistemi kullandım ve diğer kanat oyuncularını gördüm. Güçlü takımlara karşı oynamak iyi bir test oldu. Kazan ve Schalke maçlarında gayet iyi oynadım ancak sonuç kötü oldu. Hazırlık döneminde fark yaratan oyuncular Uzoma, Gaitan, Lauth ve Coelho oldu. Faye’den beklemediğim vasat bir performans aldım.


Özellikle Coelho frikiklerde çok etkili, Maresca ise kornerlerden yaptığı asistlerle kalitesini belgeledi. Umoza ise en sevdiğim oyuncum. Genç Nijeryalı uzaktan attığı gollerle mest ediyor. Box to box görevinde ise kusursuz. Şuanda Luccin mutsuz ve devre arasında ayrılabilirz. Hata yaptığım bir transferdi. Ona verdiğim haftalık 8500 $ ile genç bir forvet alabilirdim. Devre arasında diğer satılık isimlerden gelecek 2-3 milyon $ ile nokta transferler yapabilirim. Ancak Lauth’u sezon sonuna kadar direk oynatacağım. 5 golle gol krallığında da iddialı. Şu anda Bordeaux onu izliyor ve ileride fiyatıda artacaktır.

Almanya kupasında Torgelow’u rahat geçtim. Ligin ilk maçında Osnabrück karşısında son dakikalarda attığım golle tek puan aldım. Sonrasında Bocuhum önünde farklı galibiyet rehavet getirmiş olmalı ki Aue ile 2-0 galip durumdayken 2-2 berabere kaldım. Berlin, Duisburg ve Karlsruhe galibiyetleri takıma moral verdi ve taraftarlar bana olan güvenlerini dile getirdiler. Bu dönemde Gaitan’ın ve Coelho’nun sakatlığından az etkilenmemde keyifliydi.

Ligde son maçta alınan Oberhausen mağlubiyeti kötü oldu. Alacağım 3 puan ile ikinciliğimi sağlamlaştırabilirdim. Hertha Berlin ligin favorisi konumunda ve kadroları da çok iyi. Devre arasına bu sırada girersem ve alacağım iyi bir defans ile sürpriz puan kayıpları yaşamayacağımı düşünüyorum. Şimdilik her şey beklediğimin üstünde gidiyor. İlk sezon ligi ilk ikide bitirip direk olarak Bundesliga’ya gitmek istiyorum. Üçüncü Bundesliga’dan 15. İle play-off oynuyor.

Başbuğlar Ölmez

Salı, Kasım 9

FM 2011

Football Manager meraklısına has bir oyundur. Bu seriyi 99/00 Championship Manager (CM) sürümünden beri aralıksız oynuyorum. Sadece 04/05 serisini sevemedim. Oyun yıllar içerisinde bir çok yeniliğe sahne oldu. Ancak en kötü yeniliği 3D maç motoruna geçişidir. Böyle bir yeniliğe gerek yoktu ve hala daha yok. Umarım eskisi gibi 2D o yuvarlak şirinlere geri döner. Halihazırda oyunu bu şekilde bile oynamak mümkün tabi.

FM 2011 elime geçeli birkaç gün oldu. Ufak bir alıştırma turu yaptım ve güzel yenilikler mevcut. Herkesin dilinde olan oyuncuların menejeri en dikkat çekeni. Oyuncuyu ikna etmek kolay fakat menejeri uçuk fiyatlar isteyebiliyor. Birde maaş bütçesini aşmak mümkün değil. Yarım sezon oynadığım Galatasaray’a tek bir transfer yapamama nedenimde bu özellikti. Oyuncu satarak maaş bütçesini arttırabiliyorsunuz.



Daha önce yapmadığım bir şey yapacağım oyunun bu sürümünde. FM forumlarında sıkça gördüğünüz kariyer hikayesini bloga taşıyacağım. Oynadığım sürece buraya aktaracağım. En önemli nokta ise hangi takımla başlayacağım. Büyük bir şehrin üvey evladını alarak şehrin abisinin karşısına çıkarmayı hedefliyorum. Ülke Almanya ve şehir ise Münih olacak. Evet 1860 Münih takımı ile başlıyorum. 2004 senesinden beri ikinci ligde yer alıyor ve Bundesliga’daki tek şampiyonluğu 95/96 sezonunda. Hedef ikinci sezon Bundesliga’da yer almak ve sonrasıda tabi ki şampiyonluk. Almanya ligini daha önce oynamamıştım ve güzel bir deneyim olacak. Takım hakkındaki ilk değerlendirme ve oyun planımı en kısa sürede yazmaya çalışacağım. 1860 Münih’i seçme nedenim Bierofka’dır açık ve net şekilde. 05/06 sürümünde Napoli ile kazandığım lig şampiyonluğunu getiren golün sahibiydi kendisi :)

Oyunu sorunsuz yüklememde büyük yardımı olan Chao Grey'e teşekkürler.


Üç Sene

Evet başlıkta ki yazdığı gibi üç sene gerekli bu çocuğun sahada ayakta duracak fiziki kaliteye gelebilmesi için. Hagi geldiğinden beri son 20 dakikalarda sahaya girdi. Yere düşmekten futbol oynayamıyor çocuk. En ufak bir temasta yerde görüyoruz Emre'yi. Açıkcası bu görüntüyü izlemek istemiyorum. A2 takımı için bile yetersiz şuan için.

Pazartesi, Kasım 8

Beşiktaş 1:1 Kasımpaşa




Hangibirini yazayım bilmiyorum Beşiktaş beni bu gece kederlere saldı... Ancak bu şekilde açıklanabilir durum.
Maç boyunca organize tek bir pozisyonumuz yok, 76.dakikada komik bir gol yeniyor, 85. dakikada balık bir golle eşitlik sağlanıyor, ne oluyorsa artık kaç maçtır aynı senaryo son 5 dakika takım uçuyor karambolden bir gol bulunuyor fakat nedense iptal ediliyor, Son dakikada penaltı kazanılıyor bu takımın penaltıcısı sadece penaltıyı değil yoktan 3 puan fırsatını kaçırıyor.
Penaltı kaçar falan diye geyik yapmıycam sen Beşiktaşta oynuyorsan, bu takımın bir numaralı penaltıcısıysan kaçırmıycaksın birader kim olursan ol atmalısın karşında Van Der Sar ya da Bufon yok ki... her ne kadar kaleci Tolga iyi bir maç çıkarmış olsa da.
İçimi acıtan kaçan penaltı falan değil aslında Kasımpaşadan bizi oynatmamaya yönelik bir futbol bekliyordum, bi cinlik bekliyordum ama ne olursa olsun 10 maçta sadece 2 puan toplamış bi takımıda yeneceğimizi düşünüyordum ki maç boyunca o kadar kötü oynadık ki son 5 dakikada bir iki kıpırdamayla havalara uçtuk. Beşiktaş bu mu olmalı? Kasımpaşa karşısında son 5dakikamı aktif olacak bu takım? Helal olsun size...Aferin...
Rakip 10 maçta 2 puan toplamış eti butu belli oynatmıycaklar işte sen kilidi açıp erken gol bulacaksın sonrası gelir hocam. Kilidi kim açıcak? Guti... ama Guti'nin Gsi bile yoktu.
Hiç olmayacak 2 puan bıraktık bu gece, liderle puan farkı 9 zaman daralıyor, sezonun ilk yarısının son 6 maçı alınmalı ki bizde burdayız diyebilirim. Ama şuan ki görüntü bunu dilekleri havada bırakıyor. Umarım yanılırım.


Pazar, Kasım 7

Karmate- Skan Maskvama



Senin Güzelliğin (Türkçe Çevirisi)

senin kadar güzel, senin bir benzerin
dünyada hiç kimse yok
benim yanımda değilsin ama
uzakta olsan da seninle seviniyorum
benim yanımda değilsin ama
uzakta olsan da seni seviyorum

ou nana, nana, nana,
ou nana nanaia
ne olur uçup gitme
benim küçük bülbülüm
ne olur uçup gitme
benim küçük bülbülüm

yüreğimi yakıp kavurdun
meğer bilmiyormuşsun sevabı günahı
eğer uzaklara gitmeseydin
kendimi sana feda ederdim
eğer uzaklara gitmeseydin
kendimi sana feda ederdim

ou nana, nana, nana,
ou nana nanaia
ne olur uçup gitme
benim küçük bülbülüm
ne olur uçup gitme
benim güzel bülbülüm

senin kadar güzel, senin bir benzerin
dünyada hiç kimse yok
benim yanımda değilsin ama
uzakta olsan da seninle seviniyorum
benim yanımda değilsin ama
uzakta olsan da seni seviyorum

ou nana, nana, nana,
ou nana nanaia
ne olur uçup gitme
benim küçük bülbülüm
ne olur uçup gitme
benim güzel bülbülüm

Trabzonspor 2-0 Galatasaray

Fukaranın düşkünü beyaz giyer kış günü. Foto bunu anlatıyor tamamile. Birde Galatasaray'ın ne hallere düşürüldüğünü. Maçı izlerken her dakika ümidim kırıldı.

Misimovic'in çıkıp Barış'ın girdiği an Hagi'ye dair tüm umutlarım karardı. Bu değişikliği yapabilen bir ismin futboldan anladığına kimse beni ikna edemez. Zaten maç boyu Misimovic'e acıdım. Sol kanada bağlanmış ve tüm hürriyeti kısıtlanmıştı. Şuna eminim ki Hagi Misimovic yerine Mustafa Sarp'ı çıkarsa ve oyuna Kewell'ı sürse skor tam tersi olabilirdi. Ancak bir puana razı olduğunu maç sonundaki demecindede görebiliyoruz. Gerçi tüm bunları yapsa bile Servet gibi bi isminvarlığı skoru heran değiştirebilir. Bu aygırı Galatasaray forması ile görmek midemi bulandırıyor. Trabzonspor'un 7 puan gerisinde olan bir takım böyle mahkum oyunu kabul ediyorsa fazla yazmaya gerek yok. Hagi koltuk derdindedir. Yazık Galatasaray ve Galatasaraylılara.

Kırmızı ve Mavilerin Savaşı

PSG - Marsilya
Kanal A - 22:00



Lazio - Roma

16:00 - Tv8




Liverpool - Chelsea

18:00 - Spormax




Trabzonspor - Galatasaray

19:00 - Lig Tv




Real Madrid - Atletico Madrid

22:00 - Ntv Spor




Cuma, Kasım 5

Haftanın Tatlısı

waffle

Porto 1:1 Beşiktaş



Beşiktaşımızın bugün bu zorlu deplasmandan alacağı puan ya da puanlar muhakhak ki altın değerindeydi ve bugün Beşiktaş bu maçtan altın değerinde 1 puanı cebine koyarak geceyi mutlu kapadı denilebilir.

Bugün Beşiktaşımız maça aslında fena başlamadı. Yalnız maçta yenilen gole sebep olan penaltı pozisyonunda çizgi defansın batırması, batırılan kısmın Hakan tarafından topa çıkayım mı çıkmayım mı derken sıvanması beni ilerleyen dakikaları düşünerek hayli endişelendirdi. Fakat golden sonra kısa sürede toparlanmış olmak güzeldi.
Genel olarak takımın görüntüsü fena değildi fakat Ersan 'ın çizdiği görüntü ve attığı golle biran bizi eski günlerine götüren Nihat'ın dönüşü Beşiktaşımız açısından ümit verici. Nihata ayrı bi parantez açmadan geçemiycem. Ne olursa olsun bizim evladımız, aldığı paralar helali hoş olsun, geçsin kenarda otursun fakat kımıldaması gerektiğini söylemiştik. Umarım bugün Nihat için yeni bir başlangıç olur ve eski Nihatın birazı bile Beşiktaşa çok şey katacaktır.

Kişisel olarak hayatımda keşkelere yer yoktur ama konu Beşiktaş ve bu maç olunca ayrı tabi... Şu maçta en azında oyuna Beşiktaş adına fark katabilecek bi Quaresma olsaydı, Toraman takımın 2. kaptanı olduğunu hatırlayıp daha sakin olsaydı ve biz Porto karşısında sayısal üstünlüğümüzü az daha sürdürebilseydik bu maçtan 3 puan almak zor değildi... neyse...

Bu seneki Beşiktaşın kilit oyuncuları Sivok, Ernst, Guti, Quaresma ve Bobo'durki bu 5 liyi ilk 11 de gördüğümüzde Beşiktaşın kolay kolay bileğinin büküleceğini düşünmüyorum. Sene başındaki Beşiktaşı bu 5 liyle görebilceğimizide biliyorum. Umarım tez vakitte ideal 11 mize kavuşuruz.
Bugün Schuster'in Hakanı kazanmak adına yine bir Porto maçında sahaya sürmesi takdir edilir bi tutum.Yalnız spor medyamız Daum, Rijikaard 'dan sonra yeni bir malzeme peşinde. İlker Yasin'in maç başında ısrarla Schuster üzgün de üzgün diye sızlanması sanırım bundan sebep.

Şimdi bu maç unutulmalı ki yaralı Kasımpaşa maçı hiçte kolay geçmiyecek. Galatasaray derbisine kadar bi seri yakalanmalı ve inşallah bu zorla kazanılan Sivas maçıyla başlamıştır.














Perşembe, Kasım 4

Filippo Inzaghi



37 yaşında gollere devam ediyor.

Türk Futbolu ve Cehalet



Aşağıda birkaç olay anlatacağım ve Türk futbolunun önündeki en büyük engelin Türk toplumunun kendisi olduğunu göreceksiniz.

Kendimden başlayayım:
Çengelköyspor seçmeleri yapılacaktı okulumuzda ve bende seçilmiştim. Sonrasında birkaç eleme daha oldu ve bunlarıda geçerek lisans çıkarma hakkına kavuşmuştum. Hazırlık maçları başlamıştı ve lig yakında başlayacaktı. Ancak hala bir kramponum yoktu. Copa Atlanta o zamanın en ideal modeliydi. Spor ayakkabımla gidip geliyordum idmanlara. Kış mevsimide gelmişti. Çengelköyü bilenler toprak sahayıda çok iyi hatırlar. Şuan otopark olarak kullanılan saha o zamanlar topraktan ibaretti. Zamanla çim dahi ekilmişti. Fakat en kötü koşullarda biz oynadık o sahada. A takım önce antreman yapardı ve sonra sırasıyla diğer takımlar. Bize sıra geldiğinde kenarda buz tutmuş olurduk. Neyse ki saha kenarında bulunan tarihi ev sıcak bir barınak gibiydi. Soyunma odası yerine kullanırdık. Antreman bittiğinde ise çamur içinde kalırdık. Tozluklar ve ayakkabı görünmezdi bile. Böyle bir günde eve dönerken yolda bir komşumuza rastladım ve kadının bana acıyarak bakmasına bayağı sinirlendim. Sanki Dünyanın en alçak işini yapmışım gibi konuşuyordu.Halbuki ben kendimce büyük şeyler yapıyordum. Orta sahada Tugay dahi oluyordum kendimce. Böyle bir kırıklık sonrası çıkan lisans ve gelen kramponun ne önemi kalıyor ki.

Bir başka anıda yine bizim aileden. Mahallede futbol sevgisi oldukça gelişmişti. Hatta bir çok klüpte oynayan isimler mevcut. Fenerbahçe’de bir dönem forma giyen Nejdet abi ise mahallenin gururudur her daim. Dayımda mahallenin Maradonasıydı o günlerde. Gerçekten Allah vergisi bir yeteneğe ve hala sahanın en iyisi olmayı başarıyor. Haliyle Nejdet abimizde biliyordu bu yeteneği. O sıralar Rıza Çalımbay ile sıkı dostlukları vardı. Sıkça görürdük mahallede. Rıza’ya bahsetmişti dayımı. Bir gün denk geldi ve bir maçı izledi. Sonrasında ise fazla geçmeden eve gelmişti. Ancak önünde zorlu bir engel vardı. O engel dedem idi. Rıza Çalımbay ne kadar dil döktüyse ikna edemedi. Çünkü dedem zamanında okula dahi gidememişti ve evladından bu eksikliğini gidermesini istiyordu sürekli. Oğlum okuyacak dedi sadece. Sonunda ise dediği oldu, hala okuyor ve şuan profesörlüğün arifesinde.

Mahallenin bir başka yeteneği ise Fenerbahçe’ye girmişti. Ancak ailesinin baskısı o kadar büyük boyutlardaydı ki bir kez olsun yüzü gülmedi çocuğun. Stres kırığının nasıl oluştuğunu çok iyi gözlemledim o dönemde. Mustafa bir türlü sağlığına kavuşamadı ve yıllarca sakatlıkla uğraştı. Çok büyük bir yetenekti evet ama sahada olmadıktan sonra Fenerbahçe’nin bir işine yaramıyordu. Sonunda klüpten gönderildi ve başka yerlerde şansını denedi. Hatta birkaç kez transfer dahi oldu alt liglere. Şuan ise elinde hiçbir meslek yok ve aylak aylak dolaşmakta.


Türk futbolunun en büyük sorununu örneklerle anlatmak daha gerçekci oldu. Altyapıdaki eğitim kaliteside elbetteki bir sorundur fakat öncelikle çocukları oralara sağlıklı bir biçimde göndermek gerekiyor. Cehalet yaşamın her alanında önümüze çıkıyor.

Çarşamba, Kasım 3

Taksim'in Gelişi, Habur'dan Belliydi





İki resim arasında bir fark var mı ?

İlk fotoğraf gerçekleştiğinde siyasi liderlerin şöyle açıklamaları var dı :

Recep Tayyeap Erdoğan :
“Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü?”

Ahmet TÜRK :
“Bu gelenler teslim olmaya gelmiyor!.. Pişmanlıktan mişmanlıktan faydalanma gibi bir istekleri falan yok. Bunlar temsilci.. Şartları bildirmeye geliyorlar...”

Devlet Bahçeli :
“Dikkat buyurunuz, alkışlarla karşılananlar Mekke-i Mükerreme’den dönen hacı kafilesi değildir. Ya da alın terleriyle ekmeklerini kazanmak için gittikleri yabancı ellerden kesin dönüş yapan gurbetçiler değildir. Milletini yabancı coğrafyalarda şerefle temsil etmiş Mehmetçik birlikleri hiç değildir. Bunlar, elinde bebeklerin, anaların, kadınların, şehitlerin kanı olan, silahlarına masum binlerce vatandaşımızın kanı bulaşmış hain teröristlerdir.

Deniz Baykal :
“Azeri bayraklarını toplatan iktidar, daha dün Türk topraklarında sallandırılan PKK bezlerini görmezden geldi.. Gücünüz PKK’ya yetmiyor da Azerbaycan’a mı yetiyor”

Bir kez daha okuduktan sonra görüyorum ki siyasal erkler her zaman ki gibi popülist davranarak gerçeği manipüle etmişler. Canlı bomba olayından sonraki yorumları ise şu şekilde :

Recep Tayyeap Erdoğan :
“Türkiye'yi karıştırmak, huzuru, istikrarı, güvenlik ortamını bozmak isteyenlere asla ve asla müsamaha gösterilemeyeceğini, bu saldırıların hiçbir şekilde Türkiye'yi birlik, kardeşlik ve kalkınma hedeflerinden alıkoyamayacağını bir kez daha hatırlatıyorum”

Ahmet TÜRK :
"Her barışçıl süreçte bu tür provakatif eylemler yapılıyor. Silahların olduğu bir yerde mantık işlemez, bu nedenle bu tür eylemlerin artık Kürtler tarafındanda Türkler tarafından da mahkum edildiğini biliyoruz. Ama bu çok karışık bir şey, tamamen barışçıl sürecin gelişmesi için çaba sürdürülürken birileri düğmeye basılıyor. Kim tarafından geliştirilmiş olursa olsun provakatif bir eylemdir. Bizde merakla izliyoruz, nedir bu diye bir açıklamada yok"

Kemal Kılıçdaroğlu :
''5'i ağır, 15'i polis, 17'si sivil olmak üzere toplam 32 vatandaşımızın yaralandığı terörist saldırı bir kez daha göstermiştir ki, terörle mücadele zafiyet kabul etmeyen ve kararlılıkla sürdürülmesi gereken bir mücadeledir. Şu da çok iyi bilinmelidir ki, terör bir insanlık suçudur. Terörle, silahla, şiddetle sonuç almak ne mümkündür, ne de kabul edilebilir.

Devlet Bahçeli :
"Taksim'deki canlı bomba ne ise Başbakanın PKK açılımı da aynısıdır. terör örgütünün hedefinin büyükşehirler olduğuna işaret etti. Geçen ay uzatılan tezkereyi de hatırlatan Bahçeli, sınır ötesi operasyon çağrısı yaptı"

Peşlerinde milyonlar olan bu kişilerin hiçbiri dik duramıyor. Biri sağa kıvrılırken diğeri sola yatıyor. Başka birisi ihanetin tam ortasında kalmış ne yönü var ne pusulası. Sonuncusu ise gaflet uykusundan uyanamamış halde ilerliyor.

Bir tek Devlet Bahçeli en başında güzel tespitlerde bulunmuş fakat son açıklaması ile amacının ne olduğunu belli etmiş durumda. Üzüm yemek gibi bi derdi yok amaç bağcıyı dövmek. Teröristlerin baş tacı, şerefsizlerin iktidar olduğu bu ortamda koltuk derdine düşmüş muhalefet olması da ayrı acı. Bu güzel ülkenin güzel insanlarına yazık gerçekten.

Kitap - Kutsal Gizemler


Az önce biten bu kitabı sıcağısıcağına yazmak iyi olacak. Kabe'nin Sırrı isimli ilk kitabıyla ilgi çeken Erdem Çetinkaya ikinci kitabı Kutsal Gizemler-1 ile daha çok ilgi çekti. Kitapta aşağıda ön sözünde anlayacağınız gibi ilahi mesajlar içeriyor. Bazı konularda zorlama yapıp matematiği istediği yorumladığı da aşikar. Ancak kitabı elinizden düşürmemek için kendinizi zorlayacaksınız. Kitabın bir kaç noktasına katılmasamda (özellikle inanç testi kısmına) okumak çok faydalı bilgiler kazandırıyor. Bir çok konu daha önce başkaları tarafından defalarca vurgulanmış olsada bütün olarak bir kitapta olmasıda güzel olmuş.

Matematik biliminin sıkça kullanıldığı kitap realist insanlar içinde tatmin edici bilgiler içeriyor. Özellik altın oran adlı sır hayatın her alanında geçerli bi ilke. Bu güzel kitap için Erdem Çetinkaya'ya islam dinini ilimden uzak gösteren sözde ilahiyatçıların teşekkür etmeleri gerekiyor. Umarım bu tip kitapların sayısı artar ve Osmanlı sonrası sahipsiz kalan İslam ve bilim hakettiği yerlere gelir. Kitabın tanıtımı şu şekilde :


Milyonların hayretle izlediği, 12 dile çevrilen, pek çok haber programında önemle duyurulan, fragmanıyla bile pek çok gayrimüslimin İslam'a geçmesine vesile olan Kutsal Gizemler Serisi ASRIN EN BÜYÜK MUCİZELERİNİ bilimsel kanıtlarıyla ortaya koyuyor.
Akla dayanan ve delillerle yön alan modern dünyada bu kitaplar yeni bir mistik inanç çağının kapılarını aralayabilir mi?

Yazar ve Yönetmen Erdem Çetinkaya, 2009 yılının kendi dalında en çok okunan "Kabe'nin Sırrı" kitabından sonra en büyük mistik keşifleri içeren Kutsal Gizemler serisinin ilk kitabını sinemalardan önce okuyucuları ile paylaştı.

Kitaptaki 70'den Fazla Yeni keşif Başlıklarından Bazıları;

Ay ile Güneşin Esrarengiz Konumları ve Dünyaya Verilen Gizli İlahi Mesaj,
Kaderin Yeryüzündeki Büyük İspatları,
DNA'ya, İnsan Yüzüne, Aşk'a ve Mekke'ye Kazınmış Eşsiz Şifre ;
Altın Oran
Kabe'nin İlk inşaasındaki Gizemli Sayılar
Kuran'da İnsan Ürünü olması İmkansız Olağanüstü Simetrik Tasarım
Yaratıcının Tevrat'ta ki Gizemli İsmi Ortaya Çıktı!
Altın Çağın Sırrı ve Zamanı
Dünyanın En Üstün 313 kişisi ve Özellikleri
İnanç Seviyesini ölçebilen Dünya'da ki İlk Test!
Cennet, Cehennem ve İspatları,
Bilim ahireti mi hazırlıyor?
Dünyaya İslam'ın Yayılışına Dair Etkin Yeni Formüller
Hac'da ki Tavafa İşlenmiş Allah Sembolü
Hayatın Büyük Sırrı
Ve Daha Niceleri....

Yüksek Papaz Padre Andreas

Batı, doğuya nazaran araştırma bilim ve yenilikçilik konusunda çok daha duyarlı. Bu nedenle akıl yoluyla Kuran ve İslam'ın muhteşemliğini ispatlayan bu kitap ve filmler serisinin Dünyayı etkileyebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Bu kitapta hayret verici pek çok mucize ve bilimsel ispatı ile karşılaştım ve pek çoğunu bizzat deneyerek gördüm.
(Yeni Adıyla Abdullah Palazoğlu)

Doç. Dr. Sinan Canan
"Heyecan verici , bir solukta okuyabileceğiniz eşsiz bir kitap. Bilim ve din arasındaki harikulade ilişkiyi yepyeni modern bir bakış açısıyla ele alarak okuyuculara sarsıcı deneyimler sunuyor. Okuyan herkesin hangi görüşe sahip olursa olsun son derece etkileneceğine eminim."

Salı, Kasım 2

Berhudar Ol Cumhuriyet


E tabii başımız eğik, gönlümüz kırık.
Her şeye rağmen çok iyi taşıdın bizi.
Bugün ’87. yıldönümünü’ kutladığımıza bakma. Aramızın ’limoni’ olduğunu dost düşman cümle alem biliyor. Ne biz ’seni’, ne sen ’bizi’ anlayabildin.
Biz sana ’ne’ verdik bilmiyoruz amma, senin bize ’çok şeyler’ verdiğin malum. En azından ’ağız dolusu sövme’ hürriyetini bahşettin bize. Sen daha boy atıp filizlenmeden, biz ’gırtlağımızı’ temizledik çemkirerek.
Zira, ’kurulu düzenimizi’ deşifre etmiştin.
’Ağa’, ’şıh’ ne derse hayat ondan ibaretti.
Oysa sen “Yahu Allah’ın kulu, akl et, aklın yok mu?” diyordun. Akl ettikçe, birileri ’bacılarımızı’ zevce, ’emeğimizi’ servet, ’yarınımızı’ esaret etmekten alıkonuyordu.
Dolayısıyla sen ’daha doğmadan’ ölüme mahkum edilecek bir ’melun’ diye şifreleniyordun.
’Birilerinin’ kurulu düzeni çatırdıyordu. İşte o yüzden ’kafir’ diye yaftalanıyor, gizli kapaklı toplantılarda ’ipe’ çekiliyordun.
Sana mı düşmüştü ’elin kurulu düzenine’ çomak sokup, ’çocuk yaştaki’ kızları tek ayağı çukurda ’uçkur düşkünlerinin’ elinden çekip almak.
Sana mı düşmüştü ’ukba’ deyip dünya malına ’yeni gelin’ misali sarılanların ipliğini pazara çıkarmak.
Olmadı, olmadı Cumhuriyet.
* * *
Ne yapsak ödeyemeyiz hakkını.
Önünde saygıyla eğiliyoruz. İhtiramla ’iki kat’, ’dört büklüm’ oluyoruz. Say say bitiremiyoruz ’bize bahşettiğin’ nimetleri.
Daha dün temellerinin atıldığı Ankara’da ’Kürdistan marşı’ okunurken ayağa kalktık, ihtiramda bulunduk.
Ne mübareksin ki bize, “Türk” lafını ağzımıza almadan; ’Türk’e hükmetme’ şerefini bahşettin ey Cumhuriyet.
’İhtida merasimimiz’ yüz yılı bile geçmediği halde, Talas savaşından bu yana Müslüman olan ve tarihinin ilk döneminden beri ’tek tanrılı dinlere’ inanan bir millete İslam’ı öğretiyoruz.
’Vehhabiliğe’, ’Şiaya’ olan gönül muhabbetimizi bu milletten gizleyip, bin bir türlü desiseyle onları ’din bağından’ sıkı sıkı esir alıyoruz.
Kendi ’kırma’ ırkımızı kamufle ederken, evlad-ı fatihan’ı ’çakma Türk’ olarak yaftalıyoruz.
Küfrettiriyoruz ’atalarına’, cümle geçmişlerine.
Ey Cumhuriyet ne büyüksün ki, Türkler ’bu tezgahın’ farkına bir türlü varamıyor.
* * *

Bizi ’nesepsiz’, ’soysuz’, ’sopsuz’ bağrına bastın. Başına ’taç’ ettin. Ayağımızın türabı oldun ey Cumhuriyet.
Acı, tatlı 87 yılı geride bıraktık. Bak, senin ’takiyeden’, ’ilm-i siyasetten’, ’riyadan’haberinin olmadığı bir kere daha ortaya çıktı.
Ve bizler nihayet gelip senin ’en mahrem kalelerine’ kuruluverdik.
Kabul, hep ’ikili’ oynadık. Düşmanların ile, ’denize döktüklerin’ ile işbirliği yaptık.
Kabul, senin ’bütün kazanımlarını’ haraç-mezat pazara çıkardık.
Ama anlaman lazım ey Cumhuriyet. ’Hayat’ dedikleri şey de bu değil mi zaten?
Senin ’temel fikrin’ nedir tam kavrayamadık amma, bizim ’hayattan’ anladığımız, namusluca ya da namussuzca hep kazanmaktır.
Artık kabul etmen gerekir ki, ’biz’ kazandık be Cumhuriyet.
87. yılında ’lafazanlıkla’, ’din bezirganlığıyla’, ’hokkabazlıkla’ ipleri elimize aldık.
Ha, o ’Cumhuriyet’in bekçisi’ olduklarını söyleyip, tozu dumana katanlar mı?
Onlar, toplumdan kopuk bir şekilde ’fildişi kulelerde’ yaşayıp, ’Godo’nun seni kurtaracağı günü’ bekliyorlar.
* * *

Sunmuş olduğun ’imkan ve şerait’ dahilinde, seni ’tarihe gömmenin’ son adımlarını atıyoruz.
’100. yılına’ ulaşmaman için elimizden gelen her şeyi yapacağımızdan emin olabilirsin.
Berhudar ol cumhuriyet.
Not : Bu yazı 29 Ekim 2010 tarihinde Yeniçağ gazetesinde İsrafil K. Kumbasar tarafından yazılmıştır.

Taffarel Florya'da

Efsane kalecimiz Claudio Taffarel Florya'ya ziyarette bulunmuş. Umarım bir daha ki gelişinde kaleci antrenörü olarak gelir.


Hagi ve Zorlu Kasım Ayı


Hagi Fenerbahçe derbisinde ki puanlı başlangıçla güzel bir siftah yapmış oldu. Bu hafta sonu oynanan Antalya maçını izleyemesem de genel kanı takımın ofansif gücünün az olması fakat mücadele gücünün gözle görünür şekilde artması. Kasım ayına girdiğimizde manzara şu şekilde :

Lider Bursaspor’un 8 puan gerisinde bir Galatasaray var ortada. Lig sıralaması ise sekizincilik (8). Dolayısıyla Hagi’nin kısa zamanda başarılı sonuçlar alması gereksinim artık. Yoksa lige erkenden havlu atacak bir takıma sahip olacak. Devre arası sonrası yeni stada geçilecek olmasıda başarıyı zorunlu kılan diğer bir etken. Hagi beklide en kritik dönemecinde olacak ay boyunca. Kasım ayında oynayacağı dört maç şu şekilde :

Trabzonspor (D)
Manisaspor (E)
Kayserispor (D)
Beşiktaş (E)

Trabzon maçını ele alacağız zaten diğer maçlara bakarsak; formda bir Manisaspor olacak Ali Sami Yen’de. Sonrasında ise bu sezon kendi sahasında sadece 1 gol kalesinde görmüş Kayserispor’a rakip olacak. Kayserispor Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı yenip Trabzonspor ile golsüz berabere kaldı sahasında. Çok zor bir müsabaka olacağı şimdiden aşikar. Kasım ayının son maçı ise bir derbi. Ali Sami Yen’de oynanacak son derbi Beşiktaş ile olacak.

Bu hafta sonuna dönecek olursak ;

Trabzon deplasmanı şuanda ligin en zorlu deplasmanı niteliğinde diyebiliriz. Ayrıca Trabzonspor’un formuda göz korkutan nitelikte. Glowacki formasına tekrar kavuştu, Jaja uyum sorunun çözdükten sonra gol atmaya başladı, Umut, Engin, Serkan, Selçuk gibi isimlerin en formda dönemlerini yaşıyor olmasıda ayrı parantez. Şenol Güneş ile yakalana bütünlük kolay kolay bozulmayacak gibi duruyor. Bu Trabzonspor herkesin gözünü korkutacak nitelikte.

Hagi tarafına gelirsek. Bu hafta sonu takıma dönmesi muhtemel Baros ve Kewell ikilisi var. Ancak her ikiside fiziki açıdan direk katkı verecek kapasitede değil. Bu nedenle Hagi, Elano-Misimovic-Pino üçlüsünden maksimum verim almaya bakacaktır. Defans hattını sakatlık ve ceza durumu olmadıkça bozmaz Hagi. Sabri-Neill-Servet-Hakan dörtlüsü ilk yazılacka isimler. Orta sahada Ayhan,’ın dönüşü olumlu etkiler takımı. Partneri Cana olması gerekir. Mustafa Sarp ise olması gerektiği yerde klubede izlesin maçı. Sol kanatta görev vereceği isim konusunda Hagi’de emin değildir. Misimovic orada oynamamalı kesinlikle. Feldkamp döneminde bir ara o bölgede görev alan Hakan Balta bu hafta içinde doğru seçim olabilir. İnsua’a sol bek mevkiinde olur ve böylelikle iki açıdan büyük fayda sağlanır. Kanat bindirmelerinde sağlamlık kazanılır ve açık verme tehlikesi düşer. Diğer bir fayda ise pas futboluna yatkın olan Hakan Balta ile oyun kontrolü elde tutulabilir.

Bir çok sorunun yanıtını Pazar günü alcağız. Galatasaray’ın sezonluk planında büyük önem arz eden bir müsabaka olacak Trabzonspor maçı. Aradaki 8 puanlık farkı kapatmak için en güzel fırsat bu maçlar. Hagi bu sınavdan da alnının akıyla çıkacaktır. Buna inanıyorum ve sonrasında ise istediği oyunu oynatmakta özgür olacaktır. Zira Arda ve Kewell gibi kanat oyuncularının gelmesi hem takımı hem Misimovic’i daha özgür hale sokacaktır. Pino’nun formuda Baros’un yokluğunda can simidi kıvamında. Pazar günü güzel bir maç ve skor görmek dileğiyle.