Salı, Aralık 6

Galatasaray - Fenerbahçe

Tahminleri yorum bölümünden alalım.


2-0 Galatasaray diyorum.

Cuma, Aralık 2

Her BEŞİKTAŞLI Kanseri Tadacaktır

Dün gece öldük öldük dirildik ... kimse bunun aksini söyleyemez kuşkusuz. Maccabi grupta iddası kalmamış iyi futbol oynamayan yalnız sert, mücadeleci futboluyla dikkat çeken bir ekip fakat Beşiktaşımızla mukayesesi söz konusu değil.

Galibiyet kurgusuyla sahaya çıkmamız kazanmaya yetmiyor tabi ki... Daha 3. dakikada Quaresmanın iyi niyetli geriye gelmesi ve yaptığı hatayla rakibin YETENEKSİZ olmasıyla 1-0 geri kalmaktan kurtulmuş olan Beşiktaşımız konsantrasyonu eksik bir görüntü verdi...

Sanki herşey garantilenmiş, formalite maçı gibi başladı herşeye...(yogunluktan değil sanırım) ta ki ilk yarının sonunda gelen müthiş gol... ilk yarıdaki rutin futbolu unutturdu bana. İkinci yarı başında gelen gol ise tamamiyle maçı kafamda bitirmeme sebeb oldu...

Ne kadar yalnış ! Ama benim ekran başında bunu düşünüyor olmam sahada ki arkadaşlarında aynı düşüncede olmasını gerektirmez tabi:D Rakip cezayı kesti skor 1-2 oldu ama nafile aynı heyecansızlıkla oyuna devam eden Beşiktaş bununda cezasını yediği 2. golle gördü.
Artık olay başka bir boyuta geçmiş, inek sütten kesilmiş Beşiktaş dengi olmayan rakibine boyu eğmek üzereydi, Maccabi 2-2'nin gazıyla galibiyete hevesleniyordu, bunda maç 0-2 iken cömertce harcanan pozisyonlarda katkıda bulunmuştu açıkcası Almedia saç-baş v.s yoldurdu resmen...

Hiç inancım bitmedi galibiyet konusunda çünkü sahada Quaresma vardı, gerçekten ısıran, isteyen Quaresma çıktı son dakikada golü yaptı yine... gerçek star rolüne büründü üst üste ikinci kez... Devamı umarım gelir, Simao yokluğuyla bir bağlantısı var mıdır? tartışılır.... Golün gelmesi yanında Stoke-Kiev maçının berabere bitmesi galibiyetin ne kadar önemli olduğunu birkez daha vurguladı, İnönüde liderlik bayrağını çekeriz İnşallah...

Maçın en iyisi şüphesiz Q7 idi, en kötüsü her müsait pozisyonda kafasını uzatamayan Almeida ve Maccabi ekibiydi...

Pazartesi, Kasım 28

O istedi Oldu

Kazanılması gereken, kazanılması bi o kadar zor olan, fikstürün zorlu serisinin son virajıydı trabzon deplasmanı... Ben açıkcası galibiyet bekliyordum fakat bu derece sönük bir trabzon beklemiyordum. Gerçi trabzonun geçen sezondan beri başarıyla uyguladığı ve sonuç veren (selçuk)-colman at.... burak vur! formatından başka şekil verilemeyen oyun tarzı vardı ama...

Bu sefer elinde ofansif oyuncularının çoğu dışarıda olan, Toramanı burak yılmaza yapıştıran, disiplinden kopmayan Egemenli defansa sahip Beşiktaş vardı... Beşiktaş düşünülenden kapalı ve defansif oynadı, başarılıda oldu aslında rakibine 2 gol pozisyonu vermesi ve 4 gol pozisyonu bulması manidardı. Aslında tek hedef adamı olan fener, trabzon gibi rakiplere içerde olmasada deplasmanda muhakkak böyle oynanmalı (miyde kaldırsa içerde de!)

Dediğim gibi ilk yarıda Alanzinho, ikinci yarıda Burakla kazanılan pozisyonlardan sayı alamayan trabzona karşı Quaresmanın 2, Ekrem ve kazanılan penaltıda ki Mustafanın pozisyonları... akılda kalan net pozisyonlarımızdı bu pozisyonlarda ise ortak öğe Quaresma...

Simao yokluğunda daha özgürmüydü ne? Kateden, ısıran o ve Ernsti sadece... Beşiktaş adına maçın en iyisi Quaresma ne kötüsü ise Ekremdi (severim esasen ama bu maçta aşı tutmadı tek faydalı hareketi yoktu her topu ezdi) Trabzon adına ise en iyisi Tolga ne kötüsü ise başka top ezen adan Alanzinho...

Perşembe Maccabi deplasmanından 3 puanla dönmek fena olmaz... İNŞALLAH!!!

Salı, Kasım 22

GGG (gittim, gördüm, geldim) İnönüde DERBİ


Atmosferi anlatmaya gerek var mı ? Mükemmeldi, ilk defa mabedde derbi izledim ve unutamıyacağım bi gece yaşadım... bi de gol atabilseydik ya da galip gelseydik ayrı olurdu tabi...
Ayrıca galatasaray taraftarıda maçta olsa daha hoş olacağı kesin, bence bu konuya bi çözüm getirilmeli.

İlk yarıda 15. dakikaya kadar futbol adına birşeyler yapmak isteyen taraf galatasaraydı şüphesiz, ilk 15 dakikadaki Beşiktaş ne yaptığını bilmeyen tırı vırı bi görüntü veriyordu. Bu takım ilk golü ne kadar erken atarsa o kadar etkili!!! 100 defa yazmışımdır... Gol için gerekli ise etkili Simao ve Quaresma...

Açıkça Simao yoktu maçta, Veli, Hilbert... diğer etkisiz isimlerdi, Q7' nin kıpırdaması her defasında Beşiktaşı pozisyona soktu fakat gol gelmedi, gelemedi...

Sebeb? açıkça ilk yarıda 25-45. dakikalar arasında gözlerimin önünde gerçekleşen 4 %100 de pozisyon dışında olgun pozisyonumuz yoktu, bu pozisyonlarda da Muslera faktörü tartışılmazdı, Uruguaylı gösterdiği performansla galatasarayı ilk yarıda ipten aldı resmen.

İkinci yarıda sönük bir mücadele vardı açıkcası galatasarayda beni hayal kırıklığına uğrattı daha iyi bir galatasaray bekliyordum ve biz bu galatasarayı yenemiyorduk bu daha acı vericiydi. İkinci yarıda Sivok'un kafa vuruşu muslera'nın kurtarışı ve Hakan Balta'nın kaçırdığı %100 pozisyon akılda kalanlardı...

Atamayanlara atarlar klişesini maç boyu tekrarladım şükür gol yemedik... Galatasarayın bu maçta en iyisi Muslera, Beşiktaşta ise ismail Köybaşı( en pozitif o oynadı) olarak göründü bence. Bide şu var ki ; Şu haliyle her iki takımda şampiyonluk yaşayamaz !

Not: Bir günlük maç yolculuğumda hep yanımda olan aksilaz, jose en ve sıkı takipçimiz beton kardeşlerime sonsuz teşekkürler, eyvallah...

Cuma, Kasım 18

Haftanın Tatlısı

portakal soslu muhallebi

Cuma, Kasım 4

Beşiktaş 1-0 Dinamo Kiev @ Topun Canı



"topun canı vardır, isterse girer kaleye"
Cevad Prekazi

Perşembe, Kasım 3

Gaddafi ve Libya

Aşağıdaki liste Gaddafi zamanında Libya'daki halkın düzeni. Tüm bunlar Gaddafi tarafından sağlanıyordu. Çok değil birkaç sene sonra Libya'ya dönüp baktığımızda Irak manzarasını göreceğiz. Sömürülen bir Libya ve iç savaşlarla birbirini yokeden bir halk. Sonrasında ise sıra Suriye'de olacaktır. Suriye'ye girişin bahanesine ise biz alet edileceğiz gibi duruyor. Kaçan PKK lı teroristler Suriye toprakalrında gizlenecekler ve ABD emri ile ordumuz tekrar harekete geçecek. Sonrasında özgürleştirilmiş bir Suriye. Son olarak :

ABD kendisi için gerekli petrolün % 36 sını kendi topraklarından, % 22 Kanada'dan, % 17 Meksika'dan ve % 11 ini ise Venezuella'dan elde ediyor. Konuyu fazla dağıtmadan aşağıda Gaddafi'nin Libya halkına nasıl bir yaşam sunduğuna bakın.



1) Libyada elektrik BEDAVA!
2) Libya bankaları devletin malı ve bu yüzdende alınan kredilere herhangi bir FAİZ uygulanmıyor.
3) Basa geldiginde Gaddafinin verdigi en önemli söz her Libyalının bir eve sahip olacagı idi ve bu söz bir kanun yani her Libyalının yasal hakkı olarak ilan edildi.
4) Yeni evlilere 50.000 Dolar kredi verilerek ev almaları ve aile düzenini kurmaları saglanıyor.
5) Egitim ve Saglık hizmetleri bedava. Gaddafi öncesi halkın %25i okuma yazma biliyorken bugün bu rakam %80 üzerinde bulunuyor.
6) Eger bir Libyalı tarım isine girmek isterse devletten tarla, ekipman, hayvan ve tohumları BEDAVA elde ediyor.
7) Eger gereken egitim yada saglık hizmeti Libyada bulunmuyorsa devlet bunun yurt dışında elde edilmesinide karşılıyor ve aylık olarakta 2300 dolar masraflar icin ödüyor.
8) Eger bir Libyalı araba almak istiyorsa devlet bunun %50 sini sübvanse ediyor.
9) Libyada benzinin litresi sadece 0.25TL (Kurus).
10) Libyanın herhangi bir dış borcu yok ve yaklasık 150 milyar dolarlık servetide suan küresel olarak dondurulmus durumda. Bilin bakalım bu kimin cebine gidecek? (Yunanistanın 100 milyar euroluk borcu nasıl silindi sanıyorsunuz?)
11) Eger bir Libyalı mezun oldugu bölümle alakalı bir iş bulamıyorsa devlet bu kişi iş bulana kadar ona bu meslek için ortalama öngörülen bir maas ödüyor.
12) Dogum yapan annelere 5000 dolar yardım parası ödeniyor.
13) Bir ekmek 0.01TL den bile daha ucuz.
14) Libyalıların yaklasık %25i üniversite mezunu.
15) Dünyanın en uzun yapay nehri Libyada. Uzunlugu yaklasık 2820Km olan bu su ulastırma ağı yaklaşık olarak 25 milyar dolara mal oldu ve bu sayede Libyanın her yerine su taşınabiliyor.

Salı, Kasım 1

İtin Duası Kabul Olsa ...


"Fenerbahçe için Aziz başkanım için dua edeceğim"


Vergi kaçıran, haksız kazanç elde eden, hatır ilişkileri ile kirli ijhaleler alan Hırsız Nihat nam-ı diğer "BAYKUŞ NİHAT" hacca gitmiş. Giderkende dua edeceğini açıklamış. Ne diyelim gidişi olsun ...

Pazartesi, Ekim 31

Sivasın Yollarına

Son 10 günde 4'üncü, 6günde ise üçüncü maçımızdı. Son yıllardaki en yoğun maç trafiği budur sanırım, haftalar haftaları kovalarken insanın kafası karışmıyo değil futbolcular naapsın hoccam! Saolsun federasyonumuz bu sezonun b.kunu çıkardı, tamam haftaiçi maç oynansın falan eyvallah Avrupadaki futbolcular oynuyorlarda bizimkiler neci! oda tamam ama bu sene b.k oldu.

Sivas karşısında son 3 maçtaki kadrodan bir-iki rotasyon vardı sadece böyle olunca yorgunluk belirtilerinin erken başgöstermesi şaşırtıcı olmadı. Bu bakımdan erken gelen gol Beşiktaşımızın her maçta olacağı gibi ekmeğine yağ sürdü.

Golle gelen pozisyon zenginliği 30'uncu dakikadan sonra gelen yorgunlukta yerini Sivas üstünlüğünde oyun görüntüsü ve rakibe verilen iki net pozisyona bırakıyordu kendisini. Allah korudu! Başka türlü açıklanmaz o pozisyonların kaçması... Sivas şansız biz ise ballıydık!

İkinci yarı yorgunluk iyice bastırmaya başladı ardından gelen golle eyvah derken... Sivaslı oyuncunun hediyesi penaltı ve kırmızı kart ekmeğimize yağ sürüyor bastıran Sivasın gardını düşürüyordu. Quaresma bu maçtada her topu eziyor, taraftarla tartışmalara giriyor fakat yaptığı asistle taraftarın gönlünü alıyordu. Tamam yetenekse yetenek ! ama son maçlardaki hal ve hareketleri üzücü ve tehlikeli kulağı falan çekilmeli kendisini üstündeki formadan büyük görmeye başladı fakat bilmeli ki o forma kimleri gördü geçirdi herkes yalan... BEŞİKTAŞ FORMASI GERÇEK!!!

Pazar, Ekim 30

Ah Ulan Cenk!





Pisipisine kaybedilen Stoke City, Kiev Avrupa ligi maçları, Antep beraberliği, Kayseri mağlubiyeti ve araya sıkıştırılan Mersin galibiyetiyle çıkıldı derbiye. Bir çıkış bir nefes almak önemliydi maç sonunda... olmadı...


Aslında iyi başladı Beşiktaşımız, 12.dakikadaki Simaonun mükemmel füzesinden sonra herşey yolunda gidiyordu rakibin gardı düşmüştü verilen bir-iki pozisyonda Cenk devleşmiş güven vermişti. Ernst-Aurelio-Veli üçlüsü orta alanda iş yapıyor, savunma aksamıyor bekler çakılı, Pektemek boşluklar oluşturmak için kendini yırtıyordu...


Sadece bir isim, aslında maçın adamı olması beklenirken maçın fiyaskosu oluyordu... Quaresma her aldığı topu eziyor, heran kırmızıyı yiyecekmişcesine garip hareketler yapıyor, karşısında oynayan Caneri devleştirip Hilberti de zor durumda bırakıyordu.


İkinci yarıda herşey güzel başladı taki Alexin karambolden golüne kadar daha sonra Almedia sahne alıyor, Q7 maçtaki tek faydalı işini yapıyordu. Tam bir hayal kırklığıydı Q7 keşke Holosko daha önce girseydi...

Maç bitecek tamam bu iş derken Cristian firikikten çakıyordu.... Çakıyorduda o ne one Cenk kendine güveniyorsun ama oHA ! Cepheden kullanıcaklar adamlar biride Alex yani 2 ikişilik baraj nedir neden acaba?


Yazık oldu kazanmak hakkımızdı, güzel maç oldu, Aydınus iyi maç yönetti, maç sonu atkı şöleni, maç başında eziklerin yaptığı zorla stada giriş rezaleti maçı unutulmazlar arasına sokmaya yetti...






Pazartesi, Ekim 24

Ne Farkeder ki ?

Önce 24 vatan evladının şehit edilmesi dün de Van'da yaşanan 7.2 şiddetindeki büyük deprem. Milletçe zor günlerden geçiyoruz. Ancak bu acılardan dahada zor olanı içimizdeki düşünme özürlüler. İsim vererek gideyim :

Müge Anlı


Şu sözlerden sonra bu kadını hala ekran karşısına çıkaran olacaktır. Yazıklar olsun ...

Yeni Asya gazetesinin dünkü deprem sonrası gazetesine koyduğu şu iğrenç karikatür.

Son olarak Van'da deprem sonrası yardım için bulunan iş makinelerini yakanlar için ne demeli bilmiyorum.

Cuma, Ekim 21

Çivi Gibi

video

Haftanın Tatlısı

tadımız, tudumuz kaçmış ancak hayat devam ediyor.

Çarşamba, Ekim 19

Çukurca'da Çatışma : 26 Şehit, 20 Yaralı

İnsanın inanası gelmiyor. 24 vatan evladı şehit edilebiliyor bir gecede. Şimdilik 18 de yaralımız var. Gelinen nokta hakkında yazılabilecek çok şey var. Ancak siyasetçiler yine aynı nutuklarla geçiştirecekler. yarın ve ertesi gün şehit cenazelerini izleyeceğiz televizyonlardan. Halkın öfkesini ve içimizdeki sızıyı derinden hissedeceğiz. Ama yavrusunu şehit veren ana ve babanın acısının nedir ki ?

Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Mehmet Akif uzun yıllar önce dizelere dökmüş herşeyi :

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Perşembe, Ekim 13

Galatasaray 103-97 Fenerbahçe

Dört köşeden ...

Yenilmez armada geri döndü ...

Pazartesi, Ekim 10

Güzel Bir Pazar

lahana sarma



hamsi mangal



laz böreği



elbette çay

Hiddink Bizi Tanımıyor. Peki Ya Biz ?

Hiddink ilk milli takım deneyimini 1994-1998 yılları arasında ülkesinde yaşadı. Özellikle 1998 Dünya kupasında ağızlarda tat bırakan Hollanda milli takımının baş mimarıydı. Sonrasında 2000 yılında Güney Kore seçimi herkesi şaşırttı. 2002 Dünya Kupası bu ülkede yapılacaktı ve Hiddink Güney Kore’yi tarihi başarılara ulaştırdı. Yarı finalde Almanya’ya elenip kupayı Dünya 4. Olarak bitirdiler.

Bu kupa sonrasın ülkesinde PSV başına getirildi. Şampiyonlar liginde müthiş sezonlar yaşadı. Nu görev sırasında 2005 yılında Avustralya milli takım görevini de kabul ederek kanguruları Dünya Kupasına taşıdı. 2006 Dünya Kupasında Brezilya, Japonya ve Hırvatistan grubundan çıtılar. İtalya ile oynadıkları eleme maçında 90 +5 deki tartışmalı penaltı sonucu elendiler.

Hiddink bu başarıdan sonra Rusya milli takımını seçti. Euro 2008 elemelerini geçtiler. Kupada yarı finalde Şampiyon İspanya’ya elenip evlerine döndüler. Ancak bu Rus futbolu için büyük başarıydı. Aynı zamanda Chelsea takımında görev yaptı ve başarıyla bu görevi tamamladı. Mourinho sonrası Avram Grant sendromundan kurtardı Chelsea takımını. Tüm bu deneyimlerin ardından Türk milli takımını seçerek kariyerinin son döneminde büyük bir risk altına girdi.

Hiddink neden bizi seçti demeden önce onun yapısına bakmalıyız. Güney Kore ile oynattığı hızlı, agresif ve kolektif futbol etkileyiciydi. Avustralya’ya oynattığı futbol ise başarı odaklıydı ve nispeten bunu başardı. Rusya deneyiminde ise Rus halkını unuttuğu başarılı dönemleri birazda olsa hatırlattı. Chelsea’yi kaos ortamında çekerek rayına girmesini sağladı. Kısacası Hiddink bulunduğu ortama uyum sağlayabilen ve elindeki malzemeden en yüksek verimi almak isteyen bir teknik adam.

Bizi seçme nedeni ise potansiyelimizden başka bir şey değil. Hiddink bu potansiyeli işleyip kariyerine büyük bir milli takım bırakarak nokta koyumak istedi. Bunu geldiği dönemki açıklamalarından anlayabiliyoruz. Ancak Rijkaard’ın tarihe geçen demecinde takıldı kaldı. Başarısız Galatasaray döneminde Rijkaard’ın ilk analizi şöyleydi :

“Kalite, güç aslında üç aşağı beş yukarı aynı. Ama Türkiye'yi farklı kılan şey biraz da şu; işler kötü gittiğinde bir anda oyun mentalitesi kaybolabiliyor. Yürekten oynayan oyuncu sayınız çok. Ama bu bazen aklı devre dışı bırakıyor. Herkes kendi başına maçı çevirmeye kalkıyor. O zaman da bütünlük kayboluyor. Türk futbol kimliğini tanımlasak; kesinlikle yetenek var deriz, ruh var deriz, mücadele var deriz. Ama hepsi bir anda ortaya çıkabiliyor. Bir anda herkesi defansta, sonra bir anda herkesi hücumda görebiliyorsunuz. Bu biraz dağınıklık yaratıyor. Takım oyununda asıl olan dengeli olabilmektir. Ne olursa olsun pozisyon alışınızı, soğukkanlılığınızı kaybetmemeniz gerekiyor. Sanki bu konuda bir eksiklik var gibi. Coşku konusunda hiçbir sıkıntı yok, ama bazen o coşku bozucu bir etki de yaratabiliyor.''

İşte bu tokat gibi yapılan bir yorumdu. Hiddink bu tespiti görevi kabul etmeden önce görebilseydi keşke. Euro 2008 finaline Aragones ve Löw teknik adam olarak çıktılar. Löw’ü çok önceleri kovmuştuk. Aragones’i ise şampiyon apoletini sökerek gönderdik ülkesine. 2010 Dünya Kupasını ise bizim İstinye kasabı Del Bosque kazandırıyordu İspanya’ya. Tüm bunların sonunda suçlu Hiddink dedik. Hiddink suçlu ancak suçu sahadaki futboldan ziyade Oğuz Çetin gibikişilere güvenip fikirlerine değer vermesinde. Hiddink göreve geldikten sonra yurtdışı altyapısı almış oyuncularımızdan oluşan iskelet bir kadro kurabilseydi bugün başka şeyler konuşur olabilirdik.

Sorulması gereken bir başka soruda şu :

Biz Hiddink’i tanıyarak mı göreve getirdik ?

Cuma, Ekim 7

Haftanın Tatlısı



tatlının adını doğru tahmin eden kişiye kitap armağanımızdır.