Pazartesi, Ocak 16

Takım

Her maç daha bir takım oluyor Galatasaray. Zevk vermeye devam ediyor.

Cuma, Ocak 13

Kıbrıs Öksüz Kaldı

Allah rahmet eylesin.

Çarşamba, Ocak 11

Silivri'den Mektup Var


Hesapta “çalışamaz” hale gelecektiler, tıkıldıkları “tecrit hücreleri”nde sinecektiler... Ama onlar boyunlarında “terörist” yaftası, yargısız infaz edilen cezalarını çekerken “gazeteci”likten de “çalışmaktan” da vazgeçmediklerini gösterdiler... 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne yetiştirdikleri Tutuklu Gazete’nin yeni sayısında “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” ayarındaki trajik hikayelerini yazıya döktüler. Korkmayın okuyun; elinizde patlamaz kelimeler!

Polis kapımda, 23 Eylül 2008. “Ne var?” dedim. “Arama yapacağız” dediler. “İzin var mı?” dedim; “var” dediler ve gösterdiler. “Suç neymiş?” dedim. Bir bayan polis vardı. Hani neredeyse üstüme atlayacaktı. Öyle yerinde duramıyor. Amirinden önce atıldı. Ağzını büzdü, kasıldı, kasıldı:
- Ergenekoncuuuluk!..

“Ey Devlet-i Âli; söyle
bana Ergenekon ne ola?”
Gidinin dünyası... Şimdi hepiniz böyle bir suç olmadığını biliyorsunuz. Ama “Ergenekon” denince ne olduğunu da biliyorsunuz. Leb deyince, “leblebi”yi biliriz biz.
Ben dördümcü yılımda hâlâ bu örgütü arıyorum. Yani Ergenekonculuğa adını veren “Ergenekon Terör Örgütü”nü... Bunun gibi bir örgüt yeryüzünde yok. 2007 yılından bu yana bu örgütle ilgili iki bine yakın insan sorgulandı. Aralarında 17 yaşından 80 yaşına pek çok mevki makam sahibinden, sahipsizlere kadar herkes vardı. Önce polis bu iki bin kişiye sordu:
- Ergenekon Terör Örgütü?..
Yanıt tek oldu:
- Ben böyle bir örgüt bilmiyorum.
“Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar” terimi; bizde polisin maharetini anlatıyor. Polis sorgusunda bunca insandan bir Allah’ın kulu, “evet, ben biliyorum” demez mi? Dememiş. Örgütü kimseler bilmiyor. Kurgulayanlar hariç!
Mahkeme; Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, Jandarma Genel Komutanlığı’na, MİT’e, Genelkurmay Başkanlığı’na sordu: “Ey Devlet-i Âli; söyle bana Ergenekon ne ola?” diye. Devlet-i Âli yanıt verdi:
- Biz böyle bir örgütü bilmiyoruz!
Al sana kaya... Dünyada böyle bir örgüt var mı?
Taraf yazarı dedi ya:
- Bu, öyle bir örgüt ki; üyeleri dahi üye olduklarını bilmiyorlar.
Peki kim biliyor?
Hınzır hınzır gülmeyin: “Dünyanın en gizli örgütü bu!”

Örgütümü bilip de
ihbar etmeyen şerefsizdir
Duruşmada 22 ay sonra ifadeye çıktım:
- Ey yücelerin yücesi yargıçlar, ey savcılar, ey Silivri Tanrıları; bana suçumu söyleyin savunma yapacağım; çünkü dilekçe de yazdım; iddianameye yazmamışsınız!
Yüce savcılık makamı; yarı beline kadar makamı devletinden üzerime sarkıp ve de parmağını sallayarak (Tabii bunu yücelerin yücesi Silivri Mahkemesi’nin yargıçlarının; “söyleyin savcı bey” demesi üzerine yaptı):
“Efendim sanık suçunu en iyi kendisi bilmektedir...” dedi. Hatta; mahkemenin ısrarı üzerine; “suçumun söylenmesi için mehil” (yani süre) talep etti.
Tanıyanlar bilir (bilirsiniz) biraz inatçı ve ısrarcıyımdır. Savcılık makamı bu tür dayatmam sonunda; “suçunun söylenmesi ihsası rey (kararın söylenmesi) olacağından, suçunun söylenmemesine” dedi. Yüce Silivri Mahkemesi’nin yüce yargıçları da “evet, evet ihsası rey olur” diyerek bu görüşe uydular.
“Oldu mu canım şimdi” deyince de bana; “oldu da bitti” denildi. Dedim ki; “yeminle söylüyorum; muhalifsin ondan, deyin bir daha duruşmaya gelmeyeceğim. Suçumu kabulleneceğim.” Sustular.
Şimdi ben bu yazıyla kamuoyuna sesleniyorum. Kimsenin bilmediği, kimsenin kabullenmediği, devlet denilen organın dahi belleği dahil hiçbir yerinde kendisiyle ilgili bilgiye rastlamadığı bu Ergenekon örgütünü bilen, duyan biri varsa insaniyet namına ilk karakola bildirsin. Bu örgüt nerdedir? Ne yer? Ne içer? Lideri kim? Kimler yönetir? Bilenler savcıya koşsun. Çünkü madara çıktı. 10 bin sayfalık iddianamede, bir milyondan fazla ek dökümanda bunlar yok. Hatta; “biz itirafçı olacağız” diye mahpustan yırtmak için gizli tanık olanlar dahi; “biz örgütü bilmiyoruz ama, duyduk ki...” diyorlar.
Ben de diyorum ki; benim örgütlerim belli! Üyesi olduğum Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Basın Konseyi, Uluslararası Gazeteciler Federasyoonu...

Savcılık hakkında suç
duyurusunda bulunuyorum
Ben bir örgüte üye olacağım da onu savunmayacağım! Ben bir eylemde bulunacağım da onu savunmayacağım! Ben, Ergenekon denen hayali zırvayı bilmiyorum. Mahkemede söyledim; buradan da ilan ediyorum: Beni bu örgüte alan kimdir? Yönetici kimdir? Ne zaman almıştır? Bunlar kim? Her kim bilip de söylemiyor, ihbar etmiyor, gizli tanık olmuyorsa şerefsizdir. Ben yaptıklarımı biliyorum: Cumhuriyet mitingleri mi? Ben yaptım. Buradayım. Söyleyin suç ne? Neden bana bunu sormuyorsunuz? Muhalifim; neden sormuyorsunuz? İddianamedeki iddiaları neden sormuyorsunuz?
- Tuncay Özkan’ın; Kanaltürk ile ADD arasındaki para ilişkileri,
şaibeli...
Önceleri sustum. Güya ben ADD’ye (Atatürkçü Düşünce Derneği) 6 milyon dolar ödemişim. Son ana kadar bekledim. Sabrettim. Sonunda sorgumda bir yargıç sordu:
- ADD ile Kanaltürk arasında 6 milyon dolarlık bir para ilişkisi var! Ne diyeceksiniz?
- Bu soruşturmanın ne hukukla, ne yargılamayla, ne gerçekle bir alakası vardır. ADD; Atatürkçü Düşünce Derneği’dir. Siz o derneği bastınız. Hesaplarına baktınız. Benimle, Kanaltürk şirketiyle onların arasında bir tek kuruş gördünüz mü? Buna bakmadınız değil mi? Böyle soruşturma olur mu? Kanaltürk ve dolayısıyla benimle ilişkilendirdiğiniz ADD, Atatürkçü Düşünce Derneği değildir. Bizim 6 milyon ödeme yaptığımız ADD, şirkettir.Digitürk platformunun finans şirketidir. Ödemeler, yıllık 500 bin dolar olan Digitürk üzerinden yayın yapmanın bedelidir. Bunu nasıl araştırmazsınız? Savcılık hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.
Herkes sustu. O günden beri konuşan yok. Ama internete girince; “Tuncay Özkan, Kanaltürk televizyonunun bazı para ilişkilerini açıklayamamakla suçlanıyor” diye yazıyor!..
Yazıyorrr... CHP’yi nasıl
ele geçireceğimi yazıyor...
Rüzgarlı Sokak’ta 16 yaşımda, gazeteciydim. Ankara’nın gazetelerinin bulunduğu sokağın adıydı. Orada küçük bir gazetede her işi yapardık; kalıp bağlamadan, takvimden günün yemek tarifini yazmaya kadar. Akşam üzeri gazeteler çıkardı. Çocuklar alır; “yazıyor, yazıyor” diye bağırarak satardı. İddianame çıkınca bağırasım geldi; “yazıyorrr... Tuncay Özkan’ın CHP’yi nasıl ele geçireceğini yazıyor...” Sabrettim; gıkımı çıkarmadım. Tam 22 ay sustum. Sonra ifademde; iddianamenin benimle ilgili bölümünün neredeyse dörtte üçünü kaplayan bu olayla ilgili bir tek soru bekledim. Sormadılar. Ne savcılar, ne de yargıçlar. “Bunu nasıl sormazsınız?” dedim. Sustular. İddianameye göre ben CHP’yi ele geçirmek için çalışıyordum. Genelkurula gitmiştim. Alkışlanmıştım. Soruları kendim sordum yanıtladım.
- Evet, gittim. Gazeteci olarak. Üç gün oradan canlı yayın yaptım. Bu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın CHP’yle ilgili biriminden alınan belge... Bu, CHP Genel Merkezi’nden alınan belge. Ben hiç CHP üyesi olmadım. İddianame benim CHP’ye genel başkan olacağımı yazıyor. Oysa CHP tüzüğü burada... Size veriyorum. CHP üyesi olmayanlar, CHP’de kapıcı bile olamazlar. Ben CHP üyesi değilim. Her üye Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilmek zorundadır. Siyasi Partiler Kanunu böyle diyor. Yoksa parti kapatılır. Savcılar, Yargıtay’a sormamışlar. İşte belgeler... Ben CHP üyesi değilim, dolayısıyla CHP’yi ele geçiremem. Üstelik benim CHP’de olmamdan, orada siyaset yapmamdan savcılık neden korkuyor? Bu anayasal bir hak... Buna suç isnat eden savcılık hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.
Onlar, o yüce Silivri Tanrıları, bana Cumhuriyet Mitinglerini de sormadılar.
İddianameye yazmışlar ama sormadılar. Ben anlattım, şanla şerefle...
Şimdi bunları niye mi yazdım? Dört yıl geçti aradan. Hatırlayın diye.

Aynı kazanda yalanlarla
kaynayıp gidiyoruz
Ben Tuncay Özkan, bunlara ek olarak bir de Susurluk raporunun bende bulunması ile MGK tutanaklarının -ki en erken tarihlisi 1986- arşivimde yer almasının nedenlerine yanıt verdim.
İşte bunlardan dolayı T-E-R-Ö-R-İ-S-T-İ-M. Hatta: E-R-G-E-N-E-K-O-N-C-U-Y-U-M.
Arşivim, gazetecilik belgelerim suç sayılıyor. Evet, ben gazetecilik suçunu hep işledim. İşlemeye de devam edeceğim. Susurluk yargılamalarında; benim ortaya çıkardığım belgeler nedeniyle 6 yıl hapis cezası alan İbrahim Şahin ile aynı örgütteyim. Şahin de “ben böyle bir örgüt bilmiyorum” dedi ve ekledi: “Ama Tuncay Özkan benim yaşam boyu düşmanımdır!”
Ve ben Susurluk Raporu arşivimden çıktığı için suçluyum...
Duruşma salonu çok renkli... Hepimiz aynı kazanda; yalanlarla kaynayıp gidiyoruz işte.
Ben gazeteci değilmişim; iktidara göre! Zırva tevil götürmez.
Evet, ben hiç iktidar gazetecisi olmadım. Gün gelince bunu diyenleri de karşıma alır, “Hodri Meydan” yaparız. Konuşur, halleşiriz.
Şimdi benim derdim; bu cami avlusu örgütü Ergenekon’u bulmak.
Öyle hınzır hınzır gülmeyin. Siz de yardım edin. Ciddi ciddi arıyoruz. Devlet işi gücü bıraktı bu işin üstünde. Haydi boş durmayın, sorun soruşturun; Ergenekon Terör Örgütü’nü; bilenlerin, tanıyanların, insaniyet namına... Gülmeyin yahu; dört yıldır zindandayız; Ergenekon olmasa ne yaparız?..
Tuncay Özkan
Silivri 1 No’lu L Tipi Cezaevi B-3 Alt Tecrit Hücresi İSTANBUL


Not : Yazı yeniçağgazetesi yazarı Selcan Taşçı'dan alıntıdır.

Salı, Ocak 10

Bahar Ligi

TFF lig statüsüne her ay yeni bir heyecan katıyor. Yeni uygulama ise Bahar Ligi. Ligi ilk 4 bitirenler play-off oynayacak. Sonraki dört takımda Avrupa kupalarına katılabilmek için bir play-off oynuyor. Kalan 10 takımda bahar ligi oynayacakmış. Amacı olmayan maçlar olacağı kesin. Futbolcu ve taraftaralr içinde büyük angarya. Türk futbolunda olmayan düzeni bambaşka boyutlara taşıdı MAA ve ekibi. Artık toparlamayı düşünmek dahi çok zor.



Ligin 15 ve 16. takımı arasında kurtarma sınavı olsa hiç fena olmaz.

Çarşamba, Ocak 4

Sisli Gecede Mutlu Son



Sıkı ekip Eskişehir'den çok, Ersun Hocalı Eskişehir daha ürkütücü geldi bana bugün maçtan önce. Ersun hocanın çalıştırdığı takımlar full atak 0 defans gibi oynar 5-6 atar sonra 3-5 yer... Gerçi bu anlayışı milli takımı çalıştırdığı dönemde göremedik ama o konulara girmeyelim şimdi...

İlk 2 dakikada buna benzer başladı Eskişehir ürküttü beni biraz nekadar takımıma güvensemde, son zamanlarda süper oynasakta... Netekim 2 dakika sürdü bu tabiri caizse köpek gibi saldırı...

Daha sonra Beşiktaş top yapmaya başladı ve sıkça pozisyonlara girdi. İlk onbiri gördüğümde Ekrem ve Eduyu görmek beni şaşırttı ki benchte sakatlıktan çıkma Simao ve reytingi yüksek Pektemek vardı. İlk yarı girilen 3 net pozisyonda ve oluşumlarda Fernandes, kurtarışlarda Ivesa öne çıktı. Fernandes fark katıyor gerçekten hani hep yazdımya Simaosuz ve Quaresmasız kazanmak için başka fark katan oyuncuya ihtiyacımız var aha onu bulduk bu maçla beraber ispatladı kendini zaten bu beklentilere tek o cevap verebilirdi.

Edu ve Ekrem birşey yapamaz ve Almedia saç baş yoldururken Sivok çıktı sahneye aha işte buna gol derler dedi golcü geçinenlere. Simao daha sonra oyuna girsede çok topla buluşamadı tabi bunda çıkmış olduğu sakatlığın etkiside büyük.

Eduya nasıl dayandı Carvalhal inanılır gibi değil çok sabırlı bir adam. Eskişehir hafiften bastırır gibi oldu Batuhanın girişiyle şişirmeler falan Pektemek çıktı sahneye, attığı golle nefes aldırdı resmen.

Sezonun ikinci yarısına iyi başladık böyle devam etmek ümidiyle.

2012 umutsuz ama hala umutlu...






gecen sene ki Fb-Sivas maci devre arasi hakem odasi basilmasi ardindan 3 penalti irdelenmeli polemigi ile baslatilan, medya ve TFF gucuyle sure gelen politika sonrasi futbola kusen, son yazilarimda durmadan ADALET isterken yazilarima son vermisken 1ocak2012 tarihinde resimde de gorebileceginiz gibi Adalet icin TFF binasina yururken cektigim fotograf..

bugunku ilk yazimda bu konulara cok girmeyecegim ve dun aksam oynanan yeni transferlerini
oynatamayan bunun uzerine gecen donemki oyun taktigini az biraz degistirmis TS'un, oyundan hic kopmayan kaliteli ve futbolu guzellikleri ile oynamaya calisan Manisaspor macini degerlendirecegim..





Maca cok iyi baslayan Trabzonspor, daha onceki hafta lardan tek farki Halil'in cizgiye yakin oynadigi zamanlarki Burak la arasinda olan 30 mt lik farki,
burak'in cizgi de oynadigi dunku macta 5 - 10 mt
lere kadar indirmeleri ve 4-3-3 den 4-4-2 ye atak icinde deigisimleri denemeleriydi...

tabi bunun sonuncunda Halil in Sol beklere yapmis oldugu katki ortadan kalkinca Manisaspor sag taraftan Celutska'nin bolgesinden etkili olmaya calisti. Bunlara Serkan ve Zokora'nin basit top kayiplari da eklenince Manisaspor'un sol kanatida ilk yari sonlarina dogru etkisini arttirdi..


ilk yari sonunda Ts hakettigi bi golle Halil'in harika oyunu ve buna genc oyuncusu Aykut'u da eklersek soyunma odasina 1-0 onde girdi...


ikinci yari benim kafamda hala bu takimda nasi oynadigini anlayamadigim Adrian ile Colman degisikligi beklentisi orta sahada Colman-Aykut-Zokora uclusu ile ustunluk kurup maci rahat kazanmasi iken ayni 11 le TS ikinci yariya hizli baslamasina ragmen adeta 55.dk dan itibaren
5-0-5 taktigi benimsemiscesine ortasahasi coktu... inanilmaz bi yorgunluk gostermeye baslarken Manisaspor'un Murat hamlesi oyunun tam anlamiyla Manisaspor lehine donmesini sagladi..

bunda Murat'in etkisi kadar ilk yarinin en iyisi Halil ve Zokora'nin basit top kayiplari ve serkan'in konsantrasyon eksikligininde inanilmaz etkisi oldu...

Giray'in da inanilmaz hatalarindan kaynaklanan 4 5 net pozisyonda Manisaspor sadece 1 gol cikarabilince, hamle hakkinda inanilmaz gec davranan Senol Gunes Colman-Pawel deigisikligi ile
BURAK YILMAZvari bi harika golle hakki olmayan maci 2-1 kazandi..

neden hakki olmayan yazdim: ilk yari Trabzonspor a gosterilmesi gereken kirmizi kart pozisyonu ve ikinci yariyi kaldiramayan kondisyon dusuklugu...


macin genel ozetinde ise; Tolga sadece kurtarmiyor yakinda asist dahi yapacak sanirim.. her mac ustune koyarmi bi oyuncu acik gostergesi...

Cuma, Aralık 23

Mutlu, Havalı, Umutlu



Sezonun ilkyarısı tamamlandı Karabük maçıyla. Özlenen galibiyetede ulaşmış olduk vesselam...

İBB ve Samsunspor maçları bunalım geçmişti yorgunluk falan dedik fakat bu maç alınmalıydı gayri, özlemişiz galibiyeti vallahi...

İlkyarı uzun bir aradan sonra bol pozisyonlu ve action doluydu lakin çoğu pozisyonda son adam Ekrem olunca golle sonuçlanmadı. Edunun sol uçta oynaması dikkat çekiciyci bi ara gene oynamıştı o bölgede fakat dün gece yine orda oynaması son iki maçındaki kazandığı bonuslar olmalı...

Almedia'nın uzun süreli gol orucu bu maçla bitti. İkinci yarı ben uyudum şahsen ne oldu bitti çok hatırlamıyorum ta ki son beş dakikada Veli'nin boş kaleye yönlendiremediği kafa vuruşu, Necibin direkte patlayan füzesi gelene kadar. İkinci yarının akılda kalanlarıydı.

Sezonun ilk yarısı MUTLU bitti bizim için, nede olsa sezona mağlubiyetle , kötü futbolla ve emanetçi bir hocayla başlamıştık,

Sezonun ilkyarısı Havalı bitti bizim için, nede olsa Avrupa Liginde gruptan lider çıkmışız, Ligi ilk üçte bitirmişiz, parlayan yıldızlarımız bi dolu...

Sezonun ilkyarısı umutlu bitti bizim için, itiraf edeyim Carlostan böyle performans beklemiyordum (teknik, taktik, iletişim süper) Tayfurun çok şükür aramıza dönmesiyle gitmesine üzülecektim ama yönetim akıllı bir hamleyle her ikisinin ve tüm Beşiktaşlıların yüreğine su serpti. Umutluyum bu sene playoff gibi saçma sistemde ilk dört garanti, sonraki aşamada yıldızlarımızla başarı kaçınılmaz!!!
Avrupa Liginde üst turda Bragayı sallamıyorum bile... o derece...

İki hafta maç izlemeyecek olmak üzücü, umarım herşey gönlümüzce gerçekleşir...

Cumartesi, Aralık 17

Stoke'da kalmadı Bragaya gidelim




Pis bi maçtı vesselam, yenilsek elin oğluna bel bağlıycaz, beraberlikle şerefli ikinciliklerimize birini daha dahil edicez ama assıl galibiyetle lider, tek, hür Avrupa liginde üst turda olucaz.

Stoke nede olsa ingiliz ekibi çetin ceviz adamlar yalnız light bir kadroyla İstanbula gelerek premier ligi daha fazla düşündükleri aşikar.

İyi başlamamıza rağmen cepten yenilen golden çok hemen akabinde topçu arkadaşların resmen aptallaştığı pozisyon benim canımı daha yaktı açıkçası, ben bu tür pozisyonlardan utanıyorum bir ekip nasıl olurda böyle basiretleşir! Bu malesef milletçe, her takımımızca yaşadığımız bir hastalık!!! az daha zıçıyoduk, şansımız yaver gitti, kulaklarımız Kievdeydi ve skor 2-0 olmuştu.

Oyunda fark katan oyuncumuz Fernandes idi coştu maşallah çokta iyi gidiyor umarım bozulmaz, iki yönlü oyununu oynadı tam bir lidelik örneği gösterdi...

Holosko yoktu, ne yapmaya çalışıyor anlamadım... İkinci yarı Pektemeğe yerini bıraktı Pektemekte farkını gösterdi.

Edu bilinmez futbolcularımızdan fakat sonradan oyuna girdiğinde özellikle Avrupa arenasında klas goller atıyor yine birini gösterdi bize ayağına sağlık ne diyelim.

Şimdi rakip Braga, kötünün iyisi diyemem tabi grup lideri çıkıp 2.torbadan daha light rakip beklemek benimde hakkım, L.Moskova misal. Hayırlısı diyelim geçen senenin finalisti olduğunu unutmayalım.

Tayfur HAVUTÇU, Serdar ADALI ve Ahmet ATEŞ aramıza geri döndü... ADALET YERİNİ BULDU!!!

Cumartesi, Aralık 10

Ulu Çınar

ALINTIDIR......İYİ OKUMALAR.....

Günümüzde Everton’un teknik direktörlüğünü yapan 25 Nisan 1963 doğumlu İskoç David Moyes anlatıyor:



“1998–2002 seneleri arasında Preston North End takımında teknik direktörlük yapıyordum. Günün birinde telefonum çaldı, arayan oydu. Kalın İskoç aksanı ile bana Preston’un akademisinde 14 yaşında genç bir futbolcunun olduğunu, onu United’ın akademisinde görmek istediklerini söyledi. Ne yalan söyleyeyim, ben kendi akademimde yer alan bu çocuğun varlığından bile haberdar değildim ama o, çocuk hakkında her şeyi biliyordu: Babasının mesleğini, okul ve aile durumunu, hatta tuttuğu takımı… Koskoca Manchester United’ın teknik direktörünün 14 yaşındaki bir çocuk hakkında detaylı bilgi sahibi olması beni çok şaşırtmıştı. Hani ‘şeytan ayrıntılarda gizlidir!’ derler ya Ferguson en küçük ayrıntıya bile önem verir ve en küçük detayı bile kaçırmaz!”



Lee Martin… 1988–1994 seneleri arasında “Kırmızı Şeytanlar”ın formasını giymiş sol bek… United 1990 Federasyon Kupasını onun golü ile kazandı. Onun ağzından:
“Bir maçta sol bekte tam onun önünde oynuyordum. Maçın ikinci yarısının ortalarında aniden ‘İleri çık! İleri çık!’ diye bağırdığını duydum. Sol kanattan son sürat rakip ceza sahasına koşmaya başladim. Tam ceza sahasına girerken, takım arkadaşım Neil Webb orta sahadan mükemmel bir pasla topu önüme bıraktı. Bana sadece düzgün bir vuruş yapmak kalmıştı ve golü attım. Maçtan sonra, takım arkadaşlarımla zaferi kutlarken yanıma geldi ve bana aynen şunu dedi: ‘Ben, ileri çık derken sana bağırmıyordum!’
Ryan Giggs… 1990 senesinden günümüze kadar United forması giyen ve hiç eskimeyen 37 yaşındaki Gallerli kanat oyuncusu… Ferguson’u anlatıyor:


“Takımda ilk zamanlarım... Takım arkadaşım Lee Sharpe ile birlikte Blackpool’da sabahın ilk ışıklarına kadar eğleniyoruz, ancak o durumdan haberdar oluyor. O kadar kızıyor ki arabasına atlayıp Lee Sharpe’ın oturduğu siteye gidiyor. Kapı numarasını bilmediği için sitedeki bütün evlerin kapılarını bir bir çalıp bizi soruyor ve haliyle sonunda buluyor. O evden içeri girince evdeki kızlar, erkekler herkes korkudan kaçacak delik aramıştı. Ev bir anda boşalırken, genç takımdan üç futbolcu gardroba saklandı! O günü hiç unutmam! Yaptığımız kaçamağa o kadar kızmıştı ki, bir an için bizi dövececek sandım!”
Michel Platini… UEFA Başkanı… Ondan bir anı:


Michel Platini… UEFA Başkanı… Ondan bir anı:
“Bilmeyenler için; Sir Alex’in en büyük hobisi madalya toplamaktır. Futbol dünyasında kişisel madalya kolleksiyonu onun kadar geniş olan birini tanımıyorum. 25 senede kazandığı madalya sayısını kendisi bile hatırlamıyordur herhalde!
Nyon’da bir sohbet esnasında bana, ‘1983 senesinde Aberdeen’in teknik direktörü iken, Real Madrid’i yendiği Kupa Galipleri Kupası madalyasını kaybettiğini, kolleksiyonunda eksik olan tek parçanın o olduğunu söylemişti. O gün, ona eksik madalyayı bulacağıma dair söz verdim. O konuşmadan aylar sonra, 2011 senesinin Şampiyonlar Ligi finali öncesinde ona kücük bir sürpriz yaptım ve o maçın madalyasını verdim. 28 sene aradan sonra madalyasına kavuşurken yüzündeki sevinci görmeliydiniz. İşte o mutluluk bu adamın futbola duydugu aşkı, bağlılığı, tutkuyu anlatıyordu. Sir Alex’in İngiliz devinin başında çeyrek asır geçirmiş olmasına hiç şaşırmıyorum. Çünkü o kaybetmeyi sevmeyen gerçek bir şampiyon!”


Mike Duxbury… Ferguson’un, United’ın başındaki ilk maçında, 8 Kasım 1986 tarihinde Oxford United’a karşı oynamış defans oyuncusu... Onu dinleyelim:
“Alex futbolla ilgili sorulara bayılır! Bir deplasman sonrası otobüsle Manchester’a dönerken takımın kaptanı Viv Anderson, ona isimlerinde X harfi olan beş İngiliz milli futbolcuyu sordu. Ferguson bir çırpıda, Lee Dixon, Kerry Dixon, Graham Rix ve Graeme Le Saux’yu sayarken beşinci futbolcunun adı bir türlü aklına gelmiyordu. Uzun süre düşündü ama bulamadı!


İçimden, ‘Sağol patron, yanıbaşında oturuyorum ve benim adım aklına gelmiyor!’ diye düşünmüştüm. Ama o, galiba beni kızdırmak için hatırlamıyor numarası yapmıştı!”
Graham Poll… 29 Temmuz 1963 doğumlu İngiliz hakem… Bakalım neler söylemiş:
“2006 Dünya Kupasından sonra, spor basınında hakemliği bırakacağım konusunda dedikodular başlamıştı. O günlerden birinde telefonum çaldı. Arayan oydu. Hakemlerin de kötü zamanları olabileceğini, hakemliği bırakmamam gerektiğini vurguladı. Konuşması beni etkilemişti. Bir sezon daha devam ettim. 2007 senesinin Nisan ayında yeniden bırakma düşüncem gündeme geldiğinde bir kez daha aradı ve aynen şunu söyledi: ‘Bak, ben her sene seni hakemliği bırakmaman için arayamam!’


Ona, artık hakemlikten keyif almadığımı, keyif almadığım bir mesleği de yapmak istemediğimi’ söyledim. Bir süre sessiz kaldı ve sonra dudaklarından şu cümleler döküldü: ‘Şimdi sana söyleyeceğimi bir zaman önce Roy Keane’e de söylemiştim. Yaptığın işten keyif almıyorsan, başka iş yapmanın zamanı gelmiştir! O yüzden defol git!”
Fabio Capello… İngiltere Milli Takımının teknik direktörü… Şunları söylüyor:
“Günün birinde Roma’da birlikte öğle yemeği yiyorduk. Biraz düşünceliydi. ‘Biliyor musun?’ dedi; ‘Çok deli bir şey yaptım, gencecik bir futbolcuyu United’a transfer etmek icin 54 milyon Euro harcadım! Umarım beklediğim gibi çıkar; çünkü çıkmazsa yönetim kurulu beni fena çarpar!
O gün takıma kazandırdığı futbolcunun adı Wayne Rooney’di ve bugün onun transferine ödenen rakam o kadar da fazla gelmiyor değil mi! Futbolcudan onun kadar iyi anlayan bir teknik direktör görmedim. Zaten 25 senelik United macerasında takımına kazandırdığı genç yetenekler ortada...”
Bryan Robson’u dinleyelim:


“Bir Norwich City maçının ilk yarısını kötü bir oyundan sonra yenik kapatmış, soyunma odasının yolunu tutmuştuk. Odada bizi bekliyordu. Daha içeri girer girmez takım kaptanı Gary Pallister’a dönerek dedi ki: ‘Berbatsın, o yüzden ikinci yarıda sahaya çıkmayacaksın. Hatta bir daha belki bu takımın formasını giyecek kadar da şanslı olamayabilirsin!’ Bu sözler üzerine morali bozulan Pallister, yüzünde ağlamaklı bir ifadeyle formasını, şortunu çıkardı ve iç çamaşırı ile oracıkta öylece kaldı. Bu arada yardımcı antrenör Archie Knox, Ferguson’u bir köşeye çekmiş kendi aralarında konuşuyorlardı. Tam o sırada soyunma odasındaki telefon çaldı ve ikinci yarının başlamak üzere olduğu, sahaya çıkmamız gerektiği hatırlatıldı. Ferguson, Pallister’in yanına geldi ve hepimizin duyacağı ses tonuyla savunma oyuncusuna bağırdı: ‘Düşündüm de, o kadar kolay kurtulamazsın! Hemen formanı giy ve takımının başında sahaya çık. Başının eğildiğini görmek istemiyorum!’. Bu sözler üzerine şaşkına dönen Pallister’in deliler gibi formasını ve şortunu arayışını unutamam...”
Son olarak John Terry… Chelsea’nin “cesur yürek” lakaplı kaptanı… Onun ağzından:


“Henüz 14 yaşında, Sir Alex’in davetlisi olarak ailemle birlikte West Ham United–Manchester United maçını izlemeye, Upton Park Stadı’na gittik. Maçtan önce yenilen yemekte beni tüm futbolcularla tanıştırdı. Beni Paul Ince ve Eric Cantona’nın arasına oturtmuş ve onlara, bana göz kulak olmalarını tembih etmişti! Futbolu seven her çocuğun rüyasına girecek o günü, futbolculardan bol bol imza alışımı unutamam. Sir Alex’in bana ve aileme gösterdiği misafirperverliği hiç unutmadım. Kim bilir, belki şartlar farklı olsaydı, David Beckham ile birlikte United’ın kadrosunda yer alabilirdim!”
***
Geçtiğimiz günlerde, 70. yaşını kutlamasına günler kala “Kırmızı Şeytanlar”ın başındaki 25. senesini kutladı İskoç teknik direktör. Kulüp yönetiminin aldığı kararla “Düşler Tiyatrosu” Old Trafford’un kuzey tribünü “Alex Ferguson Stand” olarak değiştirilirken, nice unutulmaz maçlara ev sahipliği yapmış 101 yaşındaki o stadı dolduranlar asla unutulmayacak teknik direktörü dakikalarca alkışlıyordu.
Ve o görkemli tarihinde ilk kez, o futbol mabedinin bir tribünü bir futbol adamının adını taşıyacaktı...
Herhalde bir teknik direktöre verilebilecek en güzel armağan da bu olabilirdi.

Cuma, Aralık 9

GGG (gittim, gördüm, geldim) Manisa DEPLASMANI



Trabzonspor ve ardından kazanılan Orduspor maçlarından sonra seri için biçilmiş kaftandı Manisaspor. Ligde'de takipcimizdi ayrıca. Orduspor maçından kısaca bahsedecek olursak uzun süre önde götürülen maç ardından Julio'nun güzel Cenk efendi'nin önce'den uçma hastalığıyla yenilen gol ardından Fernandes'in duran topuyla gelen galibiyet... Simao yoksa duran topta ki en etkili adamımız şüphesiz o...

Manisaspor mücadelesinde de bu sefer herşey duran topla başladı fakat kullanıldığı yer daha tehlikeliydi şüphesiz. Quaresma'nın vuruşuyla gelen gol klas mı klastı, ben açıkça o köşeyi kapatırlar diyordum kapatamadılar...

İlk yarıda etkili oyunumuzun baş aktörü Quaresmaydı maestro ise Fernandes... İlk kez canlı izleme şansım oldu orkestra nasıl yönetilir o da öyle yönlendiriyor takımı. Hep ümitliydik kendisinden yalnız Carvalhal son dönemde adam etmiş gibi umarım böyle devam eder.



İlk yarının son anlarında o ana kadar canla başla savaşan, her hava topunu alan Mustafamız çıktı sahneye şık golüyle, bende beklemiyordum onu ilk 11de, sürpriz oldu açıkça, Carvalhal cezakesmişti formsuz Almediaya belli ki... Bu maçta beğendim Mustafayı yine de daha iyi olmalı milli formayı kapmalı...

İkinci yarıda sakatlanan Quaresma'nın yokluğu belli oldu hemen ama erken gelen klas 3'üncü golle Manisaspordan eser kalmamıştı. Fernandesi harika ortası kafacı Sivokla buluşunca problem yok zaten. Oyuna sdaha sonra giren Holosko, Hugo ve Toraman çokta katkı yapmadılar Holosko Fernandese yaptığı asist harici yoktu... Hiç beğenmedim oldukça kötü gördüm acil toparlanmalı.

Manisa stad ve taraftarıyla güzeldi, fakat futbol olarak yoklardı şaşırdım. Bi ara 3-1 olunca hafif kıpırdandılar ama nafile...

Maçın en iyisi Fernandes, enkötüsü ise manisadan Yiğitti. Maç sonu gelen en kötü haber ise Quaresma'nın sakatlığı 3-4 hafta yok özellikle Stoke maçında olmaması çok kötü umarım onu bi süre aramayız:D

Galatasaray 3-1 Fenerbahçe

Pislik içindeki ligimizde oynanan tertemiz bir maç oldu. Hakeden bu sefer kazandı.

Salı, Aralık 6

Galatasaray - Fenerbahçe

Tahminleri yorum bölümünden alalım.


2-0 Galatasaray diyorum.

Cuma, Aralık 2

Her BEŞİKTAŞLI Kanseri Tadacaktır

Dün gece öldük öldük dirildik ... kimse bunun aksini söyleyemez kuşkusuz. Maccabi grupta iddası kalmamış iyi futbol oynamayan yalnız sert, mücadeleci futboluyla dikkat çeken bir ekip fakat Beşiktaşımızla mukayesesi söz konusu değil.

Galibiyet kurgusuyla sahaya çıkmamız kazanmaya yetmiyor tabi ki... Daha 3. dakikada Quaresmanın iyi niyetli geriye gelmesi ve yaptığı hatayla rakibin YETENEKSİZ olmasıyla 1-0 geri kalmaktan kurtulmuş olan Beşiktaşımız konsantrasyonu eksik bir görüntü verdi...

Sanki herşey garantilenmiş, formalite maçı gibi başladı herşeye...(yogunluktan değil sanırım) ta ki ilk yarının sonunda gelen müthiş gol... ilk yarıdaki rutin futbolu unutturdu bana. İkinci yarı başında gelen gol ise tamamiyle maçı kafamda bitirmeme sebeb oldu...

Ne kadar yalnış ! Ama benim ekran başında bunu düşünüyor olmam sahada ki arkadaşlarında aynı düşüncede olmasını gerektirmez tabi:D Rakip cezayı kesti skor 1-2 oldu ama nafile aynı heyecansızlıkla oyuna devam eden Beşiktaş bununda cezasını yediği 2. golle gördü.
Artık olay başka bir boyuta geçmiş, inek sütten kesilmiş Beşiktaş dengi olmayan rakibine boyu eğmek üzereydi, Maccabi 2-2'nin gazıyla galibiyete hevesleniyordu, bunda maç 0-2 iken cömertce harcanan pozisyonlarda katkıda bulunmuştu açıkcası Almedia saç-baş v.s yoldurdu resmen...

Hiç inancım bitmedi galibiyet konusunda çünkü sahada Quaresma vardı, gerçekten ısıran, isteyen Quaresma çıktı son dakikada golü yaptı yine... gerçek star rolüne büründü üst üste ikinci kez... Devamı umarım gelir, Simao yokluğuyla bir bağlantısı var mıdır? tartışılır.... Golün gelmesi yanında Stoke-Kiev maçının berabere bitmesi galibiyetin ne kadar önemli olduğunu birkez daha vurguladı, İnönüde liderlik bayrağını çekeriz İnşallah...

Maçın en iyisi şüphesiz Q7 idi, en kötüsü her müsait pozisyonda kafasını uzatamayan Almeida ve Maccabi ekibiydi...

Pazartesi, Kasım 28

O istedi Oldu

Kazanılması gereken, kazanılması bi o kadar zor olan, fikstürün zorlu serisinin son virajıydı trabzon deplasmanı... Ben açıkcası galibiyet bekliyordum fakat bu derece sönük bir trabzon beklemiyordum. Gerçi trabzonun geçen sezondan beri başarıyla uyguladığı ve sonuç veren (selçuk)-colman at.... burak vur! formatından başka şekil verilemeyen oyun tarzı vardı ama...

Bu sefer elinde ofansif oyuncularının çoğu dışarıda olan, Toramanı burak yılmaza yapıştıran, disiplinden kopmayan Egemenli defansa sahip Beşiktaş vardı... Beşiktaş düşünülenden kapalı ve defansif oynadı, başarılıda oldu aslında rakibine 2 gol pozisyonu vermesi ve 4 gol pozisyonu bulması manidardı. Aslında tek hedef adamı olan fener, trabzon gibi rakiplere içerde olmasada deplasmanda muhakkak böyle oynanmalı (miyde kaldırsa içerde de!)

Dediğim gibi ilk yarıda Alanzinho, ikinci yarıda Burakla kazanılan pozisyonlardan sayı alamayan trabzona karşı Quaresmanın 2, Ekrem ve kazanılan penaltıda ki Mustafanın pozisyonları... akılda kalan net pozisyonlarımızdı bu pozisyonlarda ise ortak öğe Quaresma...

Simao yokluğunda daha özgürmüydü ne? Kateden, ısıran o ve Ernsti sadece... Beşiktaş adına maçın en iyisi Quaresma ne kötüsü ise Ekremdi (severim esasen ama bu maçta aşı tutmadı tek faydalı hareketi yoktu her topu ezdi) Trabzon adına ise en iyisi Tolga ne kötüsü ise başka top ezen adan Alanzinho...

Perşembe Maccabi deplasmanından 3 puanla dönmek fena olmaz... İNŞALLAH!!!

Salı, Kasım 22

GGG (gittim, gördüm, geldim) İnönüde DERBİ


Atmosferi anlatmaya gerek var mı ? Mükemmeldi, ilk defa mabedde derbi izledim ve unutamıyacağım bi gece yaşadım... bi de gol atabilseydik ya da galip gelseydik ayrı olurdu tabi...
Ayrıca galatasaray taraftarıda maçta olsa daha hoş olacağı kesin, bence bu konuya bi çözüm getirilmeli.

İlk yarıda 15. dakikaya kadar futbol adına birşeyler yapmak isteyen taraf galatasaraydı şüphesiz, ilk 15 dakikadaki Beşiktaş ne yaptığını bilmeyen tırı vırı bi görüntü veriyordu. Bu takım ilk golü ne kadar erken atarsa o kadar etkili!!! 100 defa yazmışımdır... Gol için gerekli ise etkili Simao ve Quaresma...

Açıkça Simao yoktu maçta, Veli, Hilbert... diğer etkisiz isimlerdi, Q7' nin kıpırdaması her defasında Beşiktaşı pozisyona soktu fakat gol gelmedi, gelemedi...

Sebeb? açıkça ilk yarıda 25-45. dakikalar arasında gözlerimin önünde gerçekleşen 4 %100 de pozisyon dışında olgun pozisyonumuz yoktu, bu pozisyonlarda da Muslera faktörü tartışılmazdı, Uruguaylı gösterdiği performansla galatasarayı ilk yarıda ipten aldı resmen.

İkinci yarıda sönük bir mücadele vardı açıkcası galatasarayda beni hayal kırıklığına uğrattı daha iyi bir galatasaray bekliyordum ve biz bu galatasarayı yenemiyorduk bu daha acı vericiydi. İkinci yarıda Sivok'un kafa vuruşu muslera'nın kurtarışı ve Hakan Balta'nın kaçırdığı %100 pozisyon akılda kalanlardı...

Atamayanlara atarlar klişesini maç boyu tekrarladım şükür gol yemedik... Galatasarayın bu maçta en iyisi Muslera, Beşiktaşta ise ismail Köybaşı( en pozitif o oynadı) olarak göründü bence. Bide şu var ki ; Şu haliyle her iki takımda şampiyonluk yaşayamaz !

Not: Bir günlük maç yolculuğumda hep yanımda olan aksilaz, jose en ve sıkı takipçimiz beton kardeşlerime sonsuz teşekkürler, eyvallah...

Cuma, Kasım 18

Haftanın Tatlısı

portakal soslu muhallebi

Cuma, Kasım 4

Beşiktaş 1-0 Dinamo Kiev @ Topun Canı



"topun canı vardır, isterse girer kaleye"
Cevad Prekazi

Perşembe, Kasım 3

Gaddafi ve Libya

Aşağıdaki liste Gaddafi zamanında Libya'daki halkın düzeni. Tüm bunlar Gaddafi tarafından sağlanıyordu. Çok değil birkaç sene sonra Libya'ya dönüp baktığımızda Irak manzarasını göreceğiz. Sömürülen bir Libya ve iç savaşlarla birbirini yokeden bir halk. Sonrasında ise sıra Suriye'de olacaktır. Suriye'ye girişin bahanesine ise biz alet edileceğiz gibi duruyor. Kaçan PKK lı teroristler Suriye toprakalrında gizlenecekler ve ABD emri ile ordumuz tekrar harekete geçecek. Sonrasında özgürleştirilmiş bir Suriye. Son olarak :

ABD kendisi için gerekli petrolün % 36 sını kendi topraklarından, % 22 Kanada'dan, % 17 Meksika'dan ve % 11 ini ise Venezuella'dan elde ediyor. Konuyu fazla dağıtmadan aşağıda Gaddafi'nin Libya halkına nasıl bir yaşam sunduğuna bakın.



1) Libyada elektrik BEDAVA!
2) Libya bankaları devletin malı ve bu yüzdende alınan kredilere herhangi bir FAİZ uygulanmıyor.
3) Basa geldiginde Gaddafinin verdigi en önemli söz her Libyalının bir eve sahip olacagı idi ve bu söz bir kanun yani her Libyalının yasal hakkı olarak ilan edildi.
4) Yeni evlilere 50.000 Dolar kredi verilerek ev almaları ve aile düzenini kurmaları saglanıyor.
5) Egitim ve Saglık hizmetleri bedava. Gaddafi öncesi halkın %25i okuma yazma biliyorken bugün bu rakam %80 üzerinde bulunuyor.
6) Eger bir Libyalı tarım isine girmek isterse devletten tarla, ekipman, hayvan ve tohumları BEDAVA elde ediyor.
7) Eger gereken egitim yada saglık hizmeti Libyada bulunmuyorsa devlet bunun yurt dışında elde edilmesinide karşılıyor ve aylık olarakta 2300 dolar masraflar icin ödüyor.
8) Eger bir Libyalı araba almak istiyorsa devlet bunun %50 sini sübvanse ediyor.
9) Libyada benzinin litresi sadece 0.25TL (Kurus).
10) Libyanın herhangi bir dış borcu yok ve yaklasık 150 milyar dolarlık servetide suan küresel olarak dondurulmus durumda. Bilin bakalım bu kimin cebine gidecek? (Yunanistanın 100 milyar euroluk borcu nasıl silindi sanıyorsunuz?)
11) Eger bir Libyalı mezun oldugu bölümle alakalı bir iş bulamıyorsa devlet bu kişi iş bulana kadar ona bu meslek için ortalama öngörülen bir maas ödüyor.
12) Dogum yapan annelere 5000 dolar yardım parası ödeniyor.
13) Bir ekmek 0.01TL den bile daha ucuz.
14) Libyalıların yaklasık %25i üniversite mezunu.
15) Dünyanın en uzun yapay nehri Libyada. Uzunlugu yaklasık 2820Km olan bu su ulastırma ağı yaklaşık olarak 25 milyar dolara mal oldu ve bu sayede Libyanın her yerine su taşınabiliyor.

Salı, Kasım 1

İtin Duası Kabul Olsa ...


"Fenerbahçe için Aziz başkanım için dua edeceğim"


Vergi kaçıran, haksız kazanç elde eden, hatır ilişkileri ile kirli ijhaleler alan Hırsız Nihat nam-ı diğer "BAYKUŞ NİHAT" hacca gitmiş. Giderkende dua edeceğini açıklamış. Ne diyelim gidişi olsun ...