Pazartesi, Şubat 13

Şampiyon ZAMBİYA






Afrika kupası kendine has bir organizasyon. Favorilerin şampiyon olamadığı bir turnuva oluyor genelde. Dün gece Zambiya, yıldızlar topluluğu Fildişi Sahilleri önünde kupaya uzanarak bu geleneği devam ettirdi. Drogba 70. dakikada kaçırdığı penaltı sonrası normal süre golsüz bitti. Ayrıca Fildişi Sahilleri turnuva boyunca kalesinde gol görmedi. Uzatmalardada gol olmayınca şampiyon bir kez daha penaltı atışları ile belirlenecekti. Penaltılarda 8-7 üstünlük sağlayan Zambiya tarihinde ilk kez bu kupayı kazanarak büyük bir sevinç yaşadı. Maç sonu saha ortasında yaşanan seramoni ise en güzel anlardı. Zambiya rüya gibi bir turnuva geçirip kupayı kazandı. Ülkedeki görüntüleri bulup eklemek lazım. En üstteki fotoğraf çok şey anlatıyor.

Cuma, Şubat 10

ERİYORUZ


Ne değişti dört haftada burlara geldik. Maç trafiğimi? Eksik oyuncular mı? Para problemi mi? Bunların hepsi bu sezonda da vardı, önceki sezonda daha önceki sezonlarda da...

Ciddi bir sorun var anlayamadığımız, yönetimin olaya ARTIK el koyma vakti gelmiştir. Dört hafta önce üç kulvarda yarışan takım şimdi ortada yok... Herşey dört hafta önce harikayken takım 11 puan bırakınca başlanan para-oyuncu-fifa-teknik heyet-yönetim karalamalarınıda anlayamıyorum. Tamam herşey mükemmel değil olamazda bir çok yanlış hata var ama bunları dört hafta hatta sezon başında yazabilmek marifet. Kendim adına konuşursam doğruyu yanlışı ayırt edip hakkını vermeye çalıştım herzaman yalnız kirli kalem, tiraj avcıları ve eski dönem adamlarının reyting uğruna koca camiayı kaosa sürüklemesine izin verilmemelidir. Burda en büyük rol başkan ve yönetimdedir.

Sivas şuan ligin en iyi futbol oynayan ekibidir. Şüphesiz bu zor deplasmandan, bu dönemde alınan bir puan zarar hanesine yazılsada bir puanı kar görüp önümüzdeki Braga maçını çıkış maçı kabul etmeliyiz. Play-off gibi saçma salak bir sistem var bu senenin içine eden önümüzdeki haftalarda ligi lider bitiremesekte liderle aramızdaki 3-6 puanlık fark bizi şampiyonluğa ortak edecektir. Artı Türkiye kupası ve Avrupa Liginde de nerdeyse bir günde iki maç oynayacak şekilde fikstür düzenlemeside ekstra bir trajedi olarak görünüyor.

Haftanın Tatlısı

cevizli kahveli parfe

Not : uzun süre bakmak tehlikeli ve zararlıdır.

Zaferler Senin Ruhunda Var







Çok değil iki sene önce kümede kalma savaşı veriyordu bu takım. Oktay Mahmuti hocanın gelmesi ile başlayan ivme önüne gelen engelleri birer birer aşıyor. Dün gece bambaşka bir boyuttaydı. Cska lı sporcular en çok kenarda olduğu anları sevmiştir. Zira o atmosferde sahada olmaktansa kenarda oturup tribünleri izlemek daha fazla keyif verir insana.Mağlubiyetsiz Cska ilk mağlubiyetini alarak dönüyor evine.




Bize bu rüya gibi geceyi yaşatan sahadaki aslan yüreklilere ve tribündeki fedarkar, cefakar taraftarlara sonsuz teşekkürler. Zaferler bu takımın genlerinde var. Basketbol camiası adeta sıfırdan başladı ve iki yılda alınan mesafe ortada.

Perşembe, Şubat 9

Karadenizli İcadı

Resme bakınca ne olduğunu anlamak güç ancak işin içinde bi cinlik olduğu kesin. Şalpazarı'nda bir vatandaşımız kütükleri taşımak için ilginç bir yol bulmuş. haber şu şekilde :

"Yer Şalpazarı Acısu Karayolu. Karadeniz insanı yine farkını ortaya koymuş. Şalpazarlı hemşerimiz, Dodge olarak bilinen aracının arka tekerleklerinden birisini havaya kaldırarak bir kütüğün üzerine oturtmuş. Lastiği de yerinden çıkartarak yerine boş bir jant takmış. Aracını çalıştırmış boş dönen jantta sardığı çelik tel ile dere kenarında bulunan ağaçları yukarı çekmeye başlamış."


Haberin linki

Nasıl Bir Federasyon Başkanı

Uğur Meleke muhteşem bir yazıya imza atmış. İnsani yönünü ön plana çıkarıp futbol bilgisi ile birleştirince okumak keyif veriyor. Hele bu kirli futbol ortamında temiz nefes almamızı sağlayan ender yazarlardan bir tanesi. Umarım diledikleri gerçekleşir ve Türk futbolu denen sahte yapay balon söner, yerine sıfırdan başlanarak adil bir düzen gelir.
Yazının linki

27 Şubat, Türk futbolu için çok kritik bir gün... Deniz bitti, sona gelindi. Mart’ta mührü eline alacak yeni başkanın artık futbolu memleket gündeminin birinci sırasından çıkarması lazım. Dışişlerinde sıcak günler yaşanıyor, sınır komşumuz Suriye’de maalesef tarihin en büyük katliamlarından birine tanıklık ediyoruz. İç işlerinde buruğuz, Hrant’ın katledilişini iki çocuğun oyununa çevirdik; peşinden Uludere’de masum vatandaşlarımızı topluca kaybettik. Ama her birimiz maalesef sokakta hâlâ pişkin pişkin futbol konuşuyoruz.“Yeni TFF Başkanı kim olmalı” diye soruyor herkes... Ben de (hâlâ bu konuyu konuşuyor olmamızdan utanarak, işim bu olduğu için mecburen) o sorunun cevabını aradım aşağıda...
“KUCAĞIMDA BOMBA BULDUM” DEMEMELİ
Yeni gelecek başkan kim olursa olsun; ilk basın açıklaması, “Kucağımda bomba buldum” olmamalı. Aydınlar’ın bunu demeye belki bir yere kadar hakkı vardı; ama o da bombayı kucağında bulduktan sonraki 7 ay içinde Türk futbolunu içinden çıkılmaz kaosa sürüklemeden, “Bu işin içinden çıkamayacağım” deyip pekâlâ istifa edebilirdi. Yeni başkanın kucağında bulacağı bombadan şikayet etmeden, bu bombanın kablolarının renklerini dahi ezbere bilerek göreve gelmesi; kurullarını ona göre yapmış olması gerek.
MARKA DEĞERİNDEN BAHSETMEMELİ
Aydınlar’ın en büyük açmazı “Türk futbolunun kerameti kendinden menkul marka değeri” idi. M.Ali Bey (Ağustos sonunda TFF binasında bizzat bana) alacakları kararla Türk futbolunun marka değerini korumak zorunda olduğunu söylediği için birinci açmazının bu olduğunu biliyorum. Ben de ona karar mekanizmasının birinci sacayağının “ekonomi” değil, saf ve katıksız “adalet” olması gerektiğini bizzat söylediğim için tekrar ediyorum burada gönül rahatlığıyla: Yeni gelecek başkan, Türk futbolunun marka değerini ağzına almayı bırakın, bu noktadan sonra aklından bile geçirmemeli... Bu ülke futbolunun marka değeri nedir diye merak edenler varsa...
Milli takımı son 5 büyük turnuvanın birine katılmış, kulüp takımları son 8 sezonda Avrupa’da sadece bir çeyrek final görmüş bir ülke futbolunun marka değeri ne kadarsa işte o...Ligine sponsor bulamayan, gençlere spor sahaları yapmakla, Anadolu’ya imkân adaleti götürmekle yükümlü devlet kuruluşu Spor-Toto’yu sponsor yapan bir ülke futbolunun marka değeri neyse o...Yayıncı kuruluşu -mevcut konjonktür nedeniyle- sözleşmede vaat ettiği paraları ödemeyecek diye ona yine halkın spor yapması için harcaması gereken 25 milyon liralık bir kaynağı aktarma sözü veren bir spor bakanı olan ülke futbolunun marka değeri neyse o işte...)
GLOBAL SPOR BİLGİSİ OLMALI
Yeni gelecek başkanın, Türk futbolunun marka değeri/yüce ekonomimiz filan diyerek ligi zoraki başlattığı Eylül ayında dünyanın en büyük spor organizasyonu NBA’in oynanmadığından haberdar olması da gerekir tabii...Eğer dünyanın sporcu başına en yüksek maaş ödenen spor organizasyonu NBA ötelenebiliyorsa, hatta bir yıl hiç oynanmaması bile gündeme geliyorsa; Süper Lig de pekâlâ Ocak’a ötelenebilir; bütün hukuki adımlar o günlere kadar atılıp bitirilebilirdi.Burada (tamamen sübjektif olan ve sadece beni bağlayacak) kişisel fikrimi de açıkça söylüyorum: Teşebbüsle şikeyi eşdeğer cezalandıran 58’inci madde bence de adaletsiz. Ama 58’inci madde değişikliği Aralık ayında değil Ağustos’ta gündeme gelseydi; TFF yönetimi (zaten elinde olan yetkiyle) doğru değişikliği o gün yapsaydı, bugün bu sorunları yaşamamış olacaktık.Lig de (58’inci madde değiştikten ve ilgili kararlar verildikten sonra) Ocak’ta başlasa (ve tek devre olarak oynansa) eminim bundan daha büyük hasarlar oluşmazdı hayatımızda...
GLOBAL SPOR HUKUKUNA DA HAKİM OLMALI
Yeni başkanın (ve ekibinin) spor hukukunda uzman olması gerektiğini söylemek çok enteresan bir şey değil farkındayım. Ayrıca yeni başkanın UEFA’ya “Beklentileri yerine getirmezsek ne gibi yaptırımlar uygulanacak?” sorusunu soracak noktaya düşmemesi gerektiği konusunda da herkes hemfikir sanırım.UEFA’nın en büyük meselesinin kendi organizasyonlarının (özellikle de birkaç yüz milyon dolarlık sponsorları olan Şampiyonlar Ligi’nin) güvenilirliği-inandırıcılığı olduğunun farkında olunmalı. Platini’nin (eski bir futbolcu olduğu için doğal olarak) spor hukukuyla ilgili çok az fikri olduğunun, bu tarz meselelerin hiç şüphesiz ilgili kurulların temasıyla çözüldüğünün de...
EN BÜYÜK MESELESİ TUTTUĞU TAKIM OLMAMALI
TFF Başkanlarını görev süreleri boyunca en fazla bağlayan konulardan birinin de “İstinye sonrası planları” olduğunu tahmin etmek için herhalde kâhinlik gerekmez. Yeni gelecek TFF Başkanı da, durup durup en çok üzüldüğü konunun “XSpor taraftarlığının tartışılması” olduğunu açıklamamalı.Ayrıca yeni gelecek başkanın hayattaki en büyük meselesi takım taraftarlığı olmamalı. Hayatta tuttuğu takımdan daha önemli meseleleri olan insanlar var: Aile, namus, adalet, insan hakları, sağlık vs. gibi...Belli ki Kulüpler Birliği üyelerinin öncelik sıralamasında bazı sorunlar var ki; çareyi bu değerlere sahip kişilerde (yani en başta Erzik’te, sonra Bıçakçı’da, Kapulluoğlu’nda) değil, başka yerlerde arıyorlar.
TÜRK FUTBOLUNUN EN BÜYÜK SORUNUNUN ŞİKE OLMADIĞINI BİLMELİ
Sadece son bir ay içinde İzmir’de ve İstanbul’da iki maçta iki ayrı meydan savaşı çıktı! Burak Yılmaz’ın gözünde kartopu patladı, sadece kadınların olduğu tribünde dahi meşale yakıldı. Yeni gelecek başkanın (Mısır’dan tek eksiği 74 ölü olan) Türk futbolunun en büyük meselesinin şike olmadığını da bilmesi gerek sanırım...6222 sayılı yasanın (şike zanlıları ile ilgili) bir maddesini jet hızıyla, 4 partinin mutabakatıyla değiştirebilen bu ülke, 10 yıldır statlardaki kamera donanımı meselesini çözemiyor! Artık bu ülke, en modern statlarında o meşaleyi yakanı, o kartopunu atanı masumların içinden ayırt edebilecek kamera donanımına sahip olmalı...Artık bu ülkede 3’üncü ligin emekçi futbolcuları 24’ünde saçma bir yaş sınırına takılıp işsiz kalmamalı.Artık bu ülkede (işsiz güçsüz, niteliksiz) kulüp başkanlarından sözleşmeleri gereği olan alacaklarını tahsil edemeyen antrenörler yerel mahkemelerde sürünmemeli.Ve belki de en önemlisi:Artık bu ülkede TFF Başkanı’nı 283 kişilik bir zengin fanatikler güruhu belirlememeli...
TFF Kongresinde en az 10 bin kişinin oy kullanması sağlanmalı. Bu 10 bin kişinin içinde futbolcu-antrenör-hakem gibi oyunun ana unsurları sayı olarak baskın olmalı. Bu işi yapanları, bu işi yapmışlar yönetmeli...Bu konuda son kez yazıyor olmak umuduyla... Herkese mutlu, adaletli bir hafta dileklerimle

Final Eşleşmesi : Zambiya - Fildişi Sahili

Zambiya, Gana karşısında içaçıcı bir oyun oynamamasına rağmen tek golle kazanarak finale adını yazdırdı. Gana daha üstün oynamasına karşın gol bulma sıkıntısı nedeniyle yarı finalde turnuvaya veda etti. Gana Gyan Asamoah penaltı kaçırarak psikolojik olarak zor duruma düştü. Zira geçtiğimiz yaz Uruguay karşısındada penaltı kaçırarak Dünya kupasına veda etmişlerdi. Sonuçta Zambiya turnuvanın flaş takımı olarak imzasını attı. Finalde gönlümüz onlarla.


Turnuvada henüz gol yemediler ve finale kadar geldiler. Mali karşısında Gervinho'nun tek golü ile kazanarak kendilerinden beklenileni yerine getirdiler. Altın jenerasyonu ile bu turnuvada başarısız sonuçlara imza atan Fildişi Sahili kupa kazanarak tarihe geçmek istiyorlar. Kupayı sadece 1992 yılında kazanan Fildişi Sahili, Zambiya önünde finalin favorisi ve Drogba en önemli silahı olacak. Drogba son turnuvasına kupa ile veda etmek istiyor.


12 Şubat Pazar

21:00 Zambiya - Fildişi Sahili

Skibbe ve Hertha Berlin

Devrearasında başarılı Eskişehir kariyerini bırakıp yeniden Almanya yolunu tutan Skibbe, belin'de umduğu başlangıcı yapamadı. Ligde oynadığı 3 maçıda kaybeden Hertha Berlin son olarak dün gece Almanya kupası çeyrek finalinde bu senenin flaş takımı Monchengladbach'a sahasında yenilerek elendi. Ligde 15. sırada bulunan Hertha Berlin için iyi futboldan ziyade puan toplamak çok daha önemli artık. Bu hafta sonu Stuttgart deplasmanına çıkacaklar ve işleri çok zor.


Nürnberg 2-0 Hertha Berlin

Hertha berlin 1-2 Hamburg

Hertha Berlin 0-1 Hannover 96

Hertha Berlin 0-2 Monchengladbach

Salı, Şubat 7

İslam Çupi

1932 Tiran - 2001 İstanbul


"Başka takımlar UEFA Kupası’nı,Süper Kupa’yı müzelerine götürmüş iken,yerli tenekelerle çocuğu nasıl Fbli yaparsınız artık..."

Diyanet Çalışıyor

Slogan şu olacak :
" Kanundan kaçarım ama Allah'tan kaçamam "

Müthiş yaratıcı bir Diyanet kurumumuz var. öyle derin konularla uğraşıyorlar ki, şu sloganı akıl etmek büyük iş.

Pazartesi, Şubat 6

Afrika Uluslar Kupası Yarı Final

8 Şubat Çarşamba
Zambiya - Gana

Mali - Fildişi Sahilleri

Geriye Kalanlar



Ligde iki hafta üst üste alınan mağlubiyetler, umut vermeyen futbol, sizi ileriye taşıyıcı iki önemli futbolcunuzun kırmızı kart cezalı olması, size güç katan, yoklukları her daim hissedilen iki bekinizin sakatlıktan kadroda olmamaları ve de ileri uçtaki Cv'si en iyi oyuncunuzun bileğinin şişmesi...

Bu koşullarda çıktık Kadıköye. Umut mu hiç bitmedi maçtan önce de maç esnasında da. Bukadar olumsuzluklarla bu mağlubiyet kaçınılmazmıydı? Tabikide değildi. Saha çıkan kadro kurgu ve isimleriyle şaşırtıcı geldi ilk önce yalnız maç başlangıcından itibaren görüldü ki Carlosun önce durdur sonra vur taktiği işleyebilirdi. Holoskonun final paslarında başarılı olamaması, fark katan oyuncu rolünü üstlenen Simaonun etkisizliği bu mağlubiyete bilet çıkardı resmen.

Maçın trajikomik hali ise yine duran toptan, 6 uzun futbolcunun arasından rakip stoperin bomboş kalarak konropiden gol bulmasıydı.

İkinci yarı yer yer galibiyet umutlarımız daha da yeşerse de nefesimiz yetmedi az da şansımız olsaydı en azından bir puan almak içten bile değildi.

Maçtan sonra konuşulanlar: Beşiktaş onuruyla oynadı(ne bekleniyodu ki Beşiktaştan?)

Beşiktaş ikinci yarı oynadı çünkü Fenerbahçe oynamadı:(Bu nedir nasıl bir açıklamadır, niye oyna(ya)madı Fenerbahçe bunu sormak istiyorum)

Portekizliler huzursuz, takım 4 aydır para alamıyor, ondan dolayı yaprak dökümü başladı:(Hiç mühim değil tabikide futbolcuların paraları ödenmeli ve neden öden(e)miyor bu konuşulmalı ama Beşiktaş gibi bir değerde para yüzünden bunlar konuşuluyorsa yazık...)

Son olarak maçın en iyileri Toraman,Ernst ve Yoboydu derbinin hakkını verdi bu arkadaşlar.

Masal Tadında Haber

Milliyet ibretlik bir habere imza atmış. Fazla laf kalabalığına gerek yok, haberin tam metni şu şekilde :

Fenerbahçe’de sakatlıkları devam eden Emre ile Gökhan, büyük bir fedakarlık örneği göstererek Beşiktaş derbisinde forma giydiler. Ancak her iki futbolcu da henüz ilk yarıda sakatlandı. Gökhan, 40. dakikada yerini Orhan Şam’a bırakırken Emre, acılar içerisinde soyunma odasına gitti. Aykut Kocaman, soyunma odasında tedavi olan Emre’ye döner ve şunları söyler:

- Biraz daha devam edebilir misin? En azından 20 dakika dayan!
Emre, fedakarlığa hazırdır. Hocasını kırmaz:
- 15-20 dakika kendimi denerim.
Bu sırada ilginç bir olay yaşanır. Yerli-yabancı futbolcular Emre’nin ikinci yarıda sahada olmasını ister.
Yerliler, yalvarır:
Yabancılar da rica etti

Aman abi dayan. Bizi yalnız bırakma. Sahada varlığın bize güç veriyor. Ağrılarla oynuyorsun, biliyoruz ama en iyimiz sensin. Ne olur çık oyna!
Yabancılar, tercümanları kollarından tutup Emre’nin yanına gelirler ve tecrübeli yıldızdan oyundan çıkmamasını rica ederler. Arkadaşlarının ısrarlarına kayıtsız kalamayan Emre Belözoğlu’nun yanıtı olumludur:
- Arkadaşlar merak etmeyin. Sahaya çıkıp, kendimi 15-20 dakika deneyeceğim.




haberin linki.

Cumartesi, Şubat 4

WestHam United - Millwall







İngiltere Championship'te derbi günü. Aralarındaki rekabet sinemaya aktarılan Westham ile Millwall ligde karşı karşıya geliyor. Westham lider Millwall ise 21. sırada yeralıyor.

Cuma, Şubat 3

Mevlit Kandiliniz Kutlu Olsun


"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."
(Sebe, 28)

Haftanın Tatlısı

tahinli kabak tatlısı

Perşembe, Şubat 2

Afrika Uluslar Kupası Çeyrek Final Eşleşmeleri

4 Şubat Cumartesi

Zambiya - Sudan
Fildişi Sahilleri - Ekvator Ginesi

5 Şubat Pazar

Gabon - Mali
Gana - Tunus

Şampiyonun kim oalcağına dair tahminlerinizi bekliyorum. Tahminim Gana. Gönlüm Sudan'la beraber.

Galatasaray 1-1 Antalyaspor


Puan kaybetmeyi alışkanlık haline getirdi Galatasaray. Dün soğuk havada kaliteli olmasada mücadelesi zevk veren bir futbol vardı. İki takım futbolcularını tebrik etmek gerekli. Galatasaray maç öncesi yine karışık ruh hallerindeydi. Transfer restleşmesi yaşandığı apaçık ortada. Başkanın nokta koyması gerekirdi ancak beceremedi. Fatih Terim transfer istiyor haklı olarak ancak transfer ettiği Yiğit bu maçta oynamayacak düzeydeyse ne zaman oynayacak merak ediyorum. Riera ısrarıda nazire yaparcasına devam edioyr. Halbuki Riera rakip yorulduğunda çok daha etkili oluyor.Tüm bunlar yetmezmiş gibi birde savunmada değişiklik ile başlandı. Semih sağ stoperden sola, Ujfa stoperden sağ beke, Gökhan Zan ise kulübeden sahaya geçmişti. ¾ değişiklik ister istemez handikap yarattı.

Yinede maça baskılı başlandı. Ligin ikinci devresindeki en büyük sorunlardan biri olan gol o anlarda gelmedi. İlkyarıda baskılı anlarda bir şekilde gol atılıyordu. Bu sayede maçların kazanılması kolaylaşıyordu. Ancak son maçlarda bu mümkün olmuyor. Bir diğer sorun ise takım savunması ve pozisyon almada. Yenilen golü izleyince çok net görülüyor ki Galatasaray takım bütünlüğünden çok şey kaybetmiş. Korner sonrası en geride Engin ve Hakan Balta var. Bunlara Ujfalusi ekleniyor. Hakan gereksiz şekilde rakibi karşılıyor. Halbuki kendi bölgesinde Mehmet Eren boş pozisyonda hızlanmış geliyor. Enginde ofsayt yaptırmayı aklına getirmeyince arkaya atılan ve sonrasında tek pasla gol. Ujfalusi’yi tebrik etmek lazım ilk koşan oyuncu o oldu. Engin ise belini döndürene kadar rakip ceza sahasındaydı. Golün yeniliş nedeni Ujfalusi’nin en geride kalmaması. Zira iki bek kornerlerde en geride dururlar. Ancak Ujfalusi hava topu hakimiyeti nedeniyle ceza sahasında olmasını yadırgayamayız. Ancak onun yerine orada Engin’in durması olmadı. Çoğu kez Emre Çolak orada olurdu ancak onunda şut gücünden yararlanmak istendi ve ceza sahası dışında konumlandırılmış. Kısacası acemice yenilen bir gol ve yanlış tercihler söz konusu.

Gol sonrası suni baskı yaşandı. Pozisyonsuz giden maç haklı olarak verilen penaltı ile dengelendi. İlkyarı berabere bittiğinde ikinci yarı için umut tazelenmişti. Bu yarıyada istekli başlandı. İlk 15 dakikada gl gelmemesi birazda şanssızlıktı. Ancak bu yarıda baş gösteren bir disiplin eksikliği vardı. Melo kendi içinde bambaşka bir maç oynuyor. Takıma zarar verdiğini göremiyor. Oyuna giren Baros pozisyon ve mücadeleyi arttırdı ancak hakemle çok sık diyaloga girmesi korkutuyordu. Ve bunun sonucunu haklı bir kırmızı kart ile aldı. Gerçi vurgulamak istediği nokta doğru olsada bu sert tepki oynana iyi oyunda gereksizdi. 10 kişi kaldıktan sonra alınan beraberlik iyi sonuç sayılabilir. Zira Antalyaspor galibiyeti düşünse bunu başarabilirdi. Son anlarda verilmeyen penaltı ve Elmander’in direkten sönen kafa topu sadece daha fazla acıtıyordu bizleri. Sonuç olarak kaybedilen iki puan ve takım olgusundan uzaklaşmaya devam eden bir Galatasaray.

Maçın hakemi İlker Meral’e fazla yüklenmemek gerekli. Zira o sadece bir maşa. Türk futbolunda şikeci kardeşleri (Fb ve Bjk) kurtarmak için uygulanan senaryo çok güzel işliyor. Atılan son istifa adımı ise artık sona gelindiğini gösteriyor. O sebeple Galatasaray’ın tüm bunları düşünerek hareket etmesi gerekirken gereksiz tartışmalara girdi. Transfer dönemi verimli geçmedi maalesef. Fatih Terim tüm bunları görmüş olacak ki kendisiyle çelişen davranış ve tercihlere imza atıyor. Galatasaray taraftarı sezon başında şampiyonluktan ziyade savaşan bir takım istiyordu. O sebeple yarış sonunda geride kalınması sonucu tepki vermemeli. Gaziantep deplasmanı yeni bir serinin başlangıcı olur umarım.

Son olarak Ömer'i sahamızda 4-5 gol ile gönderememek daha çok acı veriyor.

Çarşamba, Şubat 1

Kar ve Düşündürdükleri


Kar İstanbul’u etkisi altına alınca medyada yer bulmayı başardı. Halbuki bu ülkede 6 ay karın kalkmadığı bir çok il var. Toplu taşıma araçlarını kullanarak işime gidip gelmekteyim. Buda halkımızın tavırlarını net görebilmemi sağlıyor. Açıkcası bu durumdan çok memnunum.

Havaya bakıp bu kar şu kadar saat daha yağar diyenler çoğunlukta. Karın yağması için sesli şekilde dua ederler ise azımsanmayacak sayıdalar. Kardan dolayı aksayan yada iptal edilen seferlerden dolayı yakınanlar ise en komik olanları. Dün yaşadığım bir diyalog sabahın köründe kahkaha atmamı sağladı. Aynen aktarıyorum :

Kar dolayısıyla otobüsler ana duraktan değil ana yolun başından kalkmaktadır. Bu nedenle uzun bir yürüyüş sonrası kalkış yerine gidilmektedir.
X – Yolcu 1
Y – Yolcu 2
Z – Otobüs Şoförü

X – Bu nasıl Belediye karı temizlememişler sabaha kadar.
Y – Kolay mi hemşerum, tek burasi yok.
X – Para almasını biliyorlar ama. Ne kadar yol yürüdüm biliyor musun?
Y – Benda yürudum. Biraz fedaçar olacasun bu zamanlarda. Cotuni kaldurda biraz yüru. Herşeyi devlettan beklema.
X – Ben hizmet bekliyorum sadece.
Y – Koyayim o kafaya.
Z – Hay ağzına sağlık.

Bu diyalog sonrası epey güldüm. Soğuk sayesinde buz pistine dönen kaldırımlarda kayarak ilerleyen insanlarımıza ne desek az. Daha kaygan bir zemin oluştura oluştura ilerliyorlar. Türlü türlü tiriplere giren bir çok insan var.

Kar çocukken bir eğlence aracıydı adeta. Kar ufaktan yağmaya başladımı telefonlarla arkadaşlar aranır. Bir saat sonrası için randevulaşırdık. Sonrasında ise ver elini futbol sahası. Kardanadam yaptığımızı hatırlamıyorum. Zaten pek heyecan vermezdi bize. Topa vurursun gitmez, kaleci olursan donarsın gibi türlü türlü farklılıklar sunardı. Bir başka eğlence ise yokuş aşağı naylon torba ile kaymak. Bundan alınan haz bambaşkaydı. O soğukta terden sırılsıklam olurdun. Eve girmek ise ustalık gerektirirdi. Anneyle minimum göz teması ve sobalı odaya hızlı bir koşu en önemli kuraldı. Karlı elbiseleri bi çırpıda çıkarıp odayı eriyen karlarla doldurmak ve sonrasında anneden yenilen azar. Şimdinin çocukları bu zevkten mahrumlar. Yapabildikleri en büyük aktivite birkaç kar topu yapıp atmak.

Şimdilerde ise kar yağınca gelecek faturaları, işe gidiş-gelişlerdeki sıkıntıları düşünüyorum. Yağan kar aynı ancak insanoğlu farklılaşıyor yıllar içinde. Durdurması imkansız bir takım değişimler oluyor. Kısacası kar yağınca çocuk olacaksın.

Not : Karlı sahaları görünce akla Werder Bremen maçı gelir ki, sonrasında okkalı bi küfür ile defedersin bu düşünceyi.