Cumartesi, Şubat 25

Hocalı Katliamı

Ermenilerin Rusya'nın taşeronluğunu yaptığı 1992 yılının 25 Şubat'ı 26 Şubat'a bağlayan gece Hocalı'da resmi sayısı 613 olan fakat gayriresmi çalışmalarda 1000 den fazla Azeri vatandaşımızın katledilişinden tam 20 yıl geçti. Ölenlerin içinde her yaştan insan var fakat çocuklara ve kadınlara yapılan şiddet bambaşka boyuttaydı. Bir anne vücuduan 4 kurşun yiyor. Kurşunlardan biri göğsünü delerek sırtında taşıdığı 3 yaşındaki oğlunun ölümüne neden oluyor. Karnındaki yavrusu için hayata tutunuyor. Bunun gibi yüzlerce hikaye mevcut.

Bu katliamı Dünya'ya daha gür duyurmak için yarın Taksim meydanında miting düzenlenecek.

Yer: Taksim Meydanı
Tarih: 26 Şubat Pazar
Saat: 14:00

Cuma, Şubat 24

İnsanın Anavatanı Çocukluğudur


Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”
Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
- Radikal bir karar!
- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
- Eşiniz ne dedi?

- Hocam biliyor musun ne oldu?
- Ne oldu?
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”
- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.
- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!

- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.
- Eşiniz gelmek istemedi!
- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”
- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.
“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.


“Çocuklar gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler. Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!


Doğan CÜCELOĞLU

buradan alıntıdır.

Haftanın Tatlısı

ayva tatlısı

Mirsad Türkcan

Mirsad Türkcan benim için özel bir oyuncudur her zaman. Avrupa kariyeri sonrası sarı-kırmızılı formayı giymesi için kulübe bir çok mail attım. Fakat o gönlündeki takımı seçti. Ezeli rakibim Fenerbahçe'de oynayabilir ancak Mirsad her zaman destekledim bir isim oldu. Lise yıllarımda aldığım her ribauntta onun payı vardı. Mirsadla ilgili en özel anım 1999 Avrupa Basketbol şampiyonasına ait. Çok zorlu giden bir Hırvatistan maçında maçın son basketini smaç ile tamamlamış ve parkeye tokat atarcasına vurup öylece kalmıştı.

Mirsad şuan 36 yaşında ancak mücadele gücünden ve hırsından hiçbirşey kaybetmemiş. Umarım bir kaç sene daha devam eder ve zevkle izlerim kendisini. Dün gecede eski günlerinden kısa bir demet sunarak galibiyeti takımına kazandırdı.

Avrupa ligi 3. Tur Eşleşmeleri

8 Mart / 15 Mart

Atletico Madrid - Beşiktaş
Metalist Kharkov - Olimpiakos
Sporting Lisbon - Manchester City
Twente - Schalke 04
Standart Liege - Hannover
Valencia - Psv
AZ Alkmaar - Udinese
Manchester United - Atletic Bilbao

Pazartesi, Şubat 20

Ümidimiz Bitmesin



Maç hakkında söylenecek çok birşey yok. İki ekipte kazanabilirdi, maçın hakkı beraberlikti fakat Beşiktaş pozisyonları değerlendirmede daha becerikliydi.

Gençlerbirliği beklediğimden daha işlevsizdi, biz ise kazanmamız gereken bir maçı kazandık. Kazanamasaydık ümidimiz kalmazdı, şampiyonluk zora girerdi play-off'a rağmen.Bir şekilde lige zirveye yakın bir yerde tutunmamız için önemli bir üç puan kazanmış olduk.

Fernandesin sarı kartdan dolayı Galatasaray derbisinde olmayacak olması üzücü. Bu skor endişesi değil sadece derbide Fernandesi izlemek isterdim. Gördüğü sarı kart haklı yalnız aynı hareketleri yapan Melo ve Emre'nin kart görmeden maçı tamamlıyor olmaları düşündürücü.

Son olarak Başkanımız TFF başkanı oluyor büyük ihtimalle, başkan olacak hiç adam kalmamış federasyona, Demirörene kadar gelinmiş helal olsun bize...
Kendiside takımın en önemli haftasında takımı allak-bullak ediyor, 8 senede takımın başarı-ekonomi grafiği eksilere dayandı ve bu durumu çözmeden, birçok soruyu cevapsız bırakarak bırakacaksa helal olsun kendisine.

Beşiktaş elbet ona kalmaz, Sahipsizde kalmaz ama başlanan bir süreç böyle tamamlanmadan ya da yaralı-bereli şekilde bırakılmaz buna KAÇMA denir. Naçizane önerim bu yönetimin yerine Serdar Bilgili ve Hüsnü Güreli'nin içinde olacağı ikisinden birinin başkanlığı yapacağı bir yönetimle iler ki günlere bakmamızdır.

KUPA BİZİM!


TEBRİKLER POTANIN KARTALLARI

Hergün İki Adet Yeniçağ Kampanyası

Yeniçağ Gazetesini yıllardır takip ederim. Kurulduğu günden itibaren birçok badireler atlattı. Mali olarak her daim zorlukla boğuştu ancak şu sıralar üzerlerindeki baskı çok daha fazla. Yazarlardan Hasan Demir bugün durumu kısaca şöyle özetlemiş:
Bu damar kopmamalı!
Bir gazete yönetici ve çalışanları için zaten kıt kanaat geçinen okurlarından “Her gün 2 gazete alınız” çağrısında bulunmak kolay bir şey değil.
Böyle bir çağırıyı vicdan rahatlığıyla yaptıran iki sebep var.
Bir: Gazete çalışan ve çıkaranlarının okurlarından çok daha büyük fedakârlığa katlanıyor olmaları.
Evet, gerçek budur. Arkasında iktidar olan gazeteler her gün, tomar tomar, marketler zincirinde müşterilerine ücretsiz verilir, gazete çalışanları sanki aldıkları ücretlerle orta büyüklükte bir işadamı standardında hayat sürerken Yeniçağ ve Türkiye’nin varlık ve bütünlüğünü savunan bir iki gazete varlığını sürdürebilmek için çırpınır durur. Çalışanlarının bir ayda aldıkları ücret, iktidar yanlısı o gazete çalışanlarının bir sabah kahvaltısı bedeli ya da bir akşam yemeğinde garsona verdikleri bahşiş kadardır. Bu değirmenin suyu, iktidar gücünün ve o gücün devlet imkânlarını, o gazete patronlarının ve çalışanlarının arkasına konması ile elde edilmektedir. Bizim vergilerimizden düşen kısımlarını helâl etmiyoruz.
İki: Yeniçağ’ın derdi, iktidar yanlısı gazetelerle yarış etmek değildir. Dert, vatan, devlet ve millet bütünlüğünün tehlikeye girdiği şu son yıllarda milleti işte böylesine devasa imkânlarla esas hedefin Türkiye olduğu Genişletilmiş Ortadoğu Projesini, yani Libya gibi, Tunus gibi, Mısır gibi, Suriye gibi Türkiye’yi paramparça edecek “böl-parçala-yut” tezgâhını hayata geçirenlerin güdümüne girmiş yönetim karşısında Türk milletini uyarma derdidir. Yani, kimse kendisi için bir şey istemiyor. Ey ehli vatan, gelin hep birlikte Kurtuluş Savaşı ruhu ile imkânlarımızı zorlayarak İnebolu’dan Ankara’ya mermi taşıyan analarımız gibi, şu davaya bir omuz verelim, şehitlerimizin ruhunu şad edelim, vatanımız avuçlarımızın içinden kayıp gitmesin, isteniyor.
Belki her politikamızı beğenmiyor olabilirsiniz. Belki her yazdığımız sizin umduğunuz ve beklediğiniz bir yazı değildir. Amma gün, fikirlerdeki küçük farklılıkların büyütülmesi gereken gün değil, aksine, her türlü farklılığın Birinci Meclis Ruhu ile ertelenmesi gereken gündür. Değil mi ki vatan bütün kalsın, değil mi ki İslâm sulandırılmasın, değil mi ki devletimiz dağılmasın, değil mi ki binlerce yıllık kardeşliğimiz tutuşturulan fitne ateşleri ile imha edilmesin...
Öyleyse duyguda, düşüncede, hedefte biriz...
İşte bu duygu, düşünce ve hedef birliğimiz yüzündendir ki Yeniçağ ve Yeniçağ gibi gazetelere bugün abluka altındaki Gazze muamelesi yapılmaktadır. Sabah bültenlerinde bütün gazeteler okunur, Yeniçağ okunmaz. İşadamları bütün gazetelere reklâm verir, Yeniçağ’a reklam vermek cüret ister. Bütün gazete yazarları her konuda televizyon ekranlarına çıkartılır, Yeniçağ ve Yeniçağ gibiler bu bahiste de ambargo yer.
“Her gün 2 Yeniçağ” demek bu tuzakları kuranlara, “Sizden büyük Millet var” demektir. “Her gün 2 Yeniçağ” demek, “ABD, AB ve taşeronlarından büyük Allah(c.c.)” var demektir.

Ersan İlyasova ; 29 s - 25 r

Ersan bu gece kariyer rekorunu müthiş bir şekilde kırmış. İstatistikler ortada. NBA tarihinde 20 sayı ve ribaund barajını aşan 17. isim olmuş. Tebrikler Ersan.

Cumartesi, Şubat 18

Mersin İdman Yurdu 1-3 Galatasaray

- Necati yapması gerekeni yapmaya devam ediyor. Antep deplasmanındaki katkısından sonra Mersin'dede 3 puana direk etki etti. 2 gol ve 1 asistlik performans övgüye değer.

- Melo'nun yokluğunda Ceyhun hazır olduğunu gösterdi. özellikle şok presleri ile dikkat çekti. yaptığı pas hataları ile uzun süredir oynamamasından kaynaklanıyor.

- Engin Baytar; göz kamaştıran bir performans daha sergiledi. Top ondayken hücum varyasyonlarımız çoğalıyor. Ayrıca takımı dinlendirmesi de cabası. Umarım sakatlığı ciddi değildir.

- Emre Çolak ; dün gece attığı paslardaki isabet oranı ile dikkat çekti. Gelecek sezon için yapması gereken fizik gücünü korumak ve üstüne eklemek olmalı.

- Selçuk İnan ; orta sahada hücum olarak olmasada savunma yönünde mükemmel bir performans sergiledi.

- Takım savunmasında Hakan Balta maç eksikliğinden ağır kaldığı anlar oldu. Eboue Afrika Kupasının genelinde kulübede bekleyince bu maçta hata yapması tolere edilebilir. Derbi öncesi savunmanın as adamlarının geri dönmesi sevindirici.

- Ve Fatih Terim ; maç sonu demeci yine güzeldi. "Durmaksızın oynuyoruz. Meşhur playoff için."

- Gelecek hafta Beşiktaş karşısında alınaack galibiyet play-off için önemli.

Cuma, Şubat 17

Geri Dönüyor

Gider tıkandı ve taşıyor. Heryer pislik içinde ve bir kahraman lazım. kimsenin laf edemeyeceği ve bu kirli işleri iyi bilen biri. Daha iki gün önce biz bu işlere karışamayız diyen Bakan Suat Kılıç bugün Şenes Erzik adayımız diyor resmen. Kulüpler Birliği'de onay veriyor bu isme. Nasıl bir düzen bu çözebilene helal olsun. Herkes kirli olunca böyle oluyor demek ki. Siyasi iradede fırsatı kaçırmamış her zaman ki gibi.

Yokmu bu mahallenin bi delisi !!!

Haftanın Tatlısı

karamelli etimek tatlısı

Perşembe, Şubat 16

Çarşamba, Şubat 15

Arda Turan ; Bir Cahilin Günlüğü

Atletico Madrid yarınki avrupa ligi maçı öncesi Roma'da Papa'yı ziyarete gitmiş. Arda Turan'da bu ziyareti şöyle açıklamış :

"Gayet keyifliydi. Takım arkadaşlarım Vatikan’ı ziyarete geldi. Ben de Müslüman biri olarak, onları yalnız bırakmamak adına, takım olmak adına yanlarındaydım. Vatikan güzel bir izlenimdi." Basına kapalı gerçekleşen kabulde, Papa ile selamlaştıklarını belirten Arda Turan, el öpmediklerini, Papa’nın kendisine ve arkadaşlarına tespih hediye ettiğini, kendisinin de bu tespihi takım arkadaşlarından birine verdiğini ifade etti."


Bu çocuk adam olmayacak. Milyarlarca hristiyanın ruhani lideri sana tespih vermiş onu gidip ne diye başka arkadaşına verirsin ki. Sürekli tribünlere oynama isteği artık sıkıyor Arda. Sen oradasın ve artık buradaki gibi popüler değilsin. Sahaya çık topunu oyna, özgürce gez, dolaş. Ama artık buraya mesaj göndermeye çalışmaktan ve sıradanlıktan kurtul. Daha fazla nefret ettirme kendinden. Olaya birde şöyle bakın.

Konya'da maç öncesi mevlana türbesini ziyaret eden Galatasaray'da Melo hediye edilen tespihi başka arkadaşına verdiğini söyledi. Böyle bir olay yaşansa Konya'da herhangi bir şehrimizde Melo'ya sahada tespih fırlatırlar. Hadisenin özü Arda Turan tribünlere değil sahada oynamaya çalışmalı.

BRAGAmadık




Maçtan önce herkes ağzına geleni söyledi, Bragaya çoktan tur verilmişti onlara göre ama unutulmamalı ki maç sahada oynanıyor ve futbol her sonuca açık bir spor.

Braga geçen senenin finalisti ve kendi liginde üçüncü sırada futbol felsefesine sahip saygıyı hakeden bir ekip bunu herkes kabul ediyor. Fakat karşısındaki Beşiktaşın ne olduğu hemen unutuluyor ve kendi medyamızca yok edilmeye çalışılıyor. Bu ayrı bi konu...

Maçtan önce deplasmandan alınacak gollü bir beraberlik bizi tur atma konusunda oldukça şanslı hale getirecekti, açıkçası bende yenilmeyeceğimizi düşünürken galibiyeti fantastik buluyordum. Çünkü rakip hernekadar güç kaybetmiş olsada kendi evinde oynuyor ve geçen senenin finalisti, aynı şekilde bizimde son zamanlardaki form grafiğimiz aşağıya doğru ivmeli.

Fakat benim umudum Avrupa arenasındaki form durumumuz, bizim açımızdan bu maçın bir çıkış maçı olması ve maç seyrini değişitirebilen oyuncularımızın Avrupa arenasında kendilerini ayrı bi göstermeleriydi ki...

Öyle oldu maç başındaki 5 dakikayı saymazsak Braga kalemizi göremedi, bunda otuzuncu dakikada rakibin 10 kişi kalması ne kadar etkiliyse Beşiktaşımızın konsantrasyonu, taktik disiplini, özverisi ve Carlosun taktik anlayışı etkiliydi.

Maç başlagıcında ilk onbiri gördüğümde kafamda kurduğum kurgu sahada hiç yoktu, özellikle Necibin sağ kenarda oluşu, Quaresmanın ileride olumsuz olmayan çırpınışları, Fernandesin sorumluluk alarak takımı ayrı bi güzel yönlendirmesi(tabii ikinci yarıda braga teknik direktörünün erkeklik yapıp hücuma yönelik değişiklik yapması Fernandesin ekmeğine yağ sürdü), Braganın beklenendenden etkisiz olması galibiyette büyük rol oynadı.

Turu daha geçmedik fakat büyük avntaj sağladık, İnönüde Braga bu şekilde oynamayacak fakat turu vermek için sadece Braga değil bizimde uğraşmamız gerek anca öyle kaçar tur...

Salı, Şubat 14

Kadın

Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Ne o,ne bu,ne döşek,ne köçek,
Ne ayal,ne vebal
O benim kollarım,bacaklarım
Yavrum,annem,Kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.

Nazım Hikmet Ran

Pazartesi, Şubat 13

Skibbe Yine Kovuldu



Perşembe günü işlerin kötü gittiğini belirtmiştik. Cumartesi oynanan Stuttgart maçında alınan 5-0 lık hezimet sonucunda görevine son verildi. 43 gün kaldığı Hertha Berlin'de bir puan dahi alamadan gönderildi. Eskişehir'den apar topar ayrılması hem ona hemde Eskişehir'e yaramadı. Skibbe şimdi yine işsiz. Ali Sami Yen'deki Kocaelispor maçında yenilen 5 golden sonra benim içinde bitmişti.


Hertha Berlin'de kaldığı 43 gün için 900.000 euro kazanmış Skibbe. Sıfır puan ve bol sıfırlı para kazanmak.

Yağmur - Karmate

izlemex.tv

On

58 - 48 = 10