Çarşamba, Temmuz 1

Fatih Tekke Horon Şov



Seviyorum bu delikanlı adamı ...

Benzema'da Tamam



Burada
belirtmiştim Perez'in başkan seçildikten sonra verdiği sözde bu 3 ismin transferi vardı. Benzema konusunda Lyon'u 35 milyon uro ikna etmişler. Lyon satmayacağını açıklamıştı ancak Real Madrid'in psikolojik olarak her zaman bir üstünlüğü mevcut. Özellikle Zidane sayesinde Fransız asıllı oyuncuları çebuk etkiliyorlar. Albiol'de alındığına göre artık La Liga ve ŞL kupasını beklemek şart oldu. Şuan ki kadro şu şekilde :

Casillas - Ramos, Pepe, Albiol, Marcelo - L.Diarra - Ronaldo, Kaka, Robben - Higuain - Benzema

Kaka Madrid'de







Salı, Haziran 30

İran, Nida, Devrim şehidi, ABD

İran'da seçim protestosu gösterileri ile başlayan ve önü alınamayıp ayaklanmaya dönüşen olaylarda ölen Felsefe öğrencisi Nida hakkında gerçekler ortaya çıkıyor. Cinayetin esrarı aralanmaya başladı. İşte açıklamalar şu şekilde :

Yetkililere göre, cinayet “kaçak bir silahla” işlendi. Cinayetin arkasında ise Amerikan gizli servisi CIA var. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney geçen cuma “Nida Batılılar tarafından öldürüldüne” vurgu yapmıştı. İran’ın Meksika Büyükelçisi ise önceki gün CNN’e yaptığı açıklamada Nida’nın vücudundan çıkan kurşunun Besiçlerin kullandığı türden olmadığını söyledi. Büyükelçi “Gösterilerin yoğun olmadığı bir noktada, bu kadar kameranın önünde öldürülmesi ilginç bir durum. Bu CIA’in bir oyunu” diye konuştu. Ahmedinecad yönetimini devirmek isteyen CIA’nın Dubai’de ofis kurarak ’Yeşil Devrim’i finanse ettiği, 400 milyon dolarlık bütçeyle işbirlikçilerin fonlandığı ortaya çıkmıştı.

Şimdi tüm bu gerçeklerden sonra hala taraflı ve bilinçli bir şekilde İran rejimini ve Ahmedinejad'ı devirmeye yönelik haberler yapan başta Radikal olmak üzere bu taraflı işbirlikçilerin son oyunları ne olacak bekleyip görelim. Son olarak şu tespitimle bitireyim :
İran'da rejimin sarsılması ve Ahmedinejad'ın (kendisi Türkmen asıllıdır) devrilmesi demek Türkiye'nin güvenliğinin ciddi şekilde yara almasına neden olacaktır.



Pazartesi, Haziran 29

Bir Tatlı Huzur Almaya Gittik...

Sıkıcı, sıcak pazar günlerini huzura çevirmenin en güzel yolu Buruciye’de akşamüstü çay yudumlamaktır… tabi Buruciye’de çay içmenin öncelikli şartı da Sivas’ta olmaktır :)
Şehirleri ruhu olan ve olmayan şehirler olmak üzre 2 kategoride değerlendiriyorum…ruhu olan şehirleri sıralamaya alsak elbet İstanbul başta gelir, sonra belki Bursa, Ordu, Sinop diye gider sıralamam…. Ve bu şehirlerden sonra gelir Sivas da objektif olmayı becerebildiğimde…(objektif olmasam başa koyarım). Tarihi dokudur benim hayat kaynağım ve fazlasıyla tarihle haşır neşir olabileceğiniz bir kenttir Sivas … Ve bu tarihi dokunun can damarıdır heybetli Buruciye… Kim bilir ne şartlarda yapıldı, kimin ağlamasına, kimin gülmesine şahit oldu, neler düşünüldü, neler yaşandı ve neler sindi o taş duvarlara…Dokunduğunuzda, hissettiğinizde bütün bunlar gelir akla ve tam da bu anda anlarsınız; bir kültür ve nostalji manzumesinin, bir tarih atmosferi içerisinde seyrettiğini.
Müşfik bir ana gibi kollarını açmış bekleyen o devasa kapılardan girdiğinizde başlar huzur dolu akşamınız… bunaltıcı yaz sıcağından eser kalmamıştır akşam 5 itibariyle… tam bunalacakken imdadınıza koşar teninizi okşayan, saçlarınızı hafifçe dalgalandıran ruzigâr…
Bir yanda müzmin gazete, kitap okuyucuları, diğer yanda bilmişlik taslayan tavlacılar, etraftaki dersliklere girip çıkan çömlekçiler, karakalemciler, udiler, cam üfleyen kursiyerler… ve bu binaya sevdalı müdavimler…
Ve yavaştan başlar udi udunu tıngırdatmaya… ardından neye üflemeye başlar neyzen. Bağlama da tamam oldu mu, harika bir san’at musıkisi ile kulaklarınızın pasını atmaya hazır öylece huzur dolu bakakalırsınız taş mukarnaslar arasındaki neyzene… önce yavaştan başlar udi bir yandan tıngırdatırken bir yandan da söylemeye:

"benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım”la yeniden aşık olur; “unutamam seni”yle fena halde hüzünlenir, “beklenen şarkı”ya ise inanılmaz bir katılımla eşlik edersiniz:
Kıskanırdım seni ben kendi gözümden bile
Nasıl verirdim seni birgün yabancı ele
Sana gelen yollarda daima beni bekle
Benden evvel başkası bakıp seni görmesin...
Ve sonlara doğru en çok sevdiğim “Huysuz ve Tatlı Kadın” ile coşarsınız adeta…sonra da bir tatlı huzur alarak Kalamış’tan, ve son yudumunuzu da alarak çayınızdan ayrılırsınız avludan...
Son olarak tüm huysuz ve tatlı kadınlara gelsin:
Sarkilar seni soyler; dillerde nagme adin
Ask gibi, sevda gibi huysuz ve tatli kadin…

Huzurla…
:)

Cumartesi, Haziran 27

Bi el atın beyler


Zor İnsan mı O da Ne!!!


öle bi zaman olur ki, alacak kitap bulamam... belki kitaplıkta onlarca okunmadık kitap olmasına rağmen çekmez beni... işte böyle bi zamanda deli gibi "Moskova Günlüğü"nü arayıp, bulup, okumama vesile olan yazıdır bu... uzun zamandan sonra yine yeni yeniden...
hala çok güzel... ve belki de 2. kez "Moskova Günlüğü"... ;)
Bazen duyarız. Biri için "zor insandır o" denir. Şöyle bir kulağımıza değer geçer bu söz. Belki çok fazla üzerinde durmayız. Bir de bazı insanlar vardır ki bizzat "zor adam" ya da "zor kadın" olarak tanımlarlar kendilerini. Kanıksamışlardır bu lafı adeta gönüllü bir yafta, taşıdıkları bir etiket gibi.
Evliliklerini, dostluklarını, başka insanlarla ilişkilerini ve ilişkisizliklerini anlatırken, açıklarken bunu bir özür gibi sürerler önümüze. "Zor insanım ben," derler. Bazen de eşlerden birinin diğeri için bunu söylediğine tanık oluruz. "Bizimki zor adamdır." "Benim hanım zor hatundur." Bu lafla her şeyi açıklamış gibi susarlar sonra gizemli bir tebessümle.
Hani elimize bir büyüteç alıp baksak, kavramı şöyle bir incelemeye alsak. Ne demektir zor olmak bilinmez ama belli ki kelimenin kendisi cazip bir şeydir pek çoklarının dillerinde. Hallerinden şikayet eder gibidirler ama aslında şikayet değil, gizli bir iltifat vardır konuşmalarında. Saklı bir kıvanç. "Zor adam" olmak ilginç bir şey gibi gelir kulağa. Hani cazip bir nitelik. Adeta meziyet.
Bilhassa sanat ve edebiyat çevrelerinde "zor adam" ve "zor kadın"lardan geçilmez. Nereye elini atsan, ne yöne dönsen, kiminle konuşmaya kalksan bir zor insanla burun buruna gelirsin. Sanki zorluk zihinlerimizde "özgünlük" ve "derinlik" ile özdeştir. Kolay insan basit addedilir. Zor insan ise katmanlı ve çekici. Hani zor olunca pek bir karmaşık, pek bir entelektüel, pek bir bohem olunurmuş gibi. "Zor adam" olmak nedense geçer akçedir kuşak kuşak sanatçılar, edebiyatçılar ve aslında biraz daha genellersek, geniş bir şehirli, modern, genç kesim arasında.
Oysa bu yazıda tam aksini iddia edeceğim. Zor olan bir şey varsa eğer, hem kadınlar hem erkekler için, o da zor olmamak aslında. Yıpratmamak insanları, bizi sevenleri sevgilerinden ötürü cezalandırırcasına hırpalamamak, yani hayatı hem kendimiz hem başkaları için kolaylaştırmak, yumuşaklaştırmak, su gibi akıcı ve berrak kılmak var ya, işte en zoru bu. Yoksa kendine bir sıfat seçmek, o sıfatı benimseyip sabitleştirmek, bunu hem bir özür hem övgü gibi almak, bu hayali sıfatın arkasına saklanmak, onu bir bahane olarak kullanarak kalp kırmak ve bundan gocunmamak en kolayı. Zor olmakta hiçbir zorluk yok ki!
Elimde bir kitap. Walter Benjamin in Moskova Günlüğü nü yeniden okudum bu bayramda. Moskova Günlüğü ince, sade bir kitap. Walter Benjamin in Aralık 1926 dan Ocak 1927 sonuna dek Moskova da geçirdiği iki ayın günlüklerinden oluşuyor. Durmadan kavga eden, kavga etmeden duramayan çiftler vardır. Tanırsınız onları. Belki başkalarından, belki kendinizden. Walter Benjamin ve Asja Lacis böyle bir çift idi.
Bir dönem düşünün. 1929-30. Öyle bir zaman ki dünya bir savaştan çıkmış ve çok daha beterine doğru doludizgin gitmekte. Bir adam düşünün. Döneminin sayılı entelektüellerinden. Bedbin, hassas bir ruh. En nihayetinde kendi canına kıyacak kadar. Moskova ya gitmesinin üç sebebi var. Bir taraftan dönemin pek çok sol görüşlü aydını gibi o da Moskova yı gözünde büyütüyor, tanıma gereği duyuyor. Bir taraftan edebiyat var. Edebi yükümlülükler. Bu şehri yazmak istiyor. Kendi kaleminden kağıda dökmek. Üçüncü sebep ise hepsine ağır basıyor muhtemelen: Aşk.
Ama zor bir çift onlar. Her ikisi de "zor insan" olmayı benimseyen. Birbirlerini yoran, habire kelimeleri didikleyen, kendilerini sevenleri hırpalayan tüm insanlar gibi...
Elif Ş.

bana kalırsa bu bir karakter meselesidir esasında... normaldir... kişiliktir der geçeriz de; iş ki bu kimliğe bürünmeye çalışan bi nevi pinokyolara denk gelmemek =)

sağlıcakla...


Cuma, Haziran 26

Juup Derwall

10 Mart 1927 - Würselen, North-Rhine Westphalia - 26 Haziran 2007 - St. Ingbert, Saarland
Geldin sahalarımızı ve futbolumuzu yeşerterek tüm içtenliğinle ayrıldın aramızdan. Vefatının ikinci yılında saygıyla anıyoruz.

Linderoth Salonlara Döndü


Tobias Linderoth yeni sezon çalışmalrının başlaması ile birlikte tekrar salonlara döndü. Bu kadar salonda çalışan bir futbolcu daha varmıdır merak ediyorum. İki yıllık Galatasaray kariyerinin %75 i salonda geçmiştir. Bakalım bu senede borcumu ödeyeceğim geyikleriyle parasını alacakmı yoksa birisi akıl Florya'nın o meşhur bilmem kaç kapısından dışarı koyabilecek mi. Sanırım klüp Linderoth'u vücut geliştirme sporcusu statüsünde gösteriyor. Neyse ki yalnız değil salonda. Nonda'da eşlik ediyor kendisine. Linde salon tecrübesini aktarıyordur kendisine ...

Kaptan Emre

Aziz Yıldırım bir kez daha hislerini ön plana koyarak Emre Belezoğlu'nu takımın kaptanı yaptı. Önümüzdeki sezon pazubandı kolunda olacak Emre'nin. Elbet bi yerde testiyi devirecektir Emre ancak bundan önemlisi ne kadar devireceğidir. Fatih Terim (ki Emre'yi evladı gibi görür) ülke milli takım kaptanlığından almıştır Emre'yi. Bakalım Fenerbahçe'de bu işi kotorabilecek mi.

İşin birde manevi tarafına bakalım. Bu takımın alt yapısından yetişmiş bir Semih varken ve Alex gibi en verimli yıllarını Fenerbahçe'de geçirmiş bir yabancı futbolcu varken bu bandın Emre'ye verilmesi ne derece doğru. Benim açımdan sevindirici bi durum ancak Fenerbahçeliler ne düşünüyor merak ediyorum. Samimiyetine zerre inanmadığım Emre'nin kaptan olacak olması vahimdir zannımca ...

Perşembe, Haziran 25

Kazım Koyuncu


Fikriyatını benimsemesemde şarkıları ve müziği doğduğu varolduğu toprakları yansıttığı için her zaman çok sevmişimdir kendisini. 2005 yılındaki vefatında sanki yıllardır görüşmediğim dostumu kaybetmiş hissini yaşadım. Çernobil dolayısıyla çevremden ve köyümden bir çok kişiyi kaybettim. Belki de Kazım’ın vefatıyla bu konu üzerine bu kadar gidildi.Unutulmaz şarkılara imza attı ve erken yaşta daha nice güzel şarkı ve türkü yorumlayacakken ayrıldı aramızdan. Umarım gönlünün güzelliği gibi güzel yerlerdedir şuan. Şarkısında ki mısralarla kapatalım yazıyı :
Ardımda bırakıp
Gül çağrısını
Ayrılık anı bu sisli şarkıyı
Irmaklar gibi akıp uzun uzun
Terk ediyorum bu kenti
Ah ölüler gibi

Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa şimdi
Sonsuz bir yangın gibi
Sevmesem öyle kolay çekip gitmek
Yaralı bir kuş gibi

Kumral bir çocuğun
Yaz öyküsü bu
Şarkılarla geçtim aranızdan
Yalnızlar gibi susup uzun uzun
Terk ediyorum bu kenti
Ah bir aşk gibi

Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa şimdi
Sonsuz bir yangın gibi
Sevmesem öyle kolay çekip gitmek
Yaralı bir kuş gibi
Düşlüyorum bu kenti
Son bir aşk gibi...

Sonunda Evet Dedi..


Uzun süren ikna çabaları sonucunda Nihat Kahveci,Beşiktaş'ın teklifini kabul etti ve yıllar sonra yuvaya döndü.Flaş haber geçen tv.'lerden edinilen ilk bilgilere göre anlaşma 3 yıllık ve 4.5 milyon euro(bonservis).Nihat'ın alacağı ücret belirtilmedi.

Regaip Gecesi

Regaip kandiliniz mübarek olsun

Neler Oluyor...?


Seni seviyoruz futbol;yaşattığın heyecanla,sunduğun eğlence,keyif,hazla.Bazen tırnaklarımızı yedirsende,normalde dilimize alamayacağımız kelimât-ı bi edeb-i külliyatı döktürü versende,sevinci coşkuya katıp rekortmen üçadımcılar gibi zıplatsanda.Sürprizlerin,olmaz denileni bünyende gerçekleştirmen,umudun bittiği anda yeniden yeşermenle sevdik biz seni,seviyoruz,hep seveceğiz...
" Buraya kadar" demiştir eminim çoğunuzda benim gibi ABD için.İspnaya,biletini kesecekti %99.9 favoriydi dünyanın 1 numarası.Öylesine bir durumdu ki,ABD,grup maçlarında İtalya ve Brezilya'ya yenilmiş,son maçında Mısır'ı 3 golle yenmesi,aynı şekilde Brezilya'nın da İtalya'ya 3 tane fark atması gerekiyordu.Evet adına futbolun mucizesi mi dersiniz,azmin zaferi mi,şans mı?Aynen de öyle olmuş ve ABD yarı finalist olmuştu.Dikkat çeken en büyük özellikleri,üst düzey kondisyonları,akıllı ve disiplinli oyunlarıydı.Ama bu yoktan gelen yarıfinale rağmen,rakip İspanya'ydı.Dünyanın şu an en etkili futbolunu oynayan,teknik,taktik her açıdan üstün,rekortmen İspanya.Futbolun güzelliği buradadır ki işte;beklenmeyen bir performansla amansız,acımasız İspanya'yı 2-0 yendiler.Hem de ezilmeden,eğilmeden,bükülmeden bizim tabirle "çatır çatır"oynayarak(Yiğidi harmanda görmek gerekmiş demekki..).Golleri kimin attığı,ne zaman attığına deyinmeye gerek dahi yok.Takım olarak oynadılar,takımca kazandılar.Çokta güzel oynadılar.Kendi tabirleriyle,futbolda"Amerikan rüyasını"gerçekleştirdiler.Dikkat edilmesi gereken diğer bir durumda,tüm bunları,bir futbol ülkesi olmadan yapmaları.Çünkü birleşik devletlerde futbol,hala basketbol,beyzbol ve amerikan futbolunun gölgesinde oynanıp gelişiyor.Ne diyelim,helali hoş olsun.At binenin,kılıç kuşananın.Arap atı gibi sonradan açılsa da ABD takımı,kattıkları renkle alkışı hakettiler.
Kondisyon,sonradan açılma demişken aklıma Euro 2008'de ki performansıyla milli takımımız geldi.Fatih Terim'de,kondisyon işini Amerika'lı ekibe teslim etmişti.Milli takımımız da maçtan maça artan performansıyla dikkat çekmiş,bizde yine yorumlarımızda conilerin kondisyona yaptıkları katkıdan bahsetmiştik.Atletizim konusunda uzman olan ABD'liler kondisyon konusunda da ne yapılması gerektiğini iyi biliyorlar demekki.Bunu bugünde Güney Afrika'da birkez daha gösterdiler.Önümüzdeki dönemde ve yine katılmaları halinde 2010 dünya kupasında iyi işler çıkarma olasılıkları hayli kuvvetle muhtemel..Futbol,her zaman "neler oluyor"dedirtmeye gebe bir oyun.Sevdamız da,bağımlılığımız da,heyecanımız da bundan dolayı değil mi ki zaten?

Çarşamba, Haziran 24

Kitap İçinde Kitap, Aşk İçinde Aşk!


"Aşk’ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde...”


Elif Şafak okur musunuz bilmem... ben sadece köşe yazılarını takip ederdim... yazıları akıllıca olmasına rağmen pek de hoşlandığım söylenemezdi tarzı itibariyle. çok rahat, açık, cesur oluşu belki de alışılagelmiş bayan yazarlara nazaran takındığı üslup bana itici gelmesine yetiyodu, bilmiyorum... fakat bütün bu cesur tavrına rağmen yazılarında hep bir tasavvuf gizliydi. ilgimi çekti haliyle ve araştırmaya koyuldum... araştırdıkça sevdim, sevdikçe okudum, okudukça daha bi ilgimi çekmeye başladı ve en nihayetinde son kitabından başlamaya karar verdim... "AŞK"...

kitapçıya girdiğinizde zaten hemen sizi karşılıyor rengi dolayısiyle =)

okumaya başlayınca kitap içinde bir kitap, beşeri aşk içinde ilahi bir aşk okuyor ve kadının zekâsına, hayal gücüne bir kez daha hayran kalıyorsunuz... kitapta adı geçen hemen her karakterin dilinden okuyorsunuz kitabı... aşkın aslında yalnızca bu dünyaya ait değil, bu dünyayı aşan bir duygu da olduğunu öğreniyorsunuz. aslında aşkın benliği eritmek olduğunu,materyalist dünyanın çok ötesine geçiren bir duygu olduğunu, bu kitapta daha iyi anlıyorsunuz...

aşk'tan çok esasında yan yana duymaya pek alışık olmadığımız iki kelimeyi bir araya getirip sunuyor bize Elif Şafak: "Aşk Şeriatı":

"Allah kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı."
"Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir."
"Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur" diye endişelenme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?"
" Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini,Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden,ne layıkıyla bilebilir,ne layıkıyla sevebilirsin."
"Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur."
eminim bir yerlerinde kendinizi bulacaksınız siz de... Şems ile olgunlaşacak, Mevlana ile daha çok seveceksiniz...

O An #9

Deniz ve Sahil

Uzakta ışıklar dolanır sessizce,
Açıklanamayan duygular gibi,
Karanlığı yırtar bir martı sesi,
İnsan irkilir ister istemez,
Çocukça yaşanan korkular gibi,
Uzanıp sahile, Geçmişiz kendimizden,
Sakin fakat coşkulu, Arzulu dalgalar gibi,

Sadece biz değiliz eğleşen
Bak dinle. Deniz de sahille.

Salı, Haziran 23

Tatil İhtiyacı Üzerine


ne olur bir sabah da yıldızların altında yataksız, yorgansız uyansak;
ıslatsak yağmurları, baharlara uzansak, az da olsa dünyadan zevk alsak...

Hugo Broos ?


Trabzonspor 15 yıl sonra Belçikalı bir hoca ile anlaştı. Kariyeri pek parlak değil hatta hiç değil diyebiliriz. Bir Belçika şampiyonluğu var o da Anderlecht ile. Son durağı Yunanistan'da Panserraikos oldu. İkinci devre devraldığı takım lig sonunda onbeşinci olarak küme düştü. Bunu Sadri Şener basın toplantısında açıkladı. Trabzonspor taraftarlarına sabırlar diliyorum. Tabi bu sabrın daha çoğunu Hugo Broos'a diliyorum. İsmi konusundada iğrenç espiriler okuyacağız gidene kadar. Devre arasını görür mü dersiniz ?

Pazartesi, Haziran 22

Ödül Belli Oldu

5 maç seyircisiz + 40 bin TL, Murat Özaydınlı'ya ise 30 gün hak mahrumiyeti + 4 bin TL.

Bundan sonra hangi taraftar kimden nefret ediyorsa maç sonu atlasın sahaya gücü yettiğince vursun kaçsın. Hatta üstüne yüzlerce kişi atlasın onlarda alsın hırsını. Nasılsa ceza diye birşey yok. Gönlünce koştur sahanın içinde. Aziz Yıldırım'ın başkan seçtirdiği Demirel görevini yerine getiriyor. Bog(k)dan Tanjevic adlı bir Sırp'ın eline vermişler ülkenin belkide gelmiş geçmiş en derin kadrosunu ve milli takımını. Yazıklar olsun, binlerce kez yazıklar olsun böyle kirli spora...