Perşembe, Aralık 10

Büyütmeyin, Biraz HASTAyım Sadece :)



Bilmiyorum ki....
neden bu kadar etkiledi bugün beni...
hasta ve uzak oluşumdan kaynaklı bi durum heralde.... evet hastayım; biraz da korkağım... ordan burdan ilaç içmek, korka korka doktora gitmekten daha iyi değildir, bunu sakın yapmayın =) ve işte sonu uykusuzluk ve az biraz da acı çekmek olsa da yine de yazabilmek....
her neyse bana dokunan şeyden bahsetcektim; duygu sömürüsü değil! :P
bilgisayarımda abimin dergisinin eski sayısında yer alan bi yazı gördüm..... kızmazlar sanırım bana,yok yok bunu yapmazlar:) yalnızlık-yaşlılıkla ilgili. yalnızlık kötüdür, hem yaşlılık hem yalnızlık daha kötüdür... bu yüzden hep derim: "dost benim herşeyimdir."
çok konuşma peykan, zaten konuşamıyo peykan; sesini geçici süreliğine grip vakasına kaptırdı, ama sanırım geri getircek... hadi kızım ver yazıyı:

BÜYÜTME ANNE, BİRAZ YALNIZIM SADECE!
Yüzümün yaşlanacağını biliyordum da anne, ellerimin bu kadar yaşlanacağını hiç tahmin etmiyordum. Yüzümü bir görsen, kırış kırış oldum, gözlerimin altında büyük torbalarım, dudaklarımın üstünde, gözlerimin çevresinde ve yanaklarımda derin kırışıklıklarım var. Evet, artık kırışıklarım gizli değil, ben gülmeden de gösteriyorlar kendilerini. En kötüsü ne biliyor musun anne, derimi artık etim tutmuyor, sanki büyük gelmiş gibi tenim vücuduma. Hepsine alıştım da anne, şu ellerim yok mu? İşte en çok onlar sıkıyor canımı. Onlar bari hep gençliğimdeki gibi kalsın istemiştim. Giderek yüzümün, vücudumun gençliğini kaybedeceğimi biliyordum da ellerimi bu haliyle görmeye dayanamıyorum anne.

Hatırlar mısın anne, hani bir radyomuz vardı. Daha kimsenin evinde yokken babam alıp getirmişti. Ne kadar da sevinmiştin, babamın en sevdiği yemekleri pişirmiştin o gün, bayram günü gibiydi evimizin içi. Çocukluğumun en güzel günlerinden biriydi işte o anne. Bir arada ve çok mutluyduk. Uzun zaman bozarız diye ne tuşlarına dokundurmuştun ne de üstündeki düğmeyi çevirmemize izin vermiştin. Frekansı kaybedersek bir daha bulamayabilirmişiz, öyle demişti babam. Zaten o büyük düğmenin yanındaki çizginin altında ve üstünde tuhaf şeyler yazardı, ülke ismi miymiş, şehir ismi mi, hiç anlamamıştım o zamanlar, bu yüzden biraz da korkardım işte ondan. Akşamları babam işten gelince açardı radyomuzu, hep birlikte heyecanla başında toplanır, önce haberleri dinler sonra da çalınan türkülere eşlik ederdik. Ne güzeldi o günler değil mi anne. Sen de, ellerin de tazeydiniz hem… Biliyorum anne, sen de mutluydun. Babam seni severdi, sende onu. Bizi de severdiniz, çok şey istemezdik ama bir şey istediğimiz zamanlarda babam eve biraz daha geç gelmeye başlardı. Biz de bilirdik babamızın bizim için dişini tırnağına takıp daha çok çalıştığını. Ah annem, ne güzel anne babaydınız bize…

Geçenlerde bir çocuk gördüm anne. Balkona oturmuş gelen geçeni seyrediyor, tanıdık biri geçerse iki çift laf ediyordum. Tanıdıkları artık sadece yoldan geçerken görüyorum anne. Üzülme anne üzülme, iyiyim ben böyle de…

Her neyse işte, geçenlerde bir çocuk gördüm anne. Gözleri o günden beri hep aklımda. Açık maviydi ama en dışında çok koyu maviden bir halkası vardı gözlerinin. Bizim bahçenin duvarına oturmuş, arkası dönük öylece duruyordu. Hem ne yapıyor orda yalnız başına diye merak ettim hem de dürüst olmam gerekirse yüzünü görmek istiyordum. “Hey çocuk! Ne yapıyorsun orda?” diye seslendim. Duymamış gibi hiçbir tepki vermedi. Dayanamayıp tekrar bağırdım biraz daha yüksek bir sesle. “Hey sen, saçları örgülü kız!”
Usulca döndü yüzünü bana doğru, gözleri kanlanmıştı biraz ama nasıl güzeldi bir görsen. Yanağında da hâlâ biraz yaş vardı. Babam öldüğünde seni de böyle yakalamıştım bir kez hatırlıyor musun? Arkan dönüktü odana girdiğimde, seslendim duymadın, bir daha seslendim, aceleyle yanaklarını silip bana dönmüştün, gözlerin kanlanmıştı. Bu kız bana seni hatırlattı anne, öyle güzel bakıyordu.
Anne, sana bir şey söyleyeceğim ama kızma. Biz görmeyelim diye hep biz yattıktan sonra ağlardın. Kapının önüne gelip dinlerdim, ama daha fazla üzülme diye hiç gelmezdim yanına. Ama hep bilirdim. Kızmadın değil mi anne? Kızma anne…

Annem… Sana evde begonya yetiştiriyorum, bir dahaki gelişime getiririm. Yatağının üstünden de kötü otları temizledim. Az kaldı, yakında geleceğim…

Zehra Gülrû Onat / Ağustos ikibindokuz

3 yorum:

aksilaz dedi ki...

Bu yazı için teşekkürler peykan. Yoğunluktan yeni bakabildim.Geçmiş olsun, fazla üzülme kötüye bişeyolmuyor :)

ali dedi ki...

Çok güzel bir yazı...
Yazana bir kere yazdırana bin kere teşekkür etsek az...

peykân dedi ki...

aksilaz: kötüüüüyüm ben kötüüüyüm =) diye bi reklam vardı:) herneyse ben de artık iyi olduğum konusunda emin diilim; sanırım pek bi kötüyüm ben...... =)
artık yuvaya döndüm; sapasağlamım, hâlâ yaşayrım uşuğum:)

ali: hoşgeldin bloğa :)yazıyı beğenmene sevindim...
bekleriz hep.....