Cumartesi, Ekim 31

Mutlaka

Bu fotonun altına yazı yazmak olmaz.

Foto: Ultras-Movement ten

Bu Sevgi Asla Bitmez



Şarkı, klip oldukça uyumlu. Tadını çıkarın...

Cuma, Ekim 30

Haftanın Tatlısı

Fransız Armut Turtası

Estetik Estetik Estetik


Bir gün bir mimar bir köyde IQ'sü çok yüksek olan ve kücük bir köyde yaşayan bir adamın yanına onu tanımak için gidiyor .Eve vardığında adamın karısı onları karşılıyor çay ıkram etdikten sonra kocasının bir işi olduğunu ve hemen gelecegini söylüyor. Adamı beklerken evdeki sobanın çok garip bi şekilde eyimli ve yerden yaklaşık 40-45cm yüksekte olduğunu fark ediyor ve yorumlar yapıyor.
Mimar:
-Bu soba evin mimarisine göre yapılmıştır.
Konuyu düşünürken adam gelıyor ve tartışmaya son noktayı koyuyor.
-BORU YETMEDI.
İşte böyledir Mimar düşünce tarzı. Bu sıralar iyice nefret etmekteyim bu düşünceden. Zira günlerimi çalmaktalar. Sizin günlerce çalıştığınız bir detayı anında çöp haline getirebiliyorlar. Zira tüm proje bunların etrafında dönüyor. Büyük usta Mimar Sinan'dan ve mesleğini güzel icra eden tüm mimarlardan özür dileyerek bu zihniyeti kınıyorum. Herşey estetik değildir. Fiziken olmayacak şeyleride düşünmek gerekir.

Perşembe, Ekim 29

730 Günden Beri

Gözümde nursun, başımda tacın,
muhtacım

Beni öldür öyle git
Yaşamak için, senin sevgine
muhtacım

Muhtacım gözlerine
Muhtacım sözlerine

Salı, Ekim 27

Adil, Eşit ve Güvenlikli Ortam

SORU: Hocam maçı niçin tatil etmediniz?
GEZER: Müsabaka için ısınmaya çıktık. 25 dakika boyunca saha içindeydik. Bize ne küfür edildi, ne de bir cisim atıldı. Evet bir takım cisimler sahaya atıldı ama;
1- O cisimler bize yönelik değildi.
2- Oyuncuları etkileyecek konumu yoktu.
3- Yardımcı hakemim için Acıbadem Hastanesi’nden doktorlar geldi. Travma geçirmediğini, çabuk tedavi edebileceklerini ifade ettiler. Ben de defalarca sordum;
- Hocam iyi misin..
- Hocam maça çıkabilir misin...
SORU: Ne yanıt verdi?
GEZER:Her defasında iyi olduğunu söyledi. Tansiyonunu ölçtürdüm. Karşılaşmalar için bize verilen bir talimat var. “Adil, eşit ve güvenlikli bir otam yoksa maçı iptal edin” derler. Burada herhangi bir oyuncu sakatlanmadı. Deplasman takımının güvenliğini etkileyecek bir ortam yoktu. Ve yardımcı hakem hastenelik olmamıştı.
SORU: Ama ya hakeme gelen cisim.
GEZER: Münferiden yapıldı. Çünkü bizi etkileyen olumsuz şart yoktu. Bize küfür edilse, bize yönelik bir eylem olsa tamam. Ama yardımcı hakemim müsabakaya çıkamasa, beyaz bandaj ya da fileyle sahaya çıksa tatil ederdim. Kaldı ki bilinci son derece açık bir şekilde devam etti.
SORU: Soyunma odasında ne düşündünüz?
GEZER: Şimdi soruyorum. Bunu kendi kendime de sordum çünkü. 50 bin kiyi o stada gelmiş. Maçı tatil etsem binlerce insan protesto yürüyüşü yapacak, camlar çerceveler indirilecek.
SORU: Maça devam kararını hem de hakem, hem de bir polis memuru olarak verdiniz galiba.
GEZER: Tabii ki o durumda var. Düşünün 3 cana mal olsa ne olurdu? Müsabaka oynanırken o cisim atılsa ve hakemin kafasına gelse, hem televizyon başında, hem de stattaki herkes maçı niçin tatil ettiğimizi görecekti. Oysa bu olayda sadece TV’den izleyenler gördü. TV’den maç izleyenlerin yüzde 80’i son 5-10 dakika da ekran başına geçer. Tatil etsem, ekran başındakiler bir şey görmedikleri için anlayamayacaklar. Oysa bu olay müsabaka içinde olsa, “Fenerliler attı” diyecekler ve taraftarlarına kızacaklardı. Ve niye tatil kararı verdiğimi anlayacaklardı. Şimdi soruyorum ortada gözükmeyen ve neredeyse kimsenin anlamadığı bir olayda tatil kararı verilmesi doğru mu? Benim vicdanım o kadar rahat ki.. Çok büyük olayları önlediğim kanaatindeyim

İgdaş Gökyüzüyle Arkadaş, Vatandaşla ...


İGDAŞ hakkında bir haber vermek istiyorum. Konu fatura değil baştan belirtelim. Bir zihniyet sorunu. Tüm kuruluşlarda ve özellikle kamu kuruluşlarında görülen bir zihniyet. Görevleri halka hizmet olan bu kuruluşlar nedense hizmet yerine daha başka kaygılara kapılıyorlar. Şöyle açıklayayım:

İGDAŞ doğalgaz proje konusunda Zeta Cad adlı online proje onayını sağlayan programı kullanıyordu. Taki bir süre öncesine kadar. Bu program sayesinde proje onay işlemi eski sistem olan elden teslime göre kat kat daha hızlı yapılıyordu. Ancak İGDAŞ bu online sistemden vazgeçmiş. Nedeni ise "özrü kabahatinden büyük" sözüne eş değer. Proje onayları çok hızlı yapıldığından gaz açma işlemleri hızlanıyor ve şuanki personel bu ihtiyaca yeterli gelmiyormuş. Yani şunu diyor; ben fazladan 20-30 mühendis almak yerine vatandaşın gazlarını 1 hafta - 10 gün geç açmayı tercih ediyorum. İşte böyle kişiler İstanbul'a gaz sağlıyor.

Dünya Şampiyonlar Yuvada


Açıklama


Pazar gecesinden beri gelen bir çok maile cevap olarak yazıyorum bu yazıyı. Bazı Fenerbahçeli taraftarlar "kancık" sözünden çok alınmış. Hatta hakaret edenler bile mevcut. Önce kancık kelimesinin anlamını sonrada kimlere ithafen kullandığımı izah edeyim.


Büyük Türkçe sözlükteki anlamı : Hayvanlarda dişi, Dönek, güvenilmez

Diğer ve benim bildiğim anlamı : Dişi, vefasiz, hain, çifteli, iki yüzlü olan, köpek urgacısı


Evet kullandığım anlam vefasız, hain ve iki yüzlü olandır. Kimlere kullandığım resimde açık beyan görülüyor. Sadece bu ikisi değil tüm yönetim kurulunu buna katabilirsiniz. Özellikle Şekip Mosturoğlunu ve başkan Yıldırımı. Her derbi öncesinde gizli gizli maç önünü ve sonunu planlar bu isimler. Birer "kancık" tırlar. Birisi ise vergi kaçakcısıdır. Cezası resmen onaylanmıştır ancak yanında Genelkurmay başkanı ile maç bile izler. Çünkü eski Genelkurmay Başkanıda bunlara dahildir. Ordu ihalelerinde büyük kıyaklar yapar baş-kancığa. Neyse daha bitmedi kancıklar. Futbolcular içindede var bunlar. Emre başlarıdır bunların. Gökhan vardır, sevdiğimiz isimdir ancak bu derbilerde başka kimliğe bürünür kendisi. Sinsi sinsi işleri iyi bilir. Alex vardır, profesörleri Alex. Cidden başarılıdır bu işlerde. Semih gelir arkalarından. Severken döver adamı asla affetmez. Karışık ortamlar ortaya çıkar. Yeni transferlerde bunlara katılır her derbide. Bu derbide Bilica çifte atmaya çalışır rakibine. Tokat atar ama kimse görmez. Baroni maç öncesi sudan sebeplerle döver rakibini. Amacını en baştan belli eder. Bilirler sahada erkekçe mücadele edemeyeceğini. Saha dışında sindirir rakibini. Birde Carlos vardır ancak onun statüsü kancık değil "yavşak" tır. İyi bilir nerede ne yapacağını. Yüzüne güler, yerden kaldırır, okşar.


Birde saha içinde olan her maç değişen kancıklar çıkar bu derbide. Bu derbidekinin adı Bünyamindir. İğne gibi işler maçı. Kanalize eder kararlarıyla derbiyi. Her maç kırmızı kart için pusuya yatarlar bunlar. Keita'yı 10 saniyedir çeken Carlos'u izler. Düdük çalmaz bekler ki sinirlerine hakim olamayıp bir hareket etsin. Pankreas yapar Carlos, Keita ise yapmaması gerekeni yapar. Tutamaz kendini artık, çünkü gözüne pet şişe gelmiştir daha önce. Yumruk atar ve pusuda ki kancık basar kırmızıyı. Bu sırada yerdeki Carlos öpücüklere tutulur. Kazım en az 10 faul yapar aynı şekilde ama asla sarı kart görmez. Çünkü arkası dönüktür faul yaparken. Masumane fauldür bu 10 faul. Lugano, Emre arkadan basar tekmeyi. Kiminin ayağı kırılır, kimi acıyla yere yığılır ama bir kart çıkmaz. İtiraz eden Ayhan kart görür. Mustafa Sarp durumu izah eder ama Bünyamin eline vurarak sus der. İşte böyledir "kancık" ların oyunları.


Hala alınan taraftarlar var ise yapabileceğim başka birşey yok. Bilmezler benim canımın cananının Fenerbahçeli olduğunu.

Pazartesi, Ekim 26

Engelsiz Aslanlar Bıraktığı Yerden Devam Etti

Bir Türk takımım görebileceği en üst basamağı üst üste ikinci kez gösteren bu engelsiz aslanlarımıza sonsuz teşekkürler. Gurur kaynağımızsınız.

Yarın sabaha karşı 05:30 da istanbul Atatürk Havalimanına inecekler. Hakettikleri gibi karşılanacaklardır.

...

Diyaloglar şöyle gelişiyor:
- Arda’yı resmen dövüyor Baroni, görüyor musun?
- Sence Galatasaray top oynuyor mu?
- Leo Franco’nun gözünde astigmat kalmadı lazer yemekten, ayıp değil mi?
- Sence Galatasaray top oynuyor mu?
- Fener’in attığı golde ofsayt yok mu?
- Sence Galatasaray top oynuyor mu?
- Kadıköy’de sahaya bir UFO inmediği kaldı; korku imparatorluğu değil midir bu?
- Sence Galatasaray top oynuyor mu?
- Penaltı yalan değil mi?
- Sence Galatasaray top oynuyor mu?

Kanat Akkaya bu kancık zihniyeti güzel özetlemiş. Ellerine sağlık ...

Pazar, Ekim 25

Fenerbahçe 3-1 Galatasaray

Türkiye'de kancıklık para ediyor. Maç öncesinden sonuna kadar sürekli kancıkca hareket edeceksin ki maçı kazanasın. Biz bunu yapamayacağımız için 10 senedir bunlar oluyor. Sahanın hakimi rolü verilen Gezer ise rolünün icabını çok güzel yaptı. Bu maçın galibi K-A-N-C-I-K-L-A-R-D-I-R ...

Tv deki baş kancık Dilmen muazzam maç yönetti diyor Gezer'e. Son sözü dostum buck rogers'a bırakıyorum.

"bu maçın ardından galatasaraylı yoldaşlarımın gram üzülmesine gerek yok. bu eziklik ne menem bir şey ise sarı lacivert formayı girenin ruhuna giriyor hemen. hazır sahada "kontrol bende" diyerek kötü kötü bakmaktan öte bir hakemi de bulduktan sonra bilica'nın yaptığı gibi topu görmeden eşşek gibi geriye tekme de atarsınız, roberto carlos gibi adamınızla güreşirsiniz, baroni gibi adama tokadı çakıverirsiniz ya da colin kazim richards gibi sahada yapmadık pisliği bırakmazsınız. şimdi daum'u forvetsiz çıkardığı kadrodan dolayı göğe çıkaracak pek çok kişi çıkacak. spaletti mübarek.
lig tv, genelde istatistik vereceğim diye kıçını yırtar ama maçın genelinde pozisyon yüzdesi diye bir şey göremedim ben. gören oldu mu?maçın ardından galatasarayda yapılacak eleştiriler var: arda, arda gibi oynamıyor, kaldı ki oynatmıyor da. arda, örnek alacaksa kendisinden sonra oyuna giren adamın profesyonelliğini alsın, yalandan top oynayanların değil. bir de takım şut atmaktan o kadar imtina etti ki ilk şutunu 36. dakikada attı. kalecinin göz bebeğini görmeden gol atmak fifa kurallar listesinde mi?
fenerbahçe ise seyircisinin de maçın başında astığı tribün büyüklüğündeki pankartı doğrularcasına "haddini bilerek" oynadı. forvetsiz çıktı, ilk golden sonra ve 2. yarıyı kendi kale çizgisinde geçirdi. futbolcularının ezikliği ise ilk paragrafta yer buldu zaten o da normal maçın hakemine gelince, artık kendisi konusunda diyecek laf yok.
rıdvan dilmen az önce "muazzam" maç yönettiğini söyledi. zafer sarhoşluğu diyelim. sanırım uefa, bir ara yıldız futbolcuları koruma gibi fbi vari bir yasa çıkarmıştı. yahu bunun gibi bir şey futbol oynamak isteyen takımlar için de yok mu? bir takım top oynamak için var gücüyle uğraşırken diğer takım colin kazim richards'i salmış karşı sahaya, yapmadığı pisliği bıraktırmıyor, oyunu soğutmak için faul üstüne faul yapıyor ve sen bunu engellemek için ne faul ne de kartlarını kullanıyorsun. keita'nın haklı olarak atıldığı pozisyonda keita vurana kadar carlos adama sarılıyor, çeviriyor, ayaklarını mengene yapıp silkmeye kalkıyor ama şu faul düdüğü bir türlü gelmiyor. ne zaman ki kırmızı çıkıyor, o zaman ona da sağlıkçının yaptığı "öpeyim de geçsin" mantığı ile sarı kart çıkıyor.
penaltı konusunda ise 4 kere seyrettim ilk başta penaltı gibi gelen pozisyonun bir açısında kaleci topa dokunmuş gibi geldi.neticede fener mücadele ederken, top oynamaya istekli olan takım olan galatasay istediğinde başarılı olmadı. işin üzücü yanı hıncal uluç gibi adamlara gün doğacak ona yanarım. senin takımın adamı forvetsiz sahaya çıkaracak kadar tırsıtsın( taktik tabiik i canım), seyircileri ikinci yarı çabuk geçsin diye dua ettirsin, sen de felaket tellallığı yap.
neeskens aydın oyuna girerken gene taktik çizelgesini çıkardı ya bu bile gelecek için umudu sıcak tutmata sebep. "

Sözüm meclisten dışarı

Derbi = ?







Cumartesi, Ekim 24

Maç Öncesi Diyaloglar

HRM's ...:
ne düşünüyosun o zaman giriyim bi damardan hadi
umdun varmı


aksilaz:
umut 6-0 dada vardı

HRM's ...:
total futbol esintili cimbom çubuklu formaya karşı
adı bu derbinin


aksilaz:
bakalım nasıl olacak
ancak ilk dakikalar çok önemli bu maçta
psikolojik üstünlük olayı

HRM's ...:
evet kesin
fener kartal sosyalleşmesi derbiye yansırmı sence


aksilaz:
bu maça hiç bi sosyalleşme yansımaz

HRM's ...:
hani bi kazananı alkışlama furyası dolaşıyor ya


aksilaz:
2005-2006 sezonunu hatırla
sami yene şampiyon çıktınız
alkış varmıydı
o maçtaydım ayrıca

HRM's ...:
evet
5000 pet şişe+kırık koltular
süperdi
sende atmışmıydın pet şişe
doğruyu söyle


aksilaz:
pet degilde bi tane bardak boy su atmıstım
alexe tabi
pek severim bilirsin

HRM's ...:
sevmek te denmez
benim Türkiyede ne ironiktirki
iki favori topcumda gassaray patenti taşıyor biliyosun
1 ümit karan=tüm zamanların en efektif forveti
2 sabri=çağımızın speedy gonza sı


aksilaz:
kontrolsüz güç, güç değildir

HRM's ...:
ve hala iddialıyım
eğer hollandalı 3 sezonu tamamlayabilirse
ki total düzeni ancak üç sende oturur
sabri bu takımın keitayla bombası olacak
yaz bunuda


aksilaz:
sabride gözle görünen bi düzelme var
ama sabri işte
kafayı kaldırıp orta yapmaya basladı
sıra ayagını düzletmede
e sonrada şut var tabi
yolu uzun

HRM's ...:
şutu iyii
ama biraz kalibre sorunu var
olsun
onun almanyaya karşı semihe asisti bile her hatasını affettirir


aksilaz:
doğrudur
maç hakkında konusuyoduk

HRM's ...:
temennimi sorarsan galatasarayın manyak etmesi yönünde
ama dinamo karşısında da ondan önceki trabzın maçında da
sadece 20 dk beklenti oynadı


aksilaz:
bizim yolumuz cok sistem için

HRM's ...:
ileride basıyo ama hala çabukluk yok


aksilaz:
ama bu herr daum oturtmus cogu seyi
steau macındaki pas baglantısı muazzamdı
cok begendım o maçta
korktum

HRM's ...:
defansif olarak fener daha iyi
ama erken atıp üstüne yataym derse antepdeki gibi
işler kesata dönebilir fener adına
galatasarayın şimdiki kadrosu uefa kazanan kadroyu rahat ikiye katlar kalitede


aksilaz:
o kadar abartmayalım ya

HRM's ...:
pes 2010 da bile mahvettiniz beni
abartırım hacım bu sistem oturunca az bile demişsin diyeceksin
ama olay tahammül meselesi


aksilaz:
burası benzemez hiç bi yere
total için altyapısı iyi adamlar lazım
yabancılar ok ama bizim uğura, aydına, topala, barışa öğretemezsin bazı şeyleri

HRM's ...:
elanoda gidici sana diyim koşmazsa
ama sizin iş bitiriciniz sağ taraf
sağdan yıpratıp
soldaki tekniklerle duman etmek gibi bir taktik işe yarar kadıköyde
bide carlos oynarsa değme keitanın keyfine

aksilaz:
keita degisik ya ucuyor adam
carlosla güzel oynar
ama carlos bu ne zeki sıcandır o
sizin orta saha cok ustun bize göre
emre-cristian oturdu
santos-kazım da iyi
bizim ayhan-sarp bi yere kadar

HRM's ...:
işte sizin o mevkiye %100 pirlo hacım
çakmasıda olsa olur yani

aksilaz:
elano dinamo maçında son 20 dakika iyi yönetti takımı
onla baslamak lazım
keita-arda kanatlarda
önde baros

HRM's ...:
keitanın arkasındada sabri

aksilaz:
orda bek orjinli santos var bu kadar etkili olamazlar bu macta

HRM's ...:
evet
son dakikalarda önemli
sizin son dakika performansıda sos veriyor


aksilaz:
hala oturmadı takım defansı
defans zaten bomba bide takım olarak defans yapamayınca acık cıkıyor
gökhan zan gecen sene güiza yı ihya etmişti
bu maçtada yapabilir

HRM's ...:
onu alan hangi akla hizmet aldı orasıda ayrı bi tez konusu ya neyse
zaten cam bebek üflesen sakat oynadığında da yaptığı ortada


aksilaz:
gökhan gönül-balta eşleşmeside güzel
balta bu sene soyadı gibi maşallah

HRM's ...:
ikiside tam değil
gönülde rehavette gibi
,

aksilaz:
son maçta iyiydi

HRM's ...:
yine iyi ama eskiyla kıyaslayınca
sönğük kalıyor


aksilaz:
bu maç başka
skor tahmini alayım son olarak

HRM's ...:
bu maç değilki zaten
başka bişey
yenenin yenilenin tahmin edilemeyeceği formun taktiğin hikaye olduğu bi olay
daha yürekten oynayan galip gelir derim ben


aksilaz:
beraberlik iyi diyorum bende

HRM's ...:
3-2 gibi bi skor olur gibime geliyor
3 ü kim atar bilmiyorum ama


aksilaz:
bünyamin atmasında

HRM's ...:
o mu hakem
fırata nolmuş
çakıra yada
derbinin hakemi fırattır yaa


aksilaz:
fırat iyi bencede
bakalım neler olacak
maç sonuda yapalım konusmayı

HRM's ...:
yaparız
sinirli olmazsan
fener çubuklu giymezse bir adım önde başlar cimbom

aksilaz:
ben mülayim adamımda bu maç başka
boyut değişiyo sanki

HRM's ...:
evet dedik ya sadece maç değil
futbolun tavafı oluyo sanki o an kendinden geçiren bir tavaf

aksilaz:
güzel bi tespit
maç sonu görüşmek üzere

HRM's ...:
sadece hissedilen
görüşürüz hacım
mutlu görüşmek üzere her ikimizde


aksilaz:
3 ten fazla olursa bekleme :)

Türkü Söyle , Türkü Sev

Yüreklere yağmur ol,
Umutlara umut kat,
Toprak gibi sevgi dol,
Kini nefreti kır at.

Dedem korkut misali,
Hacı Bektaş-ı Veli,
Sevgi birlik temeli,
Yunus'ta sevgi seli.

Türkü söyle türkü sev,
Türkülerle sevdalan,
Yerden göklere kadar,
Bayrak gibi dalgalan.

Ayrılıkta azap var,
Birlikte rahmet yavrum,
Hava gibi su gibi,
Hürriyet nimet yavrum.

Sevgi ocağı okul,
Bitsin dertler elemler,
Barış dolu ülkemde,
Türkü yazsın kalemler.

Perşembe, Ekim 22

D-erefsizler...



Kendine sövdürmeye bu kadar meraklı olunmazki..Sadece uefa maçı izlemek isteyenlere,kendi reklamını ve diğer platformu(digitürk) maç anlatımından daha çok şikayet ederek resmen ağlayan yayıncı(cık) zihniyeti...Basitliğin en adi şeklinin resmidir.Sırf yayın hakları bizdedir ne istersek onu izletiriz diyen doğancık zihniyetinin Fenerbahçe ataklarında koyduğu resmen küfür niteliğindeki logosu herşeyi özetliyor..maçın bitimini bile bekleyemedim sinirimden.Yazarken bile sövüyorum..Allah belanızı versiiinnn...Paragöz şerefsizler.. Dünayanın bütün maç yayını haklarını alsanız da,ayda 5 liraya yayınlasanız da.ALMAYACAĞIM ulan..

Haksız mı ?


Çarşamba, Ekim 21

Road to Madrid 3.2

A Grubu
Bordeaux 2-1 Bayern Münih ( 27 Ciani, 40 Planus - 6 Ciani kk )
Juventus 1-0 Maccabi Haifa ( 47 Chiellini )

B Grubu
CSKA Moskova 0-1 Manchester United ( 86 Valencia )
Wolfsburg 0-0 Beşiktaş

C Grubu
Real Madrid 2-3 Milan ( 19 Raul, 76 Drenthe - 62 Pirlo, 66 ve 88 Pato )
Zürih 0-1 Marsilya ( 69 Heinze )

D Grubu
Chelsea 4-0 Atletico Madrid (41 ve 52 Kalou, 69 Lampard, 90 Perea kk )
Porto 2-1 Apoel Nicosia ( 33 ve 48 Hulk - Pereira 32 kk )

Memleketten Lider Manzaraları

Dün yaşanan gelişmeler malum. Ülkenin nereye çekilmek istendiği açık seçik görülüyor. İşte bu ortamda dün 4 parti başkanının konuşmaları şöyle oldu. Tabi bunlardan bir tanesi partisinden başka çapulcularında sözcülüğüne soyunmuş. Soyadından zerre nasip almamış bir şahıs. Açıklamalar aynen şöyle :

Recep Tayyeap Erdoğan :
“Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü?”

Ahmet TÜRK :
“Bu gelenler teslim olmaya gelmiyor!.. Pişmanlıktan mişmanlıktan faydalanma gibi bir istekleri falan yok. Bunlar temsilci.. Şartları bildirmeye geliyorlar...”

Devlet Bahçeli :
“Dikkat buyurunuz, alkışlarla karşılananlar Mekke-i Mükerreme’den dönen hacı kafilesi değildir. Ya da alın terleriyle ekmeklerini kazanmak için gittikleri yabancı ellerden kesin dönüş yapan gurbetçiler değildir. Milletini yabancı coğrafyalarda şerefle temsil etmiş Mehmetçik birlikleri hiç değildir. Bunlar, elinde bebeklerin, anaların, kadınların, şehitlerin kanı olan, silahlarına masum binlerce vatandaşımızın kanı bulaşmış hain teröristlerdir.

Deniz Baykal :
“Azeri bayraklarını toplatan iktidar, daha dün Türk topraklarında sallandırılan PKK bezlerini görmezden geldi.. Gücünüz PKK’ya yetmiyor da Azerbaycan’a mı yetiyor”

Sevdadandır

Salı, Ekim 20

Şampiyonlar Ligi 3.1

E Grubu
Liverpool 1-2 Lyon ( 41 Benayoun - 72 Gonalons, 90 Delgado )
Debrecen 3-4 Fiorentina ( 2 Czvitkovics, 27 Rudolf, 88 Coulibaly - 6 ve 20 Mutu, 10 Gilardino, 37 Santana )

F Grubu
Barcelona 1-2 Rubin Kazan ( 48 İbrahimovic - 2 Ryazantsev, 73 Gökdeniz )
İnter 2-2 Dinamo Kiev ( 35 Stankovic, 47 Samuel - 5 Mikhalik, 40 Lucio kk )

G Grubu
G. Rangers 1-4 Unirea ( 2 Ricardo kk - 32 Bilasco, 49 Fernandes, 59 Mc Culloch kk, 65 Brandan )
Stuttgart 1-3 Sevilla ( 74 Elson - 23 ve 72 Squillaci, 55 Navas )

H Grubu
Az Alkmaar 1-1 Arsenal ( 90 Da Silva - 36 Fabregas )
Olympiakos 2-1 Standart Liege ( 43 Mitroglou, 90 Stoltidis - 37 De Camargo )

Yılmaz Ozdil Yazısı


Terörist olmadıkları, olsa olsa terörişko oldukları açıklanan PKK’lılar, sınır kapısına serilen kırmızı halı üzerinde, protokol tarafından, çiçeklerle karşılandı. Yetkililerin, gözyaşlarıyla birbirlerine sarılarak, çak yaptıkları görüldü. Giriş işlemlerini önceden hazırlamayarak, 4 saniye beklemelerine sebep olan memur, görevden alındı, mağdur PKK’lılardan özür dilendi, araya Ahmet Türk girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, Ahmet Türk’e teşekkür plaketi verildi. Bando eşliğinde üstü açık arabaya bindirilen PKK’lılar, resmi geçit kortejine katılarak, halkı selamlaya selamlaya Silopi’ye girdi. Temsili karakol baskınının gerçekleştirildiği törenlerde, temsili bir askerin, tahta tüfekle sağa sola ateş ediyormuş gibi yapması, coşkuya gölge düşürdü. Divan-ı harbe verilen askerin, akli dengesinin bozuk olduğu ortaya çıktı. 25 atletin İmralı’dan getirilen toprağı PKK’lılara sunmasının ardından, güzergâh üzerindeki devlet dairelerine molotof atıla atıla, Vilayet Konağı’na geçildi. Makam aracını PKK’lılara tahsis ettiği için yürüye yürüye gelen Vali’nin kapıda karşılamaya gecikmesi, PKK’lıları tek başına karşılamak zorunda kalan ABD Elçisi tarafından skandal olarak nitelendirildi. Sinirlenen elçi, “Bu memleketin sahibi yok mu kardeşim, her şeyi biz mi yapacağız” diye bağırdı, araya Emine Ayna girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, ona da teşekkür plaketi verildi.

* * *
Karayoluyla Diyarbakır’a giden PKK heyeti, oradan, havayoluyla Ankara’ya geçti. Ancak, bu seyahat için, başbakanlığa yeni alınan 18 koltuklu DAP uçağının tahsis edilmesi, krize sebep oldu. PKK’lıların “Sıkış tepiş olacağını bilseydik, gelmezdik” diye yakınması üzerine, derhal 40 koltuklu Ana uçağı tahsis edildi. Bu bekleme sırasında VIP’te yürekleri ağızlara getiren bir sabotaj girişimi yaşandı ve “Türk” kahvesi ikram edildi... Irkçı muameleye maruz kaldıklarını söyleyen PKK’lılar, “Kalkın, dönüyoruz Kandil’e” dedi. Allah’tan Sırrı Sakık devreye girdi, “Espresso olmadığında ben bile Türk kahvesi içiyorum” diyerek, tatsızlığın büyümesini önledi. Faşist garson gözaltına alındı. Sırrı Sakık’a da teşekkür plaketinin yanı sıra Beluga havyarı takdim edildi.

* * *
Başkent’e inen PKK’lılar, gündüzdü ama havayi fişeklerle karşılandı, deve kesildi, nazar değmesin diye alınlarına sürüldü, TOKİ’nin hediyesi dubleks dairelerin anahtarları hediye edildi. Limuzinlerle TBMM’ye geçen PKK’lılar, önce, Meclis Lokantası’nda AB büyükelçileriyle basına kapalı yemek yedi, sonra, DTP grup toplantısına katıldı; Şeş TV’nin yanı sıra, Roj TV’den de naklen yayınlandı. Ayak altında dolaşmasınlar diye, CHP ve MHP grup toplantıları iptal edildi, “Çok istiyorsanız gidin orada yapın” denilerek, ilk meclis tahsis edildi.

* * *
PKK’lıların yarın İstanbul’a geçmesi, Savarona’yla Boğaz turu atması, akşam da Çırağan Sarayı’nda gazetecilerle yemek yeyip, topluca Reina’ya gitmeleri bekleniyor.

Haftanın Ardından

Ligde heyecanlı bir haftayı daha geride bıraktık. Takımlar artık rayını bulmuş durumda. Mazeret üretecek şanslarıda kalmadı. Teknik direktör dökülmeleri sıklaşmaya başlar. Günü kurtarmak isteyen takımlar bu yola başvuruyorlar. Nurullah Sağlam’a ve futbolcularına yapılan hakaretleri pek çok yerde görebiliyoruz. Biz futbola dönelim ve sahadaki oyunu yazalım.

- Lider Fenerbahçe büyüyü bozdu bu hafta. Gaziantep önünde önde olmasına rağmen son 6 dakikada maçı kaybetti. Oyun olarak kazandığı maçlardan tek farkı Alex’in yokluğuydu. O olmayınca takımda çarklar dönmüyor. Alex’i makine parçasına benzetirsek takımın volanı diyebiliriz. Bu maçta Daum’da formsuzdu. Özellikle Bekir değişikliği çok gereksizdi. Ancak Daum’un skoru koruma isteği her zaman ön plana çıkıyor. Gaziantep ise Julio Cesar sayesinde liderden 3 puan aldı. Ancak kadrolarına ve oynadıkları oyuna bakınca daha iyi oynaması gerektiğini düşünüyorum. Uzatmalarda atılan frikik golü ise haftanın golü.

- Fenerbahçe’nin puan kaybından sonra Ali Sami Yen’e çıkan Galatasaray mutlak kazanması gerektiğini biliyordu ve ilk yarı boyunca oynadığı oyun sezonun en iyileri arasına girecek kalitede. Ancak takımın bu sene sıkça düştüğü panik havasını anlamak çok güç. Skor avantajı elinde ve sakin oynayabilecek bir kadro yapısı varken yapılan bu paniğin başka sebepleri olmalı. Trabzonsor ise sene başındaki yapısına dönünce daha iyi oynamayı başardı. Ancak 3 gol atmış olmasına rağmen hücum anlamında Alanzinho ve Yattara’nın yokluğu göze çarpıyor.

- Beşiktaş ilk kez iki galibiyet üst üste almayı başardı. Bu galibiyeti ise direk olarak 2 dolaylı olarakta 1 kayıpla elde etti. Ernst ve Ferrari kırmız kart görerek takımı eksik oynattılar. Özellikle Ernst’in gördüğü iki sarı kartta lüzumsuzdu. Birde Denizli’nin ilginç kadro kurma geleneği devam ediyor. Toraman ön libero oynadı bu hafta. Önümüzdeki haftadaki yeri ise stoper olacak. Böyle yaparak bir düzen oturtması mümkün değil. Kasımpaşa ise güzel oyununun sonucunda puansız döndü. Maçın hakimi olan taraftılar. Onlarda zorlu maçları atlattılar. Bundan sonra puanları almaya başlayacaklardır.

- Bursaspor istikrarını sürdürmeye devam etti. Üstüste kazandıkları 4. Maç oldu Denizli deplasmanında. Ertuğrul Sağlam farkını ortaya koymayı başarıyor gittiği heryerde. Zapo’nun son dakika attığı gol ise çok ilginçti. Denizlili Roberts’ın goldeki vuruşu çok ustaca. O kadar yükse topa ancak öyle vole vurulabilirdi. Nurullah Sağlam’ın istifası sonrası nöbeti kim devrelacak bunu bekliyoruz.

- Gençlerbirliği ise Sivasspor’u ikinci yarıda yıkmayı başardı. Muhsin Ertuğral ilk maçında puanla tanışamadı. Önümüzdeki hafta ise Gazianteple evlerinde zorlu bir sınava daha çıkacak. Gençlerbirliği Doll ile pozitif oynamaya çalışan bir ekip oldu. Kadro olarakta bu sisteme uygunlar. Mustafa-Kahe-Burhan-Harbuzi etkili silahları takımın.

- Kayserispor ise son altı maçta 16 puan alarak büyük bir çıkış yakaladı. Bu haftada Ankragücünü evlerinde 3 golle geçtiler. Tolunay hakkında ilk haftalarda kafalarda oluşan acabalarda dağıldı bu sonuçlarla. Antalyaspor evinde Diyarbakırsporu rahat geçti. Necati yine boş geçmemiş. İki denk takımın mücadelesinde ise Belediyespor evinde (ne kadar olduğu tartışılır) Manisasporu tek golle geçerek. Son üç maçtandada galip ayrıldı. Ligde artık maçlarda heyecan artıyor. Haftasonu ise derbi var. Derbi hakkında Cumartesi günü geniş bi analiz yapabiliriz. Blogun diğer yazarı hrmpasa ile birlikte.

Özilhan'ın Yanıtları


İki tarafında haklı olduğu yerler var. Ancak Aziz Yıldırım'ın her zaman ki külhabeyi tavri Özilhan'ı rahatsız etmiş ve o da sert cevaplar vermiş. Dediklerine de katılıyorum Özilhan'ın.

"Keşke sadece salon yaparak spora katkı yapılabilseydi. Evet, Fenerbahçe Kulübü salon yapıyor, ama biliyor musunuz ki, o salon aslında yapılması planlanan alışveriş merkezinin yan unsuru. Yani yapılacak alışveriş merkezinden jenere edilecek para ile yapılacak bir yatırım. Arsası da hediye ve tahsisli. Aynı şartlarla biz de bir salon yapmaya hazırız."

"Efes Pilsen’in 33 yıllık tarihinde iki doping vakası var. Biri saçları dökülmesin diye kullandığı ilaç nedeniyle sıkıntı yaşayan Ermal, ki o madde artık yasaklı maddeler listesinden çıkarılmış durumda. Diğeri de Kerem. Kerem Gönlüm’de tespit edilen “Cathine” maddesinin hangi yolla alındığını araştırıyoruz. Bulduğumuzda da gereğini yapacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Kaldı ki Aziz Yıldırım önce kulübünün basketbol, voleybol, yüzme ve kürek gibi branşlardaki doping sabıkalarına baksın. Hatırlamakta zorluk çekerse, internette yapacağı kısa bir gezinti, anılarını tazelemesini sağlayacaktır."

Pazartesi, Ekim 19

Türkiye Kupası Eşleşmeler

Son şampiyonun fotosuyla merhaba diyelim kupaya. İki tur bitti ve 3. tur oynanacak kupada. Bu turda geçen senenin beşincisi Galatasaray'da var. Çekişmeli geçecek maçlar çıktı kuradan. Süper lig takımları birbirlerini çekince grup aşamasında renkli maçlar olacak. Ankaraspor sanırım kupa maçlarını oynayacak. Onlar içinde ilginç bir deneyim olacak. Eşleşmeler şöyle :

Galatasaray - Bucaspor
Tokatspor - Ankaraspor
Ankaragücü - Karşıyaka
Kayserispor - Manisaspor
Mersin İ. Y. - Antalyaspor
Güngören Belediye - Bursaspor
İ. B. B. - Gençlerbirliği
Diyarbakırspor - Tarsus İ. Y.
Kasımpaşa - Kayseri Erciyesspor
Denizli Belediye- Kastamonuspor
Denizlispor - Gaziantepspor

Konya Şekerspor - Adanaspor
Orduspor - Belediye Vanspor
Giresunspor - Çaykur Rizespor
Altay - Samsunspor
Yalovaspor - Eskişehirspor

Dağdan Şehire İnmek

Kandil dağından şehre inecek olan 100 terorist için bölge halkı ayakta. Gelişlerini davul, zurna ile karşılaaycaklar. Basındaki yalakalarıda bugün coşmuşlar. İşte barış, demokratik Türkiye gibi bizim idrak edemeyceğimiz başlıklar atıyorlar. Bu dağdan inen 100 davar sonrasında meclise gideceklermiş. İmralıdaki çocuk katilinin ellerine tutuşturduğu paçavrayı getirecekler. Sonrası ise barış rüzgarları esecek, çiçekler açacak, kuşlar ötecek, aydınlanacağız, bölünerek çoğalacağız ve bu barış kahramanlarıda kendi ülkelerinde mutlu mesut yaşayacaklar. Biz mi ne olacağız. Bizede biçilmiş bi rol vardır elbet bu sahnede. Piyon olarak nereye sürülersek orada olacağız.

Nasıl bir ülke politikamız var merak ediyorum. Her ülke 50 sene ötesinin hamlesini yaparken biz hala içimizdeki haysiyetsizlerle uğraşmak durumda kalıyoruz. Barış adı altında bölünmeye yelken açıyoruz. En garibi ise bu yapılan işlerle gurur duyan bi toplum oluyoruz.

Galatasaray 4-3 Trabzonspor #9

Maç hakkında oynanan oyun dışında yazacak çok şey var. Bunu derbi öncesine bırakmak istiyorum. Rijkaard'ın maç sonu demeci zaten herşeyi açıklıyor. Yazının sonu ekleyeceğim. Maçın kırılma anı resimdeki andır. Serkan biraz becerikli ve soğukkanlı olabilse takımını öne geçirecekti. Ancak gereksiz bir vuruş denemeyi tercih etti.

İlkyarıda boğucu bir Galatasaray baskısı vardı. Golün geleceği belli ediyordu kendini. Keita ve Kewell rahat oynadıkları için tehlikeyi üreten isimler oldular. Arda Turan'daki statik oyun devam ediyor. Mücadele etmemeyi tercih etmeye başladı. Bu hem kendisi hem Galatasaray için dezavantaj. İlk golde Sabri güzel hareketlerle topu içeri kesti, Kewell ise artık alıştığımız yarım volesiyle işi bitirdi. İkinci gol ise tesadüfen geldi. Sylva sert gelen topu içeriye attı. Trabzonspor golden sonra etkili oldu ve onlarında attığı gol şans ile oldu.

İkinci yarı tam bir kabus oldu. Bu kadar silik ve panik oynayan bir Galatasaray'ı görmemiştim. Herşey lehineydi ancak takımda yinede panik havası hakimdi. Bunu çözmek Rijkaard'a bağlı bir olay değil. Tecrübeli oyuncular bile panik yaptılar ve bir türlü çıkamadılar o havadan. Colman'ın attığı enfes gol ise izlemeye değer tek goldü. Ayhan'ın büyük hatası var bu golde. Kaptırdığı top 5 sn sonra gol oldu. Servet'de çok rahat vurdurdu bu pozisyonda. Sonrasında ise yine ne oynadığını bilmeyen bir Galatasaray vardı. Barış - Kewell değişikli takımı biraz hızlandırdı. Arda ve Baros'un golleri ile tekrar rahatladığımızı sandık. Ancak Gökhan'ın defans arasına yaptığı koşu sonrası attırdığı gol moralleri bozmaya yetti. Maçın bitiş düdüğü çaldığında sahadaki temaşa bitmiş ve zorluklarla gelen 3 puanın sevinci kalmıştı geriye.

Takım savunması kurgusunda giderek zayıflama var takımda. Sene başlarında daha çok mücadele ediyordu Galatasaray. Ancak şu sıralarda yenilen gollerin basitliği can sıkmaya başladı. Ayrıca Leo Franco konusu hala bir muallak. İlk golü çıkarabilirdi, ikinci golde ise durduğu yer yanlıştı. Hala maç kazandıran bir kaleci. Volkan bu konuda çok başarılı. Zaten aradaki farkta bu yüzden oluştu. Son olarak söz Rijkaard'da :

“Yapılan hataları sadece defansa mal etmemek lazım. Ortada bir hata varsa bunu takım olarak yapıyoruz. Bugün baktığımız zaman üç gol yedik ancak burada sorun sadece defans kurgusunda ya da o bölgede görev yapan oyuncularda değil. Orta sahada da çok basit hatalar yaptık. Bu hataları ortadan kaldırmamız lazım”

Perşembe, Ekim 15

Balkanlar'ın Ortasına Sıkış"tırıl"mış Güzel Ülke!

kendi çizdiklerimi de tarayamadığımdan koyamadım,
bidahakine onlarla birlikte yazmak umuduyla.... =)

Kimlik bunalımları sadece insanların değil bazen kentlerin hatta ülkelerin de kaderini değiştirmeye kâfi gelmiştir... şüphesiz bunun en acı örneğini yaşayan ve inanılmaz kıyımlara sahne olan bir ülkedir Bosna-Hersek... sadece bir Kont'un elinden çıkmış muhtıra mıydı sorumlu, o mu? bu mu? şu mu?... bilinmez... lakin; her haritaya bakıp bu minicik ufacık ancak ayaklarını sokabilecek kadar bir deniz sınırı olan bu ülkeyi gördüğümüzde içimizin burkulduğu açıktır....
yaklaşık 2 sene önce bu ülkeyi ziyaret edebilme lüksüne öğrenciyken erişebilme fırsatı bulmuştum.zaten lüks olması ordan kaynaklı:)...... üniversite hayatı boyunca sanırım en çok gezen sınıf olmuşuzdur... evet bunu başarmışızdır sanırım... bir daha öyle gezebileceğimi hayal dahi edemiyorum. :) inanılmaz güzeldi. eşsizdi.... biraz önce el yazımla yazdığım Bosna Hersek izlenimleri müsvettesi geçti elime... tekrar yâd ettim güzel günleri.... 1000lerce şükürler olsun bi daha gidebilir miyim bilmem.... ve canım hocalarım sağolsun....e milletimiz de varolsun hadi :)

o yazımı el yazısıyla koycaktım ama aksilik budur ki tarayamadım, sizi de güpgüzel yazımdan mahrum bırakıciim :) artık böyle okuyuverin... o zamanlar ben küçücük miniciktim, biraz yavan bi yazı ama bence yine de güzel hatırlamak babından; iyi ki de yazmışım...... :P

Bosna-Hersek İzlenimleri
Hasbel-kader mi gelmiştik Bosna topraklarına, yoksa hala bu "rüya ülke"nin tılsımından kurtulamadığımdan mı böyle geliyor bana? Ya da ne dersiniz, şanslı mıydım birçoğundan? Her ne olursa olsun bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: İyi ki gördüm, tanıdım Bosna-Hersek'i.

Öyle bir kente gidiyoruz ki, çoğu Osmanlı yapısı çok sayıda camisi ile bir Osmanlı şehri sanki. Dört yanı dağlarla çevrili bir güzelim ova. Şehri bölen Bosna Nehri ayrı bir güzelleştiriyor bu kenti. Evet burası bizden bir şehir aslında. Burası Sarayevo. Yarı ahşap yarı kagir, cumbalı evler, bu evlerin aralarını süsleyen eski taş sokaklar, mezar taşları, hatta ve hatta üzerlerindeki isimler. Hepsi bizden. Belki farklı bir dil dolaşıyor ağızlarda ama sanki her an anlayacaksınız söylediklerini."Selam" diyorlar, "marhaba", "arkadaş" diyorlar. Bu kelimeleri duyduğumuzda çocuklar gibi şenleniyoruz. Ve her birimiz de ayrılırken o insanlardan öyle bir "Allah'a emanet" diyoruz ki, sanırsınız iki günde Boşnakça öğrendik. Bazen de hem onların hem bizim çat-pat İngilizcemizle anlaşıyor, pazarlık bile yapıyoruz esnafla.

Tabi yemekleri es geçmemek lazım. Çarşıda gezerken "Cevabi" kokularını alıp bizim İnegöl'e gidiyorsunuz sanki. Ve her sabah “Burek” hayaliyle uyanmak bambaşka zaten (ben “Sirnica”yı ısrarla öneririm). Akşama da soğan dolması yiyip üstüne bir de bakır cezvede gül lokumuyla ikram ettikleri "Bosnian Kafa" dan içtiniz mi değmeyin keyfinize.

Gezimiz sadece Sarayevo'yla sınırlı kalmıyor tabi. Öyle bir yer ki, hani Akif'ten bir şiir okursunuz, o şiir sizi alır götürür, hiç bitmesin istersiniz ya; işte biz de Poçitel'in bitmesini hiç istemiyorduk. Kulağımızda ezan sesi, aşağıda şiir kent Poçitel ve bir sükunet. Sadece o an bile Poçitel'den gitmek istemeyişimiz için yeterliydi sanırım. Ve Mostar'a doğru devam ediyoruz. Yemyeşil Neretva çayı ve üzerindeki eşsiz güzellikteki o köprü. Nasıl da kıyılıp tarumar edilmiş diye düşünmekten alamıyorsunuz kendinizi. Mimar Sinan Mektebi'nin bu eşsiz mimari özelliklerine sahip tek kemerli sivri köprüsü akşam vakti bizi hüzünle uğurluyor ama başı dik!!!

Travnik ise vezirler şehri. Bizim Amasya'mız sanki. Burada çatılar biraz daha dik. Savaşta darbe almamış Travnik. Her adımda başka bir camiyle karşılaşıyoruz. En önemlisi ise kadınların yaptırmış olduğu Resimli Camii de denilen Alaca Camii. Ve Travnik'in kalesinden şehre bir de tepeden bakıyor, sonra da Sarayevo yolunu tutuyoruz. "Dinleyin İbraham'ı" diye irkiliyor, düşüncelerimizi paylaşıyor, kah gülüyor, kah hüzünleniyoruz. Şengül Hoca'mızdan Roma sözü alıp, Halil Hoca'mızla tezahüratlar yapıyoruz. Ali Hoca'mızla gülüp,Ömer Hoca'mızla sessizleşiyor, öylece onu dinliyoruz.

Akıllarda ise muhteşem şehir tabloları yanında tarumar edilmiş bir kent kalıyor dönüşte. O sahneleri yaşayanları ve bu barbarlığı onlara reva görenleri anlamaya çalışıyoruz. Dilimde Akif'in bize kazandırdığı o muhteşem dizeler, yolumuza devam ediyoruz: "Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır"ı yoğun istek üzerine, bu kez Bosna için söylüyorum semalarda... ve herkes bize bakıyo =)
Ve son olarak; Bosna-Hersek'i görmemize vesile olanlara şükranlarımı sunup; “ŞENGÜL HOCA BİZİ ROMA'YA GÖTÜR" diye bitirirsem güzel olur sanırım :)


şengül hocam'ın ve diğer hocalarımın emeğine sağlık... belki bi gün Roma'da.. ....=) ola da bilir...

İki Resim Arasındaki Fark



İki resimde dün akşamdan. Önce alttakini yazalım. Azeri kardeşlerimiz Rusya maçında Türk bayrağı açarak gerekli dersi verdi diplomasi budalalarına. İlk resim ise ermeni taraftar tribününden değil basın tribününden. İşte böyle bir insan bu ermeniler. İnsan demek zorundayım çünkü yaratandan ötürü. Yoksa Hocalıda, Karabağda, ülkemizde kestikleri bebekleri, hamile anaları, çocukları, yaşlıları asla unutmuş değiliz. Unutmayacağız, unutturmayacağız...


Son foto için Ömer'e teşekkürler.

Maradona Ağlarmı..?




Zor bela,güçte olsa sonunda Arjantin,dünya kupasına direkt katılmayı başardı.Maradona'nın sevinci coşkusu da olmasa zaten keyfe değer bir durumda yoktu sahada.En azından Maradona'nın tutkusu sahadaki takımında yoktu.Baya zamandır da bu isteksiz tutuk görüntü devam ediyor aslında.Ne Messi tanınıyor sahada,ne de Arjantin.Bolatti'nin golü 1-0'lık galibiyet maçın özeti bu zaten oyun anlamında.

Benim aktaracaklarım,aslında maçın sıkıcılığından mütevellid düşüncelere dalışım ve neler neler düşündüğüm.Bir zamanlar,İtalya'da böyle bir durum yaşamıştı Fransa 98'de Rusya'yla play off oynamak zorunda kalmıştı.Aklıma Okay Karacan'ın o günkü yorumuyla "az kalsın İtalya'sız bir dünya kupası izleyecektik"deyişi geldi.Bizde az kalsın Arjantin'siz bir dünya kupası mı izleyecektik?Olabilirdi elbette.Uruguay, hiçte iddiasız bir futbol ortaya koymadı Arjantin'le kıyaslayınca.Arjantin olmasa ne olurdu dünya kupasında?Tabiki hiçbirşey olmazdı.Kendi takımımızın olmadığı ve acaba kimi desteklesek diye düşündüğümüz Afrika'da kendimize başka bi sempatik arardık.(Arjantin yedek milli takımımız olması babından)Birde dünyanın en güzel milli takım formasından mahrum kalırdı gözler hepsi o kadar.İngiltere'siz euro2008 zevksiz olur diyenlerin neler gördüğü malum kupada.Ne ironiktir ki,dünyanın iki süper yıldızının milli takımları(portekiz-arjantin)bu haftaya kadar umutsuz vaka halindeydiler.Oysaki eski dünya futbol düzeninde iki takımda Messi'siyle Ronaldo'suyla son maçlara gazozuna şov amaçlı çıkmış olmalıydı.Olmadı...Artık düzen kişisellerin,süper yıldızların değil,takım olmayı becerebilenlerin,futbolu basit oynayıp o basitliğe saygı gösterenlerin.O neki diyenler,baksınlar Bosna-Türkiye grup sıralama durumuna.Birde düşündükçe 2 Avrupa bir de dünya kupası yaşamışım 30'lara dayanan yaşımda.6 yılda yaşamam gerekeni,30 yılda ancak tadabilmişim.5X'lik bir çile durumudur velhasılı diğer kalan bize.Tevellütü 50'lere dayananları daha hiç katmıyorum hesaba..



Hadi biz alıştıkta arkadaş öyle buhranlı,sıkıntılı şekilde kupalara zorda olsa müdahil olmalara,bu gediklilere ne oluyor diyorum.İtalya'sı,Fransa'sı,Arjanti'ni,İngiltere'si.Daha önce de sorduğum soruyu yineliyorum değişen şartlar,eşit koşullar derken,global harmanlamanında gerçekleştiği dünya futbolunda,alçalanmı büyükler yoksa yükselenmi küçükler?Ben bunu çözemedim.



Sonuç olarak "son tango" derken "don't cry for me argentina" derken,Diego'yu göz yaşlarına boğan bir sonla yedek takımım Afrika biletini aldı.Tabiki ben yine düşündüm ki"neyleyim köşkü,neyleyim sarayı,ayyıldızımın olmadığı 2010'da".Beni kim sizin gibi çoşturabilir ki?Heleki bizler artık şarkı dinlemekten bıkıp,o şarkıya bizzat katılıp söylemek istiyorken.Elimde kumandayla onu,bunu,şunu değil,bizi izleyip,bize sevinmek isterdim.Dünya basınından"come back kings"leri "what an unbelievable team"leri okumak isterdim Afrika'da bize methiyyeden.Ama olmadı.Beceremedik.Ne söylenebilir ki hak edene başak helalse?Hakedene ve gidenlere helal olsun...Bizde ağlayaduralım...!

Çarşamba, Ekim 14

Evrim Maymunla Oluyor ama Onla Çürütülemiyor

Radikal gazetesini düzenli olarak okurum. Çok değerli yazarlar var bir kaç tane. Ancak bu tür haberlerden hala vazgeçemediler. Şimdi ilköğretim kitabında yazanlar yanlış mı? Madem evrimin ana anahtarı maymun neden maymun baz alınarak sorulan bu sorudan rahatsız oluyorlar. Cevaplarıda belli aslında. Maymunlar evrim geçişi sürecinde böyleydiler. Geçişi tamamlayanlar insan oldu, şuankiler ise geçişi tamamlayamamışlar.

Geçmişten Günümüze 1


Dünya Kupasına Doğru

Cumartesi maçlarını işler dolayısıyla yorumlayamadık blogda. Bizim açımızdan beklendiği gibi geçti açıkcası. Son iki Dünya kupasınıda evden izleyeceğiz. Gerçi kendi açımdan Almanya 2006’yıda izleyemedim. Foça’da alçak sürünme zamanlarımızdı. Bugün Avrupa’da son maçlar oynanacak. Ancak Dünyanın gözü Uruguayda olacak. Yeri gelince açıklayacağız bunu. Uzun bir yazı olacak şimdiden belirtelim. Avrupa’dan başlayalım :

1. Grupta Danimarka dünya kupasına gitmeyi garantiledi. Üst düzey bir performans gösterdiler. Grup gerçekten kırıcı bir grup. Bu grubu mağlubiyetsiz tamamlayacaklar büyük ihtimalle. Malta dışında diğer 5 takımda heran her skoru alabilecek takımlar. Biz böyle grupta olsaydık güzel dersle alırdık. İkincilik yani playoff için 2,5 takım çekişecek. Kuşkusuz Portekiz playoffa gidecek takım olacaktır. Malta karşısında evlerinde alacağı galibiyet onları playoffa taşıyacak. İsveç ise Stockholm’de Arnavutluğu yenip Portekiz’den mucize haberi bekleyecek. İbrahimovic dünya kupasında olmayacak gelecek yaz. Danimarka ise grubun çıkıştaki takımı Macarista ile test maçına çıkıyor. Macaristan bu grupta gelecek için güzel sinyaller verdi. Avrupa şampiyonası elemelerinde rakip olmalarını istemem.

2. Grupta Hitzfeld’li İsviçre büyük iş başardı bu grupta. Liderliği garantilediler son maç öncesi. Yunanistan’a karşı iki maçtada aldıkları galibiyetle hak ettiklerinin belgesi. Yunanistan ikinciliğini resmileştirecek bu akşam. Lüksemburg önündeki galibiyet yetecek onlara. Cumartesi günkü Letonya maçından galip çıkmaları kaderlerini belirledi. Yunanistanı altetmeye çalışacak takım İsrail. Onlarda standart çizgsinden sapmıyorlar. Ciddi şekilde altyapı eğilimlerinden sonra kalifiye bir takıma sahipler artık. Gelecek turnuvalardan birine katılmaları sürpriz olmayacak. Letonya Atina’dan galibiyet ile dönebilseydi büyük ihtimal playoffa gideceklerdi.

3. Grup kuralar çekildikten sonra en ilgimi çeken grup olmuştu. Polonya, Kuzey İrlanda, Slovakya, Slovenya ve Çek Cumhuriyeti gibi denk takımların mücadele edeceği gruptu. Çekler kötü başlangıcın sıkıntısını yaşıyorlar. Lider Slovakya Polonya deplasmanından galibiyet çıkarabilirse dünya kupası sevinci yaşayacak. Beraberlik halinde ise San Marino ile oynayacak Slovenya kupaya direk katılacak. Çek Cumhuriyeti ise şansını kaybetmiş görünüyor. Grupta şuana kadar 1 gol atıp 44 gol yiyen San Marino sürpriz yapacak takım değil. Slovenya Cumartesi Slovakya deplasmanında galibiyet çıkarması onlar adına gurur verici. Polonya ise beklendiğinden kötü bir performans sergiledi grupta.

4. Grup iki takımlı bir yarış olacağı kuralardan sonra belli olmuştu. Euro 2008 in iki yarı finalisti aynı gruptaydı. Rusya ve Almanya aralarında oynayacaklar maçlar ile sıralamalarını belli edecekti. Almanya her iki maçıda kazanarak liderliği garantiledi. Cumartesi akşamı Rusya’da aldıkları galibiyet çok değerli oldu. Mesut Özil takıma katkı yapmaya başladı. Rusya artık playoff rakibini bekleyecek. Azerbaycan önünde prova yapacaklardır. Finlandiya’da grupta yapabileciğinin maksimumunu yaptı grupta. Galler ise kötü bir performans sergiledi. Azeriler artık gol atmayıda öğrenmeli. Klüp takımlarındada bu sukıntı mevcut.

5. Grup bizim bulunduğumuz grup. Yeterince yazı yazıldı grup hakkında. Bi dünya kupasını daha evden izlemenin acısını gelecek yaz yaşayacağız.

6. Grup İngiltere’nin gövde gösterisi haline geldi. Öyleki ilk mağlubiyetlerini Cumartesi Ukrayna deplasmanında aldılar. Bu maça kadarki tüm maçları kazandılar. İkincilik için Ukrayna ve Hırvatistan çekşmesi yaşanıyor grupta. Ukrayna İngiltere galibiyeti ile dev bir adım attı. Bir puan önde götürüyor yarışı. Andorra deplasmanındada galip gelmeleri çok normal olacak. Hrvatistan ise Euro 2008 öncesi İngilizlere acı bir tokat atmıştı ancak cevabını 3 tokatla aldı. Grupta İngilizlere 4-1 ve 5-1 ile ezildiler. Son tokat ise İngilizlerin Ukraynaya kaybetmesiyle geldi. Bilic artık klüp takımlarına geçmelidir.

7. Grup bir çok tezatların yaşandığı zorlu bir grup oldu. Sırbistan liderliği, Fransada ikinciliği garantiledi. Grupta. Özellikle Sırplar kadro kalitesi ve derinliğini son yıllarda sürekli arttırdılar. Bunun semeresinin ise bu grupta gördüler. Fransa ise bildik halini koruyor. İstikrarsızlık artık onların istikrarı oldu. Avusturya grupta güzel işler başardı. Litvanyada başlangıcı iyi yaptı sonrasında adeta dondular. Romanya ise çöküş döneminde.

8. Grup son maçlar öncesi her şeyin belli olduğu bir grup.İtalya liderliği Dublindeki beraberlikle garantiledi. İrlanda’da artık playoff rakibini bekleyecek. Playoff başarısı olmayan bir takım. Bu sefer şansızlığı kırmak için daha fazla silaha sahipler. Bulgaristan ise beklenen etkiyi yaratamadı grupta. GKK ise yine sürpriz galibiyetlerle gruba renk katmayı başardı.

9. Grupta maçlar tamamlandı. Hollanda lider Norveçte ikinci oldu grupta. İskoçya ile aynı puanda tamamladı Norveç. İskoçların Hollandadan son dakikalrda yediği gol beklide Dünya kupasında etti onları.

Güney Amerika’da ise son yıllarda görülmemi bir rekabet yaşaancak bu gece. Uruguay’da tarihi bir maç oynayacak Uruguay ve Arjantin. Son maçlar öncesinde Arjantin 25, Uruguay 24, Ekvador ise 23 puanda. Ekvador Şili deplasmanında oldukça zorlanacaktır. Ancak Uruguay Arjantin maçı her şartta çok çekişmeli olacak. 4. Sırada tamamlayan takım direk olarak kupaya giderken, 5. Sıradaki ülke ğlayoff oynayacak Kuzey Amerika grubundan gelecek takımla. Kıtanın dünya kupasına gitmeyi grantileyen ülkeler ise şöyle : Brezilya, Paraguay ve Şili.

Afrika ise son maçlar bir ay sonra oynanacak. Mısır ile Cezayir arasındaki tarihi maçın sonucu şimdiden merak konusu. Ayrıca Gabon ilk Dünya kupası sevinci yaşamak için sürpriz arayacak. Yazının sonuna kadar okuyabilenlere teşekkürler. Sıkıcı bir yazı oldu ancak ilerisi için arşiv niteliğinde olması önemli.

Salı, Ekim 13

Neredesin Howard?..

Bazen korkuyorum ölümden, istediklerimi yapamadan , olmak istediğim kişi olmadan, çocukluktan beri gelebilmiş ama gerçekleşemeyen hayallerimi gerçekleştiremeden, sevmediğim huylarımı düzeltmeden, kırdıklarımın gönüllerini alamadan, ud çalamadan, o insanı bulamadan gitmekten korkuyorum…… yalancıdır dünya…... belki manasızdır biçok şey…… bilmek ve de inanmak yetersiz yine de korkulara. En azından benim için öyle; bi gün gelip de paşa paşa gerçek aleme göç ettiğim vakit belki de “tüh keşke iki ud tıngırdatıp öle geleymişim” demicem; kabul arkadaş… yine de vakit geçtikçe her şeyi kaybediyormuşçasına üzülüyor insan, şunu yapmalıyım bunu yapmalıyım gibicelerinin çoğaldığını eminim hissediyorsunuz siz de… bunlar bi kenara… yani somut olanlar…. Peki ya diğerleri??? Etrafınıza bakın, geçmişinizi düşünün, hatta dünü düşünün bugünü düşünün…. Dört dörtlük bi yaşam mıydı sizinki, yani şimdi deseler ki, “tamam hayatınız sonlandı”… “tüh lan keşke…diye başlayan bi cümle kurmayacak mısınız??? Ben her gün için kurabiliyorum bunu… bugün kafam meşgul olduğundan dinlemediğim, ihtiyacı olduğu halde; “aman salla” diye geçiştirdiğim arkadaşım az da olsa kırılmamış mıdır bana. Ya da bugün niye selam vermedim ki sanki kız arkadaşına kızdığım insana??? J bunlar sadece bugünün ufak tefekleri…belki de sadece farkında olduklarım… peki ya diğerleri??? Düşüncelerin sonu yok. Olmaz da zaten. Yapmak istemekle de olmaz…. Direkt olmak istediği kişi olmalı insan. Geciktirmeden…. İtina göstermeli hayatına… dolu dolu yaşamayı bilmeli bi ânı. Keşke demeden… Karşısındaki insan yok olmadan, onu kaybetmeden ya da kendisi tekrar vârolmadan. Benden ufacık, dolu dolu yaşamış, tüm yapacaklarını adeta yaşantısına sıkıştırmaya çalışmış ve hala da yapacak bişeyleri olduğundan bahseden o küçük güzel insanın ölümünü dinlemek karamsar olmaya kâfi geliyomuş... ne diyodu şarkıda;
Yok olmaz erken daha,
Biraz geç kalın ne olur,
Hiç hazır değilim henüz
Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha
Tanıdık değil bana güz….

Ne olur sanki biraz daha zaman verseniz
Yıllar öfkenizi hiç mi hiç anlamıyorum…. Desek de her ne kadar, aslında zaten yeterince zaman verilmiştir sana…. Ama kullandın ama kullanamadın….. bitti. Son. The end…
…..
her şeye tamam eyvallah; kusursuz insan olmaz da, keşke bi de hatırlayıp üzülmek olmasaydı geri dönülmez hataları….. “sil baştan” filmindeki doktoru bulmak gerek… neydi adı…. Howard =)…. Joel’de tam olarak başarılı olamadıysa da belki bizde olur…. =)

Herneyse…. Kötü bi yazı kabul…. İç daraltıcı… o da kabul… yine de bu iç döküşten ve paylaşımdan mutluyum =) .bencilim… =)

“Üzülme” diyo elif şafak! “bir yanda korku bir yanda ümidin varsa iki kanatlısın, tek kanatla uçulmaz zaten. Üzülme!” daima iki kanatla mutlu uçuşlar…. ;)

Pazartesi, Ekim 12

O An #19

Ansızın
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.

Unutturmayacağım, seni yaşatacağım,
Kendimi çoğalttıkça, seni kuşatacağım,
Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça...
Sen evreninde sana seni aratacağım.

Özdemir Asaf

Geçmişten Günümüze İsrail


2006 - 2009 Fatih Terim Yılları

Fatih Terim Çarşamba günü milli takım kariyerini resmen noktalayacak. İlk geldiği gündeki takımla 4 yıl sonraki bıraktığı takıma bakmak lazım. Son derece zorlu Ukrayna deplasmanı vardı mutlak kazanılması gereken. O maçtaki kadro tercihi şu şekildeydi.
Volkan - Hamit, İ. Toraman, Alpay, Ümit Özat – Okan, Selçuk, Tümer, Gökdeniz – Fatih, Hakan Şükür

Bu kritik maçta tecrübeli isimlere güveniyordu Terim. Tümer’in tek golü ile kazanıyorduk bu maçı. Gruptan çıkmıştık ve Playoff oynayacaktık Dünya Kupası için. Rakip İsviçre olmuştu. O kritik maçta yani Kadıköy’deki mutlak kazanılması gereken maçtaki kadro tercihi ise şöyleydi.

Volkan – Hamit, Alpay, Tolga, Ergün – Serhat, Selçuk, Emre, Tuncay – Necati , Hakan Şükür

Bu maçı asla unutmayacağız bir nesil olarak. Alpayın daha maçın başındaki kırmızı kartı ve penaltısı. Sonrasında 10 kişi ile oynanan destansı futbol. Heleki Tümer’in son saniyedeki serbest vuruşu sırasındaki heyecanı asla unutmayacağız. Maç sonrasındaki olaylar çok konuşuldu. 5 maçlık bir ceza aldık Uefa tarafından. Buradada terim’in hissi duyguları ön plandaydı. Vogel için Selçuk’a verdiği infaz emri sonradan çok kızmış olsakta o an için bir şey dememiştik. Hatta haklı bile bulanlarımız var idi.

Artık Euro 2008 vardı önümüzde. Zorlu sayılmayacak bir gruptaydık. Çokta iyi başladık grup maçlarına. Ancak işi yine son maçlara bırakmıştık. Moldova ve Malta beraberliği bizi bu duruma itmişti. Norveç ile kritik maçımız vardı ve deplasmanda oynayacaktık. O maçıda mutlak kazanmamız gerekiyordu. O maç için takım tercihi ise şöyle olmuştu :

Volkan – İ. Kaş, Emre Aşık, Servet, Hakan Balta – Hamit, Aurelio, Emre, Arda – Semih, Nihat

Bu zorlu deplasmandan 2-1 lik galibiyetle dönmüştük. Bu maçtada ölüp ölüp dirilmiştik. Maçın başında yediğimiz gol ve sonrası kaçan Norveç pozisyonları vardı. Sonrasında Emre’nin çok uzaktna golü. İkinci yarı başlarında ise Nihat’ın kendine has golü. Önümüzde Bosna Hersek maçı vardı sadece. Bu maçıda bir golle kazanmayı başardık ve Euro 2008 için yerimizi ayırtmıştık.

Bu turnuvada 5 maç oynadık ancak. İlk Portekiz maçı hariç diğer bütün maçlarımızın kaderlerini son dakika belirledi. İlk üçünde biz güldük ancak son maçta aynı şey olmamış ve tersini yaşamıştık. Yarı finaldeki Almanya maçına kadar oynan İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan maçları kalp krizi tehlikesi en yüksek maçlar olmuştu. Bu maçlardan sonraki kutlamalar ise yine bize has olmuştu. Ortada büyük bir duygu seli vardı ve bu duyguyu biz damarlarımızdaki kana kadar yaşıyorduk. Milletçe böyle değimliydik. Ya hep almalıydık yada savaşarak kaybetmeliydik. Son Almanya maçı kadromuz ise şöyle olmuştu :

Rüştü – Sabri, Gökhan, M. Topal, Hakan – Hamit, Aurelio, Ayhan, Uğur – Kazım, Semih

Lahm uzatmalarda hayallerimizi bitirmişti. Son saniyelerde attığı gol sonrası bile bi umutla bekledik maçın bitmesini. Bu sefer olmamıştı şans melekleri yanımızda değildi. Ancak yinede turnuvadan çok güzel anılarla ayrıldık. Artık kendimizi Avrupa üçüncüsü görüyorduk. Afrika’daki Dünya kupasında final vaatlerini dinledik ve okuduk sıkça. Kuralardan sonra tek rakip İspanya vardı görünüş olarak.

Kötü başladık gruplara ve böyle devam etti. İspanyadaki maçtaki kadromuz şöyleydi :

Volkan – G.Gönül, E. Aşık, Hakan, İ. Üzülmez – Tuncay, Aurelio, Emre, Arda – Nihat, Semih

Bu maçta beklide ilk kez oyunumuzla övünebilirdik. İspanya dünyanın en formda takımıydı ve ilk yarıda bir çok net pozisyon kaçırdık. Ancak 60. Dakikada Piwue bir karambolde umudumuzu çalıyordu. Sornasında İstanbuldaki maçtada iyi oynadık. Öne geçtik ve pozisyonlar bulduk. Gol kaçırmaya devam ettik. Beraerlik golünü yedik. Son dakikada ise mağlubiyetin acısını yaşadık. Artık son dakikalarda gol yiyen bir takım olmuştuk. Umudumuzu koruduk tüm bu sonuçlara rağmen. Fatih Terim bir şekilde bizi Afrikaya götürecekti. Çünkü hedef finaldi artık. Umursamadı çoğumuz bu durumumuzu. Artık son final maçımız olan Bosna Hersek deplasmanı vardı. Kazanmalıydık ve sadece kazanmamız yeteyecekti. Sonrasında Bosnanın bir takıma daha takılmasını bekleyecektik. Bu maçtaki 11 imiz ise :

Volkan – G.Gönül, Servet, Önder, Hakan – Hamit, Emre, Ceyhun, Arda – Tuncay, Semih

İyi başlayıp öne geçtik. Salihovic’in jeneriklik frikiği sonrasında durduk. İlkyarının berabere bitmesi şanstı bizim için. İkinci yarı oyuncularımıza yeterince yükleme yapılmıştı. Ancak pozisyon vermeye ve gol kaçırmaya devam ettik. Arda’nın son dakikalarda direkten dönen topu beklide bize ders niteliğindeydi. O şansı defalarca verdim artık duygu futbolu değil sistem futbolu oyna diye verilen bir ders.

Cumartesi günkü Belçika maçına kadar bu şekilde gelmiştik. Maç öncesi Bosna Hersek galibiyeti maçtaki konsantrasyonumuzu etkileyecekti mutlaka. Defans arkasına atılan iki top ile golleri yedik. Hücumda ise pozisyon bulmakta oldukça zorlandık. Kadroya baktığımızda ise Ceyun Eriş ilk kez milli formayı giyiyordu. Fatih ve Gökdeniz gibi formda isimlerin kadroda olmayışıda çok konuşuldu. Ancak Fatih Terim onları motive edemeyeceğini düşündüğü için çağırmamıştı diye düşünüyorum.

Böyle bir dört sene yaşattı bize Fatih Terim. Elbette yanlışları oldu. Belkide yanlışları çok çok fazlaydı. Kadro tercihleri hep meşgul etti beynimizi. İstifa kararına sevindik çoğumuz. Zamanıydı diye düşünüyorduk. Ancak bize yaşattığı o sevinçlerin hatrına son bir kez saygı gösterip öyle uğurlamalıyız. Çünkü ister kabul edelim ister etmeyelim bu ülkenin ikinci bir Terim’i yok maalesef. Yerine ise kimin geleceği en merak edilen soru şuan. Herkesin dilinde yabancı olsun, ülkeyi tanımamış olsun cümleleri var. Böyle düşünenlere şu soruyu sormak istiyorum :

Başarısız birkaç maç sonunda onuda eleştirmeyip, arkasında durmaya söz veriyormusunuz ?

Pazar, Ekim 11

Futbol Güzeldir

Futbol böyle birşey işte. Dünyanın en büyük oyuncusu, antrenör dahi olsanız bu anı yaşayabilmektir. Yürüyedur Diego !

Foto aceto'dan

İhanetin Fotoğrafı

% 47 inin başbakanıErdoğan bundan bir kaç ay öncesinde Ermeniler Karabağdan çekilmedikçe onlarla uzlaşamayız sözlerini söyledi. Bunu söylediği yer ise Azerbaycan meclisiydi. Azeri kardeşlerimizi işte böyle bir yalanl kandırmıştı. O gün bunları dediğimizde yine faşist damgası yedik. Şimdiise nasıl bir ihanetin içinde oldukları ortaya çıktı. Biliyorsunuz Karabağ bölgesini Ermeniler bi gecede on binlerce Azeri Türkün katlederek işgal ettiler. O dönemde bile kardeşlerimize gerekli desteği veremedik ülke olarak. Ermenilerin kurtuluş savaşı yaptıkları hainliği ve soykırımı unutmadık. Gittikleri her yerde vahşetide beraberinde getiren küstah bir toplum. İşte o Ermenistan ile dün aylardır gizli gizli yürütülen görüşmelerin son noktasına gelindi. Ermeniler yine ayak oyunlarıyla istediklerini elde ettiler. Ermenistana sınır kapımızı koşulsuz açacağız. Protokolün amacı buydu. Bu ne demek kısaca açıklayalım. Avrupa'ya açılamayan Ermenistan artık bizim üzerimizden açılacak ve ekonomik olarak büyüyecek. Ayrıca Karabağ konusunda ise geri adım atmayacak. Şimdi bu imzayı atanlar benim yöneticilerim nasıl diyelim. % 47 inin başbakanları ve bakanlarıdırbunu yapanlar. Azeri kardeşlerimizden onlar adına ne kadar özür dilesek az.

Ayrıca Çarşamba günü Bursa'da Ermenistan ile milli maçımız var. Bu maça Azeri bayrağı sokmak ve Azerbaycan lehine tezahürat yapmakta yasaklandı. İşte böyle birşey ...

Cumartesi, Ekim 10

Nobel Barış Ödülü

Nobel Dünya Barış ödülünün bu seneki sahibi belli oldu. Şuanda Dünya'da nerede kan akıyorsa o kana ortak olan bir ülkenin Başbakanı bu ödüle sahip olacak. Barack Hüseyin Obama namı diğer Mr President dünya barışına yaptığı katkıyla bu ödülün sahibi olmuş. Göreve gelmeden önce Irak ve Afganistan'da buluna ordusunu geri çekme vaatleri savurdu ancak geldikten sonra asker sayısını arttırdı. Sadece bu ülkede ölü sayısı 3,5 milyonu geçti. Ölen yüzbinlerce çocuk var ayrıca.

Bu ödülün mantığını anlamak zor. Ülke ekonomisinin büyük geliri silah satışıyla sağlayan, girdiği heryerde kan eksik olmayan, petrol ve su için sivilleri öldürebilen bir ülke bu ödülü almış oluyor. Nobel ödülüne hiç bi zaman inanmadım. Küçükken halisane duygularla takip ederdim bu ödülleri ancak zamanla böyle çirkin işlere imza atınca midem bulanmaya başladı. Şimdi Obama ödül alırken duygusal bi konuşma yapar ve bütün dünya ayakta alkışlar. Herşey bi yana bu Obama'yı fazla yaşatmayacaklar sanki. Başka bir savaş için sebep gösterebilirler ilerki yıllarda. Bu konudaki düşüncelerimi toparlayabilirsem neden böyle düşündüğümü yazarım başka bir postta.

Ama Ya Olursa ?

Haberi aynen aktarıyorum. Sabah gazetesi bugün öyle bir haber yapmış ki; haberin sonundaki cümle nasıl bir haber olduğunu açıklıyor. Bu kadar safsata ve baştan salma haberler nasıl yapılır anlamak güç. Sabah spor müdürü hiçmi kontrol etmez bunları. Aynen aktarıyorum :

"Futbol Federasyonu'nun, Ankaraspor hakkındaki kararları kamuoyunda çok tartışıldı, çok da tartışılacak. Ankaraspor'un statüye ve talimatlara uygunken oynadığı ilk 4 haftadaki lig maçlarının skorlarının iptal edilip maçların rakipleri lehine hükmen tescili en büyük tartışma konularından biri. TFF Yönetim Kurulu'nun bu kararı için talimatlarda uygun bir dayanak yok. Kararların açıklandığı basın toplantısında "İlk 4 maçla ilgili kararı, Futbol Müsabaka Talimatı'nın "Hükmen Yenik Sayılmalar başlıklı 22. maddesindeki hükmen yenik sayılmayı gerektiren durumların sayıldığı 11 fıkradan hangisine dayandırdınız?" sorusuna "talimatta bu konuyla ilgili hüküm olmadığı için insiyatif kulanıldığı" yönünde bir yanıt verilmişti. Üstelik aynı talimatın "Alt kümeye indirme" hakkındaki 24. maddesinde "Karar tarihinden itibaren bu takımla müsabakası olan diğer takımlar müsabakaları oynamaksızın hükmen galip gelmiş sayılırlar" ifadesi de bulunmasına rağmen.

Şimdi futbol kulislerinde ilginç bir senaryo dolaşıyor. Buna göre; 8. haftada Galatasaray'ı yenen Ankaragücü, ikinci yarıda 25. haftada da İstanbul'da kazanır. Galatasaray, lider Fenerbahçe'nin beş puan gerisine düşer. Adnan Polat veya oğlu da gider Ankaragücü'ne başkan olur. Bu durumda Futbol Federasyonu, Ankaraspor- Ankaragücü olayındaki emsal kararlara göre, daha eski kuruluş tarihli Galatasaray'a ceza veremez. Ankaragücü'nü küme düşürür. Daha önce oynadığı maçları da hükmen yenik sayar. Galatasaray, Ankaragücü'ne kaybettiği 6 puanı hanesine yazarak bir puan farkla Fenerbahçe'nin önüne geçer. Elbette; böyle bir senaryonun gerçekleşme ihtimali sıfıra yakın. Ama ya olursa? "

Cuma, Ekim 9

Haftanın Tatlısı

panna cotta
made in italy

Vermeyince Mabus Neylesin Sultan Mahmut

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.Tıkandı baba, çay getirTıkandı baba, oralet getir. VbBu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi? Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya; Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz. Tıkandı baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına;

Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.

Sultan Mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba'ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya.

Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi

Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba'dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut; Bizim Tıkandı baba'ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba'nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın.
Sultan;
Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş
Geldi sultanım
Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş; Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar'a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba, Niçin, demiş. Askerler Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.
Ne olacak şimdi, demiş

Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;

"VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

Mahya Çelişkisi

Evet şimdide cami mahyalarına asılan yazılardan gocunmaya başladılar. İstanbul’un kurtuluşu dolayısıyla camilere asılan “Ne Mutlu Türküm Diyene”, “Ordumuza şükran Borçluyuz” gibi mahyalara protestolar anında geldi. Bunu asanları faşistlik yapmakla suçladılar. Gerçi ben Türküm demekte faşistlik bu ülkede. Böyle bir anlayış içinde artık bazı ayamamışlar. Süleymaniye Camii önünde protesto yapmış Genç Siviller örgütü. Ellerinde ise alternatif mahya önerileri var. İşte bazıları söyle “Ya Sev Ya Ter Eyle” , “ Ey Asker Tut Bizi”, “Darbe Yap Sıhhat Bul”, “Hoş geldin Ya Şerr-i Milliyetçilik” işte bunun gibi sözler düşünmüşler. Ayrıca basın açıklamalarında biz dağlardan bu yazıları siliyoruz ancak bu yazılar İstanbul’un semalarında asılıyor demişler. Ne diyelim devir hainlerin, dolandırıcıların, riyakarların, firavunların devri. Yakında bayrağımızda laf atacaktır bu ayamamışlar.

Perşembe, Ekim 8

Ankaraspor Düşerken

Ankaraspor resmen düşürüldü ve komik kararlarda çıktı federasyondan. Düşürülmesi hakkında bir şey diyemem. Kanunları tam olarak bilmiyorum. Ancak oynamış olduğu maçlarında 3-0 lık sonuçla tescil edilme kararı Dünya’da bir ilk olmuştur. Ligi 17 takımla başlamış olarak düşündü federasyon. Sanırım kartlarında silinmesini düşünüyorlar. Benim bir futbolsever olarak görüşüm küme düşürülmemesi yönündeydi. Puan silinmesi en iyi alternatifti. 18 puan eksiden başlatmayı düşünebilirdi federasyon. Lig bütünlüğüde korunmuş olurdu. Sonuçta fubolcular işlerini yapmak istiyorlar. Ayrıca bu klüple yapmış oldukları sözleşme var. Bu paraları klüpten almak zorundalar. Ankaraspor’un ciddi bir kaybı var maddi olarak. Futbolcular paralarını nasıl alacaklar hala bir muamma.

Bir başka konu ise Ankarasporlu futbolculara transfer olabilmeleri için ek süre verilmiş. Elinde genç ve yetenekli isimler var. Bu oyuncuları iyi fiyatlara satmak istiyor klüp. Tıpkı 4,5 milyon euroya Özer’i sattıkları gibi. Fenerbahçe 4 ay daha beklemiş olsa beklide 3 te 1 fiyatına alacaktı bu oyuncuyu. Bunun gibi bir çok senaryo sayabiliriz. Kadroda bulunan Ömer, Anıl, Aydın, Adem, Weeks, Murat ve İlhan gibi genç ve oldukça yetenekli isimler var. Bu oyuncuları almak isteyen klüpler değerinin altında bir teklif yapacaklardır. Çünkü Ankaraspor’da oynatamayacağı oyuncuya para vermek istemez.

Birazda Galatasaray yönünden bakayım bu olaya;
Ömer Aysan transferi sağ bek için ciddi bir alternatiftir. Anıl’da sol bekte ve açıkta görev yapabilen yetenekli bir oyuncu. Aydın ise Kewell’ın yedeği olabilir bu takımda. Ancak en çok istediğim oyuncu Murattosun’dur. Çok beğendiğim bir forvet Murat. Forvet alternatifini çoğaltmak isteyen Rijkaard için iyi bir transfer olabilir. Theo Weeks hakkında ise olumlu referanslar var ancak bi türlü o ışığı göremedim kendisinde.

Çarşamba, Ekim 7

Zorunlu Haraç

Bu hükümetin geldiğinden beri yaptığı en olumlu işler sağlık adına olmuştu. Ancak yavaş yavaş bu iyilikleri neden yaptıkları ortaya çıkmaya başladı. Bir emekli ve tansiyon hastası olan vatandaşımız ilacını yazdırmaya gittiğinde maaşından 10 tl kesiliyor artık. Bu herhangi bir tedavi için gittiğiniz özel hastahane içinde geçerli. Yada kontrole gittiğiniz devlet hastahanesinde. Her işlem için artık 10 tl kesiliyor devlet adına. Herşeyde + 10 tl ödemek zorundayız. İşte böyle bir yasa 1 Ekim tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.

Kendi babamdan hesap ettim : kullandığı tansiyon ilacı 9,8 tl. Sağlık ocağına gidip bu ilacını yazdırdı ve 10 tl maaşından kesildi. Eczaneden ilacı almaya gittiğinde ise 2,8tl ödedi. Yani toplam olarak 12,8 tl çıktı cebinden. Eskiden sadece 2,8 çıkıyordu. Hesap gayet açık ve net. Böyle adaletsiz bir kanun neden çıkar. Onuda açıklayalım :

Hükümette olan yönetim herşeyde olduğu gibi sağlığıda yabancı tekellere teslim etmek istiyor. Geldiklerinde özel hastahanelere rağbet çok azdı. Şimdi en küçük bir ilçede bile birden fazla özel hasatahane açıldı ve halk bunlara alıştırıldı. Zaman içerisinde bu gibi kanunları (yani 10 tl kesim ücreti gibi) halkın gözünde normalleştirecekler. Bazı zorunluluklar getirip özel hastahanelerin büyük çoğunluğu tasviye edilecek ve aynı büyük alışveriş merkezlerinde olduğu gibi büyük sağlık kuruluşları gelecek yabancı yatırımcı olarak. Zamanla yerli özel hastahaneler bu firmalarla rekabet edemeyecek ve kiliti vurup kapatacaklar. İşte böyle bi teori mevcut. Sonumuz hayır olsun ...

Salı, Ekim 6

6 Ekim 1923

Bu güzel şehirin düşman askerleri elinden kurtulduğu gün kutlu olsun.

Pazartesi, Ekim 5

Unutamadığım Anlar - 5

1991 senesi Mayıs ayları. O dönem hayallerimizde futbolcu olmak, top koşturmak var. Semtin takımı Çengelköyspor’a gidiyoruz mahalle çocukları olarak. Okuldan arta kalan zamanlarda antremanlara gidip geliyoruz yürüyerek. O sıralar Çengelköy’den bahsedeyim sizlere. Toprak saha bütün esnafın ve Çengelköy yerlilerinin uğrak yeri olurdu. A takımdan minik takıma kadar bütün antremanları takip eden büyüklerimiz vardı. Her maç için bir esnaf otobüs kaldırırdı. Büyük bir bütünlük ve sevgi mevcut idi semt arasında. Hatta başka semtlerden Çengelköyspor’u izlemeye gelenler olurdu. Hiç unutmuyorum eniştemiz Avcılar’dan kalkıp bu takımın maçını izlemeye gelirdi Anadoluhisarındaki akademi sahasına.

Antreman sonraları A takımdaki büyüklermizi ile aynı yerde giyinir sohbet ederdik. Maçlara bazen aynı otobüste gider öncesinde onlara destek olur sonrasında onlar bizim maçlarımızı izler beraber dönerdik. Şimdilerde böyle bir şeyi hayal etmek bile mümkün değil. Rahmetli başkan Hasan Özaydınlı sık sık antremanları ve maçları takibe gelir ve yakından ilgi gösterirdi. Hatta İstanbul şampiyonasında dereceye girdiğimiz bir sene hepimize hatırı sayılır bir miktar prim vermişliği var. Unutmuyorum aldığımız prime ailelerimiz bile şaşırmıştı. Ancak biz o primlerle gidip Copa Atlanta adlı krampona sahip olmayı, yabancı marka tekmelik ve tozluk almayı düşündük. Taç spor kramponlarından sonra ayaklarımızda Copa Atlanta pek şık durmuştu.

A takımımız o seneler fırtına gibi esiyordu. Çok başarılı bir ekipti ve o ekipten 3-4 futbolcu 1. ligde forma giymişti sonraları. 3. lig ekibi için hatırı sayılır isimler vardı. Ayrıca Çengelköyspor’dan yetişmiş bir çok isim büyük takımlardaydı. Hasan Yiğit, hakan Tecimer ve Fenerbahçe’de forma giymiş mahallemizin Necdet Abisi epeyi bir destek veriyorlardı takıma. Sondan bir önceki hafta A takımımız Gebze deplasmanına çıkacaktı. Bütün semtte büyük bir heyecan mevcut idi. Pankartlarla, bayraklarla her yer Yeşil – Beyaz olmuştu. Bizede görev verilmişti her mahalleye maç yazılarını asacaktık. Hafta içleri bu görevi yerine getirmiş ve deplasman için epeyi kişiye haber vermiştik. Takım otobüsü haricinde iki otobüs ile Gebze’deydik. Ailecek maçtaydık o gün. Goller sonrası müthiş bir sevinç yaşamış ve dönüş yolunda asla unutamayacağım bir sevinçle ve heyecanla varmıştık semtimize.

Artık tek bir maç kalmıştı ikinci lig için. Bu o yıllarda çok büyük bir olaydı. İkinci ligin bir üstü ise birinci lig olacaktı ve rakiplerimiz Galatasaray ve Fenerbahçe olabilecekti. Bizde o klübün alt yapısında oynuyor olacaktık. O hafta ki antremanlar coşkulu geçiyordu. Yol üstündeki toprak sahanın kenarları dolu oluyordu. Okuldan çıkıp idmanı izlemeye gidiyorduk arkadaşlarımızla. Maç günü artık gelmişti. Rakip ilçe takımı olan ve bizim bağlı olduğumuz Üsküdar ilçesinin Üsküdar Anadolum Spor klübüydü. Onlar bir puan önmüzde zirvede idiler. Federasyon maçı Bakırköy’deki Şenlikköy stadına almıştı. İlk kez çim sahada oynayacaktı takımımız. Biz sezon boyu toprak sahaların tozlarını yutmuştuk taraftar olarak. Çim saha deneyimi güzel olacaktı. O gün en az 10 otobüs kalkmıştı Çengelköyspor klübünün önünden. Sanırım semtte hiçbir esnaf dükkan açmamıştır o gün. Şenlikköy stadının o günkü kapasitesini bilemiyorum ancak dolu olduğuna şahit olmuştum o gün. İnanılmaz bir heyecan var idi herkeste.

Üsküdar klübüne ise müthiş bir kin bürümüştü herkesi. O atmosferde bu maçı alamayacaklarına inanıyorduk. Zaten hiçbir iddiaları yoktu ligde. Kesin alacaktık bu maçı ve ikinci ligde oynayacaktık. Maç düdüğü çaldığında heyecandan adeta titriyorduk. Eminim Galatasaray maçlarına gittiğimde bu kadar heyecanlanmadım o güne kadar. Maça iyi başlamıştık ancak hemen önümüzdeki kalede kalecimiz Bahadır kendisine atılan geri pası eliyle tutmak isterken elinden kaçırdı ve rakip forvet boş kaleye golü atmıştı. Bu gol çok sarsmıştı takımı. İlk yarı boyunca hiçbir şey yapamamıştık. İkinci yarıya çıkmadan önce futbolcuları tribüne çağırıp hiç unutmadığım ve o anın hiddetiyle söylenmiş şu tezahüratı bağırıyorduk :
- Bu maçı almadan Çengelköye gelmeyin !!!

İkinci yarının tamamını tek kale oynadık ancak sadece bir gol bulabilmiştik. Hatırladığım iki top var direkten dönen. Bir tanesi iki direğe birden çarpmıştı. O yüzden bugün bile iki direğe çarpıp çıkan her topta o an aklıma gelir. Golcümüz Semih çok güzel bir kafa vurmuş ve top önce sağ yan direğe sonrada sol yan direğe çarpıp ceza sahasının dışına çıkmıştı. Belkide o kafa vuruşu gol olmuş olsa bir klübün tarihi tamamen değişecek ve ekonomik olarak güçlü olan takım sürekli oliglerin takımı oalcaktı. Ancak direklere çarpıp çıkan o top bir takımın talihinin olmadığını belgeliyordu bize. Dönüş yolunda hiç konuşmadan ve başımız önde girmiştik mahallemize. İşte Semih’in o kafa vuruşu bizi bir türlü bir üst kademeye çıkaramadı ve gün geçtikçe küçülen bir takım haline getirdi. O anı unutmam mümkün değil.

Çünkü ertesi senede son maça taşımıştık şansımızı ancak bu seferde Zonguldakspor’a averajla liderliği kaptırmıştık. Bir klübün tarihi boyunca başına bir kez gelecek şanssızlık bize iki sene üst üste gelmişti. Sonrası ise gittikçe küçülen ve şuan Süper Amatör ligde oynayan bir takım var. Hatta antreman yapılan ve nice anılarımız olan o güzel toprak saha şimdi klübün malı değil. Antremanlarını büyük ölçülerde bir halı sahada yapan bir takıma dönüştü Çengelköyspor. Rahmetli başkan Hasan Özaydınlı’dan sonra klübün elinden tutan kimse kalmadı ve bugünlere gelindi.