Perşembe, Eylül 30

Yemen ah Yemen

Bir aşağıdaki yazıda bahsettiğim Kuşçubaşı Eşref ve yanındaki 42 kişi ile 25.000 kişinin arasında geçen çatışma şu şekilde anlatılıyor kitapta :

Gün ağarmak üzereyken çevreyi kolaçan etmek amacıyla tepeye doğru yürüyen Esref Beyi Eyüp Berzenç selâmladı. İkisi de aslen Kafkasyalı olduğu için cedlerinin birbirlerine gösterdikleri hürmeti Eyüp Berzenç kendisinden yaslı olan Esref Beyden esirgemezdi. Alıskanlık edindiği üzere elini öptü. Eyüp Berzenç, iri yarı, kaplan yapılı, sarısın, mavi gözlü,
oldukça yakısıklıydı. Esref Bey belli etmezdi; ama gözünü budaktan sakınmayan, son derece saygılı Eyüp Berzenç'in yüreğinde ayrı bir yeri vardı. Bir baskasının duymasından endise ettiğinden Esref Beyle yürüdü ve diğerlerinden epeyce uzaklastıktan sonra yavas sesle konusmaya basladı.

- Kumandanım az önce bir rüya gördüm. Bugün bir savasa gireceğiz; ben sehit olacağım; fakat siz yasayacaksınız; çünkü son nefesimi verirken iki oğlumu ellerinden tutup size teslim ettim. Nur yüzlü bir ihtiyar beni kucakladı; tüy gibi alıp gökyüzüne götürdü.

Esref Bey gülümsemekle endisesini gizlemeye çalıstı.

- Rüyanı insallah Rabbimiz hayırlara tebdil eder; oğulların babasız kalmaz.

- Kusura bakmayın Kumandanım, sizin üzülmeniz beni derinden yaralar; fakat rüyalarım denenmistir; mutlaka çıkar. Sehit olmaktan da endise etmiyorum. Ben sadece sizi haberdar etmek istedim; bağıslayınız.

Esref Bey ona dönerek durdu; yüzü de kararlı bir durum aldı.

- Allah geçinden versin; milletimiz ve ümmetimiz senin gibi yiğit, ne yaptığını bilen gençlere çok muhtaçtır. Sehitlik ise bizim için en yüce mertebedir. O mertebeye erersen, çocuklarını hiç düsünme, -sağ elini hafifçe göğsüne vururak- Bu can, bu ten kafeste kaldığı sürece onlar
yetimlik çekmezler. Ama vatanımıza, milletimize, ümmetimize çok daha hizmetler etmen için Allah'ın sana uzun ömür vermesi en büyük duamdır.

Ufukta kızıllık belirip, vadiler aydınlanınca, makinelileri, tüfekleri temizlediler. Ekmek, peynir, zeytin yedikten sonra yola koyuldular. Yol aldıkları bölge engebeliydi; ilerlerinde dar bir boğaz vardı; öndeki kafile görünmüyor, biraz daha hızlı gitmeleri gerekiyordu. Hava billur gibi aydınlıktı; mevsimin sıcak günlerinden birini yasayacakları belli oluyordu. Önde kılavuzlar gidiyor, en arkada Yüzbası Çerkez Mehmed geliyordu. Atının üzerinde ortalarında yol alan Esref Beyin zihni İmam Yahya ve ondan alacağı birlikleri en kısa zamanda kimlerle ve nasıl eğiteceğiyle mesguldü. İmam Yahya'nın "hayır" diyeceğini düsünmek bile istemiyordu!...

Bir ara dikkat etti; cins atı dizginlerini serbest bırakması için devamlı basını oynatıyor,
areketleriyle tedirginliğini belli ediyordu. Yürek atısları değisen Esref Bey bakıslarını çevrede gezdirdi; dar boğazı asmak üzere bulunan kafile tam bir hareket düzeni içindeydi. En önde giden kılavuzlardan Bedevî Abud, dar boğazı asınca birden hecininin yularını çekip durdu; elini günese siper eder gibi getirdi; kısa bir süre baktıktan sonra, ulumaya benzer ses ıkararak, hecinin basını geri çevirdi ve kosturmaya basladı. Kafiledeki herkes ona bakıyordu; Esref Beyin yanına yaklasınca, heyecandan nefes nefeseydi.

- Ya Hazreti Bey, dünya insan kesilmis, üzerimize geliyor! Ömrümde böyle
bir kalabalık görmedim.

Soğukkanlılığını koruyarak sert bir sesle sordu.

- Kaç kisiler? Niçin telâslanıyorsun? .

- Sel gibi Bey!

Esref Bey, geri dönüp bağırdı.

- Bir numaralı makineli timi ve merkez kuvveti mümkün olduğu kadar süratle bana yetissinler.

Esref Bey atını mahmuzladı; Abud'un kafileyi gördüğü tümseğe çıktı; boynunda asılı dürbününü gözlerine getirdi; arkası görünmeyecek kadar uzun bir insan grubu yüz metre kadar doğularında kuzeyden güneye doğru iniyordu. İndiği atını Mübarek'e verdi.

- İyice boğaza gir, görünmesin.

Sürünerek biraz daha yukarıya çıktı; tekrar dürbünüyle bakmaya basladı; çölün ortasında güneye doğru akan uzun insan sürüsü batıya yılan gibi kıvrılıyordu. Önlerinde kırmızı renkli bir bayrak görünce, asi Serif Hüseyin Pasa'nın askerleri olduğundan süphesi kalmadı. Bu kadar kisiyi buralarda ancak İbn-i Suud, İbn-i Resid ve Mekke Serifi Hüseyin Pasa toplayabilirdi. İbn-i Suud'un böyle bir ortamda buraya gelmeyeceğini, İbn-i Resid'in uvvetlerinin ise hareket halinde olmadığını biliyordu. Piyadeler hecin süvarileriyle takviye edilmisti. Sağda solda atlılar da görünüyordu; bunların İngiliz, Fransız subayları olduğunu tahmin etti. Çağırdığı Eyüp Berzenç ile Çallı Hüseyin Bey sürünerek yanma geldiler. - Herhangi bir silah sesi duymadığımıza göre, ilk kafilemiz yoluna devam ediyor. Bunlar tam batıya dönüp akısları hızlanırsa, oyalamak için önlerine çıkmalıyız. Pesimizde olup olmadıklarını, bizi görüp görmediklerini de bilmiyoruz. Eğer bize hücum edecek olurlarsa veya tam batıya dönerek hızlanırlarsa, çatısmamız kaçınılmaz hale gelir. -Eyüp Berzenç'e döndü- Böyle bir durumda emrindekilerle su sağdaki tepeyi -sonra Çallı Hüseyin Beye döndü- sen de emrindekilerle su sol gerimizdeki tepeyi tutacaksın. Bu anda uzun insan sürüsünden kopan bir hecin-süvari grubu yön değistirip, onlara doğru gelmeye basladı. Piyadeler de onları kusatmak için büyük bir çember olusturacak tarzda yayılıyorlardı. Boğazda kendilerini kıstırmak istediklerinden süphesi kalmayan Esref Bey bağırdı.

- Mübarek altınları bulabileceğin bir yere göm!

Eyüp Berzenç, Çallı Hüseyin Bey emrindekilerle tutmaları gereken tepelere uzaktan görünmemeye dikkat ederek süratle ulastılar. Merkez kuvveti Esref Beyin yanında toplandı. Bir üçgen meydana getirip makinelileri de kurdular. Yüzbası Mehmed'in kumandasındaki silahsörler de en arkada kaldılar. Asçılar, kılavuzlar, hayvan bakıcıları develerle, atlarla boğazın en doğusuna sığındılar. EsrefBey gür sesiyle emrini verdi.

- Ates!

Makasvari atesleri, Serif Hüseyin'in hecin süvarilerinde büyük bir güçle karsı karsıya bulundukları zehabını uyandırdı. Makineli tarrakaları kesintisiz uzuyordu; piyade tüfeklerinin namlularından alevler görünüp kaybolurken Çallı Hüseyin Beyin emrindekilerden kurt yürekli bir delikanlı olan Giritli Hüseyin Hulki tepenin kenarından sürünerek ileri çıkıp, süvarilerin üzerine semsiyeli bir el bombası fırlattı. Piyade atesleri arasında büyük bir gürültüyle patlayan el bombası karsılarında top bulunduğunu zannetmelerine sebep oldu. Bozgun halinde geri çekilirlerken bunlara sokuldukları yerler ölülerle doluydu. Kana boyanmıs birkaç hecin kumlarda bacak sallıyor, süvarisi düsmüs yirmiden fazlası da geri kaçarken önüne geleni çiğniyordu. Bedevilerin savas usulünü bilen Esref Bey onları boğazın çıkıs yerinde büyük bir yarım çember halinde kusatacaklarını tahmin ediyor, yattığı yerden dürbünüyle bakıyordu. Nitekim hecin süvarileri çark etmeye basladılar. Bedevilerin baykusa benzer sekilde çıkardıkları sesler, çölde derin akisler yaparak moral bozucu oluyordu. Esref Bey yattığı yerden sağa sola bağırıyordu.

- Bu onların taktiğidir; korkmayın! Hak yolundayız, Allah bizimle beraberdir. Onların hücum etmelerine epeyce zaman vardı; arkadaki sol tarafları bostu; çevresindekilere seslendi.

- Endise etmeyin; geriye gidip geleceğim.

Esref Bey geri geri süründü; görünmeyeceğine kanaat getirince, ayağa kalkıp kostu. Yüzbası Mehmed'in yanına geldi. Sol taraftaki tepeyi göstererek: - Su karsıya göz kulak ol; oradan kusatılabiliriz, dedi, gerektiği yere de yardımını esirgeme.

- Emredersin Kumandanım.

Sonra kılavuzlara, asçılara, hayvan bakıcılarına döndü. - Kumandanınız Abud'dur. Develere, atlara iyi hakim olun; ürkerler. Korkmayın. - Gözlerini Abud'a çevirdi -Burada bir aksilik olursa, cezanı çekeceğini bil!

- Olmaz Bey!

Enver Pasa'nın iki isim yazıp verdiği kâğıdı göğüs cebinden çıkararak yırtan Esref Bey tekrar eski yerine döndüğünde Serif Hüseyin'in kuvvetleri yeteri kadar kusatma yaptıklarına kani olunca, onlara yöneldiler. Süvariler, hecin süvariler, piyadeler ellerindeki İngiliz tüfekleriyle bol mermi harcayarak el bombalarını savurup, yarım çemberi daraltıyorlardı. Bazı yerlerde makinelilerini kurmuslar, devamlı tarıyorlardı. Bunlar da bütün enerjilerini devreye sokarak ates ediyorlar, piyade tüfeklerinin ara vermeden patlamalarının, bomba gürültülerinin arasında makinelilerin tarrakaları hiç eksik olmuyordu. Issız çöl ana baba gününü yasıyordu. Kısın ortası olmasına rağmen, günes oldukça sıcaktı. Yere düsenin kanını kumlar zaman geçirmeden emiyordu. Eyüp Berzenç'in emrindeki makineli tüfeğe cephane tasıyan Medineli Mübarek ile Maanla Hulusi sehit düstüler. Tüfekle ates etmeyi bırakıp onların görevini üstlenen Sinoplu Mustafa ile Tatar Latif yaralandılar; fakat yaralan ağır değildi; faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Makineli tüfek çavusu Hüsnü'nün yere kapaklandığını dürbününün merceğinden Esref Bey gördü. "Öldü mü?" diye endiselenirken Hüsnü Çavus yerinden doğruldu; sol kolunu rahat hareket ettiremediğini Esref Bey fark ediyordu. Çallı Hüseyin Beyle, Eyüp Berzenç'in mevzilerine düsman iyice sokulmustu. Karsılarındaki binlerce kisilik kalabalığın silâh gücüne karsı hiçbir sansları olmadığını bilmelerine, sehit ve yaralı vermelerine rağmen bir adım gerilemiyorlardı. Bu gayretlerinde öndeki kafilenin yol alması da önemli rol oynuyordu. Sayılan yeterli değildi; aralarındaki mesafeyi koruyabilecek yoğunlukta ates edememeleri parça parça kusatılmalarına sebep oluyordu. Bunun için birbirlerine yaklasmak, ateslerini yoğunlastırmak istiyorlardı. Bedevilerin cebindekilere, elbiselerine tamahen yaralı arkadaslarını öldüreceklerini bildiklerinden, onları da omuzlarına alıp, mevzi değistirerek Esref Beyin bulunduğu tepeyle aralarındaki uzaklığı azaltmaya gayret ediyorlardı. Yaralılardan birini omuzuna, tüfeğini de eline alıp kosarken, o mevzide kalanların atesiyle korunsalar da düsenler eksik olmuyordu. Gidenlerin atesiyle orumalarında da orada kalanlar yer değistiriyorlardı. Makineli tüfeklerin durmasından yararlanarak Serif Hüseyin'in bir bölüğe yakın askeri Çallı Hüseyin Beyin emrindekilerle, Esref Beyin basında bulunduğu merkez kuvvetinin arasına girmeyi basardı. Böylece hat
parçalanmıs oluyordu. Bu çok tehlikeli durumu sezen Çallı Hüseyin Beyle, aynı tehlikeyi anında gören Eyüp Berzenç emrindeki tüfekleri buraya yoğunlastırdılar. Karsısındakiler de onları feci bir ates yağmuruna tuttular. Siperlerden yoksun bu yerdeki dengesiz ücadelenin ne kadar süreceği belli değildi; ama uzun sürmeyeceği kesindi; bunlardan birisi ölürse, yeri doldurulamıyordu; karsıdan ölenlerin yerlerine ise ihtiyatta tutulan birliklerden çekirge sürüsü misali sevk ediliyordu.

Mülazım-ı sani Behçet'in ve emrinde kalan sekiz erin mermileri tamamen bitmisti. Merkez kuvvetinin arkasına indirilen sandıklardan en azından su anda nakil yapmak mümkün değildi. Düsmanın onları kusatmak için Eyüp Berzenç'le aralarına girmeye gayret ettiğini sezen Mülazım-ı sani Behçet, kumandasındakilerle mermilerden kurtulmak amacıyla simsek gibi bir hareketle kalabalığın arasına dalıp, yiğitçe süngü sallayarak Eyüp Berzenç'in yanma ulasmaya çalısmaları gerçekten göz yasartıcıydı. Birbirlerini vurmamaları için onlar da süngüye basvurdular. Serif Hüseyin'e ait kuvvetlerin kendilerini heyecanlandırmak gayesiyle attıkları çığlıklar arasında bunların "Allah! Allah!" nidaları sönük kalıyordu. Burada olup biteni Esref Bey dikkatle izlerken, yanlarında basından aldığı yara ile ak sakalları kana boyanmıs Hasan Zeytunî Efendi bitti. Mermisi tükendiğinden tüfeğini Serif Hüseyin'in kuvvetlerine doğru savurup, kamasını sıyırdı; gömleği yırtılmıs, kurumus bir dalı andıran incecik pazusu ortaya çıkmıstı. Esref Beyin yüreği yarılır gibi oldu. Serif Hüseyin'in kuvvetlerine doğru hücum eden Hasan Zeytunî Efendi, bir iki sendeledi, tozlara karıstı.
Kırk üç kisiyle yirmi bes bin kisinin kanlı boğusması kör döğüsüne dönmek üzereydi. Esref Beyin silahsörleri ne pahasına olursa olsun, olusturdukları hatları korumak istiyorlardı. Eyüp Berzenç'in Üsküdarlı İbrahim'in, Çallı Hüseyin Beyin, Girit'in yiğit çocuğu Mamaka Mustafa'nın süngü sallayıp, bomba savururken can yoldaslarını güçlendirmek,
düsmanlarına korku salmak için attıkları naralar gerçekten hem ümit ısığı, hem de ürkütücüydü.

Yılların tecrübesinin kazandırdığı hassasiyetle, aynı anda iki taraftan aynı yere bomba fırlatmalarından doğan saskınlıktan yararlanmak düsüncesiyle karsılıklı hücuma kalktılar. Aradaki insanların sağa sola kaçısmaları, bazılarının yere serilmeleri morallerini yükseltti. Ne yazık ki insan gücünün üstüne çoktan çıkmıs mücadele ile her an eriyorlardı. O yiğit, o levent delikanlıların kimisi basından, kimisi kolundan yaralanmıs, dudakları susuzluktan parça parça olmustu. Serif Hüseyin'in kuvvetlerini yöneten Đngiliz ve Fransız subayları kaçıp giden, ölen, yaralanan her birinin yerine bunları bir an önce yok etmek için üç bes kisi ileri
sürüyorlardı. Çölde, boğazın yakınlarında, vadilerde binlerce serseri merminin fokurdadığı bölgenin değisik yerlerindeki kanlı boğusmalara rağmen, çarpısmaları dar boğazda yoğunlastı; orayı tutan, basında Esref Beyin bulunduğu merkez kuvveti de devamlı eriyordu.
İkindiye doğru Eyüp Berzenç ile Çallı Hüseyin Beyin tuttukları cenahlarda ates çok zayıfladı.

12 Ocak 1917'de gerçeklesen bu savas London Times'de sekiz sütun üzerine mansetten verildi.

Yeri göğü inleten Bedevi naraları Esref Beyin yüreğini dağlıyordu; gençliği onların arasında geçtiğinden âdetlerini gayet iyi biliyordu; bu sayhaları karsısındakini öldüren atardı. Bunların toplamı kırk üç kisiydi; birkaç da hizmetlileri vardı; ama atılan sayhalar çoktu; atılmaya da devam ediyordu. Demek ki hatlar birbirine karısınca, karsı taraftakilerin de büyük bir bölümü sivil olduğundan, kendi safımdakini boğazlayan düsman öldürdüğünü sanıyor, sayha atıyordu!... Esref Bey iki yara almıstı; sağ kalçasından akan kanı gören İzzet bağırdı.

- Yaralandınız Kumandanım!

Ona basını çevirirken önemli değil anlamında bir hareket yapan Esref Bey'e İzzet bir baska haberi vermek için bağırıyordu.

- Altınları buldular, yağma ediyorlar!

Medineli Mübarek'in gömdüğü altınları bulmuslardı; pek çoğu onların basına çullanınca, bunlar biraz rahat nefes aldılar. Altınların tamamının aynı çevrede gömüldüğünü tahmin ederek, ulumaya benzer haykırıslarla toprağı esiyorlardı. Kısa bir süre sonra altınların basında, birbirini boğazlayan büyük bir yığın olustu. Avuçlarını dolduran kaçmak istiyor, arkasından gelen onu hançerliyor, bir diğeri bunu kumlara yuvarlıyor, avucundakilere
saldırıyordu... Bu fırsattan yararlanıp, son bir mevzi tutmak için Esref Bey İzzet'e:

- Sağ kalanlarla su karsıki tepecikte bulusmaya çalısalım, bağır, dedi.

İzzet'in sesine sağdan soldan bitkin karsılıklar geliyor, duyan aynı seyi duymayanlar için tekrarlıyordu. Değisik yerlere dağılanlar arkadaslarının sesini duymakla kendilerinde son bir enerji buldular. İzzet'ten gelen yeni emir dillerde dolasıyordu. "Dikkat kosuyoruz! Dikkat kosuyoruz!" yattıkları yerlerden fırladılar; canlarını dislerine takıp, hem kosuyorlar, hem de
çevreye ates ediyorlardı. Çoğu kana bulanmıstı. Ethem Beyin elinde makineli tüfek bulunuyordu. Tepeciğe doğru kosarlarken bir taramaya yakalanan Ethem Bey "Allah" nidasıyla yere yığıldı. Esref Bey makineliyi kavradı; ama ne sehpası, ne de mermisi vardı. Esref Bey' de düstü; bu düsüsü yeni bir mermi isabetinden değil, sağ ayağı bir çukura geldiği içindi. Kolundan yakalayan İzzet onu kaldırdı; adeta sürükleyip götürdü.

Esref Bey tepecikte yatar yatmaz, gözlerine dürbününü yaklastırınca, karsıdaki bayırda bulunan Yüzbası İsmail merceğine geldi; fidan gibi bir delikanlı olan İsmail kan revan içindeydi; eline geçirdiği hançerle çevresini saran Bedevî güruhuna hücum ediyor, sol eliyle de karnını tutuyordu. Karnından çok ağır yara aldığı belliydi; bütün ön tarafı ve eli kana gömülmüstü. Can havliyle bir hamle yaptığı anda, alnına rastlayan bir kursunla devrilirken orada beliren Çallı Hüseyin Beyle, Eyüp Berzenç'in emirlerindeki bir avuç kahramanla, asağıdan saldıran insan dalgasına karsı süngü hücumuna kalkmaları Esref Beyin gözüne çarpınca heyecanlandı. Günesin son ısıklarında parıldayan kanlı süngüleri sallayan bu yiğitleri dünya gözüyle bir daha görecek miydi!...

Yamacın sağ tarafında bulunan Serif Hüseyin'in kuvvetleri Çallı Hüseyin Beyle, Eyüp Berzenç ve emrindekilerine yönelince onlar için fırsat doğdu. Esref Bey;

- Su karsıya geçip, bizimkilerin üzerine gelen dalgayı biçelim, dedi.

Karsıya geçmek istiyordu; fakat kan kaybı onda güç bırakamamıstı. Birkaç adımdan sonra yere düstü; İzzet de yanına yattı. Bu anda bir mermi Esref Beyin alnını sıyırdı; kan sağ gözünü kapattı. Elinin tersiyle sildiği sırada, onbes metre kadar sol taraflarında Üsküdarlı İbrahim'i gördü. İbrahim öldürdüklerini üst üste yığarak suni bir siper olusturmustu; dört
tarafını saranlara siperin içinden ates ediyordu. Đbrahim sağ tarafından yaklasanlara namlusunu çevirirken, solunda bir Bedevî peydahlandı. Esref Bey ona haber vermek için bağırdı.

- İbrahim!

Dönerken Bedevinin cembiyeyi ensesine indirdiği İbrahim cesetlerin arasında kayboldu. İzzet'in namlusundan çıkan mermiyle Bedevî de yere yığıldı. Batan günesin son kızıllıkları ufuktan silindi; gökyüzünde yıldızlar ısıldamaya baslarken ürpertili karanlık vadilerde koyulasıyordu. Savas alanının dısında kalan, elli atmıs metre sağ taraflarındaki tepeye
geçebilirlerse, selâmete yaklasırlardı. Oraları taramak akıllarına gelmezdi; onlar da uzaklasma fırsatını ele geçirmis olurlardı. İzzet'e döndü:

- Sağdaki tepede bulusmamızı bağır.

İzzet'in sesi birkaç kere küçük küçük tepeciklerin aralarındaki vadilerde yankılandı. Sürünmeye basladılar. Bulunan altınlar talan edilmisti; bir çoğu sağı solu eserek geri kalanı aramaya devam ediyordu. Bazıları da hayattakileri öldürmek, onları soymak derdindeydiler.
Kimilerince de öldürüp soyacağı insanın hangi saftan olduğu önemli değildi...

Değisik yerlerde silâhlar patlıyor, vadilerde, yamaçlarda, tek tük kalmıs Teskilât-ı Mahsusa'nın elemanları can veriyorlardı. Esref Bey sağ kasığından bir kursun daha aldı. Kalçasındaki yarası da gittikçe ağırlasıyordu. Son gayretle elleri ve ayakları üzerinde tepeye tırmanmaya çalısıyordu. İzzet geride kaldı; tabancası elindeydi. Rahat hareket edemeyen Esref Beye yaklasan olursa mıhlayacaktı. Esref Beyin gücü, ümidi kalmamıstı; bir külçe gibi yığılması an meselesiydi; ama bütün benliğiyle direniyordu. Bir kahpe kursunla değil, arslanlar gibi vurusarak, yiğitçe naralar arasında sehit olmak istiyordu. Yıllardan beri sürdürdüğü mücadelenin sonunda böyle sehit olmayı bir hak görüyordu; ne yazık ki göğüs
göğüse boğusacak dermanı kendisinde bulamıyordu.

Isıl ısıl yıldızlar vadilere, sırtlara serilen cesetleri aydınlatırken Esref Bey sürünerek tepeye çıktı; önünde bir çukur, tekrar bir tepe vardı. Bakıslarıyla oraları dikkatlice taradı; hiçbir hareket görünmüyordu. Yuvarlanarak çukura indi; orada kısa bir süre dinlendikten sonra tepeye sürünmeye hazırlanırken tabancası elinde olan Giritli Hasan Hulki kosarak yanına geldi. Yerle gök arasında kendisini çaresiz hissedenin yardımına bir kisinin gelmesi dünyalara değerdi; bunun ne demek olduğunu ancak böyle bir anı yasayan bilirdi.

- Kumandanım size nasıl yardımcı olabilirim?

Esref Bey "tepeye çıkalım" diyeceği anda birkaç mermi isabet eden Hasan Hulki yere serildi; bir iki çırpındı ve kaldı. "Oğlum Hasan Hulki! Oğlum Hasan Hulki!" diye sarstı. Uğradığı
bir felâkette sevdiği insana yardım edememenin acısını duyarak yaslı gözlerle Esref Bey ona uzun uzun baktı. Elini uzatıp, alnını ok-sadıktan sonra gözlerini kapattı. Sağ tarafına düsen tabancasını eline aldı; mermisi kalmamıstı; aradı, ceplerinde de yoktu. Tabancasını göğsüne bıraktı; ellerinin ve dizlerinin üstünde tepeye doğru hareket etti. Biraz sonra ona yetisen İzzet'e döndü: bulanık bir sesle!

- Hasan Hulki gitti, dedi.

- Asağıda gördüm Kumandanım, Rabbimize, Peygamberimiz'e kavustu.

- Hep kavusacağız; fakat burada yapacaklarımız var. Daha çok gençti. Silâhlar susunca endiseli bir sessizlik vadilere, çöllere hakim oluyordu. Astıkları tepelerde, daha ilerlerde bağınlıyordu.

- Ya Esref teslim ol, senin üzerinde ahid ve eman var!

Bu sesler Esref Beye, Serif Hüseyin'in kuvvetleriyle rastlantı sonucu karsılasmadıklarını anlatıyordu. Bir taraftan "Ya Esref teslim ol, senin üzerinde ahid ve eman var!" diye bağırılıyor, diğer taraftan da zaman zaman silâh sesleri alevleniyordu. Tırmandıkları tepenin tam üstünde bir çukurcuk seziliyordu. Oraya girdiler; savas alanından da epeyce uzaktaydılar. Kendilerini oldukça güven altına almıslardı. Sancıları beynini kızgın bir burgu gibi delmesine rağmen Esref Beyin kulakları sayhalardaydı. Her sayhayla bir insan bu aleme gözlerini yumuyordu; muhakkak ki bunların bazıları kader arkadaslarıydı. Her isitisinde, "Ey
Rabbim, bu son olsun!" diyordu. Yüz üstü yatmıs Esref Beyin bası bileklerinin üzerindeydi; bakıslarında aynı anda oğlu Feridun, kızları, karısı, kardesleri, Üsküdarlı İbrahim' in, Yüzbası İsmail'in, Hasan Zeytuni Efendinin, Ethem Beyin, Giritli Hasan Hulki'nin sehit olusları, o yiğitçe süngü hücumları bulunuyor, acı bir sıcaklık göz kapaklarının altında yayılıyordu.

Çarşamba, Eylül 29

Mehmet Niyazi Özdemir ; İki Dünya Arasında

Mehmet Niyazi Özdemir kendini geri planda tutabilen usta bir yazar. Üniversite tahsili sonrası doktora için Almanya’ya giden bir yazar. Sadece bir yazar olarak ele almak yanlış olur Mehmet Niyazi’yi. Aynı zamanda yazarlığı kadar kuvvetli olan bir felsefi yönüde var. Yazar ve düşünür sıfatı kendisine tam olarak uymaktadır. Eserlerinde gerçek yaşamları ele almaya çalışır. Felsefi yönünde ise Milliyetçilik ve Din konuları ön planda olmuştur her zaman. Bir çok eserini okuma imkanı buldum. Özellikle Bayram Hediyesi, Çanakkale Mahşeri, Yemen ah Yemen, Daha Dün Yaşadılar adlı romanları ilk aklıma gelenler.

Bayram Hediyesi : Kısa hikayelerden oluşan bir eser. Hikayelerin sıcaklığı ve gerçekliği her daim ön planda.

Çanakkale Mahşeri : Çanakkale savaşı sırasında gönderilmiş gerçek mektupları anlatan, kişilerin isimleri dahi o dönemin kaynaklarından seçildiği zaferin farklı bir bakış açısı ele alındığı bir kitap.

Yemen Ah Yemen : Yazarın beklide en beğenilen romanı. Bu kitapta da Osmanlının dağılma döneminde Kuşçubaşı Eşref ve arkadaşlarının zorluklarla mücadelesi ele alınıyor. Kitabın bir bölümünde 44 kişi, 25.000 kişilik bir orduya karşı müdafaa yapıyor ki o kısmı bulup eklemek gerekiyor. Kitapta Arap Musa’yı ve Kuşçubaşı Eşref daha yakından tanıyorsunuz.

Daha Dün Yaşadılar : Yazarın kendi köyünü anlattığı bir eser. Bir solukta okunacak bir eser.

Ve resimde gördüğünüz kitap : İki Dünya Arasında

Aşk romanıdır tam anlamıyla. İki farklı kültürün birbirini çeken ve bir o kadarda iten öyküsü. Kitabın yazarın elinden tanımı şöyle :

"Almanya'da okuyan bir Türk gencinin bir Alman kızına aşkının hikâyesidir.

Gurbet insanın kendisiyle boy ölçüştüğü yerdir. Aşk ise orada bir başkadır. Yalnız olan insanın bütün ümitleri o sihirli ilişkide gizlidir. Ona bir adım daha yaklaşmak heyecanıyla gam dehlizini andıran gecelerde sabahlar iple çekilir; ne yazık ki kaderde talihsizlik varsa, her doğan gün aradaki duvarı biraz daha örer. Bu durum hisli ve içli gurbeti yürek ağrılarıyla dokur; ah ne o ağrılara tahammül edilir, ne de onlardan kopulur."

Salı, Eylül 28

Tatil Günlükleri - 4

Araba tırmanmaya başlayınca şoför mahalinde olmayın. Zira eşsiz manzaraları kaçırmamak gerekli.



Yol boyunca kendini gösterip gizlenen bu güzel dere, o kadar cesur akıyor ki Karadenizin ruhunu simgeliyor adeta.



Tesislerin arkasında yer alan ormanın manzarası nefes kesici. Hele ki kışın karla kaplı bu ormanı seyredip kahve yudumlamak tarifsiz.



Ve işte o eşsiz ve tarifi imkansız Uzungöl manzarası. İlk bakışta kavranmıyor ancak zamanla hayran hayran bakıyorsunuz bu manzaraya. Huzur işte tam orada.


Buda bizim Yaser Arafat :)


Bu post Beşiktaşlılık kendisine çok yakışan ve herşeyden fazla klubünü seven Ömer kardeşime gelsin. Umarım en kısa zamanda memleketini ziyarete gider ve bu güzellikler içinde mest olur.


Ali Sami Yen'deki Onursuzlar

Saygı kelimesi üstünüze hiç yakışmıyor. Sadece 5 dakikalık adamlarsınız.

Pazartesi, Eylül 27

Farid Farjad - Sarı Gelin

Galatasaray 3-1 İBB #6

Maçı Ultras-Movement blogdan Sabri’nin hediye ettiği biletle stadda izledim. Kendisine buradan teşekkürlerimi iletiyorum.

Maç öncesi sıkıntılıydım çünkü takım hazır değil ve rakip İBB zaafları görebilen ve o zaafı kendi lehine kullanabilen bir ekipti. Stad çevresinde bir tur atarken herkesin tedirgin olduğu fakat kötü oyunlada olsa 3 puan alacaklarına emin olduğunu gördüm. Bu arada karaborsacılardan söz etmemek olmaz. Adım başı “bilet var” sesi duymak itici geliyor.

Stada girdiğimde Eski Açık Alparslan Dikmen için güzel pankartlar hazırlamıştı. Stad da ise Barış Manço’nun “Unutamadım Seni” şarkısı çalarken ekranda Alparslan Dikmen resimlerinin olması ve tüm stadın atkılarla eşlik etmesi güzel anlardı. Galatasaray tribünleri belki çok etkili değil ancak bazı duruşları hiçbir takımda yok. Tahsil durumundan kaynaklandığını düşünüyorum bunun. Kabul edin yada etmeyin Galatasaray tribünlerinin kültür düzeyi rakiplerinin çok üstünde. Blogger’danda anlaşılıyor bu zaten.

Maç başında takım kadrosunu görünce Rijkaard’ı ülkeye ve lige artık alıştığını çıkardım. Cana tercihi bunun açık göstergesiydi. Önceki yıl bildiğini okuyordu sadece. Rakibin formu, etkili silahları göz önüne alınmıyordu. Ancak bu sene şampiyonluk için çokşeyden feragat edecek Rijkaard. Defans hattında ise Serkan Kurtuluş artık rotasyon oyuncusu olmuştur. Sabri ile değişmeli kullanacaklar o mevkiyi. Serkan hızı ve sezgileri güçlü olan bir futbolcu. Güç konusunda zaafları olsada bunu kapatmayı başarıyor. Ayrıca hücüma dengeli çıkması da başka bir artısı.

Bir başka dikkat çekici tercih ise Aydın ve Pino’ydu. Geçtiğimiz hafta Buca maçı sonrası Rijkaard elimde olsa Aydın ve Pino ile başlayacaktım demecini vermişti. Bu hafta bu gerçek oldu. Kewell ve Elano yerine bu ikili tercih edildi. Sebebi topu ezmeden dikine oynama planıydı. Cana’da buna katkı sağlamak için ilk 11 deydi zaten.

Maç öncesi ısınmalarda dikkatimi çeken bir nokta vardı. Ayhan orta yuvarlakta duruyor bir sağ taraf birde sol tarafa uzun toplar atıyordu. Sağda Serkan-Pino solda ise İnsua-Aydın ikilisi bu topları karşılıyor. Biri kafayla indiriyor ve kanada doğru koşuyor, diğeri işse topu koşu yoluna atıyordu. Sonrasında ise yapılan orta ve kafa vuruşu çalışması. Bunu bir beş dakika yaptılar ve gayette başarılı oldular bu çalışmada. Maçta da sık sık bek-açık verkaçlarını gördük.

Maç başında ise Galatasaray üç puanı ne kadar çok istediğini gösterdi. Henüz ikinci dakikada Baros gidiği pozisyon kötü bir vuruşla golü kaçırdı. Baros hızına ve gücüne kavuşunca ne denli etkili olduğunu gösteriyor. Sonrasında ise Pino-Serkan ikilisinin paslaşması sonucu Serkan Kurtuluş boş pozisyonda orta açma imkanı buldu ve yaptığı ortaya Baros Rızvan’dan atik davranarak yaptığı kafa vuruşuyla golü buldu. Maç öncesi çalışılan bir pozisyonda golün gelmesi takım adına sevindirici. Çok geçmeden yine aynı organizasyon sonrası Serkan’ın ortasında Baros bu sefer kafa vurmak yerine göğsüyle topu yumuşattı ve yine Rızvan olaya dahil oldu. Eliyle kestiği topa hakemde penaltı düdüğünü çalmakta geç kalmadı. Baros Hasagic’in yanından yaptığı vuruşla ikinci golünü attığında dakikalar henüz 13 olmuştu. Yakın hemşerim olan Rızvan adına üzülsem de Galatasaray için maça süper bir başlangıç oluyordu bu.

Bu gollerin gelmesinin ana sebebi takım halinde önde baskı kurmaktı. Büyükşehir sanırım böylesine bir başlangıç beklemiyordu Galatasaray’dan. Ancak Galatasaray’da işler skor kadar güzel değildi. Orta sahada ne oluyorsa oluyor oyun tıkanıyor. Neill’ın ekstra güzel pasları olması pozisyona bile girmekte zorlanacak bir hava var. Nitekim sağ tarafın etkili olmasının ana sebebi Neill ve önünde Cana’nın o yönde oynaması. Aydın ve İnsua kanadı bu kadar etkili olamadı. Servet’le başlayan ataklar genelde taç ile sonuçlanıyor çünkü. Aydın kendini unutturduğu bi anda yaptığı koşu sonrası Baros’a attığı pası Baros dengesi yitirir gibi olsa da ruhuna işleyen golcülük yeteneği ile yaptığı estetik vuruşla üçüncü golünü atıyordu. Seyir zevki üst düzey olan bir goldü bu.
İlk yarı sonuna kadar oyun iki takım içinde rölantide gitti. Devre arası soyunma odasına uzun süre sonra tek farktan fazla bir skor üstünlüğüyle giriyordu Galatasaray. İlk yarının üç farkla önde kapatıldığı son maç 9 Şubat 2008 deki 6-3 kazanılan Manisa maçıydı.

İkinci yarı başladığında Galatasaray’dan güzel kontraataklar ve goller bekliyorduk açıkcası. Ancak takımda ki dengesiz yerleşim ve uyumsuzluk sonucu maç tahmin edildiği gibi gitmedi. İbrahim Akın’ın zorlayıcı koşuları ve topla hakimiyeti ciddi pozisyonlar oluşturdu. Serkan Kurtuluş epeyi zorlandı karşısında. Bunun başka bir nedeni ise Pino’da yeterli katkıyı bulamamasıydı. Serkan Pino’ya hücumsal olarak yeterli desteği fazlasıyla verdi ancak Pino aynı katkıyı savunmada kendisine veremedi. Tum’un golü sonrası bir süre bocaladı Galatasaray. İbrahim Akın’ın vuruşunu günün en formda ismi Servet çizgiden çıkartmasa korkulu dakikalar yaşanacaktı.

Üç farklı üstünlük sonrası bu korku bile fazlaydı. Cana’nın oyundan alınışı buna bir etkendi fakat asıl sorun ileri uçta topu ve takımı rahatlatacak oyuncu eksikliği. Birde hücuma çıkıştaki pozisyon hataları. Misimovic fiziksel olarak hiç hazır değil. Birkaç pozisyonda Hasagic ile baş başa kaldı ve şutunun cılızlığı bunun göstergesiydi. Ayrıca geriye gelip alması gereken anlarda saklanmayı tercih etti. Umarım birkaç haftada kendini toparlar ve ondan beklenileni sahaya yansıtır. Bu haliyle Lincoln’ün tırnağı dahi bile değil.

Bir başka eksiklik ise Galatasaray’ın pozisyona girme zenginliğinin kaynağı olacak olan kanat adamlarının topla sırtı dönük buluşması. Aydın ve Pino sprinter oyuncular. Topla ilk buluşmalarında rakibin nefesini enselerinde duymaları onların yeteneklerini kısıtlamaktan başka bir şey getirmiyor. Bu oyuncularla oynanacaksa onlara alan açılmalı yoksa dün olduğu gibi oyunun büyük bölümünde tıkanıyorlar.

Birde Elano gündemi yaratılmaya çalışılıyor medya tarafından. Aslında pekte haksız değiller. Rijkaard sezon başında kararsız kalmış olacak ki Elano konusu her daim gündemdeydi. Ancak bu olayın sorun haline dönüşmemesi artık çok zor. Elano Brezilya milli takımında süreler alabilen bir isim ve forma isteyecektir Rijkaard’dan. Elano’nun oyun içinde ki vereceklerini en iyi Rijkaard biliyordur diye düşünüyorum. Sezon başında yaptığı planla Misimovic ve İnsua sonrası plan aynı değil gibi duruyor. 4-3-3 de Elano orta üçlüde yer bulabilirdi ancak şuan ki 4-2-3-1 sisteminde nereye konursa eğreti duracakmış gibi bir hava var. Umarım orta bir yol bulunuyor ve sonucu Galatasaray’a olumlu yansır.

Gelecek hafta Karabük deplasmanı olacak. Baros büyük ihtimalle forma şansı bulamayacak. Kewell onun yerine geçecektir. Baros'suz forvet hattının yokluğunu hissetmemek mümkün değil. Arda’nın takıma katılması çok önemli bu zorlu deplasmanıda üç puanla geçme açısından. 4 maçta alınan 12 puan çok güzel görünüyor. Bu puanların çoğu sancılı galibiyetler geldi. Artık sahada kendinden emin ve güven veren bir takım görmek her Galatasaray'lının hakkı.






Cumartesi, Eylül 25

Trt ve Bez Bebek Fox Tv


Sezon başında ki korkumda haklı çıktım maalesef :


Umarım Trt o saçma yayın politikası gereği Bundesliga maçlarını Meclis Tv veyahut Dünya Salon Şampiyonaları uğruna heba etmez. Geçtiğimiz yayınlamayan çok kritik maçlar oldu.

Bugün 16:30 da Bayern Münih ligin sürpriz lideri Mainz ile oynayacak ve Trt bu maçı naklen yayınlayamıyor. O sırada Trt-3 F1 yayını yapacak. Maçın bant yayını 22:05 olarak görünüyor. İşte öyle saçma bir yayın politikası var bu kurumun.

Gerçi beterin beteri var diye boşuna dememişler. Bu sezon İtalya ligini yayın haklarını alan “Bez Bebek Fox Tv” henüz güzel bir maç yayınlamış değil. Pazar günleri 13:00 da oynanan maçları arada sırada veriyorlar. Bu hafta o bile yok. Seri A’da bugün 21:30 da Roma - İnter maçı var ve yayın akışında bu maç şöyle geçiyor :

02.00 ROMA - INTER - İtalya Serie A (Bant)

Maç saatinde ise “Fantastik Dörtlü Gümüş Sörfçünün Yükselişi” adlı muhteşem bir film var. Sakın kaçırmayın.

Hamili Şerefsizdir

Dün gecelerce mesai harcayarak tamamladığım bir projeyi İstanbul İtfaiyesine sunuma gittim. Proje büyük olduğu için öğleden sonra gelmem istendi. Sadece sizin projeye bakacağız diye de eklediler. Ancak amaçlarını daha önce ki deneyimimden biliyorum. Kısacası onay için ücret istiyorlar. Tıpkı Belediye ve İski’de çalışan onay mühendisleri gibi.

Öğleden sonra 14:00 da içeri aldılar. Hiçbir zaman birbirini tutmayan standartlarına göre eksik bir şeyler aramaya başladılar. İki saatlik inceleme sonrası bir noktada yazılmış boru çapının küçük olduğuna ve otoparklarda bulunan muslukların yetersiz olduğuna kanaat getirdiler. Tam bu sırada içeriye elinde projelerle bir bayan girdi. Cebinden çıkarttığı kartı uzattı ve yaklaşık 10 saniye sonra aldığı cevap şu şekildeydi :

“Projeleri şuraya yayın, kaşelerde masanın orada siz kaşeleri basın bizde imzasını tamamlarız”

Evet her şey bu kadar basit aslında. Onca emek, mesai hepsi boşa bu ülkede. Sizinde elinizde “Hamili Kart Şerefsizdir” yazısı varsa işleriniz kolaylıkla döner bu ülkede. Karttaki ampul ambleminide es geçmemek gerekiyor. Zira ülkede ki tüm şerefsizler orada.

Yine mi Peykân!!!!


Buralarda bi Peykân vardı... epeydir ortalıkta görünmüyodu... öldü mü kaldı mı derken; bugün sahalara geri dönüş yapmış.şaşırdım tabi.. ben de bi uğruyum bakıyım dedim, yine ne saçmalamış futbol bloğunda. henüz ısınamamış olsa gerek; yazısına rastlamadım. neyse akıllanmıştır belki; bol bol yazar da Aksilaz'ı sinirlendirmez... Aksilaz'ın kadro da değişmiş, böyle bi yeni kan gelmiş görmeyeli...
düzgün şeyler yazsa bari bu kız... arada limon sıkar salatanın ortasına yine... ofsaytı lise çağlarında henüz kapabilmiş bi kız nihayetinde bu peykan..... "ofsaytın pasifi mi olur" diye söylenen bi tip işte.......
(okur...)


Meraba Herkesee...... :)

Çeçen Milli Marşı


Çeçen Milli MarÅ�ı (Tatlar.Com)
Yükleyen kullartatlar. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

Her daim dinlenebilen bir marş.

Cuma, Eylül 24

Adamsın Nuri

''Milli takım forması her Türk futbolcusu gibi benim için de kutsaldır. Elbette her futbolcu oynadığı takımda ilk 11'de oynamak ister. Ancak söz konusu milli takım olunca durum çok farklıdır. İster o formayı giyeyim, ister yedek bekleyeyim, isterse de tribünde futbolcu arkadaşlarımla izleyeyim, o bayrak altında mücadeleye çağrılmaya hazır beklemenin onuru ve mutluluğu tarif edilemez. Sıramı beklemesini bilirim. Ay-Yıldızlı forma için oynamak kadar, yedek beklemek de büyük bir hizmettir. Bugüne kadar Türk Milli Takımı'nı seçtiğim için en ufak bir pişmanlık duymadım. Ayrıca yaşadıkları ülkenin milli takımlarını seçen soydaşlarımla ilgili de hiçbir yorum yapmadığımı özellikle belirtmek istiyorum. Bu futbolcu arkadaşlarım da kendi düşüncelerine göre tercihlerini kullanmışlardır.'

Çarşamba, Eylül 22

Kişisel Bir Not

1980 lerde dünyaya gelmem kişiliğime büyük etki yapmış. O dönemin en koyu sağcılarından ülkücülüğü (şimdikiler gibi değil elbette) öğrendim. O zamanki adamlığı, delikanlılığı, mertliği gördüm. Komşumuz olan büyüklerden ise solculuğun ince nüanslarını, devrimciliği ve özgülüğün tadına doyulmaz duygusunu tattım. İslamı en yalın haliyle yaşayanlardan İslam ahlak anlayışının verdiği huzuru keşfettim.

Büyüdükçe yeri geldi faşist, yeri geldi devrimci, kimi zamanda geri kafalı oldum. Liboşmuyum derken insan olduğumu keşfettim gençliğimde. Sadece bir insanım artık. Sıradan tıpkı sen gibi. Tek fark herşeyden fazla ruhuma işleyen Galatasaray sevgisi.

Muz

A. Eren Loğoğlu Gaziantepspor-Bursaspor maçı sonrası çok güzel bir değerlendirme yapmış. Başına sonuna eklenecek hiçbirşey yok. Yazıyı aynen aktarıyorum :

Bu maçların tatil edilmesinin müsebbibi futbolu kirleten, terörize eden, taraftarına linç kültürünü yerleştiren Fenerbahçe Spor Kulübü'nün yöneticileri, onların çıkar ilişkileri ve bunun sonucunda doğan standartsız uygulamalardır.

Yıllarca, rakip futbolcuların koridorda yumruklandığı, maçtan önce kasten kavga çıkartılan, kaleci antrenörlerinin yaralanıp kafasının sarıldığı, sahaya yabancı madde atma kültürünü futbola aşılayan, iğrenç cinsel karikatürleri stad müdürlerinin süprizlerimiz var diye sunabildiği, yayıncı kuruluşların kablolarının kesilip görüntü aktaramamasına varacak boyutta sansüre uğradığı, Teknik Adamların kulübelerinden çıkamadığı, çıkanların da alnının yarıldığı ve son olarak maçın hakeminin de atılan cisimlerden nasibini aldığı maçlar oynandı Kadıköy'de, Galatasaray'a karşı. Tüm bunlar olurken maçlar tatil edilmedi, son olayda hakem korktum 50.000 kişi engellenmesi mümkün olmayan olaylar çıkarır bile dedi, linç kültürünü kazanmak için her yol mübah anlayışına dönüştürmüşlerdi bir kere ve bunun adını da galibiyet serisi koydular zavallıca.

O gün, maçı tatil edemeyen, kuralı uygulayamayan, korktuğunu belirten -bu ortamda adaletli maç yönetmesi bekleniyor bir de düşünün vehameti, sonra Galatasaray neden kazanamıyormuş- Bünyamin Gezer, maçı tatil etmemesini sağlayan tüm unsurlar, özellikle bu ortamı yaratan, korku imparatorluğu oluşturan Fenerbahçe Spor Kulübü, Anadolu'da yükselmeye başlayan olayların da sorumlusudur. Olaylar Diyarbakır'da, Gaziantep'te olunca maçlar tatil, Kadıköy'de olunca maçlar oynansın, tabii o şehirler Türkiye Cumhuriyeti'ne, Kadıköy'se Fenerbahçe Muz Cumhuriyeti'ne bağlı.

Bir de Anadolu takımıyız derler, hadi lan ordan yavşak herifler!

http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/12786316.asp

21 Eylül 2010

A. Eren Loğoğlu

Salı, Eylül 21

Biten derbinin ardından



Prestij açısından Beşiktaşımız için önemli bi maçtı lakin fenevin 3 puana kendi seyircisi önünde bizden daha çok ihtiyacı vardı.


Böyle bir ortamda başlayan maçın ilk 25 dk.sında sahanın hakimi Beşiktaştı ve gol atmamız aşikardı... ve yanılmayarak saçma bir gol yiyerek geriye düşüp ilk yarının hakimiyetini feneve verdik üstelik mecburi 2 değişiklik hakkımızı kullanmıştık...


İkinci yarıda oyunun hakimi Beşiktaşımız olmasına rağmen organize pozisyon geliştiremedik ve feneve kaptırılan toplar ve saçma doldur boşaltlarla pozisyon verdik. Şüphesiz mecburi değişikliklerin yapılması Schusterin oyuna müdahele edememesini sağladı. Gerekli oyuncu değişiklikleri yapılamadığı için eşitlik golü son anlarda gelebildi.


Maçtan önce sahada görmek istemeyeceğim 2 adam ilk 11 deydi. Nobre ve Aurelio sakatlık ve aksi olmadıkça Bobo ve Necibin arkasında beklemeliydi.


Fenev^de duran top ve ortalar harici bi numara yoktur, emre harici top yapan adam yoktur ve fizik olarak çok geridedir. Beşiktaşın ise böyle bir takım karşısında 8 net gol pozisyonu vermesi takımın daha büyük maçlara hazır olmadığını gösterir.


dip not


Sonuç beni memnun etmesede maç içindeki gelişmelerden dolayı bir sıfırdan iyidir diyorum...

İbo profesyonelliğini gene gösterdi ve hiç oynamadığı yerde gayet iyiydi ...

Nihat tabii bizim evladımız göz nurumuzsun kredin sınırsız ama biraz kımıldamalısın...

Guti takımın büyük bir yarasını sardın usta pasların hariki ama güçlenmelisin...
Nobre maçta en çok koşan adamdın girdiğin pozisyon 0 ....

Niang ve Dia bence iş yaparlar...




ANKET : En İyi Yabancı Futbolcularımız

Anketin sorusu bu formayı layıkıyla terleten en iyi yabancı futbolcular hangileri?

İki tip kadro oluşturmanızı istiyorum. 4-4-2 ve şuan Frank Rijkaard tarafından uygulanan 4-3-3 sistemine göre kadro kurmanız gerekiyor.

Anket aynı zamanda e-mail yolu ile 85 Galatasaraylı Bloggera ulaşmıştır.

Kadro mevkileri şu şekilde :

GK – DR- DC – DC – DL – MR- MC- MC – ML – FC – FC

GK – DR – DC – DC – DL – MC – MC – MC – AMR – AML – FC

Bu iki dizilişe uygun oyuncuları yerleştirmenizi istiyorum. Katılımınızı bekler iyi günler dilerim.


Kaleciler :
Zoran SİMOVİC, Claudio TAFFAREL, Faryd MONDRAGON

Defans :
Falko GÖTZ, Reinhard STUMPF, Ulrich Van GOBBEL, Iulian FİLİPESCU, Gheorghe POPESCU, CAPONE, Stjepan TOMAS, Rigobert SONG, Lucas NEİLL

Orta Saha :
Mirsad SEDJİC, Cevat PREKAZİ, Iosif ROTARİU, Gheroghe HAGİ, Sasa İLİC, Cassio LİNCOLN, Harry KEWELL, Abdel Kader KEİTA, Franck RİBERY

Forvet :
Tarık HODZİC, Mirsad KOVACEVİC, Roman KOSECKİ, Adrian İLİE, Mario JARDEL, Shabani NONDA, Milan BAROS

Sol bek konusunda sıkıntı mevcut fakat herhangi bir defans oyuncusuda seçilebilir.

5. Haftanın Ardından

- Galatasaray maçlarını izlemek ciddi sabır istiyor. Buca maçı öncesi yazdığım yazıdaki heyecan maçın dakikaları ilerledikçe yerini sıkıntıya bıraktı. Galatasaray gibi bir klubün bu kadar kötü oynamaya hakkı yok. Alışma süresi, zemin gibi bahanelere sığınanlara gülüyorum. İnanılmaz derecede kötü oynuyoruz. Savunma yaptığımızda söylenemez bence. Bu hafta Belediye önünde aynı oyun devam ederse puan almak mucize olur. Umarım futbolcular ve teknik ekip silkinirler. Son üç maçtaalınan 9 puan şuan için aldatıcı.

- Derbiyi seyredemedim maalesef. Ancak kadrolara maç sonu baktığımda Aykut Kocaman hakkında yanılmadığımı görüyorum. Galatasaray için Cana ne kadar önemliyse Fenerbahçe içind Stoch o derece önemli benim gözümde. Stoch ligin kalitesinin çok üstünde bir oyuncu. Kanatları Dia ile paylaşırsa öndeki Niang ile aşırı tehditkar bir güç oluşur. Bu durumda orta sahayı şu şekilde kurmalı Aykut :

Selçuk
Mehmet Emre

Bu şablon ile bir maça çıksın farkı herkes görecektir. Aykut Kocaman’ı anlamak imkansız gerçekten. Bu transferleri sistem için yaptıran kendisi fakat aksine Daum’un o köhne sistemiyle devam ediyor. Alex’in başını sezon başında kesemedi ve şimdi bunun cezasını çekecek Fenerbahçe klubü. Beşiktaş ise istediğini almış oldu maç sonunda. Kadro zenginliğinin nimetelerinden Schuster sezon boyu yararlanacak. Guti’nin ara paslarını izlemek ise ayrı bir keyif.

- Trabzonspor, Manisaspor önünde büyük bir uyarı aldı. Kendileri açısından hayırlı oldu beklide. Rehavete kapılmadan aldıkları bu uyarı Şenol Güneş’in etkinliği arttıracaktır. Ancak Jaja’yı güzel oynarken çıkarması gereksizdi. Yatara ve Alanzinho bu takımın kimyasıyla örtüşmüyor. Gelecek sezon yerlerini Colman gibi oyuncularla doldurabilirlerse çok iyi bir takım ortaya çıkar.

- Eskişehir Sivas deplasmanında son dakikada attığı golle bir puan almış oldu. Rıza Çalımbay’ın son haftaları gibi bir izlenim var bende.

- Yılmaz Vural ise geçtiğimiz sezonun olağandışı çıkışı sonrası bu sezona çok kötü başladı. Bununda sorumlusu bizzat Yılmaz Hoca’dır. Kadro değişimine çok radikal davrandı sezon başı. Bu hafta Ankaragücü önünde aciz kaldılar. Ankaragücü hakkında ise konuşmaya dahi gerek yok.

- Mehmet Özdilek ve Antalyaspor her geçen sezon bütünleşiyor. Kayserispor’u mücadele güçleri ile geçtiler. Uğur İnceman, Mehmet Özdilek’in aradığı isimdi ve sonunda bedavaya bulmuş oldu. Kayserispor ise zamanla daha iyi olacaktır. Şota’ya güveniyorum. Yeterki yönetim rahat bıraksın.

- Emenikeli Karabük ise Gençlerbirliği’ni sahasında ezici bi skorla geçti. Tebrik etmek gerekiyor Karabükspor’u. Ancak stadyum konusunda atılım gerekiyor. Thomas Doll ise bu hızla İlhan Cavcav’ın gazabından kurtulamayacak.

- İBB, Abdullah Avcı ile emin adımlarla devam etmekte. Kadro ve teknik heyet istikrarının faydalarını sonuna kadar kullanıyorlar. Ancak çekici bir futbol oynamadıkları sürece ligin sevimsiz takımı olarak kalacaklar. Geçtiğimiz yıl ki Kasımpaşa maçlarına gidip aldığım hazzı Belediyespor’un bunca yıllık Süper Lig geçmişinde bir kez dahi alamadım. Konyaspor ise kendini Ziya Doğan gibi bir futbol özürlüye teslim etmiş. Gerçeken çok yazık.

- Gaziantepspor-Bursaspor maçının ertelenmesi ise saçmalıktır. Bu ülkede hakemin maç başında başı yarılmış, oyuncular tartaklanmış fakat maç oynanmıştır. Bursaspor ise sıkıcı futboluna devam ediyor. Hakettiklerini Şampiyonlar Liginde alıyor fakat ligde ilerlemeye devam ediyor. Bu maçtan alacakları bir üç puan ise federasyon hediyesi olur.

Cumartesi, Eylül 18

Geliyoruz...





Beklenilen hafta geldi çattı, fikstür açıklandığında gözlerimin aradığı ilk maç... 2005 teki efsane 4-3 galibiyetten sonra son 5 maçtır galibiyet alamadığımız yere Kadıköye yarın çizelgeyi değiştirmeye geliyoruz... Toplamda Kadıköydeki üstünlüğümüzü pekiştirmeye geliyoruz...

Umarım bunlar havada kalmaz çünkü fenev yaralı bi aslan gibi bekliyor ve bu maç onlar için erken final gibi. Bununla birlikte Beşiktaşımızın bu sene ki form grafiği ve kadro kalitesi ortada. Maç öncesi tek sıkıntı bence Ferrarinin bu maçta oynamayacak olması.

Ayrıca söylemeliyim ki ligde ki karakterli bir Türk teknik adamın ipini çekiyor olmak şimdiden beni üzüyor... İnşallah kaliteli, bol gollü bir müsabaka izleriz.

iyi seyirler...


Bucaspor - Galatasaray Maç Öncesi

Tam olarak beş sene önceydi. Eric Gerets’in Galatasaray’ı lige yeni yükselmiş Manisaspor ile İzmir Atatürk stadında karşılaşacaktı. İzmir deplasmanları Galatasaray için hep güzel geçmiştir. O günde çok güzel bir oyun ve skorla 4-1 bitmişti. Ümit Karan’ın enfes golleri bugün bile zihinlerde yer ediyor. O sezon sonu ise tarihi bir şampiyonluk geliyordu.

Bugün ise yine bir 18 Eylül ve yine İzmir Atatürk stadı. Rakip ise lige bu sene yükselen Bucaspor. Tıpkı Manisaspor gibi bir geçmişe sahipler. Bu akşam tıpkı 5 sene öncesi gibi güzel bir futbol ve galibiyet bekliyorum. İzmirli Galatasaraylılar Atatürk stadını yine dolduracaklardır. Galatasaray’a İstanbul’dan sonra en çok yakışan il olan İzmir yine sarı kırmızı bir gece yaşayacaktır. Bu maç galibiyet serisinin devamı ve ŞAMPİYONLUK güneşinin ufukta doğmasının başlangıcı olsun.

Bucaspor – Galatasaray
İzmir Atatürk Stadı
20:30

Perşembe, Eylül 16

İstiklal Marşı Arefesinden Dönen Marş

Necip Fazıl, O ve Ben adlı eserinde bu konuyu şöyle anlatıyor :

İstifamdan da bir yıl evvel, benden bir «Millî Marş» istenmişti. Akif in İstiklâl Marşı beğenilmiyor, bunun yerine bir Millî Marş isteniyordu. Hattâ (Ulus) gazetesi bu maksatla bir de müsabaka açmıştı. Demişlerdi ki baş alâkalısına:

- Bunu yazsa yazsa Necip Fazıl yazabilir; ama bir garip adamdır, yazmaz!

Ve bana teklif edilmişti. Ben de:

- Akif'in ruhuna ve eserine hürmetim var... Fakat içinde hiçbir hâs isim geçmemek ve kendi anlayışıma göre yazmak şartiyle, milletimden aldığım heyecanı böyle bir marş içinde billûrlaştırmak isterim. Razı mısınız?

Öyleyse durdurun müsabakayı!

- Pek güzel!..Demişler ve müsabakayı durdurmuşlardı.

Bu vesileyle «Büyük Doğu Marşı» meydana gelmişti.

«Doğsun Büyük Doğu benden doğarak...»

Ve yukarılarda:

«Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun;
Nur yolu izinden git, Kılavuzun!"

O zaman kimse bana:

- Bu kılavuz kimdir? Diye sormamıştı.

Sorsalardı:

- Mücerret kılavuz... Millet öncüsü... Diyecektim ve yalan olmıyacaktı.

Halbuki «kılavuz» bende, majüskülle yazılı müşahhas bir delâletti; ve isteyen, onu, istediğine yakıştırmakta serbestti.

Benim «Kılâvuz»um, zaman ve mekân boyunca tek rehber, Kâinatın Efendisi...

Fakat Devlet Reisinin hastalanması ve peşinden ölmesi, marşın kendisine gösterilmesine engel olmuş; ve böylece manzume, «Büyük Doğu Marşı» ismiyle bana kalmış, üstelik «Büyük Doğu» ismini doğurmuştu.

Nelerden neler doğuyor; ve neler nelere vesile oluyor. İşte Beylerbeyindeki yalı arsasında, Efendimin yanıbaşındayım!..

Ve yepyeni bir yolda...

BÜYÜK DOĞU MARŞI

Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.

Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!

Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, KILAVUZ'un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!

Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.

Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey-kılıç, kalem ve orak!
Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!

Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak
(1938)

Nihat Genç'in Veda Yazısı

Şok şok… 12 Eylül referandumu MHP’yi parçaladı. Bu sütunlarda yazdığım Zehirli Balık yazımda derinliğine belirtmiştim, cemaat dokunduğu her şeyi zehirleyip dağıtıyor, diye. Ağar’ın partisi, Milli Görüş, Büyük Birlik ve nihayet MHP cemaatin ölümcül dokunuşuyla darmadağın oldu. MHP Devlet Bahçeli’nin büyük çabalarına karşın varlık sebebi-her şeyi olan Orta Anadolu’da hüsrana uğradı. Sadece Ankara’nın son belediye seçimlerini düşünün, Mansur Yavaş ve CHP’nin oyları AKP’yi kıl payı ikiye katlıyordu. MHP tam bir parçalanma yaşıyor. MHP 12 Eylül öncesi dinamizmini anti-komünizmden alıyordu ve MHP saflarını oluşturan köylü kitlelerle şehirli kitlelerin ayrışması hiç hissedilmiyordu. Şimdi MHP’li kitlelerinin hiç affedemeyeceği AKP’nin Habur ve Suriye sınırının satılması olayına rağmen oylarının nerdeyse yarıdan çoğunu kaybetmesi, Türkiye’ye yepyeni ve beklenmedik bir şok yaşatıyor. Bu inanılmaz şok’un boyutlarını ilk görmek isteyen ise Devlet Bahçeli’dir, anında erken seçim çağrısında bulunup, gerçek hasarın boyutlarını öğrenmek zorunda kalmıştır. 1960’lı yılların sonundan beri Orta Anadolu’da esip gürleyen MHP tam anlamıyla bir felaket yaşıyor.. Devlet Bahçeli’nin cemaate karşı tavrı çok iyi bilinmesine rağmen, cemaate karşı tavrını çok yaygın ve kitlesel olarak meydan meydan dillendirmemesi bugün feci bir hüsranla sonuçlandı. Oysa Devlet Bahçeli’yle MHP Türkeş’in dahi rüyasında göremediği oy oranlarına kavuşmuş ve yine Devlet Bahçeli’yle MHP hem şiddetle mesafe koyup hem mafyatik kabadayı çapulcu denilen kitlelerle bağını kopartıp tam bir şehir partisi olmuştu. Sonunda Türkiye’deki her şehirli partinin acı sonunu paylaştı, MHP de köylüleri şehirlilerinden fazla Orta Anadolu’nun partisiydi şimdi o da hem de başta Yozgat, Erzurum, vs., olmak üzere aforoz edildi ve yok olmak üzere..
Velhasıl seçim sonuçlarını en iyi tahmin eden anket şirketi yine o, bu, şu değil, rahmetli Aziz Nesin çıktı.
Seçimin mağlubu yine aynıdır ve Türkiye’nin sosyolojik gerçeğine ayak uyduramayan şehirli oylar, varoşlara ve köylülere karşı yine büyük bir hezimet yaşamıştır. AKP’nin oy aldığı aynı bölgeler elli yıldır sağ siyaseti besledi. Değişen bir şey yok, daha önce Menderes, Demirel, Özal, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller ve benzerleri, köylü, kurnaz, göz göre göre insan evladını utandıran yalan ve hırsızlıklarıyla seçimi nasıl kazanmışlarsa sağcı oylar yine aynı yoldan Türkiye’nin siyasetini belirlemeyi sürdürmüştür.
Bu seçimde değişen ise, büyük medyanın tümüyle bu köylü varoş gerçeğini kabullenip hayati bir can simidi gibi bu yalan ve hırsızlıkları hem örtbas etmiş hem de her sağcı siyasetçi gibi bu gerçeğe ayak uydurmayı tek çıkar özgürlük yolu olarak görmüş olmasıdır.
GÜNEŞ PENSİLVANYA’DAN DOĞDU DOĞACAK
Sizler, ey okuyucular, siz de yarın bir istikbaliniz olsun istiyorsanız, bu köylü, kurnaz, hırsız, yalancı düzenbaz gerçeği bugünden, henüz yirmili yaşlarda fark edip kendinizi bizim gibi fazla yormayın..
Daha dün devletin en mahrem en gizli dairelerinden sınav soruları çalındı ve onlarca yıldır aynı yoldan çalınıp savcılar ve polisler yetiştirilip devleti ele geçirme planları açığa çıkmıştı. Bu kadar açık hırsızlıklara rağmen, AKP yüzde 58 oy alıyorsa, yaşasın Hırsızlar, Yaşasın bu hırsızları bağrına basan örtbas eden medya diye, takdir etmekten başka ne yapabiliriz.
Ey ülkesi için üzülen genç çocuklar, alkışlayın hırsızları, alkışlayın hırsızlıkları kim yaptı diye hiç sormayan özgürlükçü medyanızı.. Bugünden tezi yok kararınızı verip saflarınızı değiştirin, hırsızlar cemaatçiler yandaşlar Türkiye’yi ele geçirdi, sadece TRT’nin on-onbeş kanalı var, birinde olsun iş bulabilirsiniz, yolunuz Engin Ardıçlar’ın Yeni Şafaklar’ın Milli Görüşçüler’in Mehmet Ali Birandlar’ın Mehmet Barlaslar’ın Vakitçiler’in yolu olsun.. Şaklabanlık yalakalık rehberiniz olsun.
Yürüyün hırsızlar kim tutar sizi..Bu kadar aleni, fesupanallah dedirten yalanlara rağmen büyük kitleler yine size oy veriyorsa, bu ülkede hiç aç kalmazsınız, talihiniz sonsuza kadar açık olsun.
Genç adam, gördünüz işte elli yılın sağ iktidarlarının hazırladığı acı gerçeği, siz siz olun bu hayal kırıklığını bir daha yaşamayın. Gördünüz işte dağ başını hırsızlar almış, güneş ise Pensilvanya’dan doğdu doğacak. .Bugünden tezi yok, maaşlarınız düzgün öngörüleriniz hep sağlam ve siz ziftlenirken halkımız hep yanınızda sırtınızı gururla sıvazlayacak, bu acayip tabiat gerçeğine karşı fazla direnemezsiniz, fareler dokuz dokuz aslanlar tek tek çoğalır, insanlık ülküsü demokrasiye teslim olun, siz de bugünden tezi yok Okyanus Ötesi’ne selam durun.
HAYIRLI OLSUN
Velhasıl bize de takdir etmek düşer, sınav sorularını çalan derin devletin sahipleri kendilerini daha derin kılmak için bu çalınmış sınav sonuçlarıyla on yıllarca polisler savcılar yetiştirdiler ve hepsinin gayretiyle işte adaletine özgürlüklerine ve ahlak’ına hayran olduğumuz müthiş bir iktidar yola çıktı, insanlığa hayırlı olsun..
Referandum sonuçları Pensilvanya’ya hayırlı olsun, Amerika’ya hayırlı olsun, AB sözcülerine hayırlı olsun, yandaş medyaya ve bilumum köşe yazarlarına hayırlı olsun, büyük medyanın Turgay Ciner’ine hayırlı olsun, NTV’nin sahibi Ferit Şahenk’e hayırlı olsun, maden ruhsatlarına eline geçirenlere hayırlı olsun, derelere hidroelektrik santralı için yola çıkanlara hayırlı olsun, eski kaşarlanmış solculara eski köfte ülkücülere hayırlı olsun, buğdayın ithal edildiği ülkede Konya’da yüzde seksen oy verenlere hayırlı olsun, et ithal edildiği bugünlerde Afyon ve Kütahya’dan yüzde yetmiş oy verenlere hayırlı olsun, devleti ele geçirmek için soruları çalıp kendi polis ve savcılarını yetiştirenlere ve göz yuman medyaya hayırlı olsun, kalan yaşamını Kanada’da sürdüren haham Tuncay Güney’e hayırlı olsun..
SKY’dan beni kovanlara da hayırlı olsun, sonra çalıştığım Avrasya TV’yi Digitürk’ten kovup yerine Melih Gökçek’in kanalını koyanlara hayırlı olsun. Yediğimiz ambargo ve sansürler yetmiyormuş gibi adımıza yazımıza programlarımıza Cumhuriyet Gazetesi’nde, Halk TV’de dahi ambargo koyanlara da hayırlı olsun.
Altmış yılın sağ iktidarları Menderesler’e Demireller’e Çiller’e Mesut Yılmazlar’a, hepsine kucak dolusu teşekkürler, işte büyüttüğünüz Türkiye, öpüp koklayın, tıka basa yiyin tıksırın doya doya..
Bana da yuh olsun, Silivri’de hala niye tutuklandığını bilmeyenlere de yuh olsun.
AYRANIMIZ BU, YARISI SU
Yalnız bir tek sana yazıklar olsun Mustafa Kemal Atatürk, yurdumuzu esaretten kurtardın ama ağadan şeyhden kölelikten kurtaramadığın için, kabrinin kutsallığına sığınıp elli yıl sağ iktidarlarla koyun koyuna siyasetçilik yapıp yan gelip yatanların elinde Cumhuriyet oyuncak olduğu için..
Ne bekliyordunuz, paçasını ruhunu cemaate kaptırmış milliyetçi muhafazakar oylar mı umuyordunuz. Devrimci olacak gücü kendinde bulamayanlar sadece köpeklerdir, köpeklerin yalnız kapıları ve sahipleri değişir. Daha dün bir umuttur belki deyip uçmayı bekliyordunuz, bugün mutlak zafer alkışları içinde başbakan ilk konuşmasında Pensilvanya’ya şükranlar gönderip nihayet karanlıklardan aydınlığa çıkacağımız müjdesini veriyor.
Bu toprağın ve Cumhuriyet’in çocukları, yenilgi bizim için sürpriz yeni ve hiç de ilk değil, altmış yıldır alışığız, boy diyenler soy diyenler mezhep diyenler cemaat diyenler, hırsızlar, yalancılar altmış yıldır kazanıyor, ayranımız bu, yarısı su, işinize gelirse..
Artık önünüz açıldı, buyurun Haburlar’a kaldığınız yerden devam edin, artık yandaş medyanızın maaşlarını ikramiyelerle referandum primleriyle ödüllendirin. Artık kime satarsanız satın, artık tıksırıncaya aksırıncaya kadar sabahlara kadar halkın oylarıyla gönül rahatlığı içinde yiyin efendiler, sizi artık kim tutar. Kızılırmaklar’ı Fıratlar’ı ne kalmışsa sekiz yılda yarından tezi yok parçalayın bölüşün üleştirin. Halkın oyunu aldınız mı aldınız, Allah şahit yalnız ve yalnız siz haklısınız. Camii kapılarında sizi alkışlayan Müslümanlara hayırlı olsun, milli görüşçülere hayırlı olsun, artık tek vücut oldunuz, artık tek beden büyük devasa bir halk gücü oldunuz, yürüyün AKP’liler, ilk hedefiniz Akdeniz, bir sahiller mi kalmış, Toros’un dağlarında birkaç köy, Tunceli’de birkaç Alevi mi kalmış, alın ıspanaklarınızı makarnalarınızı hücum AKP’liler, ilk hedefiniz Pensilvanya..Tuz şeker suda ne kadar kalır, eridik bittik işte, kaç tane dava açtılar hiçbiri bizden diyeceğimiz gazete ve sitelerde dahi haber olmadı, kaç yerden kovulduk, bizden diyeceğimiz yerlerin hepsi dahi karanlıkta boğulmamızı sadece seyrettiler.. Ne bitmez iftiralara suçlamalara maruz kaldık çoluk çocuk dahi bu iftiraları utanmaksızın alayla çoğaltıp şahsımıza hücuma geçtiler.. Geçen bu sekiz yılda en çok yazı yazan en çok konuşan ve en çok dava açılan ve tek bir avukat dahi bulamayan bir yazar olarak, içerden diyebileceğimiz ne kalleşlikler gördük, ne yapalım deyip sustuk.. Şimdi ambargo koyanlar iftira atanlar açık farkla kazandı, yolunuz açık olsun..
Birkaç yalan daha ha gayret, birkaç fırıldak daha, birkaç kömür yardımı daha, rötatifleriniz, milyar dolarlarınız, ihaleleriniz her şey ülkemizin menfaati için, adalet hukuk için, ha gayret az kaldı. Ülkemiz artık yarına kalmaz özgürlük ve hürriyetlere kavuşacak. Halk size oy verdi mi verdi, artık milyar dolarları utanarak gizleyerek değil aleni açık gün ortasında yemeniz için kapılar ardına kadar açıldı. Utanılacak gizlenecek dokunulmazlıklara sığınılacak hiçbir yasa kalmadı. Nasılsa hesap soracak hakim savcı hukuk kalmadı, artık size oy verenlerin “Ya Allah Bismilah Allahüekber” sloganlarıyla cami önlerinde topluca “euzubillah” der amin der yersiniz. Size de yuh olsun, yandaş medyanın ekranlarına gidip güya horoz dövüşü yapan sahte kahramanlar, onurunuzla köşenizde bir başına oturmayı beceremediniz. Liberallere övgüler düzen ek’ler çıkartan, kuyruk yağından kakırdak gibi Cumhuriyet Gazetesi’nden ne bekliyordunuz, ne yaptığını kimsenin bilmediği Halk TV’de televizyonculuk oynayanlardan ne bekliyordunuz, ülkesinden habersiz, şahsi bencillik ve kaprislerinin adını ilerici solculuk koyanlardan ne bekliyordunuz? İktidarın bir tokadını yiyip korkudan ebediyen susup kaçanlardan ne bekliyordunuz, bertaraf oldunuz işte, paracuklarınıza ışıltı ekranlarınıza hanım spikerlerinize sabahlara kadar doymadığınız tartışmalarınıza, hayırlı olsun..
Ne bekliyordunuz, bu toprağın ekmeği sağcılara portakal dilimi şeftali gibi hep sulu yumuşacık iştahlı ve şehvetli, bize hep taş gibi kemik gibi hep sert oldu..
GÜCÜM BURAYA KADAR, BAĞIŞLAYIN
Şimdi dünden daha yalnız ama dünden daha güzelim.. Onların oy çuvalları var bizlerin her biri ayrı değer milyonlarca tek tek kendi örgüt gücü var. Onların gücü çöl tozu gibi tozu dumana katan medya örtbasları, yalanlar, iftiralar, bizlerin gücü ise doğru dürüst cesurca söylenmiş tek tek kelimeler, her biri üzüm tadında.
Şimdi başlıyor dünyada var olma heyecanı, insanlıktan süzdüğüm tek bilgi, düşünen hiç kimse ağalara şeyhlere siyasilere kolay av olmadı..
Çekeceğimiz daha çok acılar var, daha çok yanıp kavrulacağız, meyve şekerinin tadından kim usanmış, kim usanmış güzelden.
Şimdi başlıyor ülke cumhuriyet bağımsızlık aşkınızı bu en karamsar günden başlayarak ebediyen sınamaya..
Ben de bilmiyorum kardeşlerim gözlerini aşka aşkla kapatanların, gözlerini iftira ve yalanlara kapatanlarla savaşı nasıl ne şekilde sonuçlanır, vallahi bilmem..
55 yaşındayım dayanamazsam da artık sabredeceğim, bu maçı daha ne çok maçı kaybettik kaybederiz, ama Sadi’nin lafıdır, kimse sevgilime çirkin diyemez, sırtımdan bıçaklar yesem de…
Bir de özel notum var, referandumdan birkaç gün önce söylemiştim, artık yazacak konuşacak maddi gücüm imkanım kalmadı, ambargolara ve bedava yazıp çizmelere ve bitmeyen mahkemelere karşı bugüne önceden yazdığım 25 kitaptan birkaç lirayla gıdı gıdına geldik, kararım şu, gelecek seçimlerden bir iki ay önce yine yazıp konuşma imkanım olursa çıkar görevimi yaparım, içinizde en çok konuşan en çok yazı yazan kardeşinizim, gücüm buraya kadar.. Bağışlayın.. Belki arada bir Serdar Akinan’ın Mızıkacılar Sitesi’ne çıkar beş on dakika konuşuruz. Nazım’ın hiç bilinmeyen ama en güzel şiiridir, ‘rüyamda yari gördüm şöyle belden yukarı, bulutların ardından ay gibi gider, o gider ben giderim, hepsi bu kadar..’ Şimdi bırakmadan önce yazarlığı son satırına gelmişken yazarlığım, şiirimiz ne diyor yorumlamak istiyorum, son cümlem:, ‘rüyamızda bulutların ardından akan yarimizi görmüştük, hepsi buydu, hayat dünya her şey işte hepsi bu kadarcık..’


Nihat Genç
Odatv.com

Müller ve Klose



Thomas Müller belki bir yıldız gibi görünmüyor fakat o her takımın ihtiyaç duyduğu bir futbolcu. Dün akşam ki topa vuruş şeklide onun futbol zekasının ve yeteneğinin üst düzey olduğunun kanıtı niteliğinde. Klose ise kendine has bir gol daha atmış. Onunda bu yaştaki performansı her türlü takdiri hakediyor.

Siz Spor ve Siyaseti İyi Bilirsiniz

Bakan Faruk Özak şöyle konuşmuş :

“Final maçından bir gün önce VIP tribününde insanlar 'hayır, hayır' diye bağırıyorlardı. Nasıl VIP insanlarsa...”

“12 Dev Adam, Ankara ziyaretlerinde Başbakan Erdoğan'dan yaşananlardan dolayı özür diledi. Sevineceğimiz yerde üzülüyoruz. Bayram evini cenaze evine çevirdik. Bu bölücülük değil de nedir ? “

Dünya Basketbol Şampiyonasının madalya töreninde Başbakan ve BOP Eş Başkanı R. T. Erdoğan ve Cumhurbaşkanı A. Gül’ün ıslıklanması ve protesto edilmesini böyle eleştiriyor.

Nasıl Vip insanlarsa? Bu söze karşılık sen nasıl bi bakansan oradaki seyircide öyle bir seyirci diyesi geliyor insanın. Sen spordan siyaseti çekebildin mi de seyircinin tepkisini küçümsüyor ve hakaretlere varan şekilde eleştiriyorsun. Bende senin sıfatının tüm Dünya’da seyredilmesinden ve bir türlü “Spor” diyememenden utanıyorum Faruk Bey. Konuşmasının devamında ise şu vahim cümleleri söylüyor :

“Siyasi mi, sınıfsal mı davrandılar. Bu ilkesiz, seviyesiz azınlık ne demek istedi ? 'Siz bu ülkeye yönetemezsiniz, Çoban Ahmet'in oğlu ya da emekli Mehmet Bey'in oğlu bu ülkeyi yönetemez' mi demek istediler ? Referandumun sonucunu görmüşlerdir.”

Sen beyninden sporla siyaseti ayıramamışsın demek ki Faruk Bey.


Birde R. T. Erdoğan isimli BOP eş başkanının isminden önce neredeyse Hz. Kullanacaklar. Yahu bi insan hiç mi eleştirilemez. Laf eden çarpılır havası yaratılıyor her seferinde. Bayram evi cenaze evi olmuş ıslıklardan dolayı. Tito, Lenin, Hitler, Stalin, Mussolini vs tüm diktatör liderler hiçbir eleştiriyi kaldıramazdı. Bizim Başbakanımızda sağolsun bu çizgide ilerliyor. Şimdi anayasal güçte ellerine geçti nasılsa. Eleştiren kişiler hakkında istedikleri fermanı yazabilecekler.

Salı, Eylül 14

Road to Wembley 1.1


A Grubu
Twente 2-2 İnter
Werder Bremen 2-2 Tottenham

B Grubu
Lyon 1-0 Schalke
Benfica 2-0 H. Tel Aviv

C Grubu
Bursaspor 0-4 Valencia
Manchester United 0-0 G. Rangers

D Grubu
Barcelona 5-1 Panathinaikos
Kopenhag 1-0 Rubin Kazan

ZTK 2. Kademe Kuraları


Beypazarı Şeker – Balıkesirspor
Menemen Belediye – Belediye Vanspor
Denizlispor – A. Üsküdar 1908
Sebatspor – Keçiörengücü
Hacettepespor – Boluspor
Giresunspor – Bandırmaspor
Karşıyaka - Kartalspor
Adanaspor – Gaziantep Belediye
Mersin İ.Y. - Torbalıspor
D. Gençlerbirliği – Dardanelspor
K. Erciyesspor – Ç. Rizespor
Diyarbakırspor – Yeni Malatyaspor
1461 Trabzonspor – Samsunspor
T. Telekomspor – Güngören Bld.
Kocaelispor – Kırıkhanspor
Orduspor – İskenderun D. Ç.
Konya Torku – Altay

· Tokatspor bu turu Bay geçiyor.

Galatasaray 1-0 Gaziantepspor #4

Maç öncesi güzel bir oyun bekliyordum açıkcası. Ancak hem takım içindeki uyumsuzluk hemde Gaziantepspor’un bu sezonun en iyi futbolunu oynaması nedeniyle galibiyet sancılı geldi. Rijkaard Ali Turan tercihiyle herkesi şaşırttı. Elano beklenildiği gibi sağ çizgide başladı. Misimovic ve İnsua ilk maçlarına çıktılar. Ayrıca 4-3-3 düzeni artık 4-2-3-1 ile değişmiş durumda.

Sahaya yayılış konusunda ciddi sıkıntılar yaşandı. Galatasaray atağa kalkarken büyük bir kaos yaşanıyor. Ekran başında defalarca çaresiz kaldıkları görüldü dün akşam. Neill ve Servet top ayaklarında çıkarken yalarına sokulan sadece Ayhan oluyor. Mustafa ise o anların çoğunda stopere sırtını dönmüş oluyor. Bunun görülmemesi çok şaşırtıcı. Rijkaard’dan bu konuda bir uyarı bekledim. Ben sadece ilkyarı Mustafa’nın defans oyuncularının topla çıkışlarında sırtının dönük olduğu 4 oyun başlangıcı sayabildim. Topu alan Ayhan ise yaşının dezavantajı nedeniyle hızlı oynayamıyor. Bu sebeple Galatasaray tüm hücumlarını savunma dengesi oturmuş bir Gaziantepspor’a hücum etti.

Ancak tek sorun buda değil. Rijkaard özellikle Misimovic ve Elano’nun hareketli olmalarını istemiş. Ancak oyuncuların birbirleri ile uyumu olmaması sebebiyle tam bir kaos yaşanıyor. Bu sıkıntı maçlar ilerledikçe aşılacak ancak orta sahadaki iki oyuncunun oyun kuramama sorunu bu kadroyla çözülecek bir durum değil. Cana bir nebze sorunu hafifletir ki Arda takıma döndüğünde oda ilk 11 deki yerini alacaktır.


Oyuncu özelinde değerlendirirsek :

İnsua : Açıkcası yıllar sonra safkan bir bek oyuncusu gördü gözlerimiz. O mevki oyuncularının bütün refleksleri var kendisinde. Çok iyi olmasada o refleksleri göstermesi önemli. Özellikle ters kademe konusunda sıkıntılı fakat ilerleyen zamanlarda takıma katkısı daha çok olacaktır.

Misimovic : Yolunu kaybetmiş şoför gibiydi sahada. Doğru yolu bulmak için çok çabaladı. Orta sahada her yerden top alma isteği vardı. Ancak dediğim gibi uyum sıkıntısı var. Bir ay sonra değerlendirmek lazım kendisini. Kadıköy atmosferindeki oyunu benim için ölçü olacaktır.

Elano : Bu adamın bize katkı sağlayacağına geçtiğimiz sezondan beri inanmıyorum. Tamam futbolu biliyor ancak bir maçta fit olsun. Güçsüz ve ağır bir oyuncu. Umarım bir daha sağ kenarda kullanılmaz ve artık rotasyon oyuncusu olur. Kulübeden maçı izlemesi herkes için daha hayırlı. 45 dakika boyunca yerlerde süründü güçsüzlükten.

Ali Turan : Onu seyrederken insan beyninin değerini anlıyor. Birde Çekiç-Örs-Üzengi kemiklerinin.

Mustafa Sarp : Acilen kızağa çekilip yerini Barış’a devretsin. Gol atma sevdasını ve hırsını defansif açıdan göstermiyor.

Servet : Gökhan Zan 90 dakika oynayacak formu yakalarsa bu Servet’i keser.

Aydın : İkinci yarıda takıma ve oyuna canlılık getirdi. Böyle istekli ve aklıbaşından oynamasını diliyorum. Zira borcu çok bu taraftara.

Pino : O da iyi bir rotasyon oyuncusu olduğunu gösterdi. Zayıf takımlara karşı kilidi çözebilecek bir isim. Belki daha da fazlasıdır net olarak göremedik çünkü.

Diğer oyuncularda Kewell dışında maçı idare etti. Ancak gol atıldıktan sonraki oyun anlayışı Galatasaray’a hiç yakışmıyor. Hele Rijkaard’ın top toplayıcı çocukları yaptığı zaman geçirin ikazı rezalet. Galatasaray böyle oynayıp maç kazanacaksa ben razı değilim. Şimdilik süre vermek ve beklemek gerekli. Yeni taktik anlayışı ve yeni oyuncuların takıma uyumu süre alacaktır.

Dünkü Galatasaray sadece adıyla Galatasaray’dı. Ne forması nede oyunu ile bu isme layık değildi.

· Tolunay Kafkas maçı izlerken o kadar duygusal bakıyor ki ağlayacak sanıyor insan.

Pazartesi, Eylül 13

Galatasaray - Gaziantespor Maç Öncesi

Galatasaray için Eskişehir deplasmanı lige tutunuş maçıydı. O gün alınan galibiyetin değeri sezon sonu geriye bakıldığında anlaşılacaktır. Ancak bugünkü Gaziantepspor maçı ise ligin başlangıç maçı olabilir. Alınacak galibiyet hem moral açısından hem de psikolojik açıdan önemli. Bu maç öncesinde Rijkaard’ın kadro tercihini kişisel olarak çok merak etmekteyim.

Özellikle Misimovic’in ilk 11’de başlaması çok önemli. Milli takımda 90 dakika oynayan ve fiziki açıdan eksiği olmayan oyuncuyu değerlendirecektir Rijkaard. Arda’nın ve Hakan’ın sakatlığı sonrası İnsua ve Kewell’ın formaları garanti. Defans hattında Neill’ın, forvette Baros’un yeride garantiler arasında. Kalan iki yabancı hakkı için adaylar Misimovic-Elano-Cana-Pino olacak. Cana büyük olasılıkla klübede oturacak. Elano ve Misimovic’in ilk 11’de başlaması olası görünüyor.

Elano’nun milli takımdaki rolünün benzerini Galatasaray’da üstlenebileceğinin düşünüyorum. Rijkaard antremanlarda 4-2-3-1 düzenini denedi. Sabri – Elano ikilisi gayet uyumlu olur. İnsua – Kewell sol kanadı efektif kullanmakta zorlanacaktır. İnsua ofansif bir bek ve Kewell bunu sezip içeri kat edebilir ancak bunun sonucu defansif bir zafiyet yaşanacaktır.

Maç öncesi bir çok senaryo yazabiliriz. Rijkaard beklide şuan bile kafasında netleştirememiştir maçın kadrosunu. Bu sebeple fazla uzatmamak gerekli. Bu akşam alınacak galibiyet hem moral hemde lig sırasında yükseliş demek olacak. Rijkaard’dan artık güzel futbol ve üç puan beklemek hakkımız.
Galatasaray – Gaziantepspor
Ali Sami Yen - 21:30
Hakem : Bünyamin Gezer

Okyanus Ötesi Diyaloglar


"İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak 'evet' oyu kullandırmak lazım."

"Bu sürece okyanus ötesinden destek veren tüm kardeşlerime teşekkürlerimi sunuyorum."

Nuri Şahin'den Hiddink'e

Teşekkürler Dev Yürekliler







Taçsız Kral

Taçsız Kral Metin Oktay
Tek aşkıydı Galatasaray
Senin gibi Cim Bomluyu
Unuturmu bu taraftar


2 Şubat 1936 - 13 Eylül 1991

Pazar, Eylül 12

58 - 42

Deveye diken yaraşıyor halkımıza ise tepesine binen. Mutluluklar Türkiye. Ülkenin kökünü tamamen kazımak için artık kanuni bir engelde kalmamış oldu. Bundan sonra yapılacaklara ses çıkaracak Evetcileri kazığa oturtmak gerekir.

Perşembe, Eylül 9

Çarşamba, Eylül 8

Türkiye 3-2 Belçika


Maçı kazanıp kazanmamamız zerre umrumda olmadı. Şu çocuğu 18 kişilik kadroya almamak Nuri özelinde futbola ihanettir. Selçuk İnan gibi çapsız bir insan o formaya layık görülüyor fakat Bundesliga'nın kalburüstü takımlarından Dortmund'un oyun kurucusu kıvamına gelen Nuri Şahin tribünden bu karşılaşmayı izliyor.
Tv bir ara onu gösterdi ve yüzündeki acı ifadeyi hissetmemek elde değil. Zamanında milli takımımıza kazandırmak için harcadığımız çabadan dolayı büyük bir özür borçluyuz Nuri'ye. Şuan Almanya takımı ile Euro 2008 finali ve 2010 Dünya Kupası Yarı finalini oynamış bir futbolcu değilse bu bizim suçumuz. Fatih Terim hiç değilse ara sıra oynatıyordu. Hiddink yüzüne dahi bakmıyor. Bir ay sonra Almanya deplasmanında kime güvenecek merak ediyorum.

Salı, Eylül 7

İftarın Tatlısı

bekiroğlu turbo

Rize Merkez'deki Bekiroğlu Restaurantın kendine has tatlısı. Sütlacın içinde kadayıf var. Üzerinde bol fındık ile servis edilir.

Euro 2012 Grup Elemeleri #2

A Grubu
21:00 Türkiye 3–2 Belçika
21:30 Avusturya 2–0 Kazakistan
21:45 Almanya 6–1 Azerbaycan

B Grubu
18:00 Rusya 0–1 Slovakya
21:00 Makedonya 2–2 Ermenistan
21:45 İrlanda 3–1 Andorra

C Grubu
21:30 Sırbistan 1–1 Slovenya
21:50 İtalya 5–0 Faroe Adaları

D Grubu
20:30 Beyaz Rusya 0–0 Romanya
21:15 Arnavutluk 1–0 Lüksemburg
22:00 Bosna Hersek 0–2 Fransa

E Grubu
21:00 İsveç 6–0 San Marino
21:30 Hollanda 2–1 Finlandiya
21:30 Macaristan 2–1 Moldova

F Grubu
20:00 Gürcistan 0–0 İsrail
20:30 Malta 0–2 Letonya
21:30 Hırvatistan 0–0 Yunanistan

G Grubu
20:30 Bulgaristan 0–1 Karadağ
21:45 İsviçre 1–3 İngltere

H Grubu
21:15 Danimarka 1–0 İzlanda
21:30 Norveç 1–0 Portekiz

I Grubu
21:15 Çek Cumhuriyeti 0–1 Litvanya
22:00 İskoçya 2-1 Liechtenstein

Yorumsuz

Pazartesi, Eylül 6

İftarın Tatlısı

vişneli krokant


tatlı için peykana teşekkürler.

Kısa Kısa

- Havalar soğumaya başladıkça canlanıyor insan. İçimdeki miskinlik gidiyor açıkcası. Hele birde üstüne Bayram tatili eklenince tadından yenmeyecek.

- İş Dünyam yine parçalı bulutlu. Kararsızlık diz boyu.

- Dünya Basketbol Şampiyonası tüm heyecanıyla devam ediyor. ABD ile oynayacağımız finale kadar pusudayım.

- Biraz yobazlık edelim. Kadir gecesi Milli maçın 21:00 de yapılması hoş olmadı. Basketbol milli takımımızın son yılların en iyi performansını seyredememek kötü oldu. Halbuki ev sahipliğimizi kullanarak maçımızı günün ilk maçı olarak oynayabilirdik. (Yobaz mode : off)

- Referandum yasaklarından olan yol tabelalarına afiş asmama uygulaması İstanbul’un her yerinde göz ardı ediliyor. Tabi ki asılan pankartlarda “Hayır” değil “Evet” yazıyor.

- Okullar açılacak ve trafik sorunu tekrar hortlayacak. Halbuki ne güzeldi İstanbul.

- Ümraniye’de bir lisenin duvarları kale şeklinde yapılıyor. Bu kadar salakça bir uygulama olamaz. Genç dimağlara bu olguyu yerleştirmek çok saçma.Kale gibi güçlü bir eğitim var desek, hakgetire.

- Ligler iki hafta aradan sonra bomba gibi başlayacak. Özellikle Misimovic’i izlemek büyük keyif verebilir.

- Adnan Polat’ın rakibimiz Fenerbahçe açıklaması Beşiktaşlıları kızdırmış. Ancak kabul etmeleri gereken bir gerçek var. Ülkenin üçüncü takımı konumundalar ve öyle kalacaklar. ( ryan’a saygılar)

- Son günlerde bloglar arası yaşanan tartışmaları saçma buluyorum. Yahu burası adı üstünde kişisel bir blog.

- Son olarak Güllaç sen ne mübarek bir tatlısın.

Cuma, Eylül 3

İftarın Tatlısı


pepeçura

Evet Dilencileri



Kim mi bu dilenciler ?

Resimde görüldüğü gibi iktidar sahipleri. İstanbul'da ellerindeki belediyelerde her akşam bir mahallede iftar yemeği veriyorlar. Tüm mahalle halkı katılabiliyor bu iftarlara. Masraflar Belediye'nin kasasından çıkıyor. Buraya kadar herşey normal.

Yemek faslı bitiyor ve işte ondan sonra bu yemeğin amacı ortaya çıkıyor. Belediye başkanı alıyor eline mikrofonu başlıyor "Evet" dilenmeye. Hatta bazıları müslüman olan "Evet" der bile diyor.

Bu kadar kolay bunların müslümanlığı. Başbakanın karısı, kızı, oğlu, bibisi, didisi herkes seferber bu "Evet" için. Onlarda boş durmuyor el açıyor halka "Evet" diye.

Yandaş medya Gazetede, Tv'de "Evet" dileniyor. Devlet kurumları reklam adı altında "Evet" sloganı çıkartıyor. Hatta o bile yetmiyor bilinçaltı reklamları yapılıyor "Evet" için. Artık nereye baksak "Evet" görüyoruz. Hayır yazıları indiriliyor asıldıkları yerden.

Erkan Tanyolaç bile bile "Evet" diyecek artık ...