Salı, Kasım 30

Fazla Söze Gerek Yok...


MES QUE UN CLUP




“MES QUE UN CLUP”

Katalan dilinde “bir klüpten öte” manasına gelmektedir. Bu söz Fc Barcelona için söylenen ve Barcelona ile simgeleşen bir cümle olmuştur. Bu sözün alelade söylenmiş bir cümle olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Keza sadece popülarite için söylendiğini de düşünüyorsanız yanılırsınız. Bu söz Fc Barcelona’nın kuruluş amacını temsil etmektedir.

Fc Barcelona sevgisi ülkemizde son yıllarda ciddi anlamda artmıştır. Açıkca bunda en büyük pay oynadıkları futbolun yakınına dahi yaklaşan başka bir takımın olmaması. Ancak bu sevgiye Katalan gözüyle bakarsak toplum olarak Fc Barcelona’dan nefret etmemiz gerekmektedir. Bu sözüm sadece futbol olarak Fc Barcelona’ya sempati duyan kişileri kapsamamaktadır. Açıkca söylemek gerekirse Fc Barcelona bizim ülkemizde şöyle algılanmaktadır :

“Dünya üzerinde en iyi futbolu oynayan, en büyük yıldızları yetiştiren, büyük kulüp olma özelliğini barındıran, İspanyanın başkenti Madrid’e ve kralın takımına karşı savaşan, ezilen, ezilmekte olan, sömürülen, Katalan halkını temsil eden bir yapı.”

Gelin birde İspanya ve Katalunya ilişkisine bakalım. Katalunya Kuzey İspanya’da bulunan ve Fransa’nın ufak bir bölümünüde içine alan bir bölgedir. Başkenti’de Barcelona şehridir. EN önemli ve tek büyük atardamarıda bu şehirdir. İspanya ise 17 özerk yerel yönetimi olan üniter bir devlet yapısına sahiptir. Bu 17 özerk bölge içinde en özel haklara sahip olan bölgede Katalunya’dır. Kendilerine ait bayrakları, marşları ve dilleri vardır. Bunları kullanırlar vebunların dışındakilerin kullanılmaması için ellerinden geleni yaparlar. İspanya yönetimi ile en büyük çekişmeleri vergi konusunda yaşanıyor. İspanya’nın toplam vergisinin %30-40 (tam rakamı bilmiyorum) gibi büyük bölümünü Katalunya bölgesi sağlıyor. Bu sebeple biz daha çok veriyoruz daha fazla pay almalıyız gibi bir düşünceye sahipler. Herkesin bildiği başka bir konuda bir devletin en büyük genel kalemi vergidir. Buradan elde edilen gelir ülkenin tümüne eşit şekilde pay edilir. İspanya parlamentosu kısa süre önce bu payı bir kez daha arttırmıştır ayrıca.

Katalunya bölgesi bu vergileri kendisi almak istiyor ve sonrasında halen varolan silahlı güçlerini düzenli bir orduya geçirmek ve en sonunda Katalunya devletini kurmayı düşünüyorlar. Hali hazırda kurdukları Katalunya milli futbol takımı vardır ve azda olsa başka devletlerle milli maç dahi yapıyorlar. Katalunya halkı için tek ve en büyük reklam kapısıda Fc Barceona’dır. Bir Katalan için Fc Barcelona sevgisi ise bizim bildiğimiz futbol takımı sevgisinden çok daha öte boyutlardadır.

Fc Barcelona başkanını bir kulüp başkanı olarak görmezler. Onlar için Fc Barcelona başkanı Katalunya eyaletinin Cumhurbaşkanı niteliğindedir. 1899 da kurulduğunda ilk amaçları futbol başarısından ziyade Katalan halkının sesini tüm Dünya’ya duyurmaktı. Ayrıca ilk Fc Barcelona başkanının tarihe gçen bir demeci daha vardır. Başkan olmadan önce şu cümleyi sarfetmiştir :

“Katalunya’nın ilk resmi Cumhurbaşkanı olmak hayatımın amacıdır”

Her Fc Barcelona maçı öncesi Katalunya bayrakları stada dalgalanır, maç öncesi Katalunya milli marşı okunur ve sahaya mutla bir Katalan kaptan olarak çıkar. Yani Messi yıllar geçsede asla kaptanlık pazubandını koluna takamayacaktır. Çünkü Fc Barcelona ve taraftarı için o bir pazubandından öte bayraktır. Her maç öncesinde “Catalonia is not Spain” pankartıda yerini alır. Buradaki başka bir ayrıntıda bu vurgunun Katalan diliyle değilde İngilizce olarak yapılmasıdır. Amaçlarının ne olduğunu apaçık gösteriyor. Birde ezilen halk söylemleri var ki işte burada iş neredeyse bize kadar uzanıyor.

Katalan halkı göçebe bir toplumdur. Henüz Roma imparatorluğu döneminde bölgeye gelen göçebe Katalanlar Roma saflarında yer alarak Karesi beyliğine karşı savaşmış daha sonra Romalılar’dan istedikleri çıkarları sağlayamayınca Türk tarafına geçmiş. Osmanlı beyliğinin egemenliğinden sonra da Çanakkale, Ege ve Atina’da konuşlanarak buraları yurt edinmeye çalışmışlardır. Osmanlı beyliği hükümdarı Orhan bey’in “kaypak” kavim olarak değerlendirdiği Katalanlar eğer Kuzey Ege’den kovulmasalardı belki bugün Anadolu topraklarında bağımsızlık mücadelesi veriyor olacaklardı...

İşte burada merak edilen soru şudur; F.C Barcelona ülkemiz sınırları içindeki bir Katalan oluşumunun takımı olsaydı bazılarının gözünde yine bu kadar karizmatik olabilecek miydi? Ezilen, sömürülen Katlunya’nın takımı denilebilecek miydi? Aslında varsayım üzerine konuşmak anlamsız. Ortadoğu’nun belli bölgesinde kurulacak belli bir takımın aynı şartlarda nasıl karşılanacağı aşikardır. Düşüncesi bile verilecek tepkileri hissettirebilir...

Bu bağlamda Katalanlar’ın yıllarca dillerine doladıkları “General Franco diktatörlüğünün baskısı” yine ezilmiş gözükebilmek uğruna yapılan çığırtkanlıktan öteye gidemez. Dikatatörlüğü asla ve asla tasvip etmesek de bir devlet hükümdarının ülkesi toprakları dahilinde doğmaya çalışan yeni bir devlete karşı çıkması kimse tarafında eleştirilemez. Hele ki nice dikatatörün kanlı savaşlara sebep olduğu Avrupa’da, Franco’nun hiç bir şekilde kan akıtmadan uygulamaya çalıştığı dil yasağı çok da anormal değildir. Faşist diktataörlükten bahseden Katalanlar’ın birgün bağımsız bir ülke olduklarında nasıl milliyetçi, hatta değme milletlerden faşist olacaklarını anlamak için Katalanca değil de İspanyolca sipariş verildiği için yemek verilmeyen restoranların bulunduğu bir toplum olduklarını anlatmak yeterlidir(turistler için geçerli değildir bu uygulama, çünkü turizm İspanyol hükümetine karşı en büyük kozudur Katalanlar’ın, kaybetmeyi göze alamaycakları tek şeydir). Zira dikatatörlük yıkılır yıkılmaz 1978 yılında yeniden şekillenen İspanya anayasası Katalunya’ya özerk yönetim hakkı vererek zaten İspanyol demokrasinin yeterince adil olduğunu ıspatlamıştır. Ancak el-kol kaptırma mantığını burada su yüzüne çıkaran Katalanlar bu tarihten itibaren sistemli bir şekilde ezilmiş millet politikası güderek yeni haklar elde etmişler ve işi en sonunda kendi kazandıkları vergilere dokunulmamasına kadar getirmişlerdir.

Katalan halkı BASK bölgesinin silahlı direniş aracı olan ETA’yı örnek gösterip kendilerini haklı çıkarma uğraşı içine de sıkça giriyor. ETA bilindiği gibi bir çok masum sivil İspanyol vatandaşını katleden bir örgüttür. Kendilerinin öyle olmadığı ve demokratik yollarla haklarını aramaya çalıştıkları iddiası üzerinde sıkça aba altından sopayı gösteriyorlar. Hatta şuan ki teknik direktör Guardiola’nın vakti zamanında şöyle bir demecide mevcut :

“Biz Katalan halkı içinmücadelemizi bazıları gibi (ETA) şehirleri terörize ederek değil, futbol sahalarında savaşarak gösteriyoruz.”

Bu açıklama başlı başına bir olaydır. Bir kulüpten öte bir olgunun mirasıdır bu açıklama. La Massia’da sanırım bunlarda öğretiliyor. Küçük çocukların beyinlerini nasıl yıkadıkları dün akşam ki El Clasico’da Valdez, Pujol gibi isimlerin davranışlarını görünce anlıyoruz. Zira kendi okulları var bu tesisin içinde.

Evet tüm bu bilgiler ışığında Fc Barcelona gerçekten bir kulüpten öte. Ancak futbol aşıkları Messi, Xavi, İniesta, Villa gibi saf futbol yetenkelerini izlesin ve oynadıkları bu olağanüstü futboldan zevk almaya baksın. Bizim için en önemlisi budur. Futbolu siyasetten koparmaya çalışan ülkemiz için detaya girdikçe Fc Barcelona’nın görünen o sevimli yüzü birer birer kararıyor.

Barcelona 5-0 Real Madrid



Futbol topu oynanmaya başladığından beri Nou Camp’ta mutu olduğu kadar hiçbie yerde mutlu olmamıştır. Keza biz futbol izleyicileri içinde aynı durum söz konusu. Dünkü El Clasico bir tarafın çok ağır bastığı ve futbolun ne kadar şifresi varsa bunu ele geçirdiği bir mücadele oldu. Barcelona takımını tebrik etmek herkesin görevi. Dün maçı izlerken ekrana kitlenip kaldım bir süre. Hayal edilemeyecek kadar güzel oynuyorlar futbolu. Ama sadece futbolu.

Ancak Barcelona’nın yıllar yılı tüm Dünya’ya lanse ettiği fakir edebiyatı ve ezilmişlik hikayesinden artık gına geldi bana. Birde sahada ve saha kenarında bulunan Barcelona’lıların dün yaptıkları orta oyunlarına hiç gerek yok. Sadece futbol oynasınlar ve böyle hafızalarda yer etsinler. Guardiola gibi küstah, Messi gibi artist ve en önemlisi Valdez ve Pujol gibi saldırgan olmasınlar. Son olarak Barcelona’da bir İSPANYA kentidir.

Pazartesi, Kasım 29

El Clasico Günü



Barcelona
Valdes – Alves, Pujol, Pique, Abidal – Xavi, Busquest, İniesta – Messi , Villa, Pedro

Real Madrid
Casillas – Ramos, Carvalho, Pepe, Marcelo – Alonso, Mesut, Khedira – Di Maria, Higuain(Benzema), Ronaldo

Ntv Spor, 22:00

Madrid Madrid Madrid Real Madrid




Galatasaray 1-2 Beşiktaş


Maç içi ve dışında yazılacak onlarca konu var ancak nasıl birleştirip yazacağımı bilemiyorum. Çünkü her konu kendi içinde dallanıp budaklanıyor. Böyle olunca da ligin 14. Haftasındaki Galatasaray manzarası ortaya çıkıyor. Suçluların suçlarına devam ediyor olması da ayrı bir konu. Maç sonu Galatasaray Başkanı şöyle bir cümle sarfediyor tüm utanmazlığıyla :

“Galatasaraylı olmak demek orada oturup ağlamak demek değil. Mücadele edip oradan çıkmak demek. Galatasaraylılık o kadar ucuz değil.”

Söyleyen kişiyi görmezden gelip okununca anlamlı ve doğru br teşhis ancak söyleyen kişinin sorunlar aylardır devam ederken ve yönetim kurulları toplantısı sonrası “kararlarımızı gelecek zaman göreceksiniz” gibi cümleler kurup herhangi bir adım atılmaması da ayrı bir ironi. Kısacası Adnan Polat ve şurekası mümkün olan en kısa zamanda istifa etmelidir. Ancak şöyle de bir durum söz konusu; bu tip holding sahibi kişiler karlı bir iş gördüler mi yüzlerine tükürseniz gocunmazlar. Çünkü edeceği kar onun için her şeydir. Hertürlü rezilliği sindirebilir. Adnan Polat’da TT Arena’daki kiralık alanlar vs uğruna tüm bunları yutuyor. Üstelik Mehmet Helvacı’nın ağzınada bir kaşık bal koyup sus payını veriyor.




Saha dışına bu kadar çıkmak yeterli zira konumuz futbol.

Maç öncesi her Beşiktaş maçında olduğu gibi yine rahattım. Ersan-Toraman ikilisine güvenmemdi bu rahatlığın sebebi. Schuster maça kontrollü başlamayı tercih etti. Rakibi Hagi ise bu maçı mutlak kazanması gerektiğinin bilincindeydi. Saha içi yanlışlarına da bu kazanma hırsı nedeniyle devam etmişti. Ali Turan, Ayhan tercihleri bunun kanıtı niteliğindeydi. Nitekim o Ali Turan inanılmaz bir penaltıya imza atıyordu henüz 7. Dakikada. Holosko’nun gerisinde kalmıştı ve yaptığı müdahaleyi emini İngiltere Konferans liglerinde bile yapılmıyordur. Böyle salakça bir penaltıya sebep olmanın cezasını çekmelidir diye düşünüyorum.

Guti tüm soğukkanlığıyla yaptığı penaltı atışı ile takımını öne geçirdi. Kısa bir şok yaşayan Galatasaray çabuk toparlandı ve oyuna her geçen dakika tutunmaya başladı. Ancak bu seferde kalitesizlik kendini göstermeye başladı. Cana çok iyi oynuyordu ancak kaptığı topları Ayhan’a verince harcadığı enerjinin bir değeri olmuyordu. Keza Ali, Sabri ve Hakan Balta’ya verilen paslarda da bu sorun açıkça ortaya çıkıyordu. Pino bir çok kez gole yaklaşsa da kötü tercihleriyle golü bulamıyordu. İlkyarı sonunda Kewell’ın kendine özgü kurnazlığıyla bulduğu pozisyonda kaleci Cenk meslektaşı Ufuk’a ders veriyordu adeta. Bu pozisyonda Kewell’ın futbol oynama isteği olası bir penaltı ve kırmızı kartın önüne geçiyordu adeta.

İkinci yarıya da bu tip bir baskıyla başlanacağını düşünüyordum ancak rakip Beşiktaş olunca bu pek mümkün olmuyordu. Schuster ve Guti maçı soğutmayı iyi başardılar. Hatta bir ara rahat goller imkanı dahi buldular. Galatasaray kalecisi nasılsa her topu sdece seyrediyor yada topa eşlik ediyordu gideceği yere kadar. Çerçeveyi tutturmakta zorlanmasalar fark bir anda büyüyebilirdi. Hagi ise sahadaki takımın kalitesizliğine eşlik etti kenardan. Batdal-Ali değişikliği yerindeydi fakat Servet-Barış değişikliğini kendi dahi açıkayamaz. Cana stopere çekildi ve dönen topları toplaması için Barış-Ayhan ikilisi vardı sahada. Futbol akıllarını toplasak Cana’nın yarısı dahi etmez. Beşiktaş’ın bulduğu pozisyonlarda bu ikilinin kalitesizliği sonucuydu.




Girilen gol pozisyonları bir türlü haftalardır beklenen golü getirmedi Galatasaray’a. Pino başaktördü yine pozisyonlarda. Bir kanat oyuncusu için sezgileride yüksek fakat son vuruş konusunda çok çok kötü. Baros-Elano değişikliğide doğru sayılabilir. Elano’nun yetenekli olduğu doğrudur fakat skora etki etmeden yeteneğin konuşulması mümkün değil. Geldiği günden beri suratında bulunan o sinir bozucu ifadesi bile gönderilmesi için başlı bşına nedendir. Ekranda o ruhsuz suratını görünce ekran karşısında maçtan kopuyorum bi anlığına. Böbrek taşı düşürecek sanıyorum Elano’yu.

Nobre’nin nizami bir golü es geçiyordu Cüneyt Çakır. Sonrasında ise Guti’nin usta işi pası ve Nobre’nin en iyi yaptığı işi yapması sonucu Beşiktaş farkı ikiye çıkarıyordu. Bu golde de topa refakat ediyordu Ufuk. Bu golün geleceği belli ediyordu kendini. Hagi’nin bugünün futbol gerçekleriyle asla örtüşmeyen 4-2-4 gibi bir kısır döngüyü tercih etmesi kendi kalitesinin gösteriyordu. Kendisi ile çelişiyordu burada. Cana-Neill ikilisine dönmesi topun daha organize şekilde oyuna sokulması adına yapılmış bir hamle idi. Ancak bunun tam zıttı bir oyun planına dönmek pek mantıklı değil. Son anlarda kaleci Cenk’in yaptığı hata sonucu atılan gol sadece 416 dakidadır süren gol kabızlığını gideriyordu sadece.

Maç bittiğinde tribünden yükselen istifa sesleri, Beşiktaş taraftarının sevinç tezahüratları, Schuster’in geçtiğimiz hafta eleştirdiği 60 ların futbolu tadındaki oyunu ve en önemlisi ise Hagi’nin artık klasikleşen maç sonu demeci zihnimde kalan ayrıntılardı.

Bu haftada ONUNCU sıradaki yerimizi korumayı başardık. Bu kadar başarısız gidip aynı sırada olmak şaşırtıcı gerçekten. Haftaya Kasımpaşa ile başka bir derbi var. Beşiktaş ise şampiyonluk yarışından kopmamayı başardı ve gelecek hafta bir başka kritik maça çıkacak. İnönü’de Bursaspor önünde alacakları galibiyet çok farklı yerlere gelmelerini sağlayabilir.

Cumartesi, Kasım 27

Rekortmen Alex

Hafta içinde Alex fırtınasından Halis Özkahya'da etkilenmiş. Bu pozisyonda gösterilen sarı kartta bunun kanıtı. Alex'in her karara itiraz eden tavrından yıllardır şikayet ederim. Skor lehine iken en centilmen futbolcu seçilebilir bazen ancak skor kötü iken hakemi etki altına almak için herşeyi dener. Ancak tarafsız medyamız her zaman Alex'in iyi halini gösterir.

El Clasico'ya Doğru - 5



Pazartesi gecesi 400 milyon kişinin izlemesi beklenen El Clasico öncesi ısınma turlarına devam ediyoruz. Bu seferki video bana acı verse de 6-0 a alışkın olan bünyeye fazla dokunmadı diyebilirim. Barcelona bu maçta gerçekten büyük bir üstünlük kurup haklı bir zafere imza attı. Maçın kırılma noktası Pujol’ün golüdür kanımca. Skordan öte gol sonrası yaptığı sevinç onur kırıcıydı. Kendilerince Katalan bayrağını temsil eden kaptanlık bandını çıkarıp sallıyordu Barnebau’da. Barcelonanın ligde aldığı farklı skorlar şu şekilde :

4-0 bir kez
4-1 bir kez
5-0 dört kez
5-1 bir kez
6-2 bir kez
7-2 bir kez

Sanılanın aksine Barcelona’nın deplasmanda en farklı galibiyet 2-6 lık skor değil 1974 senesinde ki 5-0 lık zaferidir. Fakat benim gördüğüm en görkemli galibiyeti 2005 senesinde ki Barnebauda’ki 3-0 lık galibiyettir. Bu maçta Ronaldinho belkide bir daha ulaşamadığı kadar iyi bir futbol oynamıştı. Keza Eto’o da kişisel intikamını bu maçta almıştı. Gerçekten Real Madridliler için çok zorlu bir gece olmuştu. Skorun üç olarak kalması da şanstı. Yeri gelmişken bir itirafta bulunayım. Barcelona formasını giyen sadece iki futbolcuyu sevdim şu zamana kadar. Bunlardan ilki Kluivert idi. Diğeri ise tabi ki Messi. Zaten Messi’yi sevmeyen futbolu sevmiyor demektir. Belki aynı şey Xavi ve İniesta içinde söylenebilir fakat onların üzerlerine yapışan Katalan kimliği bunu engelliyor.

Cuma, Kasım 26

Haftanın Tatlısı

Pekmezli Kurabiye

El Clasico'ya Doğru - 4



Pazartesi günü yaklaşırken derbiye ısınmaya devam edelim. Video Real Madrid’in ligde son farklı galibiyeti olan 1995 senesinden. Bu maçı Zamorano’nun hatricki nedeniyle anımsıyorum. Real Madrid sanılanın aksine daha fazla farklı galibiyetleri imza atmış durumda. Ancak yakın zamanda ki 2-6 lık Barca galibiyeti hafızalarda yer ediyor sadece. Lig maçlarında Real Madrid’in aldığı farklı skorlar şu şekilde :

4-0 üç kez
5-0 üç kez
5-1 üç kez
6-1 bir kez
8-2 bir kez

Ancak iki takım arasında en farklı skora gelirsek çok çarpıcı bir skor göreceğiz. 1943 yılında İspanya Kupasında oynanan maçta Real Madrid kendi sahasında Barcelona’yı tam anlamıyla bozguna uğrattı. 11-1 lik skor tarihte yerini aldı ve bu skor iki ezeli rakip arasında Dünyadaki en farklı skor. Real Madrid tüm bu farklı galibiyetleri bir maç hariç hep kendi sahasında kazandı. O tek istisna ise 1963 yılındaki 1-5 lik galibiyet. Tekrarını gerçekleştirme zamanı çoktan gelmiş …

Perşembe, Kasım 25

Kitap - Sümerlilerde Tufan, Tufan'da Türkler

Eğer Türk tarihine ilgi duyuyorsanız ve nerelere kadar gittiğini merak ediyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. İki sene önce okumuştum ancak bir kez daha okuma ihtiyacı duyuyorum bugünlerde. Kitabı okuması bayağı yorucu bu yüzden yavaş yavaş okumak gerekiyor. Bazı yerlerde ise tekrarlardan kaçmamalı insan. Kitabın ana konusu Sümerler aslında ancak yazar (ki kendisi Sümerologdur) Sümer üstünden Türk tarihinin sırlarına ulaşıyor.

Kitabın her sayfası kendi içinde bir Dünya oluşturuyor ve tümü ise bu parçaların birleşiminden oluşuyor. Nuh tufanına ait Sümer ve eski Türk uygarlıkların yazıtlarının incelenmesi, bunların Tevrat ve Kuran’daki anlatımı ile karşılaştırılması gibi konulardan Nuh tufanının nerede ve ne zaman oluştuğunu gözler önüne seriyor. Sümerlerin orta asya ile bağlantıları ve bazı metafizik konularla dolu kitabı okuyarak bugüne kadar ki bilgilerinizin bazılarının değişeceğini göreceksiniz. Zevkle okumanız dileklerimle.

Kitabın tanımı şu şekilde :

"Ünlü Sümeroloğumuz Muazzez İlmeyi Çığ, şimdi de Orta Asya kökenli Tufan efsanesinin izini sürüyor. Tufan konusu, şimdiye kadar birçok kez ve birkaç açıdan işlenmiş olmasına rağmen, Çığ konuya, bugüne kadar hiç işlenmemiş bir açıdan yaklaşıyor.

Türklerin Anadolu'ya binlerce yıl önce geldiği tezinden hareket eden yazar, Türklerin Tufan efsanesiyle, Sümerlilerin Tufan destanı arasındaki bağlantıları araştırıyor. Bunun için Çığ, Asya ve Orta Asya tarihinin derinliklerine dalıyor ve Türkmenlerin, Altay Türklerinin, Kazakların, Azerilerin, Farslıların ve Hintlilerin Tufan efsanelerini Sümer'deki efsaneyle karşılaştırarak inceliyor. Ayrıca yazar, hem Mezopotamya kaynaklı olan hem de Tevrat ve Kur'an'daki Tufan efsanelerini Sümerlilerinkiyle karşılaştırıyor. Yazar kitabında Tufan felaketinin hangi coğrafyada olduğu sorununu da tartışıyor ve kendi tezlerini açıklıyor. "

El Clasico'ya Doğru - 3



Real Madrid gibi Barcelona'da kazanarak bu derbiyi beklemeye başladı. Pazartesi'ye ne kaldı ki. Sadece 4 gün. Son goldeki organizasyon korkutmuyor değil.

GELİYORUZ

Çarşamba, Kasım 24

Sindirebilene



Skor 4-0 ve son 3 dakika. Alonso ve Ramos maç sırasında sarı kart gördükleri için kart sınırına geliyorlar. Bir sarı kart daha görmeleri halinde cezalı duruma düşecekler. Gruptan çıkmayı garantileyen Mourinho yine boş durmuyor. Sarı kart görün ve maçtan atılın böylelikle son maçta cezanızı tamamlarsınız mantığını işletiyor. Böylelikle gruplardan sonra eleme maçlarına tertemiz çıkacak Ramos ve Alonso. Sonrasında ise videodaki görüntüler ortaya çıkıyor.

Açıkcası bu durumu kabullenemiyorum. Takım için olumlu bir karar olsada ahlaksızlık olduğuda ortada. Suarez'de iyi atlamış tuzağa. Neyse bunları unutup Pazartesi günkü El Calsico'ya yoğunlaşalım. Nou Camp'ta bu skorun tekrarı olursa Mourinho sahanın ortasında Matador dansı yapsın hakkıdır.

Not : Youtube kapanmasın !!!

Beşiktaş'ın Hakkı Yendi



Böylesine bir rezillik görmemiştim. Bu maçın tekrar edilmesi gerekli.

El Clasico'ya Doğru - 2



Ajax 0-4 Real Madrid
Ronaldo GE-Lİ-YOR

Pazartesi, Kasım 22

1860 Münih Günlerim - 2

Bu sefe caps yapamadım zira bu tatil arasında epeyi yol aldım. Artık Bundesliga'dayım. Walter Gaitan ve Eke Uzoma gibi insanüstü varlıklar sayesinde rahat bir şekilde Bundesliga'da oynamaya hak kazandım. İlk yazıda kaldığım yerden devam edeyim.

Kupada Hamurg ile eşleşmiştim. Ancak Ruud tek başına fişimi çekti. Üç gol atarak avrupa hayallerimi suya düşürdü. Sonrasında lige yoğunlaştım ve taktiğimde ufak değişikliklerle müthiş galibiyet serileri yakaladım. Benjamin Lauth tek forvet ve hedef santrafor olunca verimi daha da arttı. Bir ara 1-0 e 2-0 a abone olmuştu takım. 6-7 maçlık bir serim vardı. Sonrasında az gol attığımı düşünerek bekleride ataklarda çıkartmayı denedim ve ilk iki maç kötü skordan sonra takım gol makinasına dönüştü.

İlk yarıyı Hertha Berlin'in 4 puan gerisinde kapatmıştım fakat bu serilerle çok rahat bir şekilde lider bitirdim sezonu. Lauth 24 golle kral oldu, Walter Gaitan ise 18 asistle çok iyi işler çıkardı. Ancak taraftarlarca ve benim görüşüme göre yılın oyuncusu Uzoma seçildi. Uzaktan attığı kritik goller ile gönüller ifethetti genç Nijeryalı. Ayrıca lig devam ederken kadroma kattığım isimler oldu. En önemlisi Amr Zaki idi. Ancak kendisini oynatmak için ilk yarı sonunu bekliyorum. Zira 2 Eylül'de takıma katılacak.

Sezon başında bir çok oyuncuyu satılık listesine koyum ve kolayca sattım. Oyunun en güzel özelliğide bu diyebilirim. Takım başarılı ise oynatmadığınız oyuncuları göndermkte zorluk çekmiyorsunuz. Ayrıca maaş bütçesindede ciddi kazancınız oluyor. Yaptığım transferlere gelince. Öncelikle Bundesliga'ya çıkınca 10 milyon $ kazanç elde ettim. Yönetimle sürekli görüştüm ve transfer bütçesi sezon başında 7milyon $ civarında oldu. Ayrıca sattığım oyunculardan elde ettiğim 8 milyon $ da cabası. Defans hattına takviye yapacaktım ve Deportivo'da mutsuz olan Ze Castro'yu aldım. Ayrıca AZ Alkmaar'dan Luidiijk'ide rotasyon için kadroma kattım. Kiraly takımdan ayrılınca kaleci sıkıntım oluştu ve onuda başka bir CM efsanesi ile doldurdum. Basel'li Franco Costanzo'yu bedelsiz takıma kattım. Daha önce dediğim gibi kaleci ve defans hattında genç isim pek tercih etmiyorum. Sağ kanat eksikliğimi Al Rayyan'dan ayrılan Amare Diane ile doldurdum ve kendisinden büyük katkı bekliyorum.

Sonrasında bedelsiz oyunculara yöneldim ve transferde bonservis parası vermektense o paraları oyuncu menejerlerine önerdim. Bu sayede Mamadou Diarrayı almayı başardım. Ayrıca Mısırlı Abu Trika'da takıma kazandırıldı. Ayrıca Brezilyalı Carvalho'yuda menejerine 1,5 milyon $ vererek getirdim. Forvete takviye yapacaktım ve bedelsiz olarak Vonlanthn'i aldım. Sol bek mevkiine ise Roberto Carlos'u gözü kapalı aldım. 38 yaşında fakat yüzdeleri hala iyi. En büyük transferimi ise Arsenal'den yaptım. İki ay boyunca uğraştım Rosicky'i almak için. Önce deneme teklif ettim ve 4 haftalığına takıma katıldı. Sonrasında ise menejerine 1,7 milyon $ vererek takıma kattım. Bunları yaparken transfer bütçemi sürekli azalttım ve haftalık maaş bütçesini yükselttim. Bu özellik hem güzel hemde mantıklı olmuş. Transferin son gününde Arjantinli bir defans oyuncusu daha alarak kadromu sağlamlaştırdım. Bonus olarakta çok istediğim Martin Fenin'i yönetim aldı ve beni duygulandırdı. Zamanında alsalrdı Vonlanthen'i almamış olurdum ancak sonuçta bonservis ödemediğim için karlı sayıyorum kendimi. Artık lig başlıyor ve hedefim Avrupa kupalarına katılabilmek.

Çok hareketli bir dönem oldu ve caps almayı unuttum bu anlarda. Takımın oyuncu profili çok değişti ve hazırlık maçlarında iyi skorlar aldım. Bu sebeple takımdan ümitliyim ve gelecek sezon hedefim mutlaka Şampiyonlar Ligi olacak.

Pazar, Kasım 21

Kayserispor 0-0 Galatasaray

Eşekler eşekliğe devam ediyor. Baş eşekte yurt dışından dönmüş. Bu sonuçlara zerre üzüldüğünü düşünmüyorum. Kötü durumdaki holdingi kendini toparladı. Şimdi de stad yapılıyor ve oradaki kiralık alanlara çökecek. Sonrasında görevden ayrılır ve timsah gözyaşı döker. Nasılsa para musluklarını sonuna kadar açtı. Galatasaray önemli mi !!!


Beşiktaş 2:2 Konyaspor


Birkez daha gördüm ki;

Bu takım öyle ya da böyle ilk golü bulduktan sonra bi başka oluyor,

Tabata Gutisiz, Guti Tabatasız oynayınca daha farklı oynuyorlar,

Yenilen goller gol atmaya çalışan herhangibir takımın yiceceği en aciz goller,

Daha önce belirttiğim 5 as (Sivok, Ernst, Guti, Quaresma, Bobo) ilk 11'de olmadığı zaman biz o beğendiğimiz sezon başındaki futbolu göremeyeceğiz...

Peki nolcak;
Schuster maç sonunda gayet açık söylediki " daha mayısa var " peki Schuster mayısa kadar bu gidişatla kalabilir mi? imkansız .... demek ki bi şeylerin değişmesi gerektiğini o da biliyor.
Yanlış olan ne hoca?sistem?oyuncular? bunların sonu gelmez... Ben sonuna kadar istikrardan yanayım. Bişiler yanlış gidiyor bu açık, sanırım bunu düzeltmek için devre arasında Hocanın sistemine uymayan arkadaşlarla bayramlaşıp daha bi sistem oyuncuları bulunarak duruma el konulabilir.

Cuma, Kasım 19

Misimovic Kurtuldu

Oyuncumuz Zvjezdan Misimovic’in kulübümüzün arzuladığı performans taleplerine karşı, tamamen olumsuz davranışlarından; antrenman ve maçlarda sergilediği tavırlar, azimli çalışmaması, konsantrasyon eksikliği, dikkatsizliği ve teknik-taktik disiplinsizliğinden dolayı; A Takım kadrosunun dışında bırakılmasına karar verilmiştir.

Gheorghe Hagi
Teknik Direktör



Misimovic adına çok sevindim. Şu futbol cahili teknik direktörden ve yöneticilerden kendini kurtardı. Tabi birde Servet ve şurekasından. Adam Ayhan, Barış ve Mustafa ile pas alışverişi yapıyordu. Şimdi gider duvarla verkaç yapar ve rahat eder. Devre arasıda Bundesliga'ya geri döner. Skibbe'yede çok yakışır.

Pazartesi, Kasım 15

Mutlu Bayramlar



Eskinin bayramları daha bi özeldi. Çocukları sevindirelim ki bayramınözel bir duygu olduğunu anlayabilsinler. Kapınıza geleni boş çevirmeyin efendim. Yolu buraya düşen herkesin bayramı kutlu olsun. Sevgi ve saygı ile.

Pazar, Kasım 14

Gençlerbirliği 0:2 Beşiktaş

Kötü dönemden çıkmak için alınması gereken bi 3 puandı.

Uzun bi aradan sonra derli toplu, istekli, arzulu bi Beşiktaş izlemek güzeldi...

Bu kötü dönemden çıkmak için 3 puanın önemini tüm futbolculara maç öncesi gerçekleştirdiği toplantıyla (daha önce böyle bir özel görüşme yapmamıştı bi de adama çok rahat diyolar) anlatan Schusterin yaklaşımı önemliydi..

Maçın yıldızı sahada herşeyini vermesi ve Hilberte yaptığı asistle Quaresmaydı...

Hilbert ve Ersanın devamlılığıda dikkat çekiciydi...

Tabata ve (sezon başında okadar kalmasını istediğim ) Holosko iyi değillerdi...

Tabata için yaklaşımım sezon başından beri gayet açık fakat Holosko tam bir hayal kırıklığı, Finkte zaten gözden çıkarılmış durumda (malesef) sanırım devre arası bu 3 arkadaşa baybay diyeceğiz yerlerine alınacak bir sağbek ya da iki ayağınıda kullanabilen bir kanat oyuncusu bizi sevindirecektir. Konya maçıda kolay olmayacak artık kaybedilecek puanımız yok!!!

Milyonluk Eşekler

Her Gördüğün Ata Sakın Deme Binektir.
Sırrını Verme Dostuna Bazıları Gevşektir.
Eşeğe Altın Semerde Vursan
Eşek Yine EŞEKTİR....


10 numara eşekler 10. sıradalar.

Cumartesi, Kasım 13

Hiddink ve Seçimleri

17 Kasım'da Hollanda ile özel maç yapacak olan A-milli takımımızın kadrosu açıklandı. Ülke gündeminde milli takım hep geri planda kalıyor. Sadece maç haftası konuşulur. Şuanda ligde olan dalgalı durum nedeniyle Hiddink'in seçimleri incelenemedi tam olarak. Ancak Salı gecesi konuşulacaktır. Çarşamba günüde olası farklı bir yenilgi ise iki günlüğüne ana gündemi oluşturur. Hiddink tercihlerinde bazı riskleri göze almış. Azerbaycan ve Almanya maçlarındaki rezalet performansdan sonra yeni bir yapılanmaya gideceğinin sinyallerini vermişti.

Milli takımda böyle bir değişim yıllardır beklenen birşeydi. Bunu göze almaya çalışan Şenol Güneş ve Ersun Yanal fazla tutunamadılar ancak Hiddink o konuda daha dik duracaktır. Hollanda maçı için seçilen kadroya saygımız var ancak kaleci konusunda Sinan Bolat'ın hala gözardı edilmesi ve Hasan Kabze'nin adının dahi anılmaması haksızlık. Yine de Hiddink'i aldığı bu cesur karardan dolayı takdir ediyorum. 2012'yi pas geçersek birşeyler kaybederiz fakat atılacak yeni temel önümüzdeki yıllarda bize çok şey kazandıracaktır. Çünkü yeni gelen nesilin büyük çoğunluğu yurt dışı orijinli olacak. Buda daha çok kalite ve disiplin demektir. Kadro şu şekilde :

Kaleci: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Onur Recep Kıvrak (Trabzonspor), Ufuk Ceylan (Galatasaray)

Defans : Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu, Servet Çetin (Galatasaray), Serdar Kesimal (Kayserispor), İbrahim Öztürk (Bursaspor), Ersan Adem Gülüm, İsmail Köybaşı (Beşiktaş), Gökhan Süzen (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)

Orta Saha : Hamit Altıntop (Bayern Münih), Yekta Kurtuluş (Kasımpaşa), Selçuk İnan (Trabzonspor), Yiğit İncedemir (Manisaspor), Orhan Gülle (Gaziantepspor), Nuri Şahin (Borussia Dortmund), Mehmet Ekici (1.FC Nurnberg), İbrahim Akın (İstanbul Büyükşehir Belediyespor), Engin Baytar (Trabzonspor)

Forvet : Batuhan Karadeniz (Eskişehirspor), Burak Yılmaz (Trabzonspor), Umut Bulut (Trabzonspor), Kazım Kazım (Fenerbahçe)

Perşembe, Kasım 11

içim kan ağlıyor...


Kupa mücadelesinden de mağlubiyetle ayrıldık. Vaziyet berbat. Eğer pazar günü Gençlerbirliğini yenemezsek vay halimize...

Biri Şu Köpeği Sustursun

''Ama bu ülkenin Başbakanı, yurt içinde, güya milliyetçi olduğunu iddia eden zevat tarafından 'dili koparılmakla' tehdit ediliyor. Bakıyorsun, bir başkası çıkıyor 'onu koltuğundan indireceğim, meraklanmasın' diyor. Siz nesiniz? Siz siyasi parti misiniz, yoksa kasap mısınız? Siz ne zamandan beri ali kıran baş kesen oldunuz? Demokratik parlamenter sistemde bu makamlara millet getirir, millet götürür. Bunun dışında hiçbir yol, yöntem... Buralara indirme, bindirme harekatı yapamaz. Burası, evet açık söylüyorum, Mavi Marmara'nın uğradığı uluslararası sular değil. Orada onu yapanları biliyoruz, eğer onlarla eş durumdaysanız, eş değerdeyseniz buyurun çıkın ortaya. Bu nasıl bir üslup, bu nasıl bir hazımsızlık, bu nasıl bir öfke... Bütün samimiyetimle soruyorum; MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime, milliyetçi harekete, ülkücülere: Bu ülkenin başbakanını kastederek, 'dilini koparacağız' demek reva mıdır? Haydi biz geçtik. MHP'ye, CHP'ye oy vermiş, gönül vermiş kardeşlerim acaba böyle bir üslubu, böyle bir seviyeyi, söylemeyi fark ediyor mu? Seviye farkını görüyorsunuz değil mi, değerli arkadaşlarım. Eminim ki milletim de bu seviye farkını, üslup farkını, dil farkını çok iyi görüyordur. MHP yönetiminin giderek hırçınlaştığını, giderek siyasi nezaketi kaybettiğini milletimiz ibretle izliyor. MHP yönetimi ciddi bir baraj korkusuna kapılmış durumda. Bu korku ve kaygı çirkin bir üsluba kendilerini sevk ediyor. Bataklığa düşen çırpındıkça kurtulmaz, çırpındıkça batar. Şu anda bunlar budur. AK PARTi ile bu çirkin polemiklerin içerisini girenler, eğer bizi o çirkin polemiklere çekeceklerini zannediyorlarsa... Biz o çirkin polemiklerin içinde yokuz. Olmayacağız. Hiçbir zaman bu seviyesizliğe alet olmayacağız. MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime de söylüyorum: Bu çirkin üsluptan, bu gözü dönmüş yaklaşımlardan rahatsızlık duyduklarını çok iyi biliyorum. İnanıyorum ki onlar da bu konuda gerekli dersi gerekenlere verecektir. MHP'nin milliyetçi muhafazakar kimliğini arka plana iten bu yönetimin sergilediği yaklaşım milletin değerlerinden ciddi bir kopuşu ifade ediyor. MHP yönetimi her geçen gün milletin hissiyatından, milleten nezaketinden, milletin gündemin kopuyor. Milletin hoş görmeyeceği bir üsluba, hırçın bir söyleme sarılıyor. Bu tam anlamıyla bir savrulma durumudur, milletten kopma durumudur. Açık söylüyorum bu seviyesizlik karşısında biz nezaketimizi koruyoruz. Ancak Türk siyasetine yakışmayan bu üslubu da milletimizin takdirine havale ediyorum.''

Partisini grup toplantısında böyle konuştu. Mavi marmara'dakilerle bir tuttu kendini. Yahudi yaptı toptan muhalefeti yetmedi cazgırca laflar attı tuttu. Mhp ile girdiği söz dalaşını ilk başlatan yine oydu ve verilen o dili keseriz yanıtına böyle cevap verdi. Taprığı müdahalerle Chp'yi bu seçimlik ortadan kaldıran sahipleri şimdi diğer bir muhalefet Mhp'ye aynı taktiği uygulamaya çalışıyor fakat Mhp'nin rest çekmesi sonucu şimdilik başarısızlar. Seçime doğru bir kaç belge, video, resim çıkartır taraf gazetesi. Böylece kukla hükümet durmaz yola devam eder. Bu köpeğin sahiplerine sesleniyorum :

Susturun artık şu iti ...

Çarşamba, Kasım 10

1860 Münih Günlerim - 1

Göreve geldiğimde medyanın tahmini 8. Olacağım yönünde oldu. Klüp başkanı ise orta sıralarda bitirmeyi başarı olarak gördüğünü açıkladı. Transfer bütçesinin başlangıçta olmadığı bir takım 1860 Münih. Kadroyu incelediğimde ise şu sonuçları çıkardım :


Kalede Kiraly var ve tecrübesi ile ona güvenecektim. Yedek olarakta gayet iyi özellikleri olan Tschauner var. Kiraly’e Bundesliga’ya çıkana kadar güveneceğim. Sonrasında ise yine tecrübeli bir kaleci ile takviye yapmayı düşünüyorum. Genç kalecileri tercih etmiyorum oyunda.

Defans hattıda umduğumdan iyi çıktı. Özellikle stoperler gayet iyi. Breda ve Ghvinianidze as stoperlerim oldu. Yedekleri Necat ve Buck ise aynı kaliteye sahip. Bundesliga’ya çıktıktan sonra elbette akviye yapılmalı. Sağ bekte Rukavina’yı görmem sevincimi katladı. Yeterli özelliklere sahip. Sol bek olarak elde bulunan Schwarz ise yetersiz. Bu bölgeye takviye yapmalıydım. Ancak transfer bütçesinin olmaması sıkıntıya sokuyor insanı.

Orta sahada ise defansif anlamda sıkıntı yok Umoza ve Sırp Ignjovski takımın üstündeler. Özellikle Umoza genç yaşına rağmen çok başarılı. Rumen Lovrin’de sıkıntısız kullanabilecek bir isim. Kanatlarda ise yetersiz oyuncular bulunuyor. Sadece Savio ilk 11 de forma bulabilecek kaliteye sahip. Fiorentina’dan kiralanan genç Brezilyalıyı kadroda tutmak lazım gelecek sezon için. Bierofka ise onun yedeği olacak. Sağ kanatta büyük bir sıkıntı var. Mevcut isimler yetersiz ve kanat oyuncusunda olması gereken hız ve orta yapma özellikleri çok düşük.
Forvet mevkisi ise sadece Benjamin Lauth’a emanet. Cooper’da onun yedeği konumunda. Diğer kişiler ise satılık listesinde yer buldu.


Bir çok oyuncuyu satılık listesine koydum. Ancak sadece 4 oyuncu satılabildi. Özellikle Tarım Çamdal’ı satmak aklımda yoktu ancak teklif çok iyi olunca tereddüt dahi etmedim. Biancucchi, Moritz ve Stermisko diğer satılan oyuncularım. Toplamda 9 milyon $ elde ettim ancak bunu transfer bütçesine etki 1,7 milyon $ oldu. Bu sebeple bonservisi elinde oyunculara ilgi duymaktan başka çare kalmadı. Ajanların önerdiği Coelho ismini kaçırmadım tabiî ki. Sağ kanata çare olacaktı kendisi. Defansın soluna ise Senagalli Faye iyi bir hamle oldu. Sonrasında ise iki önemli isim daha aldım. Özellikle Gaitan’ı almakta bayağı zorlandım. Orta sahada yaratıcı oyuncu eksikliğini giderecekti. Luccin ise rotasyon için alınan ve tecrübeli bir isim. Transfer sezonunun başında Maresca’ya yaptığım ilk tekliflerde sonuç alamadım. Ancak transferin bitimine doğru yönetim büyük bir jeste imza attı ve Maresca’yla anlaştığını ilan etti. Forvet oyuncu transferinde istediğim isimleri alamadım ve ilk yarı sonuna kadar Lauth’a bel bağladım. Transferin son gününde ise Alan Patrick gibi genç yeteneği kiralayarak Gaitan’ı yedeklemiş oldum.


İki taktik oluşturdum ve bunlardan sürekli kullanacak olduğum 4-1-2-1 şeklinde. Orta saha bolluğu ile bu taktiği kullanmakta sıkıntı çekmiyorum. Defansımı nde kuruyorum, bekler ofansif olarak oynuyor. Orta sahadaki DMC görevini üstlenen isim full defans olarak oynuyor. Sağ iç box to box, sol iç ise iki yönlü oyuncu oynuyor. Hücum kanatları yaratıcılık özellikleri arttırılmış ve atak olarak forma giyiyor. Forvet ise Uç forvet ve herkes onu besliyor.

Diğer taktiğim ise daha kontrollü ve defansif. Bu taktiği Almanya kupasında zor maçlarda kullanacağım. AMC pozisyonunda Gaitan takımın kilit ismi, kısa paslarla ve uzaktan bol şutla oynuyor. Hızlı olmaması dezavantaj. Bu bölgedeki hedef isim Buonanotte ancak şuan onu alabilmek çok zor.


Hazırlık maçlarında Gaitan’ı forma sokmak için AMC li sistemi kullandım ve diğer kanat oyuncularını gördüm. Güçlü takımlara karşı oynamak iyi bir test oldu. Kazan ve Schalke maçlarında gayet iyi oynadım ancak sonuç kötü oldu. Hazırlık döneminde fark yaratan oyuncular Uzoma, Gaitan, Lauth ve Coelho oldu. Faye’den beklemediğim vasat bir performans aldım.


Özellikle Coelho frikiklerde çok etkili, Maresca ise kornerlerden yaptığı asistlerle kalitesini belgeledi. Umoza ise en sevdiğim oyuncum. Genç Nijeryalı uzaktan attığı gollerle mest ediyor. Box to box görevinde ise kusursuz. Şuanda Luccin mutsuz ve devre arasında ayrılabilirz. Hata yaptığım bir transferdi. Ona verdiğim haftalık 8500 $ ile genç bir forvet alabilirdim. Devre arasında diğer satılık isimlerden gelecek 2-3 milyon $ ile nokta transferler yapabilirim. Ancak Lauth’u sezon sonuna kadar direk oynatacağım. 5 golle gol krallığında da iddialı. Şu anda Bordeaux onu izliyor ve ileride fiyatıda artacaktır.

Almanya kupasında Torgelow’u rahat geçtim. Ligin ilk maçında Osnabrück karşısında son dakikalarda attığım golle tek puan aldım. Sonrasında Bocuhum önünde farklı galibiyet rehavet getirmiş olmalı ki Aue ile 2-0 galip durumdayken 2-2 berabere kaldım. Berlin, Duisburg ve Karlsruhe galibiyetleri takıma moral verdi ve taraftarlar bana olan güvenlerini dile getirdiler. Bu dönemde Gaitan’ın ve Coelho’nun sakatlığından az etkilenmemde keyifliydi.

Ligde son maçta alınan Oberhausen mağlubiyeti kötü oldu. Alacağım 3 puan ile ikinciliğimi sağlamlaştırabilirdim. Hertha Berlin ligin favorisi konumunda ve kadroları da çok iyi. Devre arasına bu sırada girersem ve alacağım iyi bir defans ile sürpriz puan kayıpları yaşamayacağımı düşünüyorum. Şimdilik her şey beklediğimin üstünde gidiyor. İlk sezon ligi ilk ikide bitirip direk olarak Bundesliga’ya gitmek istiyorum. Üçüncü Bundesliga’dan 15. İle play-off oynuyor.

Başbuğlar Ölmez

Salı, Kasım 9

FM 2011

Football Manager meraklısına has bir oyundur. Bu seriyi 99/00 Championship Manager (CM) sürümünden beri aralıksız oynuyorum. Sadece 04/05 serisini sevemedim. Oyun yıllar içerisinde bir çok yeniliğe sahne oldu. Ancak en kötü yeniliği 3D maç motoruna geçişidir. Böyle bir yeniliğe gerek yoktu ve hala daha yok. Umarım eskisi gibi 2D o yuvarlak şirinlere geri döner. Halihazırda oyunu bu şekilde bile oynamak mümkün tabi.

FM 2011 elime geçeli birkaç gün oldu. Ufak bir alıştırma turu yaptım ve güzel yenilikler mevcut. Herkesin dilinde olan oyuncuların menejeri en dikkat çekeni. Oyuncuyu ikna etmek kolay fakat menejeri uçuk fiyatlar isteyebiliyor. Birde maaş bütçesini aşmak mümkün değil. Yarım sezon oynadığım Galatasaray’a tek bir transfer yapamama nedenimde bu özellikti. Oyuncu satarak maaş bütçesini arttırabiliyorsunuz.



Daha önce yapmadığım bir şey yapacağım oyunun bu sürümünde. FM forumlarında sıkça gördüğünüz kariyer hikayesini bloga taşıyacağım. Oynadığım sürece buraya aktaracağım. En önemli nokta ise hangi takımla başlayacağım. Büyük bir şehrin üvey evladını alarak şehrin abisinin karşısına çıkarmayı hedefliyorum. Ülke Almanya ve şehir ise Münih olacak. Evet 1860 Münih takımı ile başlıyorum. 2004 senesinden beri ikinci ligde yer alıyor ve Bundesliga’daki tek şampiyonluğu 95/96 sezonunda. Hedef ikinci sezon Bundesliga’da yer almak ve sonrasıda tabi ki şampiyonluk. Almanya ligini daha önce oynamamıştım ve güzel bir deneyim olacak. Takım hakkındaki ilk değerlendirme ve oyun planımı en kısa sürede yazmaya çalışacağım. 1860 Münih’i seçme nedenim Bierofka’dır açık ve net şekilde. 05/06 sürümünde Napoli ile kazandığım lig şampiyonluğunu getiren golün sahibiydi kendisi :)

Oyunu sorunsuz yüklememde büyük yardımı olan Chao Grey'e teşekkürler.


Üç Sene

Evet başlıkta ki yazdığı gibi üç sene gerekli bu çocuğun sahada ayakta duracak fiziki kaliteye gelebilmesi için. Hagi geldiğinden beri son 20 dakikalarda sahaya girdi. Yere düşmekten futbol oynayamıyor çocuk. En ufak bir temasta yerde görüyoruz Emre'yi. Açıkcası bu görüntüyü izlemek istemiyorum. A2 takımı için bile yetersiz şuan için.

Pazartesi, Kasım 8

Beşiktaş 1:1 Kasımpaşa




Hangibirini yazayım bilmiyorum Beşiktaş beni bu gece kederlere saldı... Ancak bu şekilde açıklanabilir durum.
Maç boyunca organize tek bir pozisyonumuz yok, 76.dakikada komik bir gol yeniyor, 85. dakikada balık bir golle eşitlik sağlanıyor, ne oluyorsa artık kaç maçtır aynı senaryo son 5 dakika takım uçuyor karambolden bir gol bulunuyor fakat nedense iptal ediliyor, Son dakikada penaltı kazanılıyor bu takımın penaltıcısı sadece penaltıyı değil yoktan 3 puan fırsatını kaçırıyor.
Penaltı kaçar falan diye geyik yapmıycam sen Beşiktaşta oynuyorsan, bu takımın bir numaralı penaltıcısıysan kaçırmıycaksın birader kim olursan ol atmalısın karşında Van Der Sar ya da Bufon yok ki... her ne kadar kaleci Tolga iyi bir maç çıkarmış olsa da.
İçimi acıtan kaçan penaltı falan değil aslında Kasımpaşadan bizi oynatmamaya yönelik bir futbol bekliyordum, bi cinlik bekliyordum ama ne olursa olsun 10 maçta sadece 2 puan toplamış bi takımıda yeneceğimizi düşünüyordum ki maç boyunca o kadar kötü oynadık ki son 5 dakikada bir iki kıpırdamayla havalara uçtuk. Beşiktaş bu mu olmalı? Kasımpaşa karşısında son 5dakikamı aktif olacak bu takım? Helal olsun size...Aferin...
Rakip 10 maçta 2 puan toplamış eti butu belli oynatmıycaklar işte sen kilidi açıp erken gol bulacaksın sonrası gelir hocam. Kilidi kim açıcak? Guti... ama Guti'nin Gsi bile yoktu.
Hiç olmayacak 2 puan bıraktık bu gece, liderle puan farkı 9 zaman daralıyor, sezonun ilk yarısının son 6 maçı alınmalı ki bizde burdayız diyebilirim. Ama şuan ki görüntü bunu dilekleri havada bırakıyor. Umarım yanılırım.


Pazar, Kasım 7

Karmate- Skan Maskvama



Senin Güzelliğin (Türkçe Çevirisi)

senin kadar güzel, senin bir benzerin
dünyada hiç kimse yok
benim yanımda değilsin ama
uzakta olsan da seninle seviniyorum
benim yanımda değilsin ama
uzakta olsan da seni seviyorum

ou nana, nana, nana,
ou nana nanaia
ne olur uçup gitme
benim küçük bülbülüm
ne olur uçup gitme
benim küçük bülbülüm

yüreğimi yakıp kavurdun
meğer bilmiyormuşsun sevabı günahı
eğer uzaklara gitmeseydin
kendimi sana feda ederdim
eğer uzaklara gitmeseydin
kendimi sana feda ederdim

ou nana, nana, nana,
ou nana nanaia
ne olur uçup gitme
benim küçük bülbülüm
ne olur uçup gitme
benim güzel bülbülüm

senin kadar güzel, senin bir benzerin
dünyada hiç kimse yok
benim yanımda değilsin ama
uzakta olsan da seninle seviniyorum
benim yanımda değilsin ama
uzakta olsan da seni seviyorum

ou nana, nana, nana,
ou nana nanaia
ne olur uçup gitme
benim küçük bülbülüm
ne olur uçup gitme
benim güzel bülbülüm

Trabzonspor 2-0 Galatasaray

Fukaranın düşkünü beyaz giyer kış günü. Foto bunu anlatıyor tamamile. Birde Galatasaray'ın ne hallere düşürüldüğünü. Maçı izlerken her dakika ümidim kırıldı.

Misimovic'in çıkıp Barış'ın girdiği an Hagi'ye dair tüm umutlarım karardı. Bu değişikliği yapabilen bir ismin futboldan anladığına kimse beni ikna edemez. Zaten maç boyu Misimovic'e acıdım. Sol kanada bağlanmış ve tüm hürriyeti kısıtlanmıştı. Şuna eminim ki Hagi Misimovic yerine Mustafa Sarp'ı çıkarsa ve oyuna Kewell'ı sürse skor tam tersi olabilirdi. Ancak bir puana razı olduğunu maç sonundaki demecindede görebiliyoruz. Gerçi tüm bunları yapsa bile Servet gibi bi isminvarlığı skoru heran değiştirebilir. Bu aygırı Galatasaray forması ile görmek midemi bulandırıyor. Trabzonspor'un 7 puan gerisinde olan bir takım böyle mahkum oyunu kabul ediyorsa fazla yazmaya gerek yok. Hagi koltuk derdindedir. Yazık Galatasaray ve Galatasaraylılara.

Kırmızı ve Mavilerin Savaşı

PSG - Marsilya
Kanal A - 22:00



Lazio - Roma

16:00 - Tv8




Liverpool - Chelsea

18:00 - Spormax




Trabzonspor - Galatasaray

19:00 - Lig Tv




Real Madrid - Atletico Madrid

22:00 - Ntv Spor




Cuma, Kasım 5

Haftanın Tatlısı

waffle

Porto 1:1 Beşiktaş



Beşiktaşımızın bugün bu zorlu deplasmandan alacağı puan ya da puanlar muhakhak ki altın değerindeydi ve bugün Beşiktaş bu maçtan altın değerinde 1 puanı cebine koyarak geceyi mutlu kapadı denilebilir.

Bugün Beşiktaşımız maça aslında fena başlamadı. Yalnız maçta yenilen gole sebep olan penaltı pozisyonunda çizgi defansın batırması, batırılan kısmın Hakan tarafından topa çıkayım mı çıkmayım mı derken sıvanması beni ilerleyen dakikaları düşünerek hayli endişelendirdi. Fakat golden sonra kısa sürede toparlanmış olmak güzeldi.
Genel olarak takımın görüntüsü fena değildi fakat Ersan 'ın çizdiği görüntü ve attığı golle biran bizi eski günlerine götüren Nihat'ın dönüşü Beşiktaşımız açısından ümit verici. Nihata ayrı bi parantez açmadan geçemiycem. Ne olursa olsun bizim evladımız, aldığı paralar helali hoş olsun, geçsin kenarda otursun fakat kımıldaması gerektiğini söylemiştik. Umarım bugün Nihat için yeni bir başlangıç olur ve eski Nihatın birazı bile Beşiktaşa çok şey katacaktır.

Kişisel olarak hayatımda keşkelere yer yoktur ama konu Beşiktaş ve bu maç olunca ayrı tabi... Şu maçta en azında oyuna Beşiktaş adına fark katabilecek bi Quaresma olsaydı, Toraman takımın 2. kaptanı olduğunu hatırlayıp daha sakin olsaydı ve biz Porto karşısında sayısal üstünlüğümüzü az daha sürdürebilseydik bu maçtan 3 puan almak zor değildi... neyse...

Bu seneki Beşiktaşın kilit oyuncuları Sivok, Ernst, Guti, Quaresma ve Bobo'durki bu 5 liyi ilk 11 de gördüğümüzde Beşiktaşın kolay kolay bileğinin büküleceğini düşünmüyorum. Sene başındaki Beşiktaşı bu 5 liyle görebilceğimizide biliyorum. Umarım tez vakitte ideal 11 mize kavuşuruz.
Bugün Schuster'in Hakanı kazanmak adına yine bir Porto maçında sahaya sürmesi takdir edilir bi tutum.Yalnız spor medyamız Daum, Rijikaard 'dan sonra yeni bir malzeme peşinde. İlker Yasin'in maç başında ısrarla Schuster üzgün de üzgün diye sızlanması sanırım bundan sebep.

Şimdi bu maç unutulmalı ki yaralı Kasımpaşa maçı hiçte kolay geçmiyecek. Galatasaray derbisine kadar bi seri yakalanmalı ve inşallah bu zorla kazanılan Sivas maçıyla başlamıştır.














Perşembe, Kasım 4

Filippo Inzaghi



37 yaşında gollere devam ediyor.

Türk Futbolu ve Cehalet



Aşağıda birkaç olay anlatacağım ve Türk futbolunun önündeki en büyük engelin Türk toplumunun kendisi olduğunu göreceksiniz.

Kendimden başlayayım:
Çengelköyspor seçmeleri yapılacaktı okulumuzda ve bende seçilmiştim. Sonrasında birkaç eleme daha oldu ve bunlarıda geçerek lisans çıkarma hakkına kavuşmuştum. Hazırlık maçları başlamıştı ve lig yakında başlayacaktı. Ancak hala bir kramponum yoktu. Copa Atlanta o zamanın en ideal modeliydi. Spor ayakkabımla gidip geliyordum idmanlara. Kış mevsimide gelmişti. Çengelköyü bilenler toprak sahayıda çok iyi hatırlar. Şuan otopark olarak kullanılan saha o zamanlar topraktan ibaretti. Zamanla çim dahi ekilmişti. Fakat en kötü koşullarda biz oynadık o sahada. A takım önce antreman yapardı ve sonra sırasıyla diğer takımlar. Bize sıra geldiğinde kenarda buz tutmuş olurduk. Neyse ki saha kenarında bulunan tarihi ev sıcak bir barınak gibiydi. Soyunma odası yerine kullanırdık. Antreman bittiğinde ise çamur içinde kalırdık. Tozluklar ve ayakkabı görünmezdi bile. Böyle bir günde eve dönerken yolda bir komşumuza rastladım ve kadının bana acıyarak bakmasına bayağı sinirlendim. Sanki Dünyanın en alçak işini yapmışım gibi konuşuyordu.Halbuki ben kendimce büyük şeyler yapıyordum. Orta sahada Tugay dahi oluyordum kendimce. Böyle bir kırıklık sonrası çıkan lisans ve gelen kramponun ne önemi kalıyor ki.

Bir başka anıda yine bizim aileden. Mahallede futbol sevgisi oldukça gelişmişti. Hatta bir çok klüpte oynayan isimler mevcut. Fenerbahçe’de bir dönem forma giyen Nejdet abi ise mahallenin gururudur her daim. Dayımda mahallenin Maradonasıydı o günlerde. Gerçekten Allah vergisi bir yeteneğe ve hala sahanın en iyisi olmayı başarıyor. Haliyle Nejdet abimizde biliyordu bu yeteneği. O sıralar Rıza Çalımbay ile sıkı dostlukları vardı. Sıkça görürdük mahallede. Rıza’ya bahsetmişti dayımı. Bir gün denk geldi ve bir maçı izledi. Sonrasında ise fazla geçmeden eve gelmişti. Ancak önünde zorlu bir engel vardı. O engel dedem idi. Rıza Çalımbay ne kadar dil döktüyse ikna edemedi. Çünkü dedem zamanında okula dahi gidememişti ve evladından bu eksikliğini gidermesini istiyordu sürekli. Oğlum okuyacak dedi sadece. Sonunda ise dediği oldu, hala okuyor ve şuan profesörlüğün arifesinde.

Mahallenin bir başka yeteneği ise Fenerbahçe’ye girmişti. Ancak ailesinin baskısı o kadar büyük boyutlardaydı ki bir kez olsun yüzü gülmedi çocuğun. Stres kırığının nasıl oluştuğunu çok iyi gözlemledim o dönemde. Mustafa bir türlü sağlığına kavuşamadı ve yıllarca sakatlıkla uğraştı. Çok büyük bir yetenekti evet ama sahada olmadıktan sonra Fenerbahçe’nin bir işine yaramıyordu. Sonunda klüpten gönderildi ve başka yerlerde şansını denedi. Hatta birkaç kez transfer dahi oldu alt liglere. Şuan ise elinde hiçbir meslek yok ve aylak aylak dolaşmakta.


Türk futbolunun en büyük sorununu örneklerle anlatmak daha gerçekci oldu. Altyapıdaki eğitim kaliteside elbetteki bir sorundur fakat öncelikle çocukları oralara sağlıklı bir biçimde göndermek gerekiyor. Cehalet yaşamın her alanında önümüze çıkıyor.

Çarşamba, Kasım 3

Taksim'in Gelişi, Habur'dan Belliydi





İki resim arasında bir fark var mı ?

İlk fotoğraf gerçekleştiğinde siyasi liderlerin şöyle açıklamaları var dı :

Recep Tayyeap Erdoğan :
“Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü?”

Ahmet TÜRK :
“Bu gelenler teslim olmaya gelmiyor!.. Pişmanlıktan mişmanlıktan faydalanma gibi bir istekleri falan yok. Bunlar temsilci.. Şartları bildirmeye geliyorlar...”

Devlet Bahçeli :
“Dikkat buyurunuz, alkışlarla karşılananlar Mekke-i Mükerreme’den dönen hacı kafilesi değildir. Ya da alın terleriyle ekmeklerini kazanmak için gittikleri yabancı ellerden kesin dönüş yapan gurbetçiler değildir. Milletini yabancı coğrafyalarda şerefle temsil etmiş Mehmetçik birlikleri hiç değildir. Bunlar, elinde bebeklerin, anaların, kadınların, şehitlerin kanı olan, silahlarına masum binlerce vatandaşımızın kanı bulaşmış hain teröristlerdir.

Deniz Baykal :
“Azeri bayraklarını toplatan iktidar, daha dün Türk topraklarında sallandırılan PKK bezlerini görmezden geldi.. Gücünüz PKK’ya yetmiyor da Azerbaycan’a mı yetiyor”

Bir kez daha okuduktan sonra görüyorum ki siyasal erkler her zaman ki gibi popülist davranarak gerçeği manipüle etmişler. Canlı bomba olayından sonraki yorumları ise şu şekilde :

Recep Tayyeap Erdoğan :
“Türkiye'yi karıştırmak, huzuru, istikrarı, güvenlik ortamını bozmak isteyenlere asla ve asla müsamaha gösterilemeyeceğini, bu saldırıların hiçbir şekilde Türkiye'yi birlik, kardeşlik ve kalkınma hedeflerinden alıkoyamayacağını bir kez daha hatırlatıyorum”

Ahmet TÜRK :
"Her barışçıl süreçte bu tür provakatif eylemler yapılıyor. Silahların olduğu bir yerde mantık işlemez, bu nedenle bu tür eylemlerin artık Kürtler tarafındanda Türkler tarafından da mahkum edildiğini biliyoruz. Ama bu çok karışık bir şey, tamamen barışçıl sürecin gelişmesi için çaba sürdürülürken birileri düğmeye basılıyor. Kim tarafından geliştirilmiş olursa olsun provakatif bir eylemdir. Bizde merakla izliyoruz, nedir bu diye bir açıklamada yok"

Kemal Kılıçdaroğlu :
''5'i ağır, 15'i polis, 17'si sivil olmak üzere toplam 32 vatandaşımızın yaralandığı terörist saldırı bir kez daha göstermiştir ki, terörle mücadele zafiyet kabul etmeyen ve kararlılıkla sürdürülmesi gereken bir mücadeledir. Şu da çok iyi bilinmelidir ki, terör bir insanlık suçudur. Terörle, silahla, şiddetle sonuç almak ne mümkündür, ne de kabul edilebilir.

Devlet Bahçeli :
"Taksim'deki canlı bomba ne ise Başbakanın PKK açılımı da aynısıdır. terör örgütünün hedefinin büyükşehirler olduğuna işaret etti. Geçen ay uzatılan tezkereyi de hatırlatan Bahçeli, sınır ötesi operasyon çağrısı yaptı"

Peşlerinde milyonlar olan bu kişilerin hiçbiri dik duramıyor. Biri sağa kıvrılırken diğeri sola yatıyor. Başka birisi ihanetin tam ortasında kalmış ne yönü var ne pusulası. Sonuncusu ise gaflet uykusundan uyanamamış halde ilerliyor.

Bir tek Devlet Bahçeli en başında güzel tespitlerde bulunmuş fakat son açıklaması ile amacının ne olduğunu belli etmiş durumda. Üzüm yemek gibi bi derdi yok amaç bağcıyı dövmek. Teröristlerin baş tacı, şerefsizlerin iktidar olduğu bu ortamda koltuk derdine düşmüş muhalefet olması da ayrı acı. Bu güzel ülkenin güzel insanlarına yazık gerçekten.